Boşanma Sonrası Mal Rejimi Tasfiyesi ve Katılma Alacağı Davalarında Stratejik Usul Rehberi
Mal Rejimi TasfiyesiYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Boşanma Sonrası Mal Rejimi Tasfiyesi ve Katılma Alacağı Davalarında Stratejik Usul Rehberi

Boşanmada mal paylaşımı süreçlerinde edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesi, on yıllık genel zamanaşımı süresi ve mülkiyetin tespiti yerine şahsi alacak hakkı esasına dayanır. Alacak hakkının muacceliyeti boşanma hükmünün kesinleşmesine bağlı olup, tasfiye aşamasında malların karar tarihine en yakın sürüm değerleri dikkate alınmaktadır.

Mal Rejiminin Tasfiyesinde Alacak Hakkının Doğumu ve Muacceliyet Anı

Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak hakkı, kural olarak eşler arasındaki mal rejiminin sona ermesiyle doğar ancak bu hakkın kullanılabilirliği boşanma hükmünün kesinleşmesine bağlıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 225/2 uyarınca, mahkemece boşanmaya karar verilmesi halinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Adliye pratiğinde bu durum, tasfiye davasının boşanma davası ile birlikte açılmasına engel teşkil etmemekle birlikte, tasfiyeye ilişkin hüküm kurulabilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi bir ön şart (bekletici mesele) olarak kabul edilir.

Tasfiye süreci, mülkiyetin tespiti veya aynen taksim davası değil, şahsi nitelikte bir alacak davasıdır. Dolayısıyla davacı taraf, malın yarısının adına tescilini değil, o malın tasfiye tarihindeki değerinin yarısına tekabül eden nakdi bedeli talep eder. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, mal rejimi davaları ancak boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve kesinleşmesinden itibaren görülebilir hale gelir; zira hak, boşanma hükmünün kesinleşmesiyle hukuken tekemmül eder.

"Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarihte sona erdiğine göre kural olarak, açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanıp kesinleşmedikçe, mal rejiminin tasfiyesinin yapılamayacağı kabul edilmektedir. Bu durum karşısında mal rejimi davaları ancak açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve kesinleşmesinden itibaren zamanaşımı süresi içerisinde açılması mümkündür. Yani hak açılan boşanma davasının kabulle sonuçlanması ve kesinleşmesiyle doğar."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1673 - Karar No: 2018/251

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1673 E. , 2018/251 K.

Zamanaşımı Sürelerindeki İçtihat Değişikliği: HGK ve 8. Hukuk Dairesi Yaklaşımı

Mal rejiminin tasfiyesi davalarında uygulanacak zamanaşımı süresi, Türk aile hukuku pratiğinde en çok tartışılan ve içtihat değişikliğine konu olan alanlardan biridir. Geçmişte TMK m. 178 uyarınca bir yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktayken, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (HGK) 17.04.2013 tarihli kararıyla bu yaklaşım terk edilerek 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı kabul edilmiştir.

Editörün Notu: Profesyonel hukukçular için bu süre ayrımı hayati önem taşır. Zira davanın reddi halinde yeniden açılması mümkün olmayan bir hak kaybı doğabilir. Güncel uygulamada, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde tasfiye davası açılabilmektedir. Ancak TBK m. 153/1-3 uyarınca evlilik devam ettiği sürece eşlerin birbirlerinden olan alacakları için zamanaşımı işlemez; süre ancak boşanma kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar.

On Yıllık Genel Zamanaşımı Süresinin Dayanakları

HGK ve Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, mal rejiminin tasfiyesinin boşanmanın doğrudan bir "fer'i" (eki) olmadığını, mülkiyet hukukuna dayanan bağımsız bir alacak hakkı olduğunu savunur. TMK m. 5 yollamasıyla TBK genel hükümlerinin uygulanacağı belirtilerek, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacağın on yıllık zamanaşımına tabi olduğu ilkesi benimsenmiştir.

Doktrindeki Karşı Görüşler ve Geçmiş Uygulama

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin eski tarihli kararlarında yer alan ve bazı üyelerin karşı oy yazılarında halen savunulan görüşe göre, eşlerin yıllar sonra mal rejiminden kaynaklanan taleplerle karşı karşıya gelmesi hukuki güvenlik ilkesini zedeler. Bu görüşe göre, TMK m. 178'deki bir yıllık süre sadece tazminat ve nafakayı değil, boşanmanın sonucuna bağlı tüm mali hakları kapsamalıdır. Ancak mevcut adliye pratiğinde bu azınlık görüşü uygulanmamakta, on yıllık süre esas alınmaktadır.

"4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda mal rejiminin tasfiyesi davaları için herhangi bir zamanaşımı düzenlemesi getirilmemiştir. Bu durumda, aynı kanunun 5. maddesi yollamasıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uygulanmalıdır... TBK'nin 146. maddesine göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Dairemiz uygulamalarında da, mal rejiminin tasfiyesi davalarında on yıllık genel zamanaşımı süresi kabul edilmektedir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/7944 - Karar No: 2018/15672

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2016/7944 E. , 2018/15672 K.

Katılma Alacağı, Değer Artış Payı ve Katkı Payı Arasındaki Teknik Farklar

Mal paylaşımı davalarında talep edilen alacağın hukuki niteliği, ispat yükünü ve hesaplama yöntemini doğrudan etkiler. Uygulamada bu üç kavram sıklıkla birbirine karıştırılsa da, her birinin dayandığı kanun maddesi ve tazminat mantığı farklıdır.

Hukuki mal rejimi tasfiye hesaplama dökümanları ve ofis objeleri.

Alacak Türü Yasal Dayanak İspat Yükü Hesaplama Yöntemi
Katılma Alacağı TMK m. 231, 236 Edinilmiş mal karinesi (TMK m. 222) Artık değerin yarısı (1/2 oranında)
Değer Artış Payı TMK m. 227 Katkı miktarının ispatı Malın tasfiye anındaki değeri üzerinden oranlama
Katkı Payı 743 s. TKM (2002 öncesi) Çalışma ve gelir belgesi Katkı oranının güncel değerle çarpımı

Edinilmiş Mallara Katılma Alacağı (TMK m. 231)

Katılma alacağı, eşin herhangi bir katkıda bulunduğunu ispatlamasına gerek duyulmayan, yasa gereği tanınan bir haktır. 01.01.2002 tarihinden sonra edinilen mallar aksi ispat edilmedikçe edinilmiş mal sayılır. Borçlar çıkarıldıktan sonra kalan "artık değer" üzerinde diğer eşin yarı oranında hakkı bulunur.

Değer Artış Payı Alacağı (TMK m. 227)

Eşlerden biri, diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur. Bu alacak türünde davacı eşin, malın edinilmesine özgülediği "kişisel mal" varlığını (örneğin miras kalan para veya düğün takıları) ispatlaması gerekir.

Boşanma Davasının Kesinleşmesinin Tasfiye Davası İçin Bekletici Mesele Yapılması

Mal rejiminin tasfiyesi davası, boşanma davası ile birlikte veya boşanma davası devam ederken açılabilir. Ancak Aile Mahkemeleri, usul ekonomisi ve hak kaybının önlenmesi amacıyla bu iki dosyayı tefrik ederek (ayırarak) mal rejimi davasını boşanma davasının sonucuna bağlar.

Uygulama Notu: Mal rejimi davası açıldığında, mahkeme genellikle boşanma dosyasının kesinleşip kesinleşmediğini kontrol eder. Eğer boşanma davası henüz derdest ise, mal rejimi davasında "karar verilmesine yer olmadığına" dair bir karar verilmez. Bunun yerine dosya bekletici mesele yapılır. Boşanma reddedilirse, mal rejimi davası da dayanaksız kalacağından reddedilir; boşanma kabul edilip kesinleşirse, tasfiye aşamasına geçilir.

"Somut olayda taraflar arasında devam eden boşanma davası bulunduğu saptanmış olup bu boşanma davasının açılmasıyla davacının mal rejiminden kaynaklanan alacak hakkı doğmuştur. Ancak tasfiyeye karar verilebilmesi için boşanma davasının sonucunun beklenmesi ve... boşanma davasının bekletici mesele yapılarak, boşanma davasının olumlu sonuçlanması halinde toplanacak delillere göre bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru değildir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/13148 - Karar No: 2013/7769

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2012/13148 E. , 2013/7769 K.

Alacaklıların Halefiyet Yoluyla Tasfiye Davası Açma Yetkisi

Hukuk pratiğinde az bilinen ancak icra hukuku ile aile hukukunun kesiştiği kritik bir nokta, eşin alacaklılarının mal rejimi davası açıp açamayacağıdır. Borçlu eşin katılma alacağı hakkı bulunmasına rağmen bu davayı açmaması durumunda, alacaklıları icra müdürlüğünden alacakları yetki belgesi ile borçlu eş yerine diğer eşe karşı dava açabilirler.

İcra İflas Kanunu m. 94/2 ve Yetki Belgesi

Borçlunun henüz açmadığı veya takip etmediği katılma alacağı davası için alacaklı, İcra Müdürlüğü'nden aldığı yetki ile bu hakkı kullanabilir. Ancak bu hak, "doğmayan haktan feragat olmaz" ilkesiyle sınırlıdır. Yani boşanma kararı kesinleşmeden alacaklı bu hakkı kullanamaz. Boşanma kesinleştiği an, borçlu eşin malvarlığına dahil olan bu alacak hakkı, alacaklılar tarafından takip edilebilir hale gelir.

Borçlu Eşin Hakkından Feragat Etmesi

Borçlu eşin, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla katılma alacağı hakkından feragat etmesi durumunda, alacaklıların İİK m. 277 ve devamı maddeleri uyarınca "tasarrufun iptali" davası açma hakları saklıdır. Yargıtay, alacaklıların bu süreçteki haklarını korumak adına borçlu yerine geçerek dava açma imkanını geniş yorumlamaktadır.

"Kural olarak, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra eşlerin birbirlerine karşı katılma alacağı davasını açma imkanları bulunduğuna göre artık bu tarihten sonra borçlu eşin alacaklısının da icra müdürünün vereceği yetki üzerine borçlunun yerine geçerek açıklanan örnekte olduğu gibi diğer eşe karşı katılma alacağı davasını açmalıdır... Hal böyle iken, doğmayan haktan feragat olmaz ilkesinin göz ardı edilmesi düşünülemez."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/9389 - Karar No: 2014/4769

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2013/9389 E. , 2014/4769 K.

Anlaşmalı Boşanma Protokollerinde "Mal Talebim Yoktur" İfadesinin Hukuki Kapsamı

Anlaşmalı boşanma protokollerinde yer alan "tarafların birbirlerinden mal rejiminden kaynaklı alacak talebi yoktur" şeklindeki ifadelerin geçerliliği, bu ifadenin kapsamına göre değişmektedir. Yargıtay, "tazminat ve nafaka talebim yoktur" ifadesinin mal rejimini kapsamadığını, ancak "mal rejimi tasfiyesinden kaynaklı haklarımdan feragat ediyorum" veya "mal talebim yoktur" ifadesinin tasfiyeyi sonlandırdığını kabul etmektedir.

Mahkeme İçi İkrar ve Kapsam Tartışması

Boşanma davası sırasında hakim huzurunda verilen "mal talebim yoktur" beyanı, mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve kesin delil teşkil eder. Burada kastedilen "mal" kavramı, mülkiyete konu olan taşınır ve taşınmazların yanı sıra bunlardan doğan alacak haklarını da kapsar. Ancak protokolde sadece "boşanmanın mali sonuçları" (tazminat, nafaka) üzerinde anlaşıldığı belirtilmişse, mal rejimi davası sonradan açılabilir.

Doğmayan Haktan Feragat Yasağı

Hukukun genel ilkesi uyarınca, henüz doğmamış bir haktan feragat edilemez. Ancak boşanma davası açıldığı an mal rejimi sona erdiği için, davanın devamı sırasında veya protokol aşamasında yapılan feragatler geçerli kabul edilir. Burada kritik nokta, feragatin hangi hakları kapsadığının açıkça belirtilmesidir.

"Boşanma dosyasında... davacı, 'davalıdan mal talepleri' olmadığını belirtmişler ve tutanağa geçen beyanlarını imzalamışlar... somut olayda, boşanma dosyası içeriğindeki beyanlarla tarafların aralarındaki mal rejimini tasfiye ettikleri kabul edilemez... Boşanmanın mali sonuçları üzerindeki 4721 sayılı TMK'nun 174. maddesinde düzenlenen boşanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat... bu kapsam içindedir ancak mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katkı payı, değer artış payı ve katılma alacağına konu... taşınmaz bu kapsam içinde değildir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/5043 - Karar No: 2013/18125

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2013/5043 E. , 2013/18125 K.

