Cinsel Suçlarda İspat Rejimi ve Mağdur Beyanının Hukuki Değerlendirme Kriterleri
Cinsel Dokunulmazlığa Karşı SuçlarYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Cinsel Suçlarda İspat Rejimi ve Mağdur Beyanının Hukuki Değerlendirme Kriterleri

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda maddi delil yokluğunda mağdur beyanının sübuta etkisi, Yargıtay ve AİHM kriterleri çerçevesinde titiz bir güvenilirlik testine tabidir. Şüpheyi gideren tutarlılık, husumet denetimi ve tıbbi bulgularla illiyet bağı, ceza yargılamasında mahkumiyet hükmünün temel dayanağını oluşturur.

Cinsel Suçlarda İspatın Hukuki Temeli ve Mağdur Beyanının Delil Niteliği

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, doğası gereği genellikle fail ile mağdur arasında tanık bulunmayan, kapalı ortamlarda ve maddi delil bırakılmadan işlenen fiillerdir. Bu yargılama türünde mağdurun beyanı, davanın temelini oluşturan en önemli delil vasfını taşır. Ancak ceza muhakemesindeki "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi ile mağdurun korunması ihtiyacı arasındaki hassas denge, beyanın mutlak kabulünü değil, belirli parametrelerle denetlenmesini zorunlu kılar.

Mağdurun beyanı, yalnızca bir iddia değil, olayın tek tanığı olması hasebiyle doğrudan bir kanıt aracıdır. Yargıtay içtihatlarında bu durum, beyanın kendi içinde tutarlı olması ve hayatın olağan akışına uygunluğu şartıyla mahkumiyete esas alınabileceği şeklinde formüle edilmiştir. Maddi gerçeğe ulaşma çabasında hakim; beyanı test etmek, sanık savunmasıyla karşılaştırmak ve varsa yan delillerle desteklemekle yükümlüdür.

"...Ceza yargılamasının esas amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu bakımdan hakim davayı muhakeme kuralları gereğince huzurunda görecek, olayı ilk günkü haline götürecek bu konuda yüz yüzelik ilkeleri gereğince sanık ile mağduru dinleyecek ve gözlemleyecek, elde ettiği delillerle vicdani kanaati ile hüküm kuracaktır. Delil tüm davalarda hükme ulaştıracak kurucu unsurdur. Bu bakımdan en hassas suçlar cinsel istismar ve cinsel saldırı suçlarıdır. Bu suçlarda mağdur ile sanık arasında geçen eylem genellikle yapısı gereği tanık olmadan ve bariz delil bırakılmadan işlenen suçlardır. Bu açıdan Yargıtayca davanın temelini oluşturan delillerden en önemlileri mağdur beyanı, doktor raporları, psikolojik inceleme evrakı, sanık ve mağdurun bulundukları çevre, aralarındaki yakınlık ve husumet incelemeleri olarak kabul edilmiştir."

Kaynak: Yargıtay 14. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/892 - Karar No: 2020/123

Belgeyi Gör: 14. Ceza Dairesi 2016/892 E. , 2020/123 K.

Mağdur Beyanının Güvenilirliğini Test Etmede Yargıtay’ın Temel Kriterleri

Yargıtay, tek delilin mağdur beyanı olduğu dosyalarda mahkumiyet hükmü kurulabilmesi için belirli kriterlerin kümülatif veya duruma göre ağırlıklı olarak varlığını arar. Bu kriterler, sübjektif bir anlatımın objektif bir delile dönüşme sürecini denetler. Beyanların aşamalardaki tutarlılığı, sanık ile olan geçmiş ilişkiler ve olayın intikal şekli bu denetimin sacayağını oluşturur.

Ceza yargılamasında tanık ve mağdur beyanlarının değerlendirildiği yargısal ortam.

Anlatımlardaki İstikrar ve İç Tutarlılık

Mağdurun soruşturma aşamasındaki ilk ifadesi ile kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında esasa etkili çelişkilerin bulunmaması gerekir. Cinsel travmanın etkisiyle ikincil detaylarda (saat, kıyafet rengi vb.) yaşanabilecek unutmalar makul karşılanırken, fiilin işleniş biçimi ve failin kimliği gibi temel unsurlarda yaşanan değişimler beyanın güvenilirliğini zedeler.

Husumet ve İftira Olgusunun Denetimi

Mağdurun, sanığa iftira atması için geçerli ve somut bir nedeninin olup olmadığı titizlikle araştırılmalıdır. Fail ile mağdur arasında olaydan önceye dayalı, beyanı şüpheli hale getirecek düzeyde bir husumetin bulunması durumunda, beyan tek başına ispat için yeterli görülmemektedir. Şeref ve onurunu ilgilendiren bir konuda mağdurun durduk yere iftira atması hayatın olağan akışına aykırı kabul edilse de, somut bir menfaat veya intikam duygusunun varlığı bu kabulü tersine çevirebilir.

"Suçun mağduru, suçu işlediği iddia edilen sanığı olaydan önce tanımıyorsa, mağdurun kimliği ve eşgali belirli bir kimseyi cinsel suçun faili olarak gösteren beyanına değer verilmelidir. Fail ile mağdur birbirini tanıyorsa, aralarında olaydan önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Mağdur ile fail arasında önceye dair husumet varsa mağdurun cinsel taciz, cinsel saldırı veya cinsel istismara maruz kaldığına ilişkin beyanı Yargıtay tarafından ispat için yeterli görülmemektedir. Mağdurun doğrudan kendi şeref ve onurunu ilgilendiren bir konuda iftira atması için somut bir olgu tespit edilemememişse, mağdurun beyanına itibar edilmelidir."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/3787 - Karar No: 2023/3418

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2023/3787 E. , 2023/3418 K.

Cinsel Suçlarda Maddi Delil Yetersizliği ve Yan Delillerin Fonksiyonu

Cinsel suçların ispatında tıbbi raporlar, DNA analizleri ve psikolojik inceleme evrakları "yan delil" kategorisinde hayati öneme sahiptir. Fiziksel bir bulgunun yokluğu her zaman suçun işlenmediği anlamına gelmez; zira sarkıntılık düzeyindeki eylemlerde veya vücuda organ sokulsa dahi üzerinden zaman geçmesi sebebiyle bulgu elde edilemeyebilir. Ancak mevcut olan bir tıbbi raporun mağdur beyanıyla açıkça çelişmesi, beraat kararına giden yolu açar.

Cinsel suçların ispatında tıbbi ve hukuki delillerin birleşimini simgeleyen kompozisyon.

Psikolojik bulgular, özellikle çocuk istismarı ve nitelikli saldırı vakalarında ikame edici bir rol oynar. Mağdurda gözlemlenen post-travmatik stres bozukluğu veya ani davranış değişiklikleri, fiilin gerçekleştiğine dair güçlü emareler sunar. Mahkeme, beyanı bu bilimsel verilerle test etmek zorundadır.

Delil Türü İspat Gücü Değerlendirme Kriteri
Mağdur Beyanı Birincil Delil Tutarlılık, Husumet Denetimi, İstikrar
Doktor Raporu Destekleyici/Çürütücü Fiilin zamanı ve şekliyle uyum
Psikolojik İnceleme Emare Travma belirtileri, davranışsal sapmalar
Tanık Anlatımları Dolaylı Delil Olay öncesi ve sonrası gözlemler
HTS Kayıtları Yardımcı Delil Yer ve zaman örtüşmesi

Şikayette Gecikme Olgusunun İspat Gücüne Etkisi ve İstisnai Durumlar

Genel hukuk kuralı olarak suçun işlenmesinden hemen sonra şikayette bulunulması beklenir. Ancak cinsel suçlarda toplumsal baskı, korku, utanç veya fail ile olan yakınlık (akrabalık, hizmet ilişkisi) nedeniyle şikayet süreci uzayabilir. Yargıtay, bu tür vakalarda şikayetteki gecikmeyi tek başına beyanın reddi sebebi saymamakta; gecikmenin makul bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını incelemektedir.

Yabancı bir faile karşı gösterilen kararlılığın, tanıdık bir faile (komşu, öğretmen, akraba) karşı gösterilememesi adli bir gerçekliktir. Bu gibi durumlarda mağdurun üzerinde hissettiği baskı ve çevre faktörü, gecikmeyi hukuken kabul edilebilir kılar.

"Öte yandan tanıdık kişiler (akraba, komşu, öğretmen, iş arkadaşı, amir v.b) tarafından gerçekleştirilen cinsel istismar ve saldırı vakalarında, mağdurların bu kişilerle olan geçmiş ilişkileri, yakınlık düzeyleri, olay öncesi ilişkilenme biçimleri ve daha sonra mağdur ile aynı çevrede kalmaya devam etmeleri sebebiyle ivedi biçimde şikayette bulunmamaları mağdurun aleyhine yorumlanmamalıdır. Çünkü bu kişiler hakkında kanuni müracaatta bulunma konusunda tereddüt yaşadıkları ve yabancı failler konusunda gösterdikleri kararlılıkları kimi zaman gösteremedikleri bilinen bir gerçeklik olarak kabul edilmiştir."

Kaynak: Yargıtay 14. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/892 - Karar No: 2020/123

Belgeyi Gör: 14. Ceza Dairesi 2016/892 E. , 2020/123 K.

"Mağdurun Beyanı Esastır" İlkesinin Ceza Muhakemesindeki Sınırları

Uygulamada sıkça dile getirilen "mağdurun beyanı esastır" mottosu, hukuk tekniği açısından beyanın peşinen doğru kabul edilmesi değil, soruşturmanın bu beyan üzerine ciddiyetle inşa edilmesi anlamına gelir. Ceza muhakemesinin temel direği olan "in dubio pro reo" (şüpheden sanık yararlanır) ilkesi, cinsel suçlarda da geçerliliğini korur. Eğer beyan çelişkiliyse ve başkaca yan delille desteklenmiyorsa, sanığın mahkumiyeti hukuka aykırı olacaktır.

Mahkeme, mağdurun beyanını neden sanık savunmasından üstün tuttuğunu somut verilerle gerekçelendirmelidir. Sadece "mağdurun iftira atması için neden yok" şeklindeki bir gerekçe, Yargıtay tarafından denetime elverişsiz ve yetersiz bulunmaktadır.

"...sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği konusunda hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde kesin olarak belirlenmesi konusunda delillere dayalı tam bir vicdani kanaatin oluşması gerekir. Cinsel suçlarda, eylemin gerçekleştirilmesi konusunda mağdur beyanının tek delil olduğu durumlarda, mağdur beyanına itibar edilip edilmeyeceği konusunda belli kriterler belirli olacaktır. Bu ölçütlere göz atarsak; intikal zamanı ve şekli, mağdur beyanının başka delillerle örtüşmesi veya örtüşmemesi, mağdur beyanının kendi içinde aşamalardaki tutarlılığı veya çelişkisi, mağdur beyanının ayrıntısı, mağdur beyanının hayatın olağan akışına uygun olması vs hususların gözetilmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/13838 - Karar No: 2024/2867

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2023/13838 E. , 2024/2867 K.

Çocukların Cinsel İstismarı Davalarında İspat Standartları ve Adli Görüşme Raporları

Çocuk mağdurların beyanları değerlendirilirken yaş, bilişsel gelişim ve hayal gücü faktörleri ön plana çıkar. Çocukların cinsel terminolojiye hakim olmamaları nedeniyle olayları kendi dilleriyle anlatmaları beklenir. Adli Görüşme Odalarında (AGO) uzman eşliğinde alınan beyanlar ve bu beyanların güvenilirliğine dair düzenlenen uzman raporları, ispat sürecinin kalbidir.

Çocuk mağdurun beyanları arasında zaman içinde ortaya çıkan farklılıklar, travmanın doğası gereği makul karşılanabilir. Ancak beyanın dış dünyadaki gerçeklerle (yer, zaman, imkan) tamamen çelişmesi durumunda mahkumiyet hükmü tartışmalı hale gelir. Karşı oylarda sıklıkla vurgulandığı üzere, çocuğun olaydan yıllar sonra şikayetçi olması ve beyanlarının maddi bulgularla (anal/vajinal raporlar) doğrulanmaması, şüphenin sanık lehine yorumlanmasını gerektirebilir.

Fail ile Mağdur Arasındaki Husumet ve İlişki Geçmişinin İrdelenmesi

Yargılama makamı, taraflar arasındaki ekonomik, sosyal veya duygusal bağları deşifre etmelidir. Özellikle iş ilişkisi veya akrabalık bağının bulunduğu dosyalarda, beyanın altında yatan saik dikkatle incelenir. Örneğin, bir iş yerinde yaşanan anlaşmazlık sonrası ortaya atılan taciz iddiası ile hiçbir tanışıklığı olmayan bir kişinin eşgali üzerinden yapılan teşhisin ispat gücü aynı değildir.

Editörün Notu: Uygulamada, sanık ile mağdur arasında olaydan hemen önce bir tartışma veya hukuki ihtilaf (alacak-verecek meselesi gibi) yaşanıp yaşanmadığı dosyanın seyrini doğrudan etkilemektedir.

"...mağdurun beyanı, cinsel suçların ispatında kilit öneme haiz bir delil ise de tek başına bir husus ispatlamaya yeterli değildir. Mağdurun varlığını iddia ettiği bir vakıanı sanık yokluğunu işlenmediğini iddia ederek nötr hale getirmektedir. Bu hallerde mağdur beyanını doğrulayan ve ispata elverişliliği artıran yan delillere başvurulmalıdır. Eğer elden gelen bütün çaba gösterilmesine rağmen yan delil elde edilememişse bu defa mağdurun beyanı, sağlamlık sınamasına alınmalıdır. Beyan delilinin mantık, tutarlılık, ayrıntılar, husumet, intikal şekli ve zamanı dahil olmak üzere çeşitli kriterlere göre değerlendirilmesi yapılılarak sonuca gidilmelidir."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/3657 - Karar No: 2021/10428

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2021/3657 E. , 2021/10428 K.

Tıbbi Raporların Beyan ile Çelişmesi Durumunda Yargısal Takdir Yetkisi

Hukuk pratiğinde en çok tartışılan konulardan biri, mağdurun "vücuda organ sokulduğunu" beyan etmesine rağmen tıbbi raporun "bakirelik veya anal bulgu yokluğu" yönünde gelmesidir. Yargıtay, bu durumda eylemin nitelikli halden (TCK 102/2 veya 103/2) basit hale (sarkıntılık) dönüşüp dönüşmeyeceğini veya beyanın tamamen mi reddedileceğini tartışır.

Bazı durumlarda tıbbi rapor, mağdurun kronik bir rahatsızlığı (örneğin kronik kabızlık sonucu anal fissür) nedeniyle yanıltıcı olabilir. Bu noktada raporun uzman görüşüyle desteklenmesi ve fiilin mekanizmasıyla uyumu aranır. Maddi bulgu ile beyan arasındaki giderilemez çelişki, genellikle sanık lehine şüphe doğurur.

Nitelikli Cinsel Saldırı ve İstismarda Cebir ve Tehdit Unsurunun İspatı

Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların cebir veya tehditle işlenmesi, cezayı artıran nitelikli bir unsurdur. İspat sürecinde, mağdurun vücudundaki darp-cebir izleri (ekimoz, sıyrık, saç çekme bulgusu) bu unsuru doğrular. Ancak mağdurun direnme gücünün kırıldığı veya tehdit edildiği durumlarda fiziksel iz bulunmayabilir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin bazı kararlarında, mağdurun yardım isteme imkanı varken bu imkanı kullanmaması veya olay sonrası faille normal iletişimini sürdürmesi, cebir ve rıza dışılık iddiasını zayıflatan unsurlar olarak değerlendirilmiştir.

"...Mağdurun olay tarihinde araca zorla bildirildiği iddiası sanıkların birbiri doğrulayan ve tarafsız tanık tarafından doğrulanmamış rızalı olarak araca bindiği anlaşılmıştır. Mağdura sanık ...'ın eylem sırasında saçlarını çektiği ve boğazını sıktığı yönündeki beyanı olaydan hemen sonra alınan genel adli muayene raporunda saçlı derinde ve boğazda hassasiyet ve darp bulgusu saptanmadığının bu beyanı doğrulanmamıştır... mağdurun istikrarlı ve tutarlı beyanının bulunmadığı... suçu kabul etmediği ve sanıkların ikrarının bulunmadığı... yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı..."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/10240 - Karar No: 2025/3084

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2024/10240 E. , 2025/3084 K.

AİHM İçtihatları ve Taraf Devletlerin Cinsel Şiddet Vakalarındaki Pozitif Yükümlülüğü

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), cinsel saldırı davalarında devletlerin etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğüne vurgu yapar. M.C./Bulgaristan kararı gibi temel kararlarında, mağdurun sadece fiziksel direncine odaklanılmamasını, rızanın yokluğunun merkeze alınmasını talep eder. Türk yargı pratiğinde de bu yaklaşım, Anayasa m. 90 gereği dikkate alınmaktadır.

AİHM'e göre, doğrudan kanıtın olmadığı durumlarda makamlar olayları çevreleyen tüm koşulları (contextual evidence) değerlendirmelidir. Bu, mağdurun travma sonrası sergilediği davranışların ve psikolojik raporların ana delil olarak kabul edilmesini gerektirir.

"Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90. maddesi gereğince kararlarına uyulması gereken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin inceleme kriterlerinde ise; mağdur beyanları çok önemli görülmüş, beyanları ana delil olarak kabul etmiş davayı gören mahkemeye ise bunu test etme yükümlülüğü yüklemiştir (P..../Almanya kararı 04.09.2011). Yine, AİHM’nin ‘M.C/...’ davasında belirttiği gibi taraf devletlerin, tecavüzü cezalandırma ve bu vakaları soruşturmak yönünde AİHS’nin 13. maddesi gereğince pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır."

Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2021/170 - Karar No: 2022/338

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2021/170 E. , 2022/338 K.

Hizmet ve Nüfuz İlişkisinin Sağladığı Kolaylıktan Yararlanma: TCK Analizi

Türk Ceza Kanunu m. 102/3-b ve m. 103/3-d, suçun hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesini ağırlaştırıcı neden sayar. Bu durumda ispat, yalnızca cinsel fiilin gerçekleştiğine değil, aynı zamanda taraflar arasındaki asimetrik güç ilişkisine de odaklanmalıdır. İşveren-işçi veya amir-memur arasındaki ilişkide, mağdurun işini kaybetme korkusu veya nüfuzun yarattığı baskı, fiilin ispatını zorlaştırsa da hukuken daha ağır yaptırımı beraberinde getirir.

Uygulamada, failin mağduru iş görüşmesi için evine çağırması veya iş yerinde yalnız kaldıkları anı kollaması, nüfuzun kötüye kullanıldığına dair karine teşkil edebilir.

"...sanığın, gazeteye verdiği 'Ev işlerini yapacak, gerektiğinde ilkokula giden 3 çocuk ile ilgilenecek bayan eleman alınacaktır.' şeklindeki iş ilanına istinaden kendisiyle görüşme yapmak üzere evine gelen katılan ile hizmet sözleşmesi imzalayıp işe alması sonucu oluşan hizmet ilişkisi doğrultusunda mutfakta çalışmaya başlayan katılana karşı hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanarak cinsel saldırı suçunu işlediği nazara alındığında; hakkında tayin edilen temel cezanın 5237 sayılı Kanun'un 102/3-b maddesi uyarınca artırılmaması suretiyle eksik ceza tayini, hukuka aykırı bulunmuştur."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/14098 - Karar No: 2025/399

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2023/14098 E. , 2025/399 K.

Usul Hukuku Açısından Mağdurun Dinlenmesi ve Yüz Yüzelik İlkesi

Ceza muhakemesinde davanın tek delili bir tanık (veya mağdur) beyanı ise, bu kişinin duruşmada mutlaka dinlenmesi asıldır. CMK m. 210/1 uyarınca, tutanakların okunması dinleme yerine geçmez. Mağdurun mahkeme huzurunda dinlenmesi, hakimin gözlem yapmasına ve savunma tarafının soru sorma hakkını kullanmasına imkan tanır.

Çocuk mağdurlar veya suçun etkisiyle psikolojisi bozulan kişiler için bir defaya mahsus dinlenme kuralı (CMK m. 236/2) istisnai bir koruma sağlasa da, maddi gerçeğin aydınlatılması için zorunluluk varsa mağdurun uzman eşliğinde tekrar dinlenmesi veya AGO kayıtlarının izlenmesi gerekebilir.

Uygulama Notu: Mahkemece mağdurun dinlenilmesinden haksız yere vazgeçilmesi, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup bozma nedenidir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Mağdur beyanı ile sanık savunması dışında hiçbir delil yoksa mahkumiyet kararı verilebilir mi?
Evet, ancak bu durum sıkı şartlara bağlıdır. Yargıtay ve AİHM kriterleri uyarınca; mağdurun beyanı aşamalarda tutarlı, samimi, hayatın olağan akışına uygun olmalı ve faille arasında iftira atmayı gerektirecek bir husumet bulunmamalıdır. Mahkeme, beyanı sanık savunmasından neden üstün tuttuğunu bilimsel ve mantıksal verilerle gerekçelendirmek zorundadır.

2. Olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra yapılan şikayetlerde ispat nasıl sağlanır?
Zamanaşımı süresi içinde kalmak kaydıyla geç şikayet tek başına beraat sebebi değildir. Ancak gecikmenin makul bir sebebi (korku, baskı, yaş küçüklüğü, failin yakınlığı) olmalıdır. Bu tür dosyalarda beyanın istikrarı ve mağdurun yaşadığı travmanın psikolojik bulguları (adli tıp raporları) ispatın merkezine yerleşir.

3. Tıbbi raporda cinsel eyleme dair iz bulunmaması beraat gerektirir mi?
Hayır, cinsel suçların her zaman fiziksel iz bırakması beklenemez. Özellikle sarkıntılık boyutunda kalan eylemlerde veya üzerinden zaman geçen vakalarda fiziksel bulgu olmayabilir. Bu durumda beyanların tutarlılığı, tanık anlatımları ve tarafların iletişim kayıtları gibi yan deliller belirleyici olur.

4. Mağdurun şikayetten vazgeçmesi veya ifadesini değiştirmesi durumunda dava düşer mi?
Suçun niteliğine göre değişir. Çocukların cinsel istismarı ve nitelikli cinsel saldırı (vücuda organ sokulması) suçları re'sen takip edilir; mağdurun şikayetten vazgeçmesi davayı düşürmez. Ancak mağdurun "iftira attım" diyerek ifadesini kökten değiştirmesi, suçun sübutu açısından ciddi bir şüphe doğurur ve dosya kapsamına göre beraat kararına yol açabilir.

Kaynakça

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 102, 103.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 210, 217, 236.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E: 2023/3787, K: 2023/3418.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E: 2023/13838, K: 2024/2867.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E: 2021/140, K: 2021/602.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E: 2021/170, K: 2022/338.
  • Yargıtay 14. Ceza Dairesi, E: 2016/892, K: 2020/123.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E: 2024/10240, K: 2025/3084.
  • AİHM - N.Ö. / Türkiye Kararı, No: 24733/15.
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E: 2023/14098, K: 2025/399.

Yasal Uyarı: Bu makale, cinsel suçlarda ispat hukukuna ilişkin genel hukuki bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, hiçbir somut olay için doğrudan hukuki danışmanlık teşkil etmez. Cinsel suçlar gibi hürriyeti bağlayıcı ağır cezaların söz konusu olduğu dosyalarda, hak kayıplarının önlenmesi adına profesyonel bir hukukçudan destek alınması tavsiye edilir. Metinde yer alan vaka analizleri anonimleştirilmiştir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: