Takibi Şikayete Bağlı Suçlarda Hak Düşürücü Süreler ve Şikayetten Vazgeçmenin Usuli Sonuçları
Soruşturma İşlemleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Takibi Şikayete Bağlı Suçlarda Hak Düşürücü Süreler ve Şikayetten Vazgeçmenin Usuli Sonuçları

Türk Ceza Kanunu m. 73 ve CMK m. 158/6 ekseninde şekillenen takibi şikayete bağlı suçlar rejimi, altı aylık hak düşürücü süre ve şikayetten vazgeçmenin sirayet etkisi gibi kritik usuli dinamikleri bünyesinde barındırır. Bu süreçte şikayet hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı niteliği ile kovuşturma aşamasında ortaya çıkan "varsayılan şikayet" istisnaları, adliye pratiğinde hak kayıplarının önlenmesi bakımından stratejik bir öneme sahiptir.

Takibi Şikayete Bağlı Suçlarda Kovuşturma Şartı Olarak Şikayet Kurumu

Takibi şikayete bağlı suçlar, devletin cezalandırma yetkisini kullanmasını, suçtan zarar görenin iradesine bıraktığı özel bir kategoriyi temsil eder. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 73 uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarda, yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde kamu davası açılamaz. Bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden itibaren işlemeye başlar. Adliye pratiğinde şikayet, yalnızca bir bildirim değil, aynı zamanda yargılamanın devamı için zorunlu bir kovuşturma şartıdır.

Şikayet hakkının kullanılması, ceza muhakemesi hukukunda "koşullu bir süreç" başlatır. Eğer suç, kanun koyucu tarafından açıkça şikayete tabi kılınmışsa (örneğin TCK m. 86/2 kapsamındaki basit kasten yaralama veya TCK m. 125/1 kapsamındaki hakaret), mağdurun süresinde yapacağı usulüne uygun başvuru olmaksızın Cumhuriyet Savcılığı resen harekete geçemez. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, suçun nitelikli hallerinin (TCK m. 86/3 veya m. 119 gibi) şikayet şartını ortadan kaldırıp kaldırmadığıdır. Yargıtay uygulamalarında, temel şekli şikayete bağlı olan bir suçun, kanunda açıkça belirtilmedikçe nitelikli hallerinin resen soruşturulacağı kabul edilmektedir.

TCK 73 Kapsamında Altı Aylık Hak Düşürücü Süre ve Başlangıç Anı

Şikayet süresi, ceza hukukunda zamanaşımından farklı olarak bir "hak düşürücü süre" niteliğindedir. TCK m. 73/1-2 maddeleri uyarınca belirlenen altı aylık süre, şikayet hakkı sahibinin hem fiili hem de faili öğrendiği tarihten itibaren başlar. Bu iki unsurdan birinin eksikliği halinde sürenin başladığından söz edilemez. Ancak, failin kimliği bilinmesine rağmen adresinin bilinmemesi süreyi durdurmaz. Fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay geçmesiyle birlikte, şikayet hakkı sona erer ve bu tarihten sonra yapılan başvurular CMK m. 223/8 uyarınca davanın düşmesi sonucunu doğurur.

6 aylık hak düşürücü şikayet süresini temsil eden hukuki görsel.

Özellikle taksirle yaralama (TCK m. 89) gibi suçlarda, mağdurun olay anında şikayetçi olmadığını beyan etmesi, ancak daha sonra yasal süresi içinde bu iradesini değiştirmesi mümkündür. Ancak, bir kez açıkça "şikayetçi değilim" denilerek vazgeçme iradesi sergilendiğinde, bu iradeden geri dönülmesi hukuken sonuç doğurmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, hak sahibi tarafından altı aylık sürenin geçirilmiş olması, davanın esasına girilmesine engel teşkil eden mutlak bir usuli engeldir.

"TCK'nun 73. maddesi uyarınca şikâyetin, hak sahibi kişi tarafından altı ay içerisinde yapılmış olması da zorunlu bir unsurdur. Aksi halde takibi şikayete bağlı olan taksirle yaralama suçundan soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi hukuken mümkün olmayacaktır. Şikayete tabi olmaması nedeniyle, şikayet olmasa bile kamu davasına konu edilen bir eylemin, kovuşturma sırasında toplanan deliller ve yapılan yargılama ile şikayete tabi olduğunun anlaşılması halinde, CMK.'nun 158/6. maddesi uyarınca şikayetten vazgeçilmediği sürece süresinde şikayet yokluğundan bahisle düşme kararı verilemeyecektir. Somut olayda, sanığa yüklenen eylem başından itibaren şikayete tabi olup yargılama aşamasında şikayete tabi olduğu anlaşılan bir suç niteliğinde değildir."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2012/1529 - Karar No: 2014/283

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2012/1529 E. , 2014/283 K.

CMK 158/6 Maddesi ve "Varsayılan Şikayet" Rejiminin Analizi

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 158/6, ceza yargılamasında "suçun vasfının değişmesi" ihtimaline karşı mağduru koruyan kritik bir düzenlemedir. Eğer bir soruşturma resen takip edilen bir suç (örneğin yağma veya nitelikli hırsızlık) üzerinden başlatılmış ve dava açılmışsa, ancak yargılama aşamasında suçun aslında şikayete bağlı bir suç (örneğin güveni kötüye kullanma veya basit yaralama) olduğu anlaşılırsa; mağdur açıkça şikayetinden vazgeçmediği sürece yargılamaya devam edilir.

Bu düzenleme, "varsayılan şikayet" olarak adlandırılmakta ve mağdurun, suçun resen takip edildiği zannıyla şikayette bulunma zahmetine girmemesinden kaynaklanan hak kayıplarını önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak, suçun en başından itibaren şikayete bağlı olduğu açıkça belliyse ve buna rağmen savcı dava açmışsa, CMK m. 158/6'daki bu koruma şemsiyesi uygulanmaz. Eğer altı aylık hak düşürücü süre geçirilmişse, dava CMK m. 223/8 gereği düşürülür.

Vasıf Değişikliği ve Usuli Koruma

Suçun niteliğinin duruşma sırasında değişmesi halinde, mahkeme mağdura şikayetçi olup olmadığını sormalıdır. Eğer mağdur duruşmada hazırsa ve şikayetçi olduğunu beyan ederse, bu beyan şikayet süresi geçse dahi geçerli kabul edilir. Burada temel kriter, soruşturma aşamasında suçun "şikayete tabi olmayan bir suç" olarak nitelendirilmiş olmasıdır.

Hukuki Hata ve Şikayet Süresi İlişkisi

Soruşturma makamlarının suçun niteliğinde hataya düşmesi, mağdurun aleyhine sonuç doğurmamalıdır. Ancak Yargıtay, suçun başından beri şikayete tabi olduğu "objektif olarak" anlaşılabiliyorsa, bu hatanın mağdura yeni bir şikayet hakkı tanımayacağını vurgulamaktadır. Bu durum, hukuk profesyonelleri için dava stratejisi belirlerken en dikkat edilmesi gereken hususlardan biridir.

Şikayetten Vazgeçmenin Hukuki Sonuçları ve Kapsamı

Şikayetten vazgeçme, hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabilecek ve kamu davasının düşmesine yol açan iradi bir işlemdir. TCK m. 73/4 uyarınca, kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme davayı düşürür. Ancak hüküm kesinleştikten sonraki vazgeçme, kural olarak cezanın infazına engel olmaz; ancak bazı özel suç tiplerinde (örneğin aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali) infaz aşamasındaki vazgeçmenin de sonuç doğurduğu görülmektedir.

Vazgeçme beyanı, özgür irade ile yapılmalı ve herhangi bir şarta bağlanmamalıdır. Şarta bağlı vazgeçmeler (örneğin "zararım ödenirse vazgeçerim") kural olarak geçerli kabul edilmez. Ancak, uzlaştırma prosedürü kapsamında yapılan anlaşmalar bu genel kuralın istisnasını teşkil eder. Vazgeçme, kural olarak sanığın kabulüne bağlıdır (TCK m. 73/6). Sanık, "ben bu suçtan aklanmak istiyorum, düşme kararı değil beraat kararı verilmesini talep ediyorum" diyerek vazgeçmeyi reddedebilir.

"Takibi şikayete bağlı suçlarda, şikayetten vazgeçme, soruşturmanın başlamasına, başlamış soruşturmada ise soruşturmanın devamına engel olan bir kovuşturma şartıdır. Şikayetten vazgeçme, her türlü delille ispatlanabilen, özgür irade ile yapıldığı takdirde geri alınması, dönülmesi, cayılması mümkün olmayan, şarta bağlanamayan, hukuki sonuçları bulunan fiili bir durumdur. Takibi şikayete bağlı bir suçta, şikayetten vazgeçmenin kovuşturma aşamasında düşme şeklinde hukuki sonuç doğurabilmesi, TCK’nın 73/6. maddesine göre sanığın kabulüne bağlı iken, soruşturma aşamasında şikayetten vazgeçmenin hukuki sonuç doğurması, şüphelinin kabulüne bağlı tutulmamıştır."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/19972 - Karar No: 2015/36887

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2013/19972 E. , 2015/36887 K.

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Sirayet ve Bölünmezlik İlkesi

TCK m. 73/5, şikayetin bölünmezliği ilkesini düzenler. Buna göre, iştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, kural olarak diğer sanıkları da kapsar. Bu, "sirayet" etkisidir. Mağdur, "A sanığından şikayetçiyim ama B sanığından vazgeçiyorum" diyemez. Şikayetten vazgeçme, fiile odaklı olduğu için o fiilin tüm ortaklarını kapsar.

İştirak halinde işlenen suçlarda şikayetten vazgeçme ve sirayet etkisinin temsili.

Ancak, bu kuralın bir istisnası mevcuttur: Şikayet hakkının bizzat sanıklardan biri tarafından kullanılması veya suçun şahsi bir sebeple cezalandırılabilirliği etkilemesi durumu. Uygulamada, sanıklardan birinin vazgeçmeyi kabul etmemesi halinde yargılamaya sadece o sanık yönünden devam edilir; kabul eden sanıklar yönünden ise düşme kararı verilir.

Suç Tipi Şikayet Süresi Vazgeçme Etkisi (TCK 73/4-6) Sirayet (TCK 73/5)
Basit Yaralama (m. 86/2) 6 Ay Kamu davasını düşürür. Tüm iştirakçilere sirayet eder.
Hakaret (m. 125/1) 6 Ay Kamu davasını düşürür. Tüm iştirakçilere sirayet eder.
Taksirle Yaralama (m. 89) 6 Ay Kamu davasını düşürür. Tüm iştirakçilere sirayet eder.
Tehdit (m. 106/1-2. cümle) 6 Ay Kamu davasını düşürür. Tüm iştirakçilere sirayet eder.
Kişilerin Huzurunu Bozma 6 Ay Kamu davasını düşürür. Tüm iştirakçilere sirayet eder.

İcra İflas Kanunu Kapsamındaki Suçlarda Özel Şikayet Rejimi

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) kapsamında düzenlenen suçlar (örneğin İİK m. 331 - Alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla mevcudu eksiltmek), genel hükümlerden ayrılan özel bir şikayet rejimine tabidir. İİK m. 347 uyarınca, bu suçlarda şikayet süresi fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıldır. Bu süreler, TCK m. 73'teki altı aylık genel süreden farklılık arz etmektedir.

Ayrıca, İİK suçlarında şikayet mercii Cumhuriyet Başsavcılığı değil, doğrudan İcra Ceza Mahkemesidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, İİK m. 349 uyarınca yapılan başvuruların birer "dilekçe ile dava açma" niteliğinde olduğunu, dolayısıyla savcılık tarafından iddianame düzenlenmesine gerek bulunmadığını karara bağlamıştır. Bu durum, usul hukukunda "şahsi dava" benzeri bir yapının korunduğu nadir alanlardan biridir.

"İcra İflas Yasasında yer alan şikayete tabii kılınan suçlar dolayısıyla... yapılan şikayet İİY'nin 347. maddesinde belirtilen süreler içinde, aynı Yasa'nın 348 ve 349. maddeleri uyarınca yetkili İcra Mahkemesine yapılmalıdır. Bu suçlarla ilgili dava açma yöntemi, İİY'nin 349. maddesinde açıkça belirtilmiş bulunduğundan... 5271 sayılı Yasa'nın 170. maddesi uyarınca iddianame düzenlenmesine gerek bulunmadığı gibi, anılan Yasa'nın 170. ve devamı madde hükümlerinin de bu suçlar yönünden uygulanmasına olanak bulunmamaktadır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2007/17RD-16 - Karar No: 2007/28

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2007/17RD-16 E., 2007/28 K.

Şikayet Hakkının Şahsa Sıkı Sıkıya Bağlılığı ve Ölümün Etkisi

Şikayet hakkı, kural olarak kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır ve mirasçılara intikal etmez. Mağdur, henüz şikayette bulunmadan ölürse, mirasçılarının kural olarak şikayet hakkı bulunmamaktadır. Ancak, TCK m. 131/2 gibi özel düzenlemelerle, hakaret suçunda mağdurun ölümü halinde belirli yakınlarına şikayet hakkı tanınmıştır.

Eğer mağdur soruşturma aşamasında şikayetçi olduktan sonra ölürse, bu durum şikayeti geçersiz kılmaz. Katılma hakkı (CMK m. 237 vd.) mirasçılara geçerken, "şikayet şartı" zaten yerine getirilmiş kabul edilir. Mirasçılar, davaya katılarak yargılamayı takip edebilirler. Ancak mağdurun ölümüyle birlikte şikayetin "hükümsüz" kalacağına dair yanlış bir yorumun önüne geçilmesi gerekir; zira CMK m. 243'teki hükümsüzlük katılma kararıyla ilgilidir, şikayet iradesiyle değil.

Konut Dokunulmazlığının İhlali ve Nitelikli Hallerde Şikayet İstisnası

Konut dokunulmazlığının ihlali suçu (TCK m. 116/1-2), temel şekli itibarıyla şikayete bağlı bir suçtur. Ancak, bu fiilin cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesi ya da gece vakti gerçekleştirilmesi (TCK m. 116/4) halinde, suç şikayete tabi olmaktan çıkar ve resen kovuşturulur. Yine TCK m. 119/1-c maddesinde belirtilen, suçun "birden fazla kişi tarafından birlikte" işlenmesi durumu da takibi şikayete bağlı olmaktan çıkaran bir nitelikli haldir.

Pratik uygulamada, mağdur şikayetinden vazgeçse dahi, eğer eylem gece vakti işlenmişse veya sanıklar iştirak halinde hareket etmişse, mahkeme "şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme" kararı veremez. Bu durumlarda yargılamaya resen devam edilmelidir. Şikayet şartı, sadece basit (temel) haller için geçerli bir bariyerdir.

"Konut dokunulmazlığının ihlâli suçunun, birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi karşısında, TCK’nın 119. maddesinde sayılan nitelikli hallerin kovuşturulmasının şikayet koşuluna bağlı olmadığı gözetilmeden, şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi kanuna aykırıdır. Sanıkların gündüzleyin izinsiz olarak konutun kapısını açmaya çalışıp bunu başaramayınca mağduru tehdit ettiklerinin anlaşılması karşısında, konut dokunulmazlığının ihlaline teşebbüs suçunun tehdit kullanılarak işlenmediği ancak birden fazla kişi tarafından birlikte işlendiği gözetilmelidir."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2014/18079 - Karar No: 2014/32964

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2014/18079 E. , 2014/32964 K.

Uzlaştırma ve Şikayet İlişkisi: Süreçlerin Kesişimi

Takibi şikayete bağlı suçların büyük bir kısmı (cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar hariç) uzlaştırma kapsamındadır. 5271 sayılı CMK m. 253 uyarınca, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlarda uzlaştırma girişiminde bulunulması zorunludur. Uzlaştırma, şikayet şartının bir "alt kümesi" gibi işler; şikayet yoksa zaten uzlaştırma prosedürüne de geçilmez.

Uzlaştırma süreci devam ederken şikayet süresi durmaz, ancak uzlaşma teklifinin yapılması veya kabul edilmesi, şikayetin geri alındığı anlamına gelmez. Uzlaşma gerçekleştiğinde kamu davası düşerken (kovuşturma aşamasında) veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilirken (soruşturma aşamasında), uzlaşmanın sağlanamaması halinde yargılamaya devam olunur. Eğer mağdur uzlaşma görüşmeleri sırasında "şikayetçi değilim" derse, bu ifade bir "vazgeçme" olarak tutanağa geçirilmelidir.

Mağdurun ve Sanığın Beyanlarındaki Çelişkiler: Zımni Kabul Sorunu

Şikayetten vazgeçme, sanığın kabulüne bağlıdır (TCK m. 73/6). Ancak sanığın açıkça kabul veya red beyanı olmadığı durumlarda Yargıtay, "zımni kabul" müessesesini işletmektedir. Sanığın vazgeçmeye itiraz etmemesi, duruşmalara katılmasına rağmen bu konuda sessiz kalması veya temyiz aşamasında bu hususu bozma sebebi yapmaması zımni kabul olarak nitelendirilebilir.

Öte yandan, mağdurun soruşturma aşamasında şikayetçi olmadığını söyleyip, kovuşturma aşamasında şikayetçi olması durumu hukuki bir paradoks yaratır. Eğer suç takibi şikayete bağlı bir suçsa, soruşturma aşamasındaki "şikayetçi değilim" beyanı bir vazgeçmedir ve bu vazgeçmeden dönülemeyeceği için davanın düşürülmesi gerekir. Ancak suç resen takip ediliyorsa, soruşturma aşamasında "şikayetçi değilim" diyen mağdurun kovuşturma aşamasında davaya katılması (müdahale etmesi) mümkündür.

"Takibi şikayete bağlı olmayan sanık üzerine atılı tehdit suçu nedeniyle soruşturma aşamasında şikayetçi olmayan müştekinin, kovuşturma aşamasında şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini beyan etmesi nedeniyle, Mahkemece verilen katılma kararının kaldırılmasına dair kararın kaldırılmasına ve CMK’nın 237/2. maddesi uyarınca müştekinin davaya katılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmelidir. Şikayet ile kamu davasına katılma, birbiriyle ilişkili, ancak farklı kavramlardır."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/1407 - Karar No: 2021/23921

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2019/1407 E. , 2021/23921 K.

Uygulama Notu: Şikayet ve Vazgeçme Süreçlerinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Hukuk uygulayıcıları için takibi şikayete bağlı suçlarda süreç yönetimi, davanın esasına girilmeden önce çözülmesi gereken usuli bir meseledir. Özellikle "şikayetten vazgeçme"nin geri alınamaz doğası, müvekkil beyanlarının zapta geçirilmesinden önce titizlikle analiz edilmesini gerektirir.

Şikayet ve vazgeçme süreçlerinde avukatın dikkat etmesi gereken usuli adımlar.

  1. Süre Kontrolü: Altı aylık süre, öğrenme tarihinden itibaren her gün sayılır. Sürenin dolup dolmadığı hesaplanırken fiil ve failin her ikisinin de öğrenildiği an esas alınmalıdır.
  2. Vazgeçme Kaydı: Duruşmada yapılan vazgeçme beyanlarının "şarta bağlanmadığından" emin olunmalıdır. Şarta bağlı beyanlar, mahkemelerce "henüz oluşmamış bir irade" olarak görülüp reddedilebilir.
  3. Sirayet Riski Analizi: Birden fazla sanıklı dosyalarda, sadece bir sanıkla anlaşıp şikayetten vazgeçmenin tüm sanıkları kurtaracağı (TCK m. 73/5) unutulmamalıdır. Eğer tüm sanıklardan vazgeçilmek istenmiyorsa, eylemlerin bölünebilirliği tezi işlenmelidir.
  4. Hüküm Sonrası Durum: Yerel mahkeme kararı verilmiş ancak henüz kesinleşmemiş (istinaf/temyiz aşamasında) ise vazgeçme halen kamu davasını düşürür. Bu aşamada sunulacak bir vazgeçme dilekçesi, üst mahkemece bozma ve düşme nedeni yapılır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Mağdurun eşi veya avukatı mağdur adına şikayette bulunabilir mi? Şikayet hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Kural olarak mağdurun bizzat veya özel vekaletnamedeki yetkiye dayanarak avukatı aracılığıyla şikayette bulunması gerekir. Eşin şikayeti, mağdurun iradesi yerine geçmez. Ancak mağdur kısıtlı veya çocuksa, kanuni temsilcisi bu hakkı kullanır.

2. Şikayetten vazgeçen kişi, daha sonra bu vazgeçmesinden vazgeçebilir mi? Hayır. Ceza muhakemesinde "vazgeçmeden vazgeçme" (cayma) mümkün değildir. Açıkça zapta geçen veya dilekçe ile sunulan vazgeçme iradesi kesin ve bağlayıcıdır. Mağdur daha sonra "korkutuldum" veya "yanıltıldım" iddiasıyla vazgeçmesini iptal ettiremez (ancak irade fesadı halleri genel ispat kuralları çerçevesinde tartışılabilir).

3. Taksirle yaralamada kemik kırığı olması şikayet şartını ortadan kaldırır mı? Hayır. Taksirle yaralamanın (TCK m. 89) tüm halleri (vücutta kemik kırığı, organ işlevinin zayıflaması vb.) kural olarak şikayete tabidir. Tek istisna, suçun "bilinçli taksir" ile işlenmesi ve suçun basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte (TCK m. 89/1 kapsamı dışı) olmasıdır. Bilinçli taksir varsa ve yaralanma ağırsa şikayet aranmaz.

4. Sanık, mağdurun vazgeçmesini kabul etmezse ne olur? TCK m. 73/6 uyarınca, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Sanık, beraat etme ihtimali olduğunu düşünüyorsa vazgeçmeyi reddedebilir. Bu durumda mahkeme yargılamaya devam eder. Yargılama sonunda suç sabit görülürse ceza verilir; suç sabit değilse beraat kararı verilir.

Kaynakça

  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2012/1529 - Karar No: 2014/283
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2014/15 - Karar No: 2015/38
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2007/17RD-16 - Karar No: 2007/28
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/19972 - Karar No: 2015/36887
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2014/18079 - Karar No: 2014/32964
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/1407 - Karar No: 2021/23921
  • Yargıtay 11. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/4388 - Karar No: 2022/6175
  • Nur Centel - Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Yayınları, 2013.

Yasal Uyarı: Bu metin, sağlanan içtihatlar ve mevzuat verileri ışığında hazırlanan akademik bir inceleme olup, genel bilgilendirme amacı taşımaktadır. Somut olayların kendine özgü dinamikleri (süre, usul hataları, vasıf değişiklikleri) farklı hukuki sonuçlar doğurabileceğinden, profesyonel bir hukuki danışmanlık yerine geçmez.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
Takibi Şikayete Bağlı Suçlarda Hak Düşürücü Süreler ve Şikayetten Vazgeçmenin Usuli Sonuçları | EmsalDava