Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi, Muris Muvazaası ve Adliye Pratiğinde İspat Stratejileri
Sözleşmeler HukukuYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Feshi, Muris Muvazaası ve Adliye Pratiğinde İspat Stratejileri

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesi zorunlu, ivazlı ve talih-tesadüfe bağlı bir borç ilişkisidir. Sözleşmenin geçerliliği resmi şekil şartına ve bakım borcunun fiilen ifasına bağlı olup, mirasçılardan mal kaçırma kastının varlığı halinde 1.4.1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca muvazaa nedeniyle iptali mümkündür.

Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesinin Hukuki Mahiyeti ve Miras Sözleşmesi Formu

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği, tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı ve aleatuar (talih ve tesadüfe bağlı) bir sözleşmedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 611 uyarınca bu sözleşme, sağladığı güvence ve üstlendiği riskler bakımından kendine özgü bir nitelik taşır. Sözleşmenin en temel geçerlilik şartı, TBK m. 612 uyarınca mirasçı atanmasını içermese dahi miras sözleşmesi şeklinde yapılması zorunluluğudur.

Resmi şekil şartına tabi ölünceye kadar bakma sözleşmesi ve kanun metni.

Adliye pratiğinde en sık karşılaşılan hatalardan biri, bu sözleşmenin alelade bir gayrimenkul satış vaadi veya bağışlama gibi kurgulanmasıdır. Oysa kanun koyucu, tarafların iradelerini sakatlayabilecek ani kararların önüne geçmek ve kamu düzenini korumak amacıyla resmi vasiyetname formunu (TMK m. 545) şart koşmuştur. Bu kapsamda sözleşmenin sulh hakimi, noter veya kanunla yetkilendirilmiş bir görevli huzurunda, iki tanığın katılımıyla resmi şekilde düzenlenmesi elzemdir.

"Kaynağını Borçlar Kanununun 611. ve devamı maddelerinden alan ölünceye kadar bakım sözleşmeleri, anılan kanunun 612. ve Türk Medeni Kanununun 545. maddesi gereğince resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekilde düzenlenmeyen ölünceye kadar bakım sözleşmelerine değer verilerek tapu iptali ve tescil hükmü kurulması mümkün değildir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/517 - Karar No: 2018/5476

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2016/517 E. , 2018/5476 K.

Resmi Şekil Şartının İhlali ve Kesin Hükümsüzlük

Sözleşmenin resmi şekilde yapılmaması, işlemin "yok hükmünde" veya "kesin hükümsüz" sayılmasına sebebiyet verir. Yargıtay yerleşik içtihatlarında, şekil noksanlığının hakim tarafından re'sen dikkate alınacağını vurgulamaktadır. Ancak doktrinde ve bazı istisnai Yargıtay kararlarında, sözleşme resmi şekilde yapılmamış olsa dahi tarafların edimlerini tamamen ifa etmiş olmaları durumunda, şekil eksikliğinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına (TMK m. 2) aykırı teşkil edebileceği tartışılmaktadır. Yine de mülkiyetin naklini içeren taşınmaz temliklerinde bu istisna oldukça dar yorumlanmaktadır.

Noterlik Kanunu ve İmza Usulü

1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 84 ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, çok sayfalı sözleşmelerin her sayfasının taraflar ve noter tarafından imzalanmış olması gerekir. Ancak eski tarihli (özellikle 1972 öncesi) sözleşmelerde bu katı usulün aranmayabileceği, Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/17357 Esas sayılı kararında belirtilmiştir. Bu durum, adliye pratiğinde eski tarihli senetlerin geçerliliği incelenirken o tarihteki mevzuatın göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir.

Bakım Borçlusunun Edim Yükümlülüğü: Gıda, Konut ve Sağlık Hizmetleri

Bakım borçlusunun yükümlülüğü, sadece maddi bir destekle sınırlı olmayıp, manevi bir özen ve gözetim borcunu da kapsar. TBK m. 614 uyarınca bakım borçlusu, bakım alacaklısını aile topluluğuna katmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, aksine bir sözleşme hükmü bulunmadıkça, alacaklıya uygun gıda sağlanması, barınma imkanı sunulması, hastalığında gerekli tıbbi müdahalenin ve tedavinin yaptırılması ile manevi huzurunun temin edilmesini ihtiva eder.

Uygulamada, bakım borçlusunun sadece "para yardımı" yapması veya alacaklıyı bir bakımevine yerleştirip masraflarını ödemesi, sözleşmede açıkça kararlaştırılmadığı sürece "aile topluluğuna katma" yükümlülüğünün ihlali olarak değerlendirilebilir. Bakım borcunun kapsamı, alacaklının önceki sosyal statüsü ve devredilen malvarlığının değeri ile orantılı olarak hakkaniyet çerçevesinde belirlenir.

"Bakım borçlusunun bakıp gözetme yükümlülüğü aksi kararlaştırılmadığı sürece, bakım alacaklısını ailesi içerisine alıp ikametgâh temini, besleme-giydirme, hastalığında tedavi, manevi yönden de her türlü yardım ve desteği sağlama gibi ödevleri kapsar. Bu görevlerin yerine getirilmesi halinde ölünceye kadar bakım sözleşmeleri taraflarına kişisel hak sağladığı için tapu iptali ve tescil davasını bakım borçlusu ya da onun külli halefleri bakım alacaklısının mirasçılarına karşı açabilirler."

Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/5327 - Karar No: 2021/1188

Belgeyi Gör: 7. Hukuk Dairesi 2021/5327 E. , 2021/1188 K.

Özel Bakım İhtiyacının Varlığı Sorunu

Sözleşmenin kurulması anında bakım alacaklısının fiilen bir hastalığının olması veya yaşlılık nedeniyle bakıma muhtaç durumda bulunması geçerlilik şartı değildir. Genç ve sağlıklı bir kimse de ileride doğabilecek ihtiyaçları için bu sözleşmeyi akdedebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (HGK), sözleşmeden kısa bir süre sonra alacaklının vefat etmesinin dahi, eğer sözleşme anında ölüm beklenmiyorsa, tek başına "ivazsızlık" veya "muvazaa" kanıtı sayılamayacağına hükmetmiştir.

İfa Yerine Getirilmemesinin İspatı

Bakım alacaklısının mirasçıları, bakım borçlusunun edimini yerine getirmediğini ileri sürerek tapu iptali isteyemezler. Yargıtay'ın kökleşmiş içtihadına göre (Örn: 14. HD 2018/1908 E.), "bakılmadığı" iddiası bizzat bakım alacaklısı tarafından sağlığında ileri sürülmelidir. Alacaklı sağlığında sözleşmeyi feshetmemişse, mirasçılarının bu nedene dayanarak dava açma hakkı bulunmamaktadır. Bu kuralın tek istisnası muvazaa iddiasıdır.

Muris Muvazaası ve Mirasçılardan Mal Kaçırma İddialarının Analizi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi görünümü altında yapılan gizli bağışlamalar, "muris muvazaası" hukuksal nedeni ile geçersiz kılınabilir. Bu durumda 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK) uygulama alanı bulur. Murisin gerçek iradesinin bakılmak mı yoksa belirli bir mirasçısını kayırmak (diğerlerinden mal kaçırmak) mı olduğu titizlikle incelenir.

Hukuki uyuşmazlıklarda muvazaa iddiası ve yargılama süreci.

Muvazaa analizinde mahkemeler şu beş temel kriteri esas alır: 1. Murisin sözleşme tarihindeki yaşı ve genel sağlık durumu. 2. Murisin aile içindeki ilişkileri ve hangi mirasçı ile daha yakın olduğu. 3. Murisin elinde bulunan diğer malvarlığı miktarı. 4. Temlik edilen malın, tüm malvarlığına oranı. 5. Murisin bu sözleşmeyi yapmakta makul ve haklı bir nedeninin olup olmadığı.

Kriter Muvazaa Göstergesi (Genellikle) Gerçek Bakma Amacı Göstergesi
Malvarlığı Oranı Tüm malvarlığının tek bir kişiye devri Malvarlığının makul bir kısmının devri
Bakım İhtiyacı Murisin çok zengin olup bakıcı tutabilecek olması Murisin yalnız ve ilgiye muhtaç olması
Mirasçı Durumu Diğer mirasçılarla husumet bulunması Bakım borçlusunun murisle fiilen ilgilenmesi
Zamanlama Ölümden çok kısa süre önce (beklenen ölüm) Sağlıklı dönemde ileriye dönük güvence

"Muris Safiye, sözleşmenin yapıldığı 1994 tarihinde 93 yaşındadır. 1996 yılında da ölmüştür... muris Safiye'nin tüm mal varlığı 24.01.1994 günlü bakma sözleşmesine konu edilmiştir... bu sözleşmenin aslında bakıp gözetilme koşulu ağırlıklı değil, sonradan ortaya çıkan mirasçıdan mal kaçırmak düşüncesi ile yapıldığı, muvazaa ile illetli olduğu açıktır."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2007/9669 - Karar No: 2007/12828

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2007/9669 E., 2007/12828 K.

Sözleşmenin Kurulmasında Murisin Yaşı ve Sağlık Durumunun Etkisi

Murisin yaşı ve sağlık durumu, muvazaa iddiasının değerlendirilmesinde "belirtisel delil" niteliğindedir. 90 yaşının üzerindeki bir kimsenin, tüm taşınmazlarını tek bir mirasçısına devretmesi hayatın olağan akışına aykırı görülebilirken; kanser hastası olan veya sürekli refakat gerektiren 70 yaşındaki bir kimsenin, kendisine bakan evladına taşınmaz devretmesi "makul" kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/533 Esas sayılı kararında vurgulandığı üzere, murisin maddi durumu çok iyi olsa dahi, kendisine bakan ve son yıllarında yanında olan evladına "minnet duygusuyla" taşınmaz devretmesi her zaman muvazaa teşkil etmez. Burada kritik olan, devredilen malın miktarı ile murisin kalan malvarlığının mirasçılar arasındaki dengeyi aşırı ölçüde bozup bozmadığıdır.

"Miras bırakanın temlik tarihinde 73 yaşında olduğu, murisle davalı tarafın ilgilendiği, ölünceye kadar bakma akitlerinin ivazlı akitlerden olup davalının bakım borcunu yerine getirdiği, mirasbırakanın mal kaçırma amacı olsa idi tüm malvarlığını devredebilecekken bunu yapmadığı dolayısıyla temlikin gerçek bakım karşılığı olduğu mal kaçırmanın amaçlanmadığı anlaşılmaktadır."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2018/533 - Karar No: 2021/1189

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2018/533 E. , 2021/1189 K.

Uygulama Notu: Tıbbi Kayıtların İncelenmesi

Dava dosyasında murisin sözleşme tarihindeki sağlık raporları, epikriz formları ve kullandığı ilaçlar mutlaka celp edilmelidir. Eğer muris "beklenen bir ölüm" sürecindeyse (terminal dönem), yapılan temlikin ivazlı bir bakım sözleşmesi olarak kabulü güçleşecektir.

Tapu İptali ve Tescil Davalarında İspat Yükü ve Delil Hiyerarşisi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davalarında ispat yükü, iddia edilen vakıaya göre şekillenir. Eğer dava, bakım borçlusu tarafından mirasçılara karşı açılmışsa; borçlu, bakım edimini yerine getirdiğini ispatlamalıdır. Eğer dava, diğer mirasçılar tarafından muvazaa iddiasıyla açılmışsa; ispat yükü, işlemin muvazaalı olduğunu ileri süren davacı mirasçılardadır.

Dava sürecinde ispat yükü ve toplanması gereken resmi deliller.

Delil listesinde şu unsurlar önceliklidir: - Tanık Beyanları: Muris ile borçlunun aynı evde yaşayıp yaşamadığı, borçlunun murisin hastane işleri, gıda ve manevi ihtiyaçları ile ilgilenip ilgilenmediği tanıkla ispat edilebilir. - Resmi Kayıtlar: Belediye, muhtarlık veya sağlık kurumlarından alınacak ikamet ve tedavi kayıtları. - Bilirkişi İncelemesi: Devredilen taşınmazın değeri ile murisin kalan malvarlığının değeri arasındaki oran. - Yemin: Diğer delillerin yetersiz kaldığı durumlarda son çare olarak başvurulabilir.

"Murisin taşınmazını sadece bir görünüş yaratmak için değil de samimi olarak bakım temini için ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle devrettiği, diğer mirasçılarından mal kaçırma amacını taşımadığı, bakım borçlusu olan davalının da babasına bakarak karşı edimini ifa ettiği anlaşılmakta olup, gerçek bakım karşılığı yapılan sözleşmenin muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğundan söz edilemez."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2018/533 - Karar No: 2021/1189

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2018/533 E. , 2021/1189 K.

Bakım Borçlusunun Ölümü ve Mirasçıların Sözleşmeyi Sürdürme Yükümlülüğü

TBK m. 618 uyarınca, bakım borçlusunun ölümü sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez. Bakım borcu, borçlunun mirasçılarına geçer. Ancak kanun, bakım alacaklısına bu yeni duruma uyum sağlamak isteyip istemediğini değerlendirmesi için bir yıllık bir hak düşürücü süre tanımıştır. Bakım alacaklısı, borçlunun ölümünden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir.

Eğer bu süre içinde fesih hakkı kullanılmazsa, sözleşme borçlunun mirasçıları ile devam eder. Adliye pratiğinde bu nokta sıklıkla atlanmaktadır. Bakım alacaklısı, borçlunun mirasçıları ile "aile topluluğu kurmak" zorunda kalabilir. Eğer mirasçılar bu borcu ifa etmezse, alacaklı TBK m. 617 uyarınca genel hükümlere göre fesih yoluna gidebilir.

"Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı bir yıl içinde sözleşmenin feshini isteyebilir hükmü yer almaktadır. Fesih hakkı bir yıl içinde kullanılmamışsa sözleşme bakım borçlusunun mirasçıları ile devam eder... davalılardan Remziye’nin davacı ile aynı avlu içerisinde farklı evlerde yaşadığı, ancak aralarında geçimsizlikler bulunduğu... bu haliyle bakım yükümlülüğünün bir arada yaşamak suretiyle yerine getirilmesi imkanının olmadığı anlaşılmıştır."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2014/20341 - Karar No: 2017/1403

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2014/20341 E. , 2017/1403 K.

Editörün Notu: Aile Topluluğunun Sona Erdirilmesi ve İrat Bağlanması

Mahkeme, sözleşmenin feshini "aşırı ağır" bulursa, tarafların birlikte yaşamasına son vererek, bakım borçlusunun (veya mirasçılarının) alacaklıya ömür boyu "irat" (düzenli ödeme) bağlamasına karar verebilir. Bu, özellikle taraflar arasında duygusal kopuşun olduğu ancak mülkiyetin geri verilmesinin hakkaniyete aykırı düştüğü durumlarda uygulanan bir ara çözümdür.

Sözleşmenin Feshi ve İlişkinin Çekilmez Hale Gelmesi (TBK 617)

Sözleşmeden doğan ödevlere aykırılık nedeniyle ilişki taraflar için çekilmez hale gelmişse veya önemli nedenler ortaya çıkmışsa, taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Bu fesih hakkı, kusura dayalı olabileceği gibi kusursuz bir nedene de (Örn: tarafların mizaç çatışması sonucu bir arada yaşayamaması) dayanabilir.

Feshin sonuçları şunlardır: 1. Sözleşme geçmişe etkili olarak sona erer. 2. Bakım alacaklısı verdiği taşınmazı geri isteyebilir. 3. Borçlu kusurluysa, alacaklı tazminat talep edebilir. 4. Borçlu, o güne kadar yaptığı masrafların iadesini (sebepsiz zenginleşme hükümlerince) talep edebilir.

"Olayların gelişimi ve dava tarihi itibariyle davacı ile davalı arasında ilişki değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki ölünceye kadar bakma akdinin devamının imkansız hale geldiği, 6098 sayılı TBK'nin 617. maddesi uyarınca da taraflardan her birinin önel vermeksizin sözleşmeyi feshetme hakkının doğduğu, fesih geçmişe etkili (makable şamil) olmak üzere sözleşmeyi sona erdirdiğinden davacının da verdiği şeyi geri alabileceği açıktır."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/2975 - Karar No: 2019/470

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2016/2975 E. , 2019/470 K.

Tenkis Davası Riski ve İvazlı Tasarruflarda Saklı Payın Korunması

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi ivazlı (bedelli) bir işlem sayıldığından, kural olarak tenkis davasına konu edilemez. Ancak, devredilen malın değeri ile bakım borcunun ekonomik değeri arasında aşırı bir dengesizlik varsa ve murisin asıl amacının "saklı payları ihlal etmek" olduğu ispatlanırsa, tenkis hükümleri (TMK m. 560-571) devreye girebilir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin yerleşik pratiğinde, "bakım sözleşmesi bir hizmet sözleşmesi değil, güvence sözleşmesidir" ilkesi kabul edilmektedir. Bu nedenle, sadece devredilen malın pahalı olması tek başına tenkis sebebi sayılmaz. Mirasçıların, murisin saklı payı zedeleme kastını (animus nocendi) kesin delillerle ispatlaması gerekir.

"Türk Medeni Kanununun 565/4. maddesinde murisin hangi sağlararası tasarrufları hakkında tenkis istenebileceği açıklanmıştır... bu aktin hedefi nafaka veya ahlaki görevler kadar bir maddi destek elde etmek değil, tarafların bilhassa bakım alacaklısının sosyal durumuna uygun bir bakım elde etmektir. Bu sebeplerle... ölünceye kadar bakma sözleşmesinin yapılması sırasında özel bakıma muhtaç bulunmamak veya akitten sonra çok kısa yaşamak, bu aktin saklı pay kurallarını bertaraf amacına yönelik olduğunu kabule yeterli değildir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2010/4097 - Karar No: 2010/6682

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2010/4097 E., 2010/6682 K.

Zamanaşımı Def'i ve Dürüstlük Kuralı Çerçevesinde Zilyetliğin Önemi

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı tescil taleplerinde genel zamanaşımı süresi, TBK m. 146 uyarınca 10 yıldır. Bu süre, bakım alacaklısının öldüğü tarihte muaccel olur. Ancak adliye pratiğinde kritik bir istisna mevcuttur: Eğer taşınmaz, sözleşme ile birlikte bakım borçlusuna teslim edilmiş ve borçlu taşınmazı fiilen kullanmaya (zilyetlik) başlamışsa, mirasçıların zamanaşımı def'inde bulunması TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) uyarınca hakkın kötüye kullanılması sayılabilir.

Bu durum, özellikle tapu devrinin murisin sağlığında yapılmadığı, ancak borçlunun murise ölünceye kadar bakıp taşınmazda oturduğu senaryolarda "tescil davası" açan borçluyu korumaktadır.

"Ölünceye kadar bakım sözleşmesinin konusu olan eşya taşınmaz mal ise ve sözleşmenin yapılması ile bakım borçlusuna teslim edilerek onun fiili kullanımına terk edilmiş ise böylesi durumlarda zamanaşımı savunmasında bulunmak Türk Medeni Kanununun 2.maddesinde yer alan dürüst davranma kuralı ile bağdaşmayacağından bu savunmaya değer verilemez."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/18205 - Karar No: 2017/1895

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2015/18205 E. , 2017/1895 K.

Taraf Teşkili ve Külli Haleflerin Davadaki Konumu

Ölünceye kadar bakma sözleşmesine dayalı iptal veya tescil davalarında taraf teşkilinin tam olarak sağlanması bir dava şartıdır. Murisin ölümüyle birlikte tereke elbirliği mülkiyetine dönüşeceğinden, davanın tüm mirasçılara yöneltilmesi gerekir. Eğer mirasçılardan biri vefat etmişse, onun mirasçılarının da davaya dahil edilmesi zorunludur.

Taraf teşkilindeki eksiklik, kararın Yargıtay aşamasında usulden bozulmasına neden olan en temel unsurdur. Mirasçı olmayan (Örn: murisin sadece gelini olan ama mirasçı sıfatı bulunmayan) kişilerin davalı gösterilmