Türk Borçlar Kanunu Madde 36 Kapsamında Aldatma (Hile) Nedeniyle Sözleşmenin İptali ve Adliye Pratiğinde İspat Rejimi
Sözleşmeler HukukuYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Türk Borçlar Kanunu Madde 36 Kapsamında Aldatma (Hile) Nedeniyle Sözleşmenin İptali ve Adliye Pratiğinde İspat Rejimi

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 36 uyarınca aldatma, iradenin oluşum aşamasındaki sakatlığı ifade eder ve hilenin öğrenilmesinden itibaren başlayan bir yıllık hak düşürücü süre içinde sözleşmenin geçmişe etkili iptaline imkan tanır. İptal hakkının kullanılması için aldatma fiili ile irade beyanı arasında illiyet bağının bulunması şart olup, hata esaslı olmasa dahi iptal yaptırımı uygulanabilir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 36 ve devamı maddelerinde düzenlenen aldatma (hile), bir kimsenin iradesinin oluşum sürecine hukuka aykırı şekilde müdahale edilerek, gerçek durumu bilmesi halinde yapmayacağı bir sözleşmeyi yapmaya sevk edilmesidir. İrade sakatlığı halleri içinde hile, dürüstlük kuralına en ağır aykırılığı teşkil etmesi nedeniyle, yanılma (hata) kurumundan farklı olarak aldatılan tarafın düştüğü yanılgının "esaslı" olması şartını aramaz. Yargı pratiğinde aldatma, sadece aktif yalan beyanlarla değil, dürüstlük kuralı gereği açıklanması gereken hususların kasten gizlenmesi (pasif aldatma) şeklinde de tezahür edebilir.

TBK m. 36 Kapsamında İrade Sakatlığının Tespiti: Aldatma Teorisinin Temelleri

Borçlar hukukunda sözleşme özgürlüğü ve irade özerkliği ilkeleri, tarafların sağlıklı bir irade oluşum sürecine sahip olmasını gerektirir. Aldatma durumunda, irade ile beyan arasında bir uyumsuzluk yoktur; aksine, beyan iradeye uygundur ancak iradenin kendisi hatalı bir saik üzerine inşa edilmiştir. Bu durum doktrinde "iradenin oluşumundaki sakatlık" olarak adlandırılır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre hile, gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılmasıdır. Burada korunan hukuki değer, kişinin karar verme özgürlüğüdür. Aldatan tarafın bu eylemi, sözleşme öncesi sorumluluk (culpa in contrahendo) kapsamında da değerlendirilebilir ancak TBK m. 36'nın sağladığı temel imkan, sözleşmenin iptali ile hukuki ilişkinin baştan itibaren ortadan kaldırılmasıdır.

"Hilede, irade sakatlığı iradenin beyanında değil, iradenin oluşumunda meydana gelmektedir. İradenin oluşumundaki sakatlık ise kişinin kendisi dışında başka birinin kasıtlı bir aldatma fiiliyle gerçekleşmektedir. Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 08.07.2020 tarihli ve 2017/1-1831 E., 2020/549 K. sayılı kararında, hilenin; gerçek durumu bilmesi hâlinde bir kimsenin kabul etmeyecek olduğu bir şeyi kabul etmesine diğer bir kimse tarafından yol açılması olduğu vurgulanmıştır."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1815 - Karar No: 2021/769

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1815 E. , 2021/769 K.

Aldatma (Hile) Fiilinin Unsurları ve Yargıtay’ın Kümülatif Şart Yaklaşımı

Bir sözleşmenin aldatma nedeniyle iptal edilebilmesi için doktrin ve yargı kararlarıyla istikrarlı hale gelmiş dört temel unsurun bir arada bulunması gerekir. Bu unsurlardan birinin eksikliği, talebin reddine yol açar. Bu unsurlar; aldatma fiili, aldatma kastı, illiyet bağı ve (üçüncü kişi hilesinde) karşı tarafın durumu bilmesidir.

Borçlar hukukunda aldatma unsurlarını simgeleyen profesyonel çalışma masası.

Aktif ve Pasif Aldatma Ayrımı

Aldatma fiili, muhatapta yanlış bir kanaat uyandırmak veya mevcut yanlış kanaati pekiştirmek amacıyla sergilenen her türlü davranıştır. Bu davranış, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunmak (aktif aldatma) olabileceği gibi, dürüstlük kuralı uyarınca bildirilmesi zorunlu olan bir hususun susularak gizlenmesi (pasif aldatma) şeklinde de gerçekleşebilir. Adliye pratiğinde pasif aldatmanın ispatı, taraflar arasındaki güven ilişkisinin derecesine ve işin niteliğine göre değişmektedir.

Sözleşme Görüşmelerinde Dürüstlük Kuralı ve Aydınlatma Yükümlülüğü

Sözleşme öncesi aşamada taraflar, birbirlerinin karar verme sürecini etkileyecek önemli hususlarda dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde aydınlatma yükümlülüğü altındadır. Eğer bir taraf, karşı tarafın sözleşmeyi yapıp yapmama kararında merkezi bir öneme sahip olan bir durumu kasten gizlemişse, bu durum pasif hile teşkil eder. Örneğin, bir taşınmaz satışında taşınmazın hukuki statüsüne dair kısıtlamaların gizlenmesi bu kapsamdadır.

"Aldatan, sözleşmenin yapılması ve özellikle görüşmeler sırasında, belirli konu ve hususlarda doğru olmayan bilgiler vermekte veya bazı hususları dürüstlük kuralına göre açıklaması gerekirken kasten gizlemektedir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1815 - Karar No: 2021/769

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1815 E. , 2021/769 K.

Aldatma Kastı: Subjektif ve Objektif Değerlendirme Ölçütleri

Hilenin varlığı için aldatanın sadece kusurlu olması yetmez; mutlaka "kast" ile hareket etmesi gerekir. Kast, aldatanın, karşı tarafı hataya düşürerek sözleşme yapmaya sevk etme bilincine sahip olmasıdır. İhmali davranışlarla karşı tarafın yanıltılması hile olarak nitelendirilemez, bu durum ancak "yanılma" (hata) hükümlerine veya tazminat hukukuna konu olabilir.

Editörün Notu: Yargıtay uygulamalarında, aldatma kastının ispatında tarafların mesleki tecrübeleri, eğitim durumları ve ticari geçmişleri dikkate alınır. Tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda "basiretli tacir" (TTK m. 18/2) ilkesi gereği, aldatma iddiasının ispatı çok daha katı şartlara bağlanmıştır.

İlliyet Bağının Varlığı: Aldatma Olmasaydı Sözleşme Kurulur Muydu?

Aldatma fiili ile sözleşmenin kurulması arasında bir sebep-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunmalıdır. Diğer bir ifadeyle, aldatılan taraf, eğer hileli davranış olmasaydı o sözleşmeyi hiç yapmayacak veya çok daha farklı şartlarda yapacak olmalıdır. Eğer kişi, hileli davranışı bilmesine rağmen yine de aynı şartlarda sözleşmeyi yapacak idiyse, illiyet bağı kesilmiş sayılır.

Burada önemle vurgulanmalıdır ki; hilenin varlığı halinde düştüğümüz hatanın "esaslı" olması gerekmez. TBK m. 36, aldatılanı geniş bir koruma altına almıştır. Aldatan kişi dürüstlük kuralını ağır şekilde ihlal ettiği için hukuk düzeni ona karşı "hatayı esaslılık" zırhını tanımaz.

"Hilenin varlığının kabulü için bazı şartların gerçekleşmesine ihtiyaç vardır: Birinci şart “aldatma fiili”dir. Aldatan şahıs diğerini yanıltmış (hataya düşürmüş) olmalıdır. Fakat karşı tarafın düştüğü bu yanılmanın esaslı olması gerekmez (BK. m. 28). Çünkü aldatan hiçbir surette korunmaya layık değildir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1815 - Karar No: 2021/769

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1815 E. , 2021/769 K.

Üçüncü Kişinin Aldatması: Bilme ve Bilmesi Gereken Durum Analizi

Sözleşmenin taraflarından biri değil de, dışarıdan bir üçüncü kişi aldatma eylemini gerçekleştirmişse iptal rejimi farklılaşır. TBK m. 36/2 uyarınca; üçüncü kişinin hilesi sonucunda sözleşme yapan taraf, ancak sözleşmenin diğer tarafı bu hileyi sözleşmenin yapıldığı sırada biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa sözleşmeyle bağlı olmaktan kurtulabilir.

Üçüncü Kişi Kavramının Sınırları

Yargıtay ve doktrin, "üçüncü kişi" kavramını dar yorumlamaktadır. Sözleşmenin kurulmasına bir tarafın temsilcisi, aracısı veya yardımcısı olarak katılan kişiler "üçüncü kişi" sayılmazlar. Bu kişilerin hilesi, doğrudan sözleşmenin tarafının hilesi gibi sonuç doğurur ve karşı tarafın bilip bilmemesine bakılmaksızın iptal hakkı doğar.

İyiniyetin Korunması ve İspat Yükü

Eğer sözleşmenin karşı tarafı, üçüncü kişinin hilesini bilmiyorsa ve bilmesi de gerekmiyorsa (iyiniyetli ise), aldatılan taraf sözleşmeyi iptal edemez. Bu durumda aldatılan, sadece hileyi yapan üçüncü kişiye karşı haksız fiil hükümlerine göre tazminat davası açabilir. Karşı tarafın hileyi bildiğinin ispat yükü, iptal hakkını kullanmak isteyen aldatılan taraftadır.

"Ancak, hile üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Böyle bir durumda kural olarak aldatılan taraf sözleşme ile bağlı ise de üçüncü kişinin hilesini karşı taraf sözleşmenin yapıldığı sırada biliyor ya da bilmesi gerekiyor ise aldatılan taraf sözleşmenin iptalini isteyebilir."

Kaynak: T.C. Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi - Karar Künyesi Bilgisi

Belgeyi Gör: T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İptal Hakkının Kullanılması: Hak Düşürücü Süre ve Şekil Serbestisi

Aldatma nedeniyle sözleşmenin iptali, tek taraflı ve bozucu yenilik doğuran bir irade beyanı ile gerçekleştirilir. Bu hakkın kullanımı için mutlaka dava açılması şart değildir; karşı tarafa yöneltilecek bir bildirim de yeterlidir. Ancak uygulamada ispat kolaylığı açısından noter aracılığıyla ihtar çekilmesi veya doğrudan dava yoluna gidilmesi tercih edilmektedir.

Aldatma nedeniyle iptal hakkı için öngörülen hak düşürücü süreyi simgeleyen görsel.

Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre

TBK m. 39 uyarınca iptal hakkı, aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, mahkemece re'sen dikkate alınır. Bir yıllık sürenin geçmesiyle sözleşme "başlangıcından itibaren geçerli" hale gelir ve iradesi sakatlanan tarafın iptal hakkı sona erer.

Sürenin Başlangıcı Olarak "Öğrenme" Anı

Sürenin başlangıcı olan "öğrenme", aldatma olgusunun tüm unsurlarıyla ve ispatlanabilir şekilde ortaya çıktığı andır. Şüphe, süreyi başlatmaz. Yargıtay, öğrenme tarihinin tespiti konusunda somut olayın özelliklerine göre titiz bir inceleme yapmaktadır.

Parametre Aldatma (Hile - TBK 36) Yanılma (Hata - TBK 30)
Yanılgının Niteliği Esaslı olması gerekmez. Mutlaka esaslı olmalıdır.
Kusur Şartı Karşı tarafın kastı şarttır. Karşı tarafın kusuru aranmaz.
Süre Öğrenmeden itibaren 1 yıl. Öğrenmeden itibaren 1 yıl.
İspat Her türlü delille ispatlanabilir. Genellikle yazılı delil aranır.
Tazminat Aldatan her durumda tazminat öder. Yanılan taraf, karşı tarafın zararını ödeyebilir.

İspat Hukuku Bakımından Aldatma: Delil Başlangıcı ve Tanık Anlatımları

Aldatma davası, özü itibarıyla bir "maddi vakıa" iddiasıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) genel kuralı gereği senetle ispat zorunluluğu olan hallerde bile, irade sakatlığı iddiaları (hile, korkutma, aşırı yararlanma) HMK m. 203/1-ç uyarınca "tanık" dahil her türlü delille ispat edilebilir.

Hukuk yargılamasında hile iddiasının ispatı ve tanık delilini yansıtan temsil.

Uygulama Notu: Mahkemeler hile iddiasını incelerken tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, aralarındaki akrabalık veya güven ilişkisini, sözleşme konusunun gerçek değerini ve hileli davranışın hayatın olağan akışına uygunluğunu denetler. Tek başına tanık beyanı yeterli görülmeyebilir; ancak yan delillerle (e-postalar, WhatsApp mesajları, banka kayıtları) desteklenen tanık beyanları hükme esas alınır.

"Hal böyle olunca, tarafların bildirdiği tüm delillerin toplanması ve yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile davanın inançlı işlem olarak nitelendirilip sonuca gidilmesi doğru değildir."

Kaynak: 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/8837 - Karar No: 2019/5388

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2016/8837 E. , 2019/5388 K.

Aldatma ile Hata (Yanılma) Arasındaki Farklılıklar: Esaslılık Şartı

Hata ve hile sıklıkla birbirine karıştırılsa da, yargılama stratejisi açısından aralarında kritik farklar bulunur. Hata durumunda kişi kendi iç dünyasında yanılmaktadır; hilede ise bu yanılma dışsal bir müdahale (aldatma fiili) ile oluşturulur.

Hilede Esaslılık Şartının Aranmaması

TBK m. 30 ve 32 uyarınca hata nedeniyle iptal için hatanın "esaslı" olması gerekirken, TBK m. 36 hile için böyle bir şart aramaz. Aldatanın kötüniyeti, kanun koyucu tarafından aldatılanın hatasının büyüklüğünden daha önemsiz görülmüştür. Bu durum, hile iddiasına dayanan davacı için ispat kolaylığı sağlar.

Saikte Hata ve Aldatma İlişkisi

Sözleşmenin temelini oluşturmayan basit saik hataları (vincit error saik) hataya dayalı iptale imkan vermezken, bu saik hatası karşı tarafın hilesiyle oluşturulmuşsa sözleşme iptal edilebilir. Yargıtay HGK'nın vurguladığı üzere, taraflardan biri diğerini hileyle sözleşme yapmaya yöneltmişse, yanılma esaslı olmasa bile sözleşme bağlayıcı sayılamaz.

"Taraflardan birinin, diğerinin aldatması (hilesi) ile sözleşme yapması hâlinde yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı sayılmayacağı Kanun’un açık hükmü gereğidir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1216 - Karar No: 2021/60

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1216 E. , 2021/60 K.

Sözleşmenin İptali Sonrası Tasfiye Süreci: Sebepsiz Zenginleşme ve Geri Verme

Hile nedeniyle sözleşmenin iptali, hukuki ilişkiyi "geçmişe etkili" (ex tunc) olarak ortadan kaldırır. Bu durum, sözleşmenin hiç kurulmamış gibi değerlendirilmesini gerektirir. İptal beyanıyla birlikte taraflar, daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteme hakkına (restitutio in integrum) sahip olurlar.

Edimlerin Geri Verilmesi Rejimi

Sözleşme iptal edildiğinde, verilenlerin iadesi kural olarak "sebepsiz zenginleşme" (TBK m. 77) hükümlerine göre yapılır. Ancak taşınmaz satışlarında durum farklıdır. Tapu siciline güven ilkesi ve tescilin hukukiliği gereği, aldatılan taraf "tapu iptal ve tescil davası" açmalıdır. Eğer taşınmaz iyiniyetli bir dördüncü kişiye devredilmişse, ayni talep sona erer ve tazminat sorumluluğu doğar.

Geçmişe Etkililik (Makable Şamil Olma)

İptal hakkının kullanılmasıyla sözleşme baştan itibaren geçersiz sayıldığı için, sözleşmeye dayanarak doğmuş olan tüm borçlar ve fer'i haklar sona erer. Bu aşamada mahkeme, tarafları sözleşme öncesi duruma döndürecek bir tasfiye kararı vermelidir.

"Değinilen koşulların varlığı hâlinde aldatılan taraf, hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1831 - Karar No: 2020/549

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2017/1831 E. , 2020/549 K.

Tazminat İstemi ve TBK m. 39/2 Kapsamında Sorumluluk

Sözleşmenin iptali, aldatılan tarafın uğradığı zararların tazmin edilmesine engel değildir. Aldatan taraf, karşı tarafın "olumsuz zararını" (sözleşmenin yapılacağına güvenmekten doğan zarar) tazmin etmekle yükümlüdür. Bazı durumlarda aldatma fiili aynı zamanda bir haksız fiil teşkil ettiğinden, genel hükümlere göre manevi tazminat talebi de gündeme gelebilir.

Menfi ve Müspet Zarar Ayrımı

İptal edilen bir sözleşmede aldatılan kural olarak "müspet zararını" (sözleşme ifa edilseydi elde edeceği kârı) isteyemez. Zira iptal ile sözleşmeyi geçersiz kılmıştır. Talep edilebilecek olan, sözleşme hazırlıkları için yapılan masraflar, kaçırılan diğer fırsatlar gibi "menfi zararlar"dır.

TBK m. 39/2: Onama Halinde Tazminat

Eğer aldatılan taraf, bir yıllık süre içinde sözleşmeyi iptal etmezse (zımnen veya açıkça onarsa), sözleşme geçerli kalır. Ancak TBK m. 39/2 uyarınca, sözleşmenin onanmış olması, aldatılanın tazminat hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez. Aldatılan, sözleşmeyi geçerli tutarak sadece uğradığı zararın tazminini isteyebilir.

Adliye Pratiğinde Dava Stratejisi ve Karşılaşılan Usuli Engeller

Aldatma davalarında başarının anahtarı, hileli davranışın "öğrenilme tarihini" netleştirmek ve "kastı" ispatlamaktır. Davacı vekili tarafından sunulacak delil listesinde, taraflar arasındaki ticari yazışmaların yanı sıra, sözleşme konusu mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşme bedeli arasındaki aşırı fark (gabin ile hile birlikteliği) mutlaka vurgulanmalıdır.

Risk Analizi: Hile davalarında en büyük risk, davanın "hata" olarak nitelendirilmesi ve "esaslılık" şartının gerçekleşmediği gerekçesiyle reddedilmesidir. Bu nedenle dilekçede, karşı tarafın yanıltma kastını ortaya koyan somut olgulara odaklanılmalı, davanın hukuki nitelendirmesinin hile olduğu net biçimde ortaya konmalıdır.

"Dava konusu 1 numaralı bağımsız bölümün zemin katta bulunduğu, yönetim planında alt katındaki bodrumun sığınak olduğu, bu durumun da herkes tarafından bilinebileceği, davacı tarafın bu konuda kandırılmasının mümkün olmadığı... görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2021/335 - Karar No: 2023/21

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2021/335 E. , 2023/21 K.

Hileli Müflis Durumu ve İcra İflas Kanunu ile İlişki

Hukuk davalarında hile sadece sözleşmenin iptaliyle sınırlı kalmayıp, icra ve iflas hukuku alanında "hileli müflis" (İİK m. 311) kavramıyla daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Sözleşme aşamasında hile yapan tarafın iflas etmesi durumunda, aldatılan tarafın alacağı "masaya kabul edilen alacaklar" arasında özel bir statüde değerlendirilebilir.

İİK m. 312 uyarınca hileli müflisin itibarının iadesi, tüm alacaklıların itfa edildiğine dair makbuzların ibrazına ve özel usullere bağlanmıştır. Bu durum, borçlar hukukundaki aldatma fiilinin kamu düzenini de ilgilendiren yansımaları olduğunu göstermektedir.

"Hileli müflis itibarının yerine gelmesini Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun memnu hakların iadesine dair faslındaki hükümlere göre elde edebilir. Ancak mezkür fasılda yazılı şartların ifasından başka dilekçesine, masaya kabul edilmiş bütün alacaklıların alacakları tamamen itfa edildiğine dair makbuzlarını veya sair vesikalarını raptetmesi lazımdır."

Kaynak: İcra Ve İflas Kanunu - Madde: 312

Belgeyi Gör: İCRA VE İFLAS KANUNU

Sıkça Sorulan Sorular

1. Aldatma nedeniyle iptal davasında 1 yıllık süre geçtikten sonra dava açılabilir mi? Hayır, TBK m. 39'da öngörülen bir yıllık süre hak düşürücü süredir. Bu süre geçtikten sonra sözleşme onanmış sayılır ve iptal hakkı düşer. Ancak sürenin başlangıcı olan "öğrenme" tarihinin ispatı davacıda olup, öğrenmenin yeni gerçekleştiği kanıtlanabilirse dava görülebilir.

2. Sözleşmede "Hile nedeniyle iptal hakkından vazgeçilmiştir" maddesi geçerli midir? Hayır, hileli davranışla iradesi sakatlanan birinin, aynı sözleşme içinde bu sakatlıktan doğan haklarından vazgeçmesi hukuken geçersizdir. Kişi zaten hileyi bilseydi sözleşmeyi yapmayacaktı; dolayısıyla feragat maddesi de hilenin kapsama alanındadır.

3. Üçüncü kişinin hilesinde karşı tarafın "bilmesi gerekiyordu" ifadesi neyi kapsar? Burada objektif özen yükümlülüğü esas alınır. Eğer hileli durum, orta zekalı ve basiretli bir kişinin yapacağı basit bir inceleme ile anlaşılabilecek türdense, karşı tarafın "bilmesi gerekiyordu" karinesi işler ve sözleşme iptal edilebilir.

4. Aldatma nedeniyle sözleşmeyi iptal eden taraf, karşı taraftan cezai şart talep edebilir mi? Kural olarak hayır. İptal ile sözleşme baştan itibaren geçersiz hale geldiği için, sözleşmenin bir parçası olan cezai şart da geçersiz olur. Ancak aldatılan taraf "menfi zarar" kapsamında uğradığı gerçek kaybı tazminat olarak isteyebilir.

Kaynakça

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2017/1815, Karar No: 2021/769.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2017/1831, Karar No: 2020/549.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2017/1216, Karar No: 2021/60.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/8837, Karar No: 2019/5388.
  • Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, Esas No: 2014/14321, Karar No: 2015/7204.
  • Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017.

Yasal Uyarı: Bu metin, Borçlar Hukuku'ndaki aldatma (hile) kurumuna ilişkin genel mahiyette akademik ve profesyonel bir incelemedir. Her somut olay, kendi özel şartları, delil durumu ve hak düşürücü süreleri bakımından ayrı bir hukuki analiz gerektirir. Bu içerik doğrudan hukuki danışmanlık yerine geçmez; dava veya işlem tesis etmeden önce alanında uzman bir hukukçuya danışılması önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: