Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmelerde İfa Talebi, Aktif Husumet ve Şekil Şartı Aykırılıklarının Hukuki Sonuçları
Sözleşmeler HukukuYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmelerde İfa Talebi, Aktif Husumet ve Şekil Şartı Aykırılıklarının Hukuki Sonuçları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 129. maddesinde düzenlenen üçüncü kişi yararına sözleşmeler, sözleşmelerin nispiliği ilkesinin en temel istisnasını oluşturur. Adliye pratiğinde bu müessese, özellikle tam ve eksik ayrımı noktasında aktif husumet ehliyeti ve asıl sözleşmenin şekil şartına bağlılık gibi kritik ispat yükümlülükleri üzerinden uyuşmazlıklara konu olmaktadır.

TBK 129 Kapsamında Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmenin Hukuki Niteliği

Üçüncü kişi yararına sözleşme, sözleşmenin taraflarının (vaat eden ve vaat ettiren), borçlanılan edimin sözleşmeye taraf olmayan üçüncü bir kişiye ifa edilmesini kararlaştırdıkları hukuki işlemdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 129 uyarınca bu sözleşme tipi, üçüncü kişinin borcun ifasını doğrudan talep edip edemeyeceğine göre "tam" ve "eksik" olmak üzere iki temel kategoriye ayrılır. Uygulamada, bu ayrım sadece teorik bir sınıflandırma değil, davanın taraflarını ve talep hakkının kapsamını belirleyen usulü bir ön şarttır.

Mahkeme salonunda adalet terazisi ve kanun kitaplarının estetik sunumu.

Sözleşmelerin nispiliği ilkesi uyarınca, kural olarak sözleşme sadece tarafları arasında hak ve borç doğurur. Ancak üçüncü kişi yararına sözleşmede, sözleşmeye yabancı olan bir kişinin mameleki artırılmakta veya ona bir def'i hakkı tanınmaktadır. Burada vaat eden, borcu vaat ettirene değil, üçüncü kişiye ifa etme yükümlülüğü altına girer. Yargıtay uygulamalarında sıklıkla vurgulandığı üzere, bu ilişkide vaat eden (borçlu), vaat ettiren (alacaklı) ve lehtar (üçüncü kişi) olmak üzere üçlü bir yapı mevcuttur.

"Bir sözleşmede ifanın taraflarca üçüncü kişiye yapılmasının kararlaştırılmasına, üçüncü kişi yararına sözleşme denir. Burada sözleşmenin alacaklı ve borçlu tarafı, sözleşmeye taraf olmayan üçüncü kişi yararına bir edim kararlaştırmaktadır. Üçüncü kişi yararına sözleşmede sözleşmenin taraflardan biri, borçlu; diğer tarafa, alacaklıya, üçüncü kişi yararına bir edimde bulunmayı üstlenmektedir. Üçüncü kişi yararına sözleşme, eksik üçüncü kişi yararına sözleşme ve tam üçüncü kişi yararına sözleşme olmak üzere ikiye ayrılır."

Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/940 - Karar No: 2022/1271

Belgeyi Gör: 7. Hukuk Dairesi 2021/940 E. , 2022/1271 K.

Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmelerde İfa ve Dava Hakkı

TBK m. 129/1 uyarınca düzenlenen eksik üçüncü kişi yararına sözleşmelerde, üçüncü kişi (lehtar) sadece vaat eden tarafından kendisine sunulan ifayı kabul etme yetkisine sahiptir. Bu sözleşme tipinde lehtarın borçludan edimi doğrudan talep etme veya borçluya karşı dava açma hakkı bulunmamaktadır. Alacak hakkı sadece vaat ettiren üzerinde kalmaya devam eder; bu nedenle dava açma sıfatı (aktif husumet) münhasıran vaat ettirene aittir.

Lehtarın İfayı Kabul Yetkisi ve Sınırları

Eksik üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, gerçek anlamda bir alacaklı değil, "edimin muhatabı" konumundadır. Borçlu, edimi lehtara ifa ederek borcundan kurtulur. Ancak borçlu edimi yerine getirmezse, lehtarın bu edimi zorla yerine getirtme hakkı yoktur. Bu noktada vaat ettiren, borçluya karşı edimin lehtara ifa edilmesi yönünde dava açabilir.

Vaat Ettirenin Zarar Tazmini Talebi

Borçlu, üçüncü kişiye ifayı gerçekleştirmezse, vaat ettiren borcun ifa edilmemesinden doğan zararlarının tazminini isteyebilir. Burada kritik nokta, üçüncü kişinin uğradığı zararın da vaat ettiren tarafından talep edilebilmesidir. Adliye pratiğinde bu durum, vaat ettirenin "başkasına ait zararın tazminini isteme yetkisi" olarak karşımıza çıkar. Ancak vaat ettirenin bu talebi yapabilmesi için, sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulmuş olması ve borçlunun temerrüde düşmüş olması şarttır.

Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşmelerde Alacak Hakkının Kazanılması

TBK m. 129/2 çerçevesinde, üçüncü kişinin edimin ifasını doğrudan doğruya talep edebildiği sözleşmelere "tam üçüncü kişi yararına sözleşme" denir. Bu durumda lehtar, sözleşmenin kurulmasıyla birlikte alacak hakkını aslen ve doğrudan kazanır. Bu hakkın kazanılması lehtarın rızasına veya bilgisine bağlı değildir; ancak lehtar dilerse bu hakkı reddedebilir.

Amaca ve Örfe Göre Talep Yetkisinin Belirlenmesi

Sözleşmede lehtarın doğrudan talep hakkına sahip olup olmadığı açıkça belirtilmemişse, TBK m. 129/2 uyarınca tarafların amacı veya örf ve adet göz önünde bulundurulur. Uygulamada, sigorta sözleşmeleri (hayat sigortası vb.) ve banka promosyon protokollerinin bir kısmı tam üçüncü kişi yararına sözleşme niteliğinde kabul edilmektedir. Lehtar, bu tip sözleşmelerde vaat edene karşı hem ifayı talep edebilir hem de ifa edilmeme durumunda tazminat davası açabilir.

Vaat Ettiren ve Üçüncü Kişinin Yarışan Hakları

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmelerde, ifayı talep yetkisi hem vaat ettirende hem de üçüncü kişidedir. Ancak bu bir "müteselsil alacaklılık" durumu değildir. Borçlu, sadece üçüncü kişiye ifada bulunarak borcundan kurtulabilir. Vaat ettiren, borcun kendisine değil, mutlaka üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir. Eğer üçüncü kişi alacak hakkını kullanmaya başlamışsa veya ifayı kabul ettiğini beyan etmişse, artık vaat ettiren bu hakkı geri alamaz veya sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedemez.

"Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede borçlu, vaad edendir. Burada borç, vaad ettiren ile vaad eden arasında yapılan sözleşmeden doğmaktadır. Bu nedenle borçlu (vaad eden), bu sözleşmeye dayanarak ifayı isteyen üçüncü kişiye karşı kendisiyle vaad ettiren arasındaki sözleşme ilişkisinden doğan her türlü itiraz ve defi ileri sürebilir. Aynı şekilde vaad eden borçlu, üçüncü kişiye karşı kişisel olarak sahip bulunduğu def’ileri de ileri sürebilir."

Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/940 - Karar No: 2022/1271

Belgeyi Gör: 7. Hukuk Dairesi 2021/940 E. , 2022/1271 K.

Sözleşmenin Şekil Şartı ve Geçerlilik Sorunsalı

TBK 129. maddesinde üçüncü kişi yararına sözleşmeler için özel bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak, hukukumuzdaki "şekilde paralellik ilkesi" gereği, taraflar arasındaki asıl sözleşme hangi şekle tabi ise, üçüncü kişi yararına düzenlenen edim yükümlülüğü de aynı şekle tabi olacaktır. Asıl sözleşmenin şekil eksikliği nedeniyle geçersiz olması, üçüncü kişi yararına kararlaştırılan edimi de doğrudan hükümsüz kılar.

Resmi şekle tabi noter sözleşmesi ve tapu senedi belgelerinin profesyonel görünümü.

Resmi Şekle Tabi Sözleşmelerde Geçersizlik

Özellikle taşınmaz mülkiyetinin naklini içeren arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri (APKİS) veya taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, resmi şekilde yapılmadıkları takdirde geçersizdir. Bu sözleşmelerin içinde yer alan "üçüncü bir kişiye bağımsız bölüm verilmesi" yönündeki hükümler de geçersizlikten etkilenir. Yargıtay, adi yazılı şekilde yapılan ve üçüncü kişi lehine pay tescili öngören protokollerin, asıl sözleşmenin geçersizliği sebebiyle talep edilemeyeceğine hükmetmektedir.

Geçersiz Sözleşmeye Dayalı Tazminat Talepleri

Asıl sözleşme geçersiz olduğunda, üçüncü kişi bu sözleşmeye dayanarak "müspet zarar" (ifaya olan güven zararı) talep edemez. Geçersiz bir sözleşmede ancak "menfi zarar" (sözleşmenin kurulacağına güvenilerek yapılan masraflar) söz konusu olabilir ki, üçüncü kişinin genellikle böyle bir zarar kalemi bulunmaz. Üçüncü kişi, geçersiz sözleşmeye dayanarak tapu iptali ve tescil talebinde de bulunamaz.

Kriter Eksik Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme Tam Üçüncü Kişi Yararına Sözleşme
Yasal Dayanak TBK m. 129/1 TBK m. 129/2
Lehtarın Talep Hakkı Yok (Sadece kabul yetkisi) Var (Doğrudan talep ve dava hakkı)
Aktif Husumet Sadece vaat ettiren Hem vaat ettiren hem lehtar
Sözleşmeyi Değiştirme Vaat ettiren her zaman yapabilir Lehtar ifayı kabul ettikten sonra yapılamaz
Örnekler Bağışlama talimatları Hayat sigortası, promosyon ödemeleri

Aktif Husumet ve Sıfat Yokluğu İtirazlarının Yönetimi

Adliye pratiğinde karşılaşılan en büyük risklerden biri, "sıfat yokluğu" (aktif husumet eksikliği) nedeniyle davanın usulden reddedilmesidir. Davacının, sözleşmedeki konumu ve sözleşmenin "tam" mı yoksa "eksik" mi olduğu belirlenmeden dava açması, ciddi yargılama gideri ve vekalet ücreti risklerini beraberinde getirir.

Hukuk profesyonelinin dava dosyalarını tutarkenki ciddi duruşu.

Promosyon ve Hizmet Sözleşmeleri Örneği

Kurumlar ile bankalar arasında yapılan maaş promosyon protokollerinde, personelin (lehtarın) doğrudan dava açıp açamayacağı uyuşmazlık konusudur. Eğer protokolde personelin doğrudan talep hakkı olduğu amaca uygun düşmüyorsa, davanın personel tarafından değil, protokolün tarafı olan kurum tarafından açılması gerekir. Ancak 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında görüldüğü üzere, kurumun da üçüncü kişi nam ve hesabına talepte bulunabilmesi için sözleşmenin niteliğinin doğru tayin edilmesi elzemdir.

"Davacının dava konusu ödemelere ilişkin düzenlemeleri içeren ve tarafı olduğu ve fakat tam üçüncü kişi lehine bir sözleşme olan metne dayanarak üçüncü kişi nam ve hesabına talepte bulunabilmesi mümkün olmayıp, mahkemece davanın, davacının sıfat yokluğu nedeniyle reddine karar vermek gerekirken davanın esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış..."

Kaynak: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi - Esas No: 2020/5607 - Karar No: 2021/3872

Belgeyi Gör: 11. Hukuk Dairesi 2020/5607 E. , 2021/3872 K.

Şirket Borçlarının Üstlenilmesi ve Ortakların Durumu

Bir şirketin hisse devri sırasında, devralanın şirketin geçmiş borçlarını ödemeyi taahhüt etmesi tipik bir üçüncü kişi yararına sözleşmedir (TBK m. 129). Bu durumda lehtar şirkettir. Şirket ortaklarının, şirketin uğradığı zararı gerekçe göstererek kendi adlarına tazminat talep etmeleri "sıfat yokluğu" engeline takılır. Tazminatın ancak lehtar olan şirkete ödenmesi istenebilir.

Vaad Edenin Def'i ve İtiraz Haklarının Üçüncü Kişiye Karşı İleri Sürülmesi

Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede, üçüncü kişi alacak hakkını doğrudan kazansa da bu hak, vaat ettiren ile vaat eden arasındaki temel ilişkiden bağımsız değildir. Borçlu (vaat eden), sözleşmenin tarafı olan alacaklıya (vaat ettiren) karşı ileri sürebileceği tüm def'i ve itirazları üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir.

Sözleşmesel Def'iler

Eğer asıl sözleşme geçersizse, zamanaşımına uğramışsa veya vaat ettiren kendi edimini yerine getirmemişse (ödemezlik def'i), borçlu bu gerekçelerle üçüncü kişiye ifada bulunmaktan kaçınabilir. Örneğin, bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde alıcı (vaat ettiren) bedeli ödememişse, satıcı (vaat eden), edimin üçüncü kişiye tescil edilmesinden kaçınma hakkına sahiptir.

Kişisel Def'iler ve Mahsup Engeli

Borçlu, üçüncü kişiye karşı kişisel olarak sahip olduğu def'ileri (örneğin üçüncü kişiden olan başka bir alacağıyla takas/mahsup) ileri sürebilir. Ancak borçlunun, vaat ettirenden olan alacağını, üçüncü kişiye yapacağı ifa ile mahsup etmesi kural olarak mümkün değildir. Çünkü üçüncü kişinin alacağı, sözleşmeden doğan bağımsız bir haktır ve bu hakkın vaat ettirenin borçları nedeniyle kısıtlanması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edebilir.

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinde Üçüncü Kişi Lehine Edimler

İnşaat hukukunda, arsa sahibinin yüklenici ile yaptığı sözleşmeye "inşaat bitiminde belirli dairelerin bir derneğe veya vakfa bağışlanması" yönünde hüküm koyması sık karşılaşılan bir durumdur. Bu durum, TBK 129 kapsamında üçüncü kişi yararına bir edimdir.

Kaçak Yapı ve İfa İmkansızlığı

Eğer inşaat ruhsatsız veya projeye aykırı (kaçak) ise, bu yapılar üzerinde hak iddiasında bulunulamaz. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin güncel kararlarında vurgulandığı üzere, kaçak yapının ekonomik değeri bulunmadığı gibi, bu yapılar için tapu tescili veya tazminat talep edilmesi de mümkün değildir. Bu durum, üçüncü kişinin hakkını da ortadan kaldırır.

Şekil Aykırılığının Sonuçları

Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri noterden resen düzenleme şeklinde yapılmalıdır. Adi yazılı şekilde yapılan asıl sözleşme geçersiz olduğu için, bu sözleşmeye dayanılarak üçüncü kişi lehine açılan tapu iptal ve tescil davaları husumet veya esas yönünden reddedilmeye mahkumdur. Bu aşamada sadece "sebepsiz zenginleşme" hükümlerine dayalı talepler tartışılabilir ki, bu talepler de genellikle üçüncü kişi tarafından değil, ödemeyi yapan vaat ettiren tarafından ileri sürülebilir.

"19.10.1990 tarihli asıl sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersiz olup, Türk Borçlar Kanununun 129’uncu maddesi uyarınca davacı yararına yapılan sözleşme de geçersizdir. ... Yasalar uyarınca yıkımı gereken bir binada hak iddiasında bulunulamayacağı da gözetilmelidir."

Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/940 - Karar No: 2022/1271

Belgeyi Gör: 7. Hukuk Dairesi 2021/940 E. , 2022/1271 K.

Şirket Hisse Devirleri ve Borç Üstlenmelerinde TBK 129 Uygulaması

Hisse devir protokollerinde yer alan "devir öncesi borçlardan devreden sorumludur" veya "devralan tüm şirket borçlarını ödeyecektir" şeklindeki hükümler, üçüncü kişi (şirket) lehine sonuç doğurur. Bu tip uyuşmazlıklarda davanın kimin tarafından, kime karşı ve ne şekilde açılacağı davanın kaderini belirler.

Doğrudan Zarar - Dolaylı Zarar Ayrımı

Şirketin borçlarının ödenmemesi nedeniyle şirketin malvarlığının azalması, şirket ortağı için "dolaylı zarar" niteliğindedir. Şirket ortağı, tam üçüncü kişi yararına sözleşmeye dayanarak "kendi payına düşen zararın" kendisine ödenmesini isteyemez. Tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmelidir. Bu, sermaye şirketlerinin "tüzel kişilik" ilkesinin bir gereğidir.

Rücu İlişkisi ve Taahhütnameler

Hisse devredenlerin verdikleri taahhütnamelerle, şirketin geçmiş vergi ve sigorta borçlarından sorumlu olduklarını kabul etmeleri halinde, şirket bu borçları ödemek zorunda kalırsa devredenlere rücu edebilir. Burada şirket, taahhütnamenin tarafı olmasa bile "lehtar" sıfatıyla TBK 129'a dayanarak talepte bulunabilir. 11. Hukuk Dairesi, bu tip taahhütnamelerin tam üçüncü kişi yararına sözleşme olarak nitelendirilmesi gerektiğini ve şirketin doğrudan dava hakkı bulunduğunu kabul etmektedir.

"Davacı şirketin dava konusu sözleşme ve taahhüde dayanarak, davalılar tarafından ödenmesi üstlenilen ve davacı şirket tarafından ödenen borçları davalılardan isteyebileceği anlaşıldığından..."

Kaynak: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/6780 - Karar No: 2015/13211

Belgeyi Gör: 11. Hukuk Dairesi 2015/6780 E. , 2015/13211 K.

Tazminat Taleplerinde Müspet ve Menfi Zarar Ayrımı

Üçüncü kişi yararına sözleşmelerde ifa edilmeme durumunda tazminatın kapsamı, sözleşmenin geçerliliğine göre belirlenir. Uygulamada bu iki kavram sıklıkla birbirine karıştırılmakta ve hatalı talep sonucunda davalar reddedilmektedir.

Müspet Zarar (İfa Çıkarı)

Sözleşme geçerli olmasına rağmen edim hiç veya gereği gibi ifa edilmemişse müspet zarar istenir. Üçüncü kişi, eğer sözleşme tam üçüncü kişi yararına ise, edim vaktinde yerine getirilseydi sahip olacağı ekonomik durum ile mevcut durum arasındaki farkı talep edebilir. Bu kapsamda kâr mahrumiyeti de istenebilir.

Menfi Zarar (Güven Zararı)

Sözleşme geçersizse veya feshedilmişse menfi zarar söz konusu olur. Bu, sözleşmenin geçerli olduğuna inanılmasaydı uğranılmayacak olan zarardır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, asıl sözleşmesi geçersiz olan (örneğin resmi şekilde yapılmayan APKİS) bir hukuki ilişkide üçüncü kişi müspet zarar (daire bedeli veya kira kaybı) talep edemez.

İspat Yükü ve Delil Hiyerarşisi

TBK 129'a dayalı davalarda ispat yükü genel hükümlere tabidir; ancak "tam" sözleşme iddiasında bulunan tarafın bu niyeti ispatlaması gerekir. Hukukumuzda "üçüncü kişinin doğrudan talep hakkına sahip olmaması" asıl kabul edildiğinden, aksi durumun (tam sözleşme olduğunun) ispatı lehtara düşer.

  1. Sözleşme Metni: En güçlü delildir. "Üçüncü kişi doğrudan talep edebilir" ibaresi aranır.
  2. Ticari Defter ve Kayıtlar: Özellikle banka ve şirket uyuşmazlıklarında ödemelerin kime ve ne sıfatla yapıldığı defter kayıtlarıyla doğrulanmalıdır.
  3. Tanık Beyanları: Sözleşmenin yorumlanmasında ve "örf ve adet" kriterinin belirlenmesinde yardımcı delil niteliğindedir.
  4. Resmi Yazışmalar: Kurumlar arası protokollerde (örneğin promosyon ihaleleri) şartname hükümleri delil başlangıcı kabul edilir.

Adliye Pratiği: Dava Stratejisi ve Risk Analizi

Üçüncü kişi yararına sözleşmeye dayalı bir uyuşmazlıkta editörün önerdiği aksiyon planı şu şekildedir:

Dava Öncesi Kontrol Listesi

  • Sözleşmenin Şekli: Asıl sözleşme resmi şekle (noter, tapu) tabi mi? Eğer öyleyse, üçüncü kişi lehine hüküm de resmi senette yer alıyor mu?
  • Sıfat Analizi: Sözleşme "tam" mı yoksa "eksik" mi? Dava dilekçesinde ifanın kime (davacıya mı yoksa lehtara mı) yapılacağı netleştirildi mi?
  • Temerrüt İhtarı: Borçluya, edimin üçüncü kişiye ifası için usulüne uygun bir ihtarname gönderildi mi?

Usul Ekonomisi ve Gerekçeli Karar Riski

Mahkemeler bazen kısa kararda "davanın kabulüne" deyip, gerekçede "kısmen kabul" gibi çelişkili ifadeler kullanabilmektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024 tarihli güncel bozma kararlarında görüldüğü üzere, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki mutlak bozma nedenidir. Avukatların, kararın tebliğinden itibaren bu tip çelişkileri istinaf sebebi yapması elzemdir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Asıl sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişi, sözleşmedeki tahkim şartına dayanarak dava açabilir mi? Tam üçüncü kişi yararına sözleşmede lehtar, hakkını aslen kazandığı için sözleşmedeki ifa şartlarına uymak zorundadır. Ancak tahkim şartı şahsi bir nitelik taşıdığından, lehtarın bu şarta açıkça onay vermediği durumlarda genel mahkemelerin görevli olduğu kabul edilmektedir.

2. Vaat ettiren (alacaklı) ifadan vazgeçerse üçüncü kişinin hakkı sona erer mi? Eksik sözleşmede vaat ettiren her zaman vazgeçebilir. Ancak tam sözleşmede, üçüncü kişi ifayı kabul ettiğini beyan ettikten sonra, vaat ettiren borçluyu serbest bırakamaz veya sözleşmeyi tek taraflı feshedemez.

3. Üçüncü kişi lehine kararlaştırılan edim, sadece bir miktar para mı olmalıdır? Hayır. Edim; bir şeyin verilmesi (daire, araç), bir işin yapılması (hizmet sunumu) veya bir borçtan kurtarma (ibra) şeklinde olabilir. Önemli olan edimin ekonomik bir değer taşıması ve hukuka uygun olmasıdır.

4. Borçlu, üçüncü kişiye yapacağı ifayı, vaat ettirenin kendisine olan borcu ile takas edebilir mi? Kural olarak hayır. Üçüncü kişinin alacağı, sözleşmenin bir tarafı olmayan "yabancı" bir kişinin hakkıdır. Borçlunun asıl alacaklıdan olan alacağını bu "yabancı"ya karşı mahsup etmesi, lehtarın hakkını ihlal eder.

Kaynakça

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
  • Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Esas No: 2021/940, Karar No: 2022/1271.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2020/5607, Karar No: 2021/3872.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/6780, Karar No: 2015/13211.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/8658, Karar No: 2016/3866.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/2595, Karar No: 2016/962.
  • Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/946, Karar No: 2024/2344.
  • Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2020.

Yasal Uyarı: Bu metin, sağlanan içtihat verileri ve mevzuat çerçevesinde profesyonel hukukçular için hazırlanmış bir akademik analizdir. Somut olayların kendine özgü şartları, süreleri ve ispat vasıtaları farklılık gösterebileceğinden, profesyonel hukuki danışmanlık alınmadan doğrudan bu metne dayanılarak işlem yapılması hak kaybına neden olabilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: