Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Sorumluluk Rejimi: Sözleşme, Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşmede Güncel Yargı Uygulamaları
Sözleşmeler HukukuYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Sorumluluk Rejimi: Sözleşme, Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşmede Güncel Yargı Uygulamaları

Hukukumuzda borç ilişkileri sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya kanundan doğmakta olup; kusur sorumluluğu, illiyet bağı ve temerrüt faizinin başlangıç anı adliye pratiğinde tazminat miktarını belirleyen temel eksenlerdir.

Borç İlişkilerinin Temel Kaynakları ve Sorumluluk Türleri

Türk Borçlar Kanunu (TBK) sistematiğinde borçların doğumu; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme veya doğrudan kanun hükmü olmak üzere dört temel kaynağa dayanır. Adliye pratiğinde sorumluluğun tespiti yapılırken, uyuşmazlığın hangi kaynağa dayandığı; zamanaşımı süreleri, ispat yükü ve faiz başlangıç tarihi açısından belirleyici rol oynar. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borç ilişkisinin kaynağını tespit etmenin davanın hukuki nitelemesi açısından zorunlu olduğunu defaatle vurgulamaktadır.

"Dava konusu olayın yaşandığı tarihte ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK), 'Borç İlişkisinin Kaynakları' başlığı altında, sözleşmeden doğan borçlar (m.1–48) ile haksız fiilden doğan borçlar (m.49–76) düzenlenmiş; yine aynı başlık altında, borçların üçüncü genel kaynağı olarak sebepsiz zenginleşmeye (m.77–82) yer verilmiştir. Bunların dışında bir de kanundan doğan borçlar bulunmaktadır. Özetle, hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz zenginleşme ya da bir kanun hükmü olarak kabul edilmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde ifadesini bulan haksız fiil, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2019/214 - Karar No: 2022/945

Belgeyi Gör

Kusur sorumluluğu, TBK m. 49 uyarınca genel kuraldır; ancak kanun koyucu, tehlike sorumluluğu veya özen yükümlülüğünün ihlali gibi kusursuz sorumluluk hallerini de istisnai olarak düzenlemiştir. Sözleşmeden doğan sorumlulukta (TBK m. 112), borçlunun kusursuzluğunu ispat yükü altında olması, haksız fiil sorumluluğuna göre alacaklı açısından önemli bir avantaj teşkil eder.

Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Sorumluluk ve İfa Engelleri

Sözleşmesel sorumluluk, taraflar arasında geçerli bir hukuki ilişkinin varlığını ve bu ilişkiden doğan asli veya yan edimlerin ihlal edilmesini gerektirir. TBK m. 112 uyarınca, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür. Buradaki "gereği gibi ifa etmeme" kavramı; ayıplı ifa, eksik ifa ve yan yükümlülüklerin ihlalini kapsayan geniş bir çerçeveye sahiptir.

Borçlunun Temerrüdü ve Hukuki Sonuçları

Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Ancak borcun ifa edileceği gün taraflarca belirlenmişse (vade), bu günün geçmesiyle ihtar şartı aranmaksızın temerrüt gerçekleşir. Adliye pratiğinde, faturaya dayalı alacaklarda veya marka kullanım sözleşmelerinde, faturanın tebliği ve sekiz günlük itiraz süresinin dolması temerrüt mekanizmasının işletilmesi açısından kritiktir.

Karşılıklı Borç Yükleyen Sözleşmelerde İfa Sırası

TBK m. 97 (Ödememe Defi), karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, kendi borcunu ifa etmeyen tarafın diğer taraftan ifa isteyemeyeceğini hükme bağlar. Uygulamada, özellikle makine satışı veya eser sözleşmelerinde, öncelikli edimi yerine getirmeyen tarafın cezai şart veya tazminat talep etmesi bu madde uyarınca engellenmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, sulh sözleşmelerinde dahi edimlerin karşılıklı bağımlılığının korunması gerektiğini, kendi edimini yerine getirmeyen tarafın tazminat hakkı doğmayacağını belirtmektedir.

Sorumsuzluk Anlaşmalarının Geçersizliği ve Sınırları

Borçlunun gelecekte doğabilecek sorumluluğunu önceden kaldıran veya sınırlayan anlaşmalar, TBK m. 115 uyarınca katı sınırlamalara tabidir. Kanun koyucu, zayıf tarafı korumak amacıyla ağır kusurdan sorumlu olunmayacağına dair önceden yapılan anlaşmaları kesin hükümsüz saymıştır.

Sorumsuzluk anlaşmalarının geçersizliğini temsil eden mühürlü hukuk dökümanı.

"Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür."

Kaynak: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu - Madde 115

Belgeyi Gör

Bu madde, özellikle hastaneler, bankalar veya mimarlık/mühendislik ofisleri gibi uzmanlık gerektiren alanlarda "hafif kusur" için bile sorumluluktan kurtulmayı engellemektedir. Editörün notu olarak belirtilmelidir ki; profesyonel hizmet sunanların hazırladığı "sorumluluk kabul etmiyoruz" şeklindeki standart formların büyük çoğunluğu bu hüküm gereği yargı huzurunda geçerlilik kazanamaz.

Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk Mekanizması

Borçlu, borcun ifasını veya bir haktan yararlanılmasını yardımcılarına (işçileri, alt yüklenicileri vb.) bırakmışsa, bu kişilerin işlerini yürüttükleri sırada verdikleri zarardan doğrudan sorumludur (TBK m. 116). Bu sorumluluk, bir "adam çalıştıranın sorumluluğu" (TBK m. 66) değil, sözleşmesel bir yardımcı kişi sorumluluğudur.

Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk hiyerarşisini gösteren temsil görseli.

Parametre TBK m. 115 (Borçlunun Kendi Kusuru) TBK m. 116 (Yardımcı Kişinin Fiili)
Hafif Kusur İçin Sorumsuzluk Uzmanlık gerektiren işlerde yasak Genel olarak mümkün (istisnalar hariç)
Ağır Kusur İçin Sorumsuzluk Kesinlikle hükümsüz Önceden yapılan anlaşmayla mümkün olabilir
Hizmet Sözleşmesi Kapsamı Her türlü sorumsuzluk kaydı hükümsüz Sorumsuzluk anlaşması sınırlı geçerli
Hukuki Niteliği Kusur Sorumluluğu Sınırı Kusursuz Sorumluluk (Kurtuluş Kanıtı Yok)

Yardımcı kişilerin fiillerinden doğan sorumlulukta borçlu, yardımcının seçiminde veya denetiminde kusuru olmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. Sadece yardımcının eyleminin, borçlunun kendisi yapmış olsaydı hukuka aykırı sayılmayacağını ispat ederek def'i ileri sürebilir.

Haksız Fiil Sorumluluğunun Dört Temel Unsuru

Bir eylemin haksız fiil olarak nitelendirilmesi ve tazminat borcu doğurması için TBK m. 49 uyarınca dört şartın kümülatif olarak gerçekleşmesi gerekir: Hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı. Adli yargıdaki maddi tazminat davalarının büyük çoğunluğu, bu unsurlardan "illiyet bağı" (nedensellik) ve "kusur" tartışmaları üzerine kurulur.

"Haksız fiilden söz edilebilmesi için, şu dört unsurun birlikte bulunması zorunludur: Öncelikle ortada hukuka aykırı bir fiil bulunmalıdır. İkinci unsur, fiili işleyenin kusurudur. Üçüncü olarak, kusurlu şekilde işlenen ve hukuka aykırı olan bu fiil nedeniyle bir zarar doğmalıdır. Nihayet, doğan zarar ile hukuka aykırı fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Bu unsurların tümünün bir arada bulunmadığı, bir veya birkaç unsurun eksik olduğu durumlarda, haksız fiilin varlığından söz edilemez."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2023/898 - Karar No: 2024/477

Belgeyi Gör

Uygulama Notu: Haksız fiillerde temerrüt, fiilin işlendiği tarihte gerçekleşir. Sözleşmesel sorumluluğun aksine, tazminat borçlusu olayın gerçekleşmesiyle birlikte doğrudan mütemerrit olur ve ihtar şartı aranmaksızın olay tarihinden itibaren faiz yürütülür.

İlliyet Bağı Analizi ve Zararın Belirlenmesi

Zarar ile fiil arasındaki "uygun illiyet bağı", hayatın olağan akışına göre söz konusu fiilin böyle bir zararı doğurmaya elverişli olup olmadığını ifade eder. Mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru veya üçüncü kişinin ağır kusuru illiyet bağını kesebilir. Yargıtay, özellikle sel baskını, trafik kazası gibi olaylarda "olağanüstü doğa olaylarının" illiyet bağını kesip kesmediğini titizlikle inceler.

Marmaray Projesi kapsamında yaşanan bir su baskını olayında (A Şirketi vs İSTAÇ A.Ş.), Yargıtay 4. Hukuk Dairesi başlangıçta yağış miktarının meteorolojiden sorulması gerektiğini belirterek illiyet bağı araştırması yapılmasını istemiş; ancak Hukuk Genel Kurulu, drenaj borularının toprak dolguyla kapatılmasının (insan faktörü/kusur) zararın asli nedeni olduğu durumlarda, şiddetli yağışın illiyet bağını kesmeyeceğine hükmetmiştir.

Sebepsiz Zenginleşmede İade Borcu ve İyiniyet Ayrımı

Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen taraf, bu zenginleşmeyi iade etmekle yükümlüdür (TBK m. 77). Sebepsiz zenginleşme, sözleşmesel bir ilişki bulunmadığında veya haksız fiil unsurlarının tam oluşmadığı (örneğin kusurun bulunmadığı ancak malvarlığında kaymanın yaşandığı) durumlarda "ikincil" (subsidiar) bir hukuki yol olarak kullanılır.

"Borçlar Kanunu’unda sorumluluğun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için, bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. Öte yandan, 'sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkileri' 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de düzenlenmiş olup..."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1515 - Karar No: 2020/1022

Belgeyi Gör

Zenginleşenin iyiniyetli olması durumunda, iade borcu zenginleşmenin geri isteme anında elinde kalan kısmıyla sınırlıdır (TBK m. 79). Ancak zenginleşen zenginleşmeyi elinden çıkarırken bir gün geri vermesi gerekeceğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa (kötüniyet), zenginleşmenin tamamını iade etmek zorundadır.

Sebepsiz Zenginleşmede Temerrüt ve Faizin Başlangıcı

Adliye pratiğinde en sık tartışılan hususlardan biri, sebepsiz zenginleşme davalarında faizin hangi tarihten itibaren işletileceğidir. TBK m. 117/2 uyarınca haksız fiilde olay tarihinde, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Yargıtay, "gasp eden daima temerrüt halindedir" ilkesini sebepsiz zenginleşmeye de teşmil ederek, kötüniyetli zenginleşen için ihtara gerek duymamaktadır.

"Sebepsiz zenginleşme ve haksız fiilden kaynaklanan borçlarda ayrı bir ihtara gerek olmaksızın zenginleşmenin ve haksız fiilin oluştuğu tarihte borçlunun temerrüde düştüğünün kabul edildiği, bu nedenle Özel Dairenin bozmasına uyulmadığı... Sebepsiz zenginleşen davalının aldığını davacıya ödemekle yükümlü olduğu açık olduğuna göre yukarıda yapılan açıklamalar gözetilerek, ayrıca temerrüde gerek olmaksızın yapılan ödeme tarihinden faiz işletilmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2019/704 - Karar No: 2022/287

Belgeyi Gör

Editörün Notu: İyiniyetli sebepsiz zenginleşenler için TBK m. 117/2 c. 2 uyarınca temerrüt için bildirim (ihtar) şartı aranmaktadır. Bu nedenle dava açmadan önce ihtarname keşide edilmesi, faiz alacağının garanti altına alınması açısından usuli bir zorunluluktur.

Cezai Şartın Hukuki Niteliği ve Muacceliyet

Cezai şart (ceza koşulu), borçlunun asıl borcunu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi taahhüt ettiği fer'i nitelikte bir edimdir. TBK m. 179 uyarınca cezai şartın istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması şart değildir. Tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda cezai şartın fahişliği nedeniyle indirilmesi (TBK m. 182) kural olarak mümkün değildir; ancak bu durumun ekonomik mahva neden olması istisnadır.

"Cezai şart niteliği itibariyle vadeli mevduat faizi alacağının temerrüt tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir... Borçlar Kanunu madde 158 kapsamında cezai şart olup; ilgili bankaların Kurum adına tahsil ettikleri veya her ne nam altında olursa olsun Kurum'a olan diğer borçlarını hesaplarına süresinde intikal ettirmemeleri halinde ödenmesi gereken asıl alacağın fer'i niteliğinde ancak ayrı bir edimdir. Giderek muaccel hale gelmiş ceza şartın ödenmesinde temerrüde düşülmesi halinde; Borçlar Kanununun 101 ve devamındaki madde hükümlerine göre temerrüt faizi yürütülmesi gereği açıktır."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2001/10-133 - Karar No: 2001/161

Belgeyi Gör

Cezai şartın muaccel olması için asıl borcun muaccel olması ve borçlunun temerrüde düşmesi gerekir. Eğer cezai şart belirli bir tarihte ifa edilmemeye bağlanmışsa, o tarihin geçmesiyle cezai şart borcu da muaccel olur ve fer'i borç olması nedeniyle bu miktara da temerrüt faizi işletilebilir.

Kamu Zararı ve Sayıştay İlamlarının Hukuki Niteliği

Haksız fiil nedeniyle kurum zararının tazmini davalarında, Sayıştay denetçileri tarafından hazırlanan raporlar ve Sayıştay ilamları sıklıkla delil olarak sunulmaktadır. Sayıştay Kanunu m. 53 uyarınca Sayıştay ilamları kesin hüküm niteliğindedir ve icra edilebilir. Ancak adli yargıda açılan rücuen tazminat davalarında, Sayıştay ilamının "kesin delil" mi yoksa sadece bir "tespit" mi olduğu tartışmalıdır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin baskın görüşüne göre, Sayıştay kararları eda hükmü içeriyorsa doğrudan ilamlı icraya konu edilebilir. Eğer adli yargıda bir tazminat davası açılmışsa, mahkeme Sayıştay ilamındaki saptamalarla bağlı kalarak haksız fiil unsurlarını değerlendirmelidir. Ancak karşı oy gerekçelerinde, Sayıştay'ın anayasal bir yargı organı olmadığı ve kararlarının adli yargı hakimini tam olarak bağlamayacağı, TBK m. 49 unsurlarının bağımsızca araştırılması gerektiği savunulmaktadır.

İdari Alacakların Tahsilinde Takas ve Mahsup Usulü

Mahalli idareler ve kamu kurumları, kişilerden olan alacaklarını "Kişilerden Alacaklar Hesabı" üzerinden takip eder. TBK m. 139 uyarınca takasın gerçekleşebilmesi için her iki borcun muaccel ve aynı cinsten (nakit) olması gerekir. Kamu idarelerinde takas, memur aylıklarından veya hak edişlerden mahsup suretiyle yapılır.

İdari alacaklarda takas ve mahsup işlemlerini simgeleyen hesaplama araçları.

"Bir alacağın takas suretiyle tahsil edilebilmesi için; kurum ile borçlu olan gerçek veya tüzel kişinin karşılıklı olarak alacaklı ve borçlu durumunda olmaları, takas edilecek olan karşılıklı borç ve alacağın nakit olması, takas edilecek olan karşılıklı borç ve alacağın her ikisinin de vadesi gelmiş olması ve takas yapılmadan önce borçluya, alacağının borcuna takas suretiyle mahsup edileceğinin bir yazı ile bildirilmesi veya alacağını talep ettiği zaman borcu ile takas edileceğinin beyan edilmesi gerekir. Borç ve alacaktan birisi şarta bağlı bulunuyorsa veya henüz vadesi gelmemişse takas yapılamaz."

Kaynak: Mahalli İdareler Bütçe Ve Muhasebe Yönetmeliği - Madde 111

Belgeyi Gör

Kamu hukukunda takasın "rızaen" yapılması esastır; ancak ilgilinin muvafakati yoksa icra yoluyla veya özel kanun hükümlerine (Örneğin 6183 sayılı Kanun) göre tahsilat yoluna gidilir. Takas beyanı ulaşmadan önce borçlardan biri zamanaşımına uğramışsa, takasın yapılabileceği ana kadar zamanaşımı dolmamış olmak kaydıyla takas defi ileri sürülebilir.

Hukuki İlişkiye Dayanan Alacağın Tahsilinde "Yağma" ve "Kendi Hak Alma" Ayrımı

Ceza hukuku ile borçlar hukukunun kesiştiği en riskli alan, bir alacağın cebir veya tehdit kullanılarak tahsil edilmeye çalışılmasıdır. TCK m. 150/1 uyarınca, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla yağma suçunu işleyen fail, yağmadan değil, tehdit veya kasten yaralama suçundan cezalandırılır. Bu hükmün uygulanması için "meşru bir hukuki ilişkinin" varlığı şarttır.

"Hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde... yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak borç doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır."

Kaynak: Yargıtay 6. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/13962 - Karar No: 2024/7987

Belgeyi Gör

Örneğin, trafik kazası sonrası oluşan hasar bedelini (haksız fiil alacağı) silah zoruyla geri alan kişi, TCK m. 150/1 kapsamında daha az cezayı gerektiren halden yararlanabilir. Yargıtay, burada alacağın mahkemece ispatlanmış olmasını aramaz; taraflar arasında haksız fiil veya sözleşmeden doğan bir "haklı beklenti" ve "alacak iddiasının" mevcudiyetini yeterli görür.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Sözleşmede yer alan "borçlu hiçbir zarardan sorumlu değildir" maddesi hangi durumlarda geçersizdir? TBK m. 115 uyarınca, borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına dair önceden yapılan anlaşmalar her zaman geçersizdir. Eğer borçlu, uzmanlık gerektiren bir iş (doktorluk, avukatlık, mühendislik) yapıyorsa, hafif kusurundan sorumlu olmayacağına dair hükümler de kesin hükümsüzdür. Ayrıca hizmet sözleşmelerinde işçinin sorumluluğunu kaldıran tüm kayıtlar geçersizdir.

2. Sebepsiz zenginleşme davasında faiz başlangıcı için ihtar çekmek zorunlu mudur? Eğer zenginleşen taraf kötüniyetli ise (zenginleşmenin haksız olduğunu biliyorsa), TBK m. 117 ve yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca "gasp eden daima temerrüt halindedir" ilkesi gereği zenginleşme tarihinden itibaren faiz başlar, ihtar gerekmez. Ancak iyiniyetli zenginleşen için ihtarname gönderilerek temerrüde düşürülmesi zorunludur.

3. Bir taşınmaz üzerine yapılan eklentiler (muhdesat) nedeniyle sebepsiz zenginleşme davası kime karşı açılmalıdır? Ortaklığın giderilmesi davası sonucu taşınmaz satılmışsa ve muhdesat bedeli ihale bedeline dahil edilmemişse, zenginleşen taraf sadece taşınmazı muhdesatla birlikte ucuza alan alıcıdır. Eğer muhdesat bedeli satış bedeline yansımışsa, bu durumda hisseleri oranında parayı alan diğer paydaşlara karşı dava açılmalıdır.

4. Cezai şartın indirilmesi talebi ne zaman ileri sürülmelidir? Cezai şartın indirilmesi (TBK m. 182/son) bir def'i değil, hakim tarafından resen (kendiliğinden) göz önünde bulundurulması gereken bir kuraldır. Ancak taraflar tacir ise, kural olarak indirim yapılamayacağı için (TTK m. 22), davanın her aşamasında "ekonomik mahva sebebiyet verme" veya "ahlaka aykırılık" gibi temel itirazlar sunulmalıdır.

Kaynakça

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (m. 49, 77, 97, 112, 115, 116, 117, 139, 179).
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2019/214, Karar No: 2022/945.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2023/898, Karar No: 2024/477.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2019/704, Karar No: 2022/287.
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas No: 2022/13962, Karar No: 2024/7987.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2021/4477, Karar No: 2023/567.
  • Mahalli İdareler Bütçe ve Muhasebe Yönetmeliği (m. 111).

Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler, sağlanan mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Her somut olayın kendine özgü dinamikleri ve usul kuralları mevcuttur; bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda uzman bir hukukçudan destek alınması tavsiye edilir. Makale editörü ve yayıncı, metindeki bilgilerin kullanımından doğabilecek zararlardan sorumlu tutulamaz.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Sorumluluk Rejimi: Sözleşme, Haksız Fiil ve Sebepsiz Zenginleşmede Güncel Yargı Uygulamaları | EmsalDava