AİHM Yargılama Pratiğinde Kurumsal Yapı ve Bağımsızlık Kriterleri: Usul ve Esas Analizi
AİHM BaşvurularıYazar: EmsalDava Editör Ekibi

AİHM Yargılama Pratiğinde Kurumsal Yapı ve Bağımsızlık Kriterleri: Usul ve Esas Analizi

AİHM'in kurumsal yapısı, yargıç bağımsızlığı ve AİHS yargılama usullerini profesyonel perspektifle inceleyin. Kabul edilebilirlik ve bağımsızlık kriterleri anal

AİHM’in Hukuki Niteliği ve İnceleme Yetkisinin Sınırları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ulusal yargı mercilerinin yerine geçerek vakıaları yeniden değerlendiren veya hukuk kurallarını maddi olay bağlamında yorumlayan bir üst temyiz mahkemesi değildir. Mahkemenin asli fonksiyonu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve ek protokolleri ile güvence altına alınan hakların ihlal edilip edilmediğini, sözleşmeci devletlerin kamu gücü tasarrufları üzerinden denetlemektir. Bu denetim, ulusal mahkemelerin takdir yetkisini tamamen ortadan kaldırmamakla birlikte, bu yetkinin Sözleşme sınırları içinde kalıp kalmadığını kontrol eder.

Danıştay içtihatlarında istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere, AİHM’in inceleme alanı sınırlıdır:

"AİHM, temyiz mahkemesi olmadığı için hukuk kurallarının maddî olay bağlamındaki yorumuyla kural olarak ilgilenmemektedir. Buna karşılık AİHM, iç hukukta idarî işlem ya da eylem veya mahkeme kararı olarak somutlaşan kamu gücü tasarruflarının Sözleşme veya eki protokollere uygunluğunu denetlemektedir. AİHM, kendisine yapılan başvuruları öncelikle kabul edilebilirlik açısından değerlendirdikten sonra, kabul edilebilir bulduğu başvurularda, tarafları dostane çözüm konusunda uzlaştırmaya çalışır."

Kaynak: Danıştay 13. Daire Başkanlığı - Esas No: 2020/419 - Karar No: 2022/1506

Belgeyi Gör: Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2020/419 E. , 2022/1506 K.

Adliye pratiğinde bu durum, AİHM’e yapılacak başvuruların "yerindelik denetimi" talebi içermemesi gerektiğini, aksine usul güvencelerinin veya maddi hakların (örneğin mülkiyet hakkı, adil yargılanma hakkı) nasıl zedelendiğine odaklanılması zorunluluğunu ortaya koyar.

İkincillik İlkesi ve Ulusal Makamların Sorumluluğu

AİHS sistemi, ikincillik (subsidiarity) ilkesi üzerine kuruludur. Bu ilke gereği, Sözleşme ile tanınan hakların korunması ve ihlallerin giderilmesi öncelikle ulusal makamların görevidir. AİHM, ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra ve ulusal düzeyde bir çözüm sağlanamadığı durumlarda devreye girer.

Dördüncü Derece Yargılama Yasağı

Mahkeme, ulusal mahkemelerin maddi vakıa tespitlerine veya kanun yorumlarına, bariz bir keyfilik veya hakkın özünü zedeleyen bir usul hatası bulunmadıkça müdahale etmez. Bu sınır, başvuruların hazırlık aşamasında avukatların hukuki argümantasyonlarını "Sözleşme ihlali" odaklı kurmalarını gerektiren en temel usul kuralıdır.

AİHS'in Dinamik Yorum İlkesi ve Yaşayan Enstrüman Doktrini

AİHM, Sözleşme metnini 1950’li yılların koşullarına göre değil, güncel toplumsal ve hukuki gelişmeler ışığında yorumlamaktadır. "Living Instrument" (Yaşayan Enstrüman) olarak adlandırılan bu yaklaşım, Mahkeme’nin zaman zaman kendi geçmiş içtihatlarından sapmasına da olanak tanır. Bu durum, hukuki öngörülebilirlik ile toplumsal ihtiyaçlar arasındaki hassas dengenin bir sonucudur.

Mahkeme, dinamik yorum ilkesini şu şekilde temellendirmektedir:

"AİHS’yi yorumlamakla sorumlu olan AİHM (AİHS’nin 32. maddesi), 'dinamik ve gelişimsel bir yaklaşımı koruyamamasının yenilik ve gelişme açısından engel riski oluşturacağını' değerlendirerek yine de bu sapmayı gerçekleştirmiştir. Bu, esas itibariyle ilke olarak geçmiş uygulamalarına sadık kalmakla beraber zaman zaman büyük bir ihtiyatla daha önceki içtihadından saparak yeni içtihat oluşturan AİHM’nin uygulamasıyla tamamen tutarlıdır."

Kaynak: AİHM - Demir ve Baykara - Türkiye Davası - Dosya No: 34503/97

Belgeyi Gör: AİHM - DEMİR VE BAYKARA - TÜRKİYE DAVASİ, Dosya No : 34503/97, Tarih : 2008-11-12

Uygulama Notu: AİHM içtihadının statik olmadığı unutulmamalıdır. Özellikle teknolojik gelişmeler, çevre hakları veya değişen aile yapısı gibi konularda başvurucular, Mahkeme'nin mevcut içtihatlarını genişletmesini talep eden argümanlar geliştirebilirler. Bu noktada, Avrupa Konseyi üye devletleri arasındaki hukuki konsensüsün varlığı en güçlü delil niteliğindedir.

Yargıçların Bağımsızlığı: "Bağımsızlık Görünümü" Doktrini

AİHM içtihadına göre bir yargı organının bağımsızlığı, sadece yargıçların sübjektif tarafsızlığı ile değil, aynı zamanda dışarıdan bakıldığında verilen "güven verici görüntü" ile ölçülür. Bu durum, tarafsızlığın yalnızca gerçekleşmesini değil, aynı zamanda tarafsızlığın taraflar ve kamuoyu nezdinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde tezahür etmesini de kapsar.

Anayasa Mahkemesi de AİHM kararlarına atıfla bu ilkeyi şu şekilde somutlaştırmıştır:

"AİHM’in ifadesiyle tarafsız olması yetmez, tarafsız olduğunu da göstermelidir. Taraflar ya da kamuoyu nezdinde bir otoritenin tarafsız ya da bağımsız davranmayabileceği yönünde bir görüntü oluşturulması da tarafsızlık, bağımsızlık gereğinin ihlalini oluşturur. Yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceler sunması gerekir."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararı - E. 2019/14 - K. 2019/16

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2019/14, K. 2019/16

Kurumsal Bağımsızlığın Unsurları

AİHM bir organın bağımsızlığını değerlendirirken şu dört ana kritere odaklanır: 1. Üyelerin atanma yöntemi. 2. Görev sürelerinin uzunluğu ve sabitliği. 3. Dış baskılara karşı koruyucu mekanizmaların varlığı. 4. Organın bağımsızlık görünümü sergileyip sergilemediği.

Yürütme Erki ile İlişki ve Mesafe

Yargıçların veya mahkeme üyelerinin yürütme organı tarafından seçilmesi, tek başına bağımsızlığı zedelemez. Ancak seçim sonrası süreçte yürütmenin görevden alma, tayin veya disiplin yoluyla yargıç üzerinde baskı kurma imkânının bulunması, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında ihlal potansiyeli taşır.

Yargıçların Atanma Usulü ve Görev Süresi Güvencesi

AİHM yargıçları, her bir taraf devlet tarafından sunulan üç kişilik aday listesi üzerinden Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) tarafından seçilir. Yargıçların görev süresi 9 yıldır ve bu süre sona erdiğinde yeniden seçilmeleri mümkün değildir. Bu yapı, yargıcın görev süresinin sonunda yeniden seçilme kaygısıyla popülist veya siyasi etkilere açık kararlar vermesini engellemeyi amaçlar.

AİHM yargıçlarının görev süresi ve bağımsızlık güvencelerini temsil eden metaforik görsel.

Bağımsızlık analizinde görev süresinin önemi AİHM kararlarında vurgulanmaktadır:

"AİHM, hâkimlerin görev süresinin, bağımsızlığın sağlanabilmesi bakımından belirleyici olan hususlardan biri olduğuna işaret etmektedir. Zira AİHM, bir organın, özellikle yürütmeden ve davanın taraflarından 'bağımsız' olup olmadığını belirlerken üyelerinin atanma tarzına ve görev sürelerine, dışarıdan gelebilecek baskılara karşı güvencelerin varlığına ve bu organın bağımsız olduğu görüntüsü verip vermediğine bakmak zorundadır."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararı - E. 2016/144 - K. 2020/75

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2016/144, K. 2020/75

Mahkeme Türü Üye Seçim Makamı Görev Süresi Yeniden Seçilme
AİHM AKPM (3 Aday Arasından) 9 Yıl Hayır
Anayasa Mahkemesi CB ve TBMM 12 Yıl Hayır
Yargıtay (Başkan) Yargıtay Büyük Genel Kurulu 4 Yıl Evet
Danıştay (Başkan) Danıştay Genel Kurulu 4 Yıl Evet

Hâkimlik Teminatı ve Azledilemezlik İlkesi

Hâkimlerin görev süreleri dolmadan, yasal bir zorunluluk (emeklilik yaşı, ağır hastalık veya mesleki bağdaşmazlık) olmaksızın görevden alınmaları, yargı bağımsızlığının en ağır ihlallerinden biri olarak kabul edilir. AİHM, yargıçların azledilemezliğini Sözleşme'nin 6. maddesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür.

Bu husus Baka/Macaristan davasında net bir şekilde ifade edilmiştir:

"Hâkimler ister atanmış ister seçilmiş olsunlar, zorunlu emeklilik yaşına kadar veya süreli bir görevleri varsa sürelerinin dolmasına kadar görev yapmaları güvence altına alınır. ... Hâkimler sadece görevlerini yapamayacak duruma gelmeleri veya görevleriyle bağdaşmayacak davranışlarda bulunmaları sebebiyle görevlerinden alınabilir veya görevlerine son verilebilir."

Kaynak: AİHM - Baka / Macaristan Davası - Dosya No: 20261/12

Belgeyi Gör: AİHM - BAKA / MACARİSTAN DAVASI, Dosya No : 20261/12, Tarih : 2023-01-01

Editörün Notu: Türkiye’deki yüksek yargı düzenlemelerinde, kanunla yüksek mahkeme üyelerinin görev sürelerinin kısaltılması veya statülerinin değiştirilmesi girişimleri, AYM tarafından yukarıdaki AİHM ilkeleri ışığında "hukuki güvenlik" ve "hâkimlik teminatı" gerekçeleriyle iptal edilmiştir. Bu durum, AİHM içtihadının Türk Anayasa yargısı üzerindeki doğrudan etkisini göstermektedir.

Sözleşme'nin 6. Maddesi: "Yasayla Kurulmuş Mahkeme" Kriteri

Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan "yasayla kurulmuş mahkeme" kriteri, mahkemenin hem kuruluşunun hem de yetkilerinin yasama organı tarafından kabul edilen bir kanuna dayanmasını gerektirir. Bu ilke, yürütmenin mahkemelerin yapısı ve işleyişi üzerinde keyfi müdahalelerde bulunmasını engeller.

Yasayla kurulmuş mahkeme kriterini ve yargı bağımsızlığını vurgulayan adliye mimarisi.

AİHM, mahkemenin bağımsızlığını saptarken bu kriteri şu faktörlerle birlikte değerlendirir:

"Kanunla kurulmuş bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde; üyelerinin atanma şekli ve onların görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemelerin bağımsız olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararı - İkinci Bölüm - B. No: 2013/1313

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM

Pratik uygulamada, mahkeme üyelerinin görev sürelerinin aşırı kısa olması (örneğin 1 yıl) veya yürütme tarafından her an görevden alınma korkusu yaşayacakları bir statüde bulunmaları, "yasayla kurulmuş bağımsız mahkeme" sıfatını zedeleyebilir. Ancak, somut olayın olağanüstü niteliği (örneğin geçici inceleme kurulları) kısa süreleri makul kılabilir (Bkz. Kaynak 1).

Bireysel Başvuru Sürecinde Kabul Edilebilirlik ve Usul Ekonomisi

AİHM önündeki yargılama süreci, başvurunun yapıldığı andan itibaren sıkı bir "kabul edilebilirlik" filtresine tabi tutulur. Başvuruların yaklaşık %90'ı bu aşamada, genellikle "açıkça dayanaktan yoksun olma" veya "iç hukuk yollarının tüketilmemesi" nedeniyle elenmektedir.

Altı Ay Kuralı ve Kesin Karar

Başvurunun, iç hukuktaki en üst dereceli mahkemenin nihai kararından (Türkiye için genellikle AYM bireysel başvuru kararı) itibaren 4 ay (eski kural 6 aydı, ancak protokol değişikliği ile 4 aya düşürülmüştür) içinde yapılması şarttır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir ve herhangi bir şekilde uzatılamaz.

Önemli Bir Zararın Mevcudiyeti

Sözleşme'ye ek 14. Protokol ile getirilen kriter uyarınca, başvurucunun "önemli bir zarar" görmemiş olması durumunda, davanın esasına girilmeden kabul edilemezlik kararı verilebilir. Ancak bu kural, Sözleşme'nin yorumlanmasıyla ilgili ciddi bir sorunun mevcudiyeti durumunda uygulanmaz.

Dostane Çözüm ve Tek Yargıçlı Kurul Usulü

AİHM yargılama usulünde, başvurunun kabul edilebilir bulunması halinde öncelikle "dostane çözüm" (friendly settlement) yolu denenir. Bu aşamada Mahkeme, taraflar arasında bir arabulucu gibi hareket ederek ihlalin giderilmesi ve uygun bir tazminat üzerinde anlaşılmasını sağlamaya çalışır.

"AİHM, kendisine yapılan başvuruları öncelikle kabul edilebilirlik açısından değerlendirdikten sonra, kabul edilebilir bulduğu başvurularda, tarafları dostane çözüm konusunda uzlaştırmaya çalışır. Böyle bir sonucun gerçekleşmesi durumunda başvuru sonuçlanmış olur."

Kaynak: Danıştay 13. Daire Başkanlığı - Esas No: 2022/1856 - Karar No: 2022/1778

Belgeyi Gör: Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/1856 E. , 2022/1778 K.

Eğer dostane çözüm sağlanamazsa, Mahkeme davanın esası hakkında bir karar verir. Tek yargıçlı kurullar, genellikle açıkça kabul edilemez olan başvuruları karara bağlar. Bu kararlar kesindir ve itiraz yolu kapalıdır.

Komite ve Dairelerin Yargılama Yetkisi

AİHM’in organizasyon şeması, iş yükünün verimli yönetilmesi için farklı yargılama birimlerine ayrılmıştır.

Üç Yargıçlı Komiteler

Eğer başvurunun konusu, Mahkeme’nin yerleşik içtihatları (well-established case law) ile çözülebilecek nitelikteyse, karar üç yargıçtan oluşan bir Komite tarafından verilir. Komite kararları oybirliği ile alınır ve kural olarak kesindir. Bu usul, özellikle benzer ihlal türlerinin (örneğin makul sürede yargılanma hakkı ihlalleri) hızlıca sonuçlandırılmasını sağlar.

Yedi Yargıçlı Daireler

Komite tarafından karara bağlanamayan veya Mahkeme içtihatlarının yorumlanmasını gerektiren daha karmaşık başvurular Daireler tarafından incelenir. Daireler, bir vakada Sözleşme ihlali olup olmadığını ve gerekirse ödenecek tazminat miktarını belirler.

Büyük Dairenin (Grand Chamber) Rolü ve Kararlara İtiraz

AİHM’in en üst yargı organı olan Büyük Daire, 17 yargıçtan oluşur. Büyük Daire, iki durumda devreye girer: 1. Yargı Yetkisinin Devri (Relinquishment): Bir Daire, önüne gelen davanın Sözleşme'nin yorumuyla ilgili ciddi bir sorun teşkil ettiğine veya Mahkeme'nin yerleşik içtihatlarıyla çelişebileceğine kanaat getirirse, davanın Büyük Daire tarafından görülmesine karar verebilir. 2. Kararın Yeniden İncelenmesi (Referral): Bir Daire kararı tebliğ edildikten sonraki üç ay içinde, taraflardan biri davanın Büyük Daire'ye gönderilmesini talep edebilir. Ancak bu talep, beş yargıçtan oluşan bir panel tarafından süzgeçten geçirilir ve sadece istisnai derecede önemli davalar Büyük Daire'ye kabul edilir.

Büyük Daire kararları kesindir ve Sözleşmeci devletler için en üst düzeyde bağlayıcılık teşkil eder.

Kararların Bağlayıcılığı ve İnfaz Süreci: AİHS m. 46

Sözleşme'nin 46. maddesi uyarınca, taraf devletler AİHM’in kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. İhlal kararının infazı, sadece tazminat ödenmesini değil, aynı zamanda ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını (restitutio in integrum) ve benzer ihlallerin tekrarlanmaması için gerekli yasal değişikliklerin yapılmasını da kapsar.

AİHS 46. madde uyarınca kararların bağlayıcılığını ve infaz sürecini simgeleyen hukuk objeleri.

"Sözleşmenin 46. maddesine göre, sözleşmeci devletler, taraf oldukları davalarda AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler."

Kaynak: Danıştay 13. Daire Başkanlığı - Esas No: 2022/1304 - Karar No: 2022/1498

Belgeyi Gör: Danıştay 13. Daire Başkanlığı 2022/1304 E. , 2022/1498 K.

Kararların infazının denetimi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yürütülür. Devletlerin kararları uygulamaması durumunda, Bakanlar Komitesi tarafından siyasi baskı mekanizmaları ve nadiren de olsa yaptırım süreçleri işletilebilir. Türkiye’de AİHM ihlal kararları, CMK m. 311 ve HMK m. 375 uyarınca "yargılamanın yenilenmesi" sebebi olarak kabul edilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. AİHM'e başvurmak için AYM kararı mutlaka beklenmeli midir? Evet. 2012 yılından itibaren Türkiye için Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolu "tüketilmesi gereken etkin bir iç hukuk yolu" olarak kabul edilmiştir. AYM süreci tamamlanmadan doğrudan AİHM'e gidilmesi, başvurunun "iç hukuk yollarının tüketilmemesi" nedeniyle kabul edilemez bulunmasına yol açar.

2. AİHM'in verdiği tazminat kararları Türk mahkemelerinde doğrudan icra edilebilir mi? AİHM kararları birer ilam gibi icra dairesine konularak tahsil edilemez. Karar kesinleştikten sonra, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı aracılığıyla tazminatın ödenmesi süreci işletilir. Eğer ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanıyorsa, tazminatın yanı sıra "yargılamanın yenilenmesi" yoluna gidilerek ihlalin sonuçları giderilmelidir.

3. "Bağımsızlık görünümü" ihlali tek başına davayı kazandırır mı? Evet. AİHM içtihadına göre, mahkemenin tarafsızlığına dair meşru bir şüphe uyandıran kurumsal yapı veya tutum, davanın esasına bakılmaksızın Sözleşme'nin 6/1 maddesinin ihlali sonucunu doğurabilir. Hâkimin tarafsız olmadığına dair somut bir delil sunulamasa dahi, "görünüm" itibariyle bağımsızlık zedelenmişse ihlal kararı verilebilir.

4. AİHM yargıçlarının 9 yıllık süresi neden uzatılamaz? Bu kural, yargı bağımsızlığını korumak amacıyla getirilmiştir. Eğer bir yargıç yeniden seçilme imkânına sahip olsaydı, görev süresinin sonuna doğru kendisini aday gösterecek hükümetin hoşuna gidecek kararlar verme baskısı altında hissedebilirdi. 9 yıllık tek seferlik süre, bu dış baskı riskini ortadan kaldırır.

Kaynakça

  • AİHM - Hukuki Değerlendirme I (15227/19) - 01.12.2020.
  • AİHM - Baka / Macaristan Davası (20261/12) - 01.01.2023.
  • AİHM - Demir ve Baykara - Türkiye Davası (34503/97) - 12.11.2008.
  • Anayasa Mahkemesi Kararı - E. 2019/14, K. 2019/16.
  • Anayasa Mahkemesi Kararı - E. 2016/144, K. 2020/75.
  • 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (m. 146).
  • 6216 Sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun.
  • Danıştay 13. Daire Başkanlığı - E. 2020/419, K. 2022/1506.
  • Danıştay 13. Daire Başkanlığı - E. 2022/1856, K. 2022/1778.

Yasal Uyarı: Bu metin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kurumsal yapısı ve bağımsızlık kriterlerine ilişkin genel akademik ve pratik bir analiz sunmaktadır. İçerikte yer alan bilgiler somut hukuki olaylara doğrudan uygulanamayacağı gibi, profesyonel bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Olası hak kayıplarının önlenmesi için her somut olayın kendi özel şartları dairesinde uzman bir hukukçu tarafından değerlendirilmesi tavsiye edilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Bireysel Başvuru Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
AİHM Yargılama Pratiğinde Kurumsal Yapı ve Bağımsızlık Kriterleri: Usul ve Esas Analizi | EmsalDava