Tasfiyede Malın Değerleme Anı: Sürüm Değeri ve Karar Tarihi Esası

Tasfiye alacağının miktarını belirleyen en önemli faktör, malın hangi tarihteki değerinin esas alınacağıdır. TMK m. 235/1 uyarınca, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleri ile hesaba katılırlar. Yargıtay içtihatlarında "tasfiye anı", mahkemenin karar vereceği tarihe en yakın zaman dilimi olarak tanımlanır.

Taşınmaz sürüm değeri analizi ve hukuki dökümanlar.

Karar Tarihine En Yakın Değerin Belirlenmesi

Bilirkişi incelemesi sırasında taşınmazın veya aracın değeri, davanın açıldığı tarihteki değeri üzerinden değil, yargılamanın son aşamasındaki (karar tarihine en yakın) piyasa rayiç değeri üzerinden hesaplanır. Bu durum, enflasyonist ortamlarda alacaklı eşin hak kaybına uğramasını önleyen en önemli mekanizmadır.

Borçların Mahsubu ve Net Değer

Tasfiyeye konu malın üzerinde kredi borcu veya başka bir yükümlülük varsa, bu borçlar malın güncel değerinden düşülür. Kalan miktar "artık değer" olarak kabul edilir. Eğer malın edinilmesinde kullanılan kredi ödemeleri boşanma davasından sonra da devam etmişse, bu ödemeler kişisel mal sayılır ve tasfiye hesabından tenzil edilir.

"Yani katılma alacağına konu malların değerleri karar tarihine yakın bir tarihteki gerçek sürüm değerlerinin belirlenmesi ve buna göre hesabının yapılması gerekmektedir. Şu durum karşısında mal rejiminin sona erdiği tarih boşanma dava tarihi olup, tasfiye anı ise, mal rejimiyle ilgili kararın verildiği tarih olmaktadır."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1673 - Karar No: 2018/251

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1673 E. , 2018/251 K.

Üçüncü Kişilere Yapılan Devirlerin Tasfiyeye Etkisi ve Eklenecek Değerler

Eşlerin tasfiye alacağını azaltmak amacıyla mal kaçırması, aile hukuku yargılamasında en sık karşılaşılan direnç noktalarından biridir. TMK m. 229, bu tür kötüniyetli devirlere karşı "eklenecek değerler" kurumunu düzenlemiştir.

Katılma Alacağını Azaltma Kastı ile Yapılan Devirler

Eşlerden birinin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar veya mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, tasfiye sırasında sanki o mal halen eşin elindeymiş gibi hesaba katılır. Bu devirlerin yapıldığı tarih, değerleme açısından önemlidir; taşınmazın devir tarihindeki sürüm değeri esas alınarak tasfiye hesabına dahil edilir.

Eksik Katılma Alacağı Davası (TMK m. 241)

Borçlu eşin malvarlığı veya terekesi, hesaplanan katılma alacağını karşılamaya yetmezse, alacaklı eş bu farkı malı devralan üçüncü kişiden talep edebilir. Ancak bu davanın açılabilmesi için öncelikle borçlu eşe karşı davanın sonuçlanması ve tahsilatın yapılamadığının aciz vesikası veya benzeri yollarla tespiti gerekir. Üçüncü kişiye karşı açılacak dava, hakkın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her halükarda mal rejiminin sona ermesinden itibaren beş yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

"TMK'nun 229/2. maddesi uyarınca, bir eşin mal rejiminin devamı süresince diğer eşin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirlerin, edinilmiş mallara değer olarak ekleneceği hükme bağlanmış olup, davacının hakkı bakımından malların elden çıkarılmış bulunması alacak talebini ortadan kaldırmaz... taşınmazın devir tarihindeki sürüm değerinin uzman bilirkişi tarafından TMK'nun 232. maddesi uyarınca saptanması... gerekmektedir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/10894 - Karar No: 2013/6147

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2012/10894 E. , 2013/6147 K.

Ziynet Eşyaları ve Çeyiz Alacaklarında Görevli Mahkeme ve İspat Kriterleri

Ziynet eşyaları (altınlar) ve çeyiz alacakları, teknik olarak mal rejiminin tasfiyesi davasının değil, aynen iade veya bedel tahsili (tazminat) davasının konusudur. Bu ayrım, zamanaşımı ve ispat kuralları bakımından kritiktir.

Ziynetlerde On Yıllık Zamanaşımı ve İspat Yükü

Ziynet eşyaları kural olarak kadına aittir. Davacı, bu eşyaların kendisinden zorla alındığını veya evlilik birliğinin giderleri için bozdurulduğunu ispatlamalıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin yerleşik görüşüne göre, ziynet eşyalarının iadesi talebi bir istihkak davası niteliğindedir. Eşyalar aynen mevcutsa zamanaşımı işlemez; ancak bozdurulmuş ve bedeli isteniyorsa on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.

Görevli Mahkeme: Aile Mahkemesi ve Genel Mahkemeler

Eşler arasındaki her türlü mal varlığı uyuşmazlığı Aile Mahkemesi'nin görev alanındadır (4787 sayılı Kanun m. 4). Ancak ziynet alacağı davası boşanma ile birlikte açılmışsa, boşanmanın kesinleşmesi beklenmeden bu alacak yönünden karar verilebilir; zira ziynet alacağı mal rejiminin tasfiyesi gibi boşanmanın kesinleşmesine bağlı bir hak değildir.

"Dava konusu eşyaların mevcut olduğu tespit edilmiş ise uyuşmazlık mülkiyet hakkına dayandığından olayda zamanaşımı söz konusu olamaz. Dava konusu eşyaların var olduğu tespit edilemez ise istem tazminata ilişkin olduğundan Borçlar Kanununun 125. maddelerinde belirlenen on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması... gerekir."

Kaynak: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/4016 - Karar No: 2012/7682

Belgeyi Gör: 6. Hukuk Dairesi 2012/4016 E. , 2012/7682 K.

Mal Rejiminin Tasfiyesinde İhtiyati Tedbir Stratejileri ve Geçici Önlemler

Tasfiye davası açıldığında, davanın sonunda elde edilecek alacak hakkının teminat altına alınması için taşınmazlar veya araçlar üzerine ihtiyati tedbir konulması hayati önem taşır. TMK m. 169, hakime davanın devamı süresince eşlerin mallarının yönetimine ilişkin gerekli önlemleri re'sen alma yetkisi vermektedir.

Tedbirin Niteliği: Tasfiye Alacağına Yönelik Şerh

Mal rejimi davasında kural olarak mülkiyetin nakli istenemeyeceği için, taşınmazın devrinin tamamen yasaklanması yerine, davacının "muhtemel katılma alacağına binaen" taşınmazın üzerine üçüncü kişilere devir halinde alacak hakkının saklı tutulacağına dair şerh düşülmesi veya devrin engellenmesi talep edilir. Uygulamada mahkemeler, yaklaşık ispat kuralı çerçevesinde, dava konusu malın değerinin yarısı veya belli bir yüzdesi oranında teminat karşılığında tedbir kararı vermektedir.

Tapu Kayıtlarına Şerh Verilmesi ve İspat Koşulu

Tedbir talebinde bulunan eş, malın edinilmiş mal olduğunu ve tasfiye sonucunda alacak hakkı doğacağını yaklaşık olarak ispat etmelidir. Tapu kayıtlarının sunulması ve evlilik tarihlerinin belgelenmesi genellikle "yaklaşık ispat" için yeterli görülmektedir.

"Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır."

Kaynak: 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu - Madde 169

Belgeyi Gör: TÜRK MEDENİ KANUNU

Yabancı Mahkeme Kararlarının Tenfizinde Mal Rejimi Tasfiyesi ve Kusur İlişkisi

Yabancı mahkemelerden alınan boşanma kararları Türkiye'de tanınmadığı veya tenfiz edilmediği sürece, Türk hukuku açısından mal rejimi sona ermiş sayılmaz. Tenfiz davası kesinleştiğinde, mal rejimi yabancı mahkemedeki boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olmak üzere sona erer.

Tenfiz Sonrası Alacak Hakkı ve Süreler

Yabancı mahkeme kararının Türkiye'de tenfizine ilişkin hüküm kesinleştiği andan itibaren, eşlerin Türkiye'deki malları için tasfiye davası açma hakkı doğar. Bu durumda da on yıllık zamanaşımı süresi tenfiz kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Kusur İlkesinin Tazminat ve Tasfiyeye Etkisi

Katılma alacağı davasında kusur ilkesi kural olarak alacak hakkını ortadan kaldırmaz. Ancak zina veya hayata kast nedeniyle boşanma gerçekleşmişse (TMK m. 236/2), hakim kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının hakkaniyete göre azaltılmasına veya tamamen kaldırılmasına karar verebilir. Yabancı mahkeme kararlarında kusur tespiti yapılmamışsa, Türk mahkemesinin tenfiz sonrası açılan tazminat davalarında kusur incelemesi yapma yetkisi sınırlıdır.

"Boşanma kararı yabancı mahkemece verilmiş, bu karar Türkiye'de tanınmış, tanımaya ilişkin karar 25.10.2010 tarihinde kesinleşmiş, eldeki dava ise 14.12.2010 tarihinde açılmıştır. Tanınmakla, yabancı mahkeme kararının kesinleştiği andan geçerli olmak üzere hüküm ve sonuç doğurmuştur... Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusursuz veya az kusurlu olmanın yanında... kişilik haklarını zedelemiş olması da zorunludur."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/18169 - Karar No: 2014/2934

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2013/18169 E. , 2014/2934 K.

Tasfiye Sürecinde Adliye Pratiği ve Kalem İşlemleri

Davanın teknik yürütümü, sadece dilekçeler aşamasından ibaret değildir. Adliye pratiğinde kalem işlemleri ve müzekkerelerin takibi davanın hızını doğrudan etkiler.

  1. Müzekkere Safhası: Tapu müdürlüklerine, trafik tescil şubelerine ve bankalara yazılan müzekkerelerin takibi şarttır. Özellikle banka hesap hareketlerinin (ekstrelerin) geriye dönük celbi, paranın kaynağının tespiti için zorunludur.
  2. Bilirkişi Seçimi: Mal rejimi hesaplamaları kompleks matematiksel formüllere dayandığından, dosyanın mutlaka hesap uzmanı bir hukukçu bilirkişiye ve gayrimenkul değerleme uzmanına birlikte gönderilmesi talep edilmelidir.
  3. Islah ve Faiz: Belirsiz alacak davası olarak açılan tasfiye davalarında, bilirkişi raporu geldikten sonra alacak miktarı ıslah edilmelidir. Katılma alacağına karar tarihinden itibaren, değer artış payına ise dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yargısal bir zorunluluktur.

Sıkça Sorulan Sorular

Boşanma davası kesinleşmeden mal paylaşımı davası sonuçlanabilir mi?

Hayır. Mal rejiminin tasfiyesi için boşanma kararının kesinleşmesi bir dava şartı veya en azından bekletici meseledir. Mahkeme yargılamayı sürdürse dahi, boşanma hükmü kesinleşmeden nihai kararı veremez.

Eşimin borçları nedeniyle bana ait edinilmiş mallara haciz gelebilir mi?

Mal rejimi tasfiye edilmediği sürece her eş kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur. Diğer eşin adına kayıtlı olan mallar, borçlu olmayan eşin kişisel veya edinilmiş malı olması fark etmeksizin, borçlu olmayan eş adına kayıtlı olduğu sürece doğrudan haczedilemez. Ancak tasfiye sonrası doğacak "alacak hakkı" üzerine haciz konulması mümkündür.

Evlenmeden önce aldığım evin kredisini evliyken ödemeye devam edersek paylaşım nasıl olur?

Evlenmeden önce alınan ev "kişisel mal" sayılır ve mülkiyeti paylaşılmaz. Ancak evlilik birliği içinde (01.01.2002 sonrası) ödenen kredi taksitleri "edinilmiş mal" kaynaklı kabul edilir. Tasfiye sırasında, evlilikte ödenen toplam kredi miktarının evin toplam maliyetine oranı bulunur ve bu oran üzerinden diğer eşe bir katılma alacağı ödenir.

Miras kalan parayla alınan malın paylaşımı nasıl yapılır?

Miras yoluyla gelen varlıklar TMK m. 220 uyarınca "kişisel mal"dır. Eğer bir taşınmaz tamamen miras kalan parayla alınmışsa paylaşılmaz. Ancak miras parası peşinat olarak kullanılmış ve geri kalanı evlilikteki kazançlarla ödenmişse, malın miras parasına tekabül eden kısmı kişisel mal olarak ayrılır, geri kalan değer artışı üzerinden paylaşım yapılır.

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
  • 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
  • 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2017/1673, Karar No: 2018/251
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/7944, Karar No: 2018/15672
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas No: 2013/9389, Karar No: 2014/4769
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas No: 2013/5043, Karar No: 2013/18125
  • Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, Esas No: 2012/4016, Karar No: 2012/7682
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2013/18169, Karar No: 2014/2934

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her somut olayın kendine özgü usul ve esas özellikleri bulunduğundan, hak kaybına uğramamak adına profesyonel bir avukattan hukuki danışmanlık alınması önemle tavsiye edilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Aile Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: