
Türk Borçlar Kanunu Madde 19 Kapsamında Muvazaalı İşlemler ve Yargısal Pratikler
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca muvazaa, tarafların gerçek iradelerini gizleyerek üçüncü kişileri aldatma amacıyla yaptıkları irade beyanı ile bu beyanın hukuk dünyasındaki hükümsüzlüğünü düzenler. İspat yükü, muris muvazaası istisnaları ve görevli mahkeme tayini, uyuşmazlıkların çözümünde belirleyici usul aşamalarıdır.
Türk Borçlar Kanunu 19. Madde Kapsamında Gerçek İrade ve Sözleşmenin Yorumu
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 19 (mülga 818 sayılı BK m. 18), sözleşmelerin yorumlanmasında ve tarafların gerçek amaçlarının belirlenmesinde "irade kuramı"nı esas alır. Kanun koyucu, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağını amir hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, hukuk güvenliğini sarsmadan tarafların danışıklı işlemlerle (muvazaa) elde etmek istedikleri haksız sonuçların önüne geçmeyi amaçlar.
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır. Uygulamada muvazaa; görünüşteki işlem, muvazaa anlaşması ve üçüncü kişileri aldatma kastı unsurlarının birleşmesiyle vücut bulur. Sözleşme özgürlüğü ilkesi, taraflara diledikleri içerikte sözleşme yapma yetkisi tanısa da, bu yetki dürüstlük kuralı ve üçüncü kişilerin haklarının korunmasıyla sınırlandırılmıştır.
"Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu [mülga 818 sayılı Kanun'un 18 inci] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin birinci fıkrasında; 'Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır' hükmüne yer verilmiştir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2022/1014 - Karar No: 2023/1004
Mutlak Muvazaa ve Görünüşteki İşlemin Kesin Hükümsüzlüğü
Mutlak muvazaa (basit muvazaa), tarafların gerçekte hiçbir hukuki işlem yapmayı istemedikleri halde, sadece üçüncü kişileri veya kamu makamlarını aldatmak için bir sözleşme yapmış gibi görünmeleridir. Bu durumda, görünüşteki işlemin arkasında yatan herhangi bir "gizli işlem" bulunmaz. Borçlunun malvarlığını hacizden kaçırmak için arkadaşına taşınmaz devretmesi ancak devrin hiçbir sonuç doğurmayacağının kararlaştırılması mutlak muvazaanın en tipik örneğidir.
Mutlak Muvazaada Hukuki Sonuçlar ve Butlan
Mutlak muvazaada görünüşteki işlem, tarafların gerçek iradeleriyle örtüşmediği için "yok hükmündedir". Bu durum, kurucu unsur eksikliği nedeniyle bir butlan halidir. Muvazaalı işlem, yapıldığı andan itibaren hükümsüzdür ve üzerinden zaman geçmesiyle veya tarafların onayıyla geçerli hale gelemez.
Üçüncü Kişilerin Muvazaa İddiası ve Menfaat İlişkisi
Sözleşmenin tarafı olmayan ancak bu muvazaalı işlem nedeniyle hakkı ihlal edilen üçüncü kişiler (alacaklılar, yasal mirasçılar vb.), işlemin muvazaalı olduğunu her zaman ileri sürebilirler. Bu noktada davacının, muvazaalı işlemin iptalinde hukuki bir yararının bulunması dava şartıdır. Örneğin, bir alacaklı borçlusunun yaptığı muvazaalı taşınmaz devrinin iptalini isteyerek malın borçlu malvarlığına dönmesini ve üzerine haciz konulmasını talep edebilir.
Nispi Muvazaa ve Gizli Sözleşmenin Geçerlilik Şartları
Nispi muvazaa (nitelikli muvazaa), tarafların gerçekte bir hukuki işlem yapmayı istedikleri ancak bu işlemi üçüncü kişilerden gizlemek amacıyla başka bir işlem arkasına saklamaları durumudur. Burada üç aşamalı bir yapı söz konusudur: Görünüşteki işlem, muvazaa anlaşması ve gizli işlem.
Görünüşteki İşlem ile Gizli İşlem Arasındaki Ayrım
Nispi muvazaada taraflar, aslında yapmak istedikleri sözleşmeyi (gizli işlem) başka bir sözleşme (görünüşteki işlem) formunda sunarlar. Örneğin, bir taşınmazın bağışlanması (gizli işlem) istenirken, tapuda satış (görünüşteki işlem) olarak gösterilmesi nispi muvazaadır. Bu durumda görünüşteki işlem (satış), iradeye uygun olmadığı için geçersizdir; gizli işlem (bağış) ise kendi şekil şartlarını taşıyıp taşımadığına göre değerlendirilir.
Şekil Şartlarının Gizli İşlem Üzerindeki Etkisi
Gizli işlemin geçerliliği, kanunun o işlem için öngördüğü şekil şartlarına uyulup uyulmadığına bağlıdır. Taşınmaz mülkiyetinin naklinde kanun, resmi senet şeklini (tapu memuru huzurunda) zorunlu kılmıştır. Eğer gizli olan bağış işlemi, satış işlemi içerisinde gizlenmişse ve bağışa ilişkin irade resmi senede yansıtılmamışsa, gizli işlem şekil eksikliği nedeniyle geçersiz kalacaktır. Yargıtay’ın 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, muris muvazaası özelinde bu durumu detaylandırmaktadır.
| İşlem Türü | İrade-Beyan İlişkisi | Gizli İşlem Mevcudiyeti | Hukuki Yaptırım |
|---|---|---|---|
| Mutlak Muvazaa | Hiçbir işlem yapma iradesi yok | Yok | Görünüşteki işlem butlanla maluldür. |
| Nispi Muvazaa | Başka bir işlem yapma iradesi var | Var | Görünüşteki işlem geçersiz; gizli işlem şekil şartına tabidir. |
| Vasıfta Muvazaa | İşlemin bedelinde/şartında yanıltma | Var (Bedel farkı) | Sözleşme ayakta tutulabilir (Genel eğilim hariç). |
Muris Muvazaası: Tapu İptal ve Tescil Davalarında İspat ve Karine
Muris muvazaası, miras bırakanın (muris), mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla tapulu taşınmazlarını aslında bağışlamak istediği halde tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesidir. Bu, nispi muvazaanın özel ve en yaygın türüdür.
01.04.1974 Tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı ve Kapsamı
Yargıtay, muris muvazaası uyuşmazlıklarında temel rehber olarak 1974/1-2 sayılı kararı uygulamaktadır. Bu karara göre, saklı pay sahibi olsun veya olmasın, miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar görünüşteki satış sözleşmesinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek dava açabilirler. Dava açma hakkı murisin ölümüyle doğar ve bu davanın açılması herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.
Muvazaanın Belirlenmesinde Kullanılan Kriterler
Yargı pratiğinde muvazaanın varlığı ispatlanırken belirli olgular (karineler) dikkate alınır. Murisin satış tarihindeki ekonomik durumu, taşınmazı satma ihtiyacının olup olmadığı, alıcının ödeme gücü, satış bedeli ile rayiç bedel arasındaki fahiş fark ve taraflar arasındaki ailevi yakınlık bu kriterlerin başında gelir. Murisin taşınmazı devretmesindeki asıl amacın mirasçıdan mal kaçırmak mı yoksa gerçekten ihtiyacını karşılamak mı olduğu titizlikle incelenir.
"Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; 'Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem' şeklinde ifade edilmiştir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2021/1 - Karar No: 2023/168
Bedel Muvazaası ve Şufa (Önalım) Haklarının Kullanılması
Taşınmaz satışlarında bedelin düşük gösterilmesi (vergi kaçırma amacı) veya şufa hakkının engellenmesi amacıyla yüksek gösterilmesi sıklıkla karşılaşılan bir muvazaa türüdür. Bu durum, TBK m. 19 kapsamındaki genel geçersizlik yaptırımından bazı yönleriyle ayrışan bir uygulama pratiğine sahiptir.
Şufa Davalarında Bedelde Muvazaa İddiası
Paylı mülkiyete konu taşınmazlarda, bir paydaş payını üçüncü kişiye sattığında diğer paydaşlar şufa hakkını kullanabilir. Alıcı ve satıcı, şufa hakkının kullanılmasını zorlaştırmak için satış bedelini tapuda gerçekte olduğundan çok daha yüksek gösterebilirler. Bu durumda davacı paydaş, bedelin muvazaalı olduğunu iddia ederek gerçek bedel üzerinden şufa hakkını kullanmak isteyebilir.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin Bedel Muvazaasına Yaklaşımı
Yargıtay, bedel muvazaası durumunda sözleşmeyi tamamen geçersiz saymak yerine, sözleşmeyi gerçek bedel üzerinden "ayakta tutma" eğilimindedir. Bu, genel muvazaa teorisinden (butlan) bir sapma teşkil eder. Davalının bedelin düşük gösterildiğine dair savunması, genellikle vergi cezası riskini beraberinde getirdiği için çelişkili davranış yasağı kapsamında değerlendirilebilir.
"Yargıtayın genel uygulamasında muvazaa halinde sözleşmenin geçersizliği gündeme gelmekte iken şufa davalarına bakan dairelerin bu konu ile ilgili uygulamalarında bedelde düşüklük veya fazla miktar belirlenmesi halinde, genel uygulamalardan ayrılınmak suretiyle sözleşme ayakta tutulmaktadır. ... Davalının bedelin düşük gösterildiği savunması esasen tapuda yapılan ve tamamlanan satış akdi ile ilgili bir husustur."
Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/882 - Karar No: 2022/799
Muvazaa Davalarında Görevli Mahkeme: Asliye Hukuk mu Ticaret mi?
Uygulamada, ticari şirketler arasındaki devirlerin muvazaalı olduğu iddiasıyla açılan davalarda görevli mahkemenin tayini önemli bir usul tartışmasıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 4 kapsamındaki ticari davalar ile genel hukuk mahkemelerinin görev alanı arasındaki çizgi, davanın temel hukuki dayanağına göre belirlenir.
TBK 19. Maddeye Dayalı İptal Davalarının Niteliği
Hukuk Genel Kurulu ve Bölge Adliye Mahkemeleri'nin yerleşik içtihatlarına göre, TBK m. 19 gereğince açılan muvazaa davaları (ve İcra İflas Kanunu m. 283'ün kıyasen uygulanması istemli davalar) mutlak veya nispi ticari dava niteliğinde değildir. Tarafların tacir olması veya işlemin bir şirket pay devri olması, davanın niteliğini tek başına "ticari dava" yapmaz.
Görevin Belirlenmesinde Temel Kriter
Davanın temelinde bir alacağın tahsilini sağlamak amacıyla borçlunun yaptığı tasarrufun hükümsüzlüğü iddiası varsa, uyuşmazlık "şahsi nitelikte" kabul edilir. Bu tür davalar 6100 sayılı HMK m. 2 uyarınca genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görev alanına girer.
"TBK m. 19 gereğince İİK’nin 283. Maddesinin kıyasen uygulanması istemli muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olduğundan 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kalmaktadır."
Kaynak: Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2022/85 - Karar No: 2022/68
Vergi Hukukunda Muvazaa: Sahte Belge Düzenleme ve İştirak
Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 3 uyarınca, vergilendirmede "olayın gerçek mahiyeti" esastır. Vergi hukukunda muvazaa, genellikle gerçek bir mal veya hizmet hareketi olmaksızın fatura düzenlenmesi (naylon fatura) veya gelirlerin düşük gösterilmesi şeklinde ortaya çıkar.
Sahte Belge Düzenleme Fiiline İştirak ve İspat
Vergi ziyaı cezası kesilebilmesi için mükellefin sahte belge düzenleme veya kullanma fiiline iştirak ettiğinin somut delillerle ortaya konulması gerekir. Danıştay kararları, vergi tekniği raporlarında (VTR) yer alan tespitlerin, muvazaayı ve iştiraki şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat etmesi gerektiğini vurgular.
İlliyet Bağının Kurulması ve Somut Tespit Şartı
Bir şirketin yasal temsilcisinin, şirket üzerinden yapılan sahte fatura organizasyonuna dahil olduğu iddia ediliyorsa, bu kişinin hangi fiilleriyle muvazaalı sürece katıldığı netleştirilmelidir. Sadece temsilci sıfatına dayanarak ceza kesilmesi, vergi hukukundaki şahsilik ve somut delil ilkelerine aykırılık teşkil edebilir.
"Davacı adına sahte belge düzenleme organizasyonu kapsamında yasal temsilcisi olduğu .... Halı Ticaret A.Ş. adına üçüncü şahıslar vasıtasıyla sahte fatura düzenlendiği ve işlemlerde muvazaa oluşturarak gerçek durumun gizlendiği... iştirak ettiğinden bahisle davaya konu vergi ziyaı cezaları kesilmiş ise de... sahte belge düzenleme fiiline hangi fiilleriyle, ne suretle iştirak ettiği yolunda yapılmış somut bir tespitin bulunmaması karşısında... hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
Kaynak: Danıştay 4. Daire Başkanlığı - Esas No: 2023/2041 - Karar No: 2023/3373
Aile Konutu ve Muvazaa: TMK 194 ile TBK 19 İlişkisi
Eşlerden birinin, diğer eşin rızası olmadan aile konutu üzerinde yaptığı tasarruflar Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 194 uyarınca kısıtlanmıştır. Ancak bazı durumlarda, eşlerden biri bu kısıtlamayı aşmak için taşınmazı muvazaalı olarak üçüncü kişilere devredebilir.
Aile Konutu Şerhi Yoksa Muvazaa İddiası
Taşınmaz üzerinde aile konutu şerhi bulunmasa dahi, devralan üçüncü kişi kötü niyetli ise (eşlerin arasının bozuk olduğunu ve devrin rızasız yapıldığını biliyorsa), bu işlem TBK m. 19 uyarınca muvazaa nedeniyle iptal edilebilir. Burada korunan değer, ailenin barınma hakkı ve eşler arasındaki dürüstlük kuralıdır.
Yaşamsal Faaliyetlerin Yoğunlaştığı Yer Kriteri
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bir yerin aile konutu sayılabilmesi için eşlerin yaşamsal faaliyetlerinin orada yoğunlaşması gerektiğini belirtir. Yazlıklar veya geçici olarak kalınan yerler kural olarak aile konutu korumasından yararlanamaz. Ancak muvazaa iddiası kanıtlandığında, işlemin geçersizliği devrin yapıldığı andan itibaren hüküm doğurur.
"Dava konusu taşınmazın satışının Borçlar Kanununun 18. maddesi [TBK m. 19] uyarınca muvazaa ile illetli olması sebebi ile satışının iptaline karar verilerek bu taşınmaza aile konutu şerhi verildiği konusunda değerli çoğunluk ile arasında çekişme yoktur."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2009/11532 - Karar No: 2009/19086
Muvazaalı Kararlar ve Yargılamanın İadesi (Yenilenmesi)
Muvazaa sadece sözleşmelerde değil, bazen mahkeme kararlarında da tarafların anlaşarak (hileli yollarla) bir sonuç elde etmesi şeklinde tezahür edebilir. Bu durum "yargısal muvazaa" olarak da adlandırılır ve HMK m. 375 uyarınca yargılamanın iadesi sebebidir.
Lehine Karar Verilen Tarafın Hileli Davranışı
HMK m. 375/1-h bendi, lehine karar verilen tarafın karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olmasını yargılamanın yenilenmesi nedeni sayar. Eğer taraflar, aslında var olmayan bir hukuki ilişkiyi varmış gibi gösterip (örneğin harici satış sözleşmesiyle tapu iptal tescil davası açıp, davalının hemen davayı kabul etmesi) mahkemeyi yanıltarak karar almışlarsa, bu kararın iptali istenebilir.
Ceza Soruşturmasının Bekletici Sorun Yapılması
Muvazaalı ve hileli bir kararla zarara uğradığını iddia eden taraf, bu hilenin tespiti için ceza mahkemesinde açılan davayı veya devam eden soruşturmayı delil olarak sunabilir. Hukuk mahkemesi, hilenin varlığına dair ciddi bulgular varsa, ceza dosyasının sonucunu bekletici sorun yapmak zorundadır.
"HUMK'nun 445/7. bendine [HMK m. 375/1-h] göre, lehine karar verilen tarafın veya vekilinin, hükme etkisi olan diğer bir hile (ve hud'a) kullanmış olması yargılamanın iadesi sebebidir. ... Hukuk Hakimini bağlayacaktır (6098 sy. TBK m. 74). O halde; somut olay bakımından... soruşturmanın sonucunda kamu davası açılması ve mahkumiyet kararı verilmesi durumunda verilen kararın eldeki davayı etkileme durumu da mevcuttur."
Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/7538 - Karar No: 2015/10378
Muvazaa Davalarında İspat Yükü ve Delil Standartları
Muvazaa iddiasında bulunan taraf, işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığını ispatlamakla yükümlüdür. İspatın şekli, iddia sahibinin sözleşmenin tarafı olup olmamasına göre değişir.
Sözleşmenin Tarafları Açısından Yazılı Delil Şartı
Sözleşmenin tarafları, muvazaa iddiasını kural olarak ancak yazılı bir belge (muvazaa belgesi veya ters delil) ile ispatlayabilirler. HMK m. 201 (mülga HUMK m. 290) uyarınca, senetle ispatı gereken bir hukuki işleme karşı muvazaa iddiası tanıkla ispat edilemez. Ancak yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir.
Üçüncü Kişiler Açısından Tanık ve Karine Serbestisi
Sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler (örneğin alacaklılar veya mirasçılar), sözleşmenin kendilerine karşı danışıklı yapıldığını her türlü delille (tanık, mahalli bilirkişi, emareler vb.) ispat edebilirler. Zira üçüncü kişilerin, taraflar arasında gizlice yapılan bir muvazaa anlaşmasına yazılı olarak sahip olmaları hayatın olağan akışına aykırıdır.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürelerin Uygulama Alanı
Muvazaa, işlemin kurucu unsurlarındaki eksiklikten kaynaklanan bir "hükümsüzlük" hali olduğu için, kural olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir.
Muvazaa Davasında "Süre" Tartışmaları
Mutlak muvazaa davaları her zaman açılabilir. Ancak bazı özel kanun hükümlerinde veya Yargıtay uygulamalarında, davanın açılma süresi ile ilgili hak düşürücü süreler tartışma konusu olabilir. Örneğin, TBK m. 598 uyarınca gerçek kişilerce verilen kefaletlerde 10 yıllık bir hak düşürücü süre öngörülmüştür. Bu süreden sonra kefaletin muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açılsa dahi kefalet kendiliğinden sona ermiş kabul edilir.
İİK 277 vd. Kapsamındaki Tasarrufun İptali ile Farklar
İcra ve İflas Kanunu kapsamındaki tasarrufun iptali davaları 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Oysa TBK m. 19’a dayalı muvazaa davalarında bu süre işlemez. Uygulamada alacaklılar, süreyi kaçırmışlarsa TBK m. 19’a dayanarak butlan iddiasında bulunabilirler; ancak bu durumda "muvazaa vakıası"nın ispatı, İİK'daki "iptal nedenleri"ne (ör: akrabalık, düşük bedel) göre çok daha ağırdır.
Editörün Notu: Adliye Pratiğinde Muvazaa ve Tasarrufun İptali Ayrımı
Muvazaa davası (TBK 19) ile Tasarrufun İptali davası (İİK 277) sıklıkla birbirine karıştırılsa da, adliye pratiğinde görevli mahkeme, ispat yükü ve süreler açısından hayati farklar barındırırlar. Bir davanın hem İİK 277 hem de terditli olarak TBK 19’a dayanması mümkündür. Ancak muvazaa davasında mahkeme devrin "hiç yapılmamış" gibi sayılmasına karar verirken; tasarrufun iptalinde devrin "geçerli olduğu ancak davacıya o mal üzerinde icra yetkisi verildiği" hüküm altına alınır. Dilekçe yazımında bu nüansın göz ardı edilmesi, davanın görevsizlik veya süre reddi almasına yol açabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Muvazaa davası açmak için icra takibi başlatmak şart mıdır?
Hayır. TBK m. 19 uyarınca açılan muvazaa (butlan) davası için bir icra takibi veya aciz vesikası şart değildir. Ancak davanın alacaklı tarafından açılması halinde, borcun varlığının ve muvazaalı işlem nedeniyle alacağın tehlikeye düştüğünün ispatı gerekir.
2. Tapuda bedelin düşük gösterilmesi (vergi muvazaası) sözleşmeyi geçersiz kılar mı?
Genellikle hayır. Yargıtay’ın baskın eğilimine göre, sadece devletten harç ve vergi kaçırmak amacıyla bedelin düşük gösterilmesi "tarafların satış iradesini" sakatlamaz. Bu durumda sözleşme ayakta tutulur ancak vergi idaresi aradaki fark için ceza ve faiz tahsil edebilir.
3. Muris muvazaasında zamanaşımı süresi ne kadardır?
Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davaları, bir "hükümsüzlük" iddiası içerdiği için herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Murisin vefatından 50 yıl sonra dahi dava açılması teorik olarak mümkündür.
4. Şirket hisse devirlerinde muvazaa iddiası nerede görülür?
Eğer dava, doğrudan TBK m. 19 uyarınca işlemin kesin hükümsüzlüğü ve alacaklıya cebri icra yetkisi tanınması (İİK 283 kıyasen) istemiyle açılmışsa, uyuşmazlık mutlak ticari dava sayılmadığından Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir.
Kaynakça
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (m. 19, 74, 179, 598).
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (m. 2, 10, 114, 165, 375).
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (m. 50, 67, 277, 283).
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2022/1014, Karar No: 2023/1004.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Esas No: 2021/882, Karar No: 2022/799.
- Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, Esas No: 2022/85, Karar No: 2022/68.
- Danıştay 4. Daire Başkanlığı, Esas No: 2023/2041, Karar No: 2023/3373.
- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu, 01.04.1974 tarih, 1974/1 Esas, 1974/2 Karar.
Yasal Uyarı: Bu metin genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Muvazaa iddiaları somut olayın özelliklerine göre değişkenlik gösterdiğinden, uyuşmazlıkların çözümünde bir hukuk profesyoneline başvurulması önerilir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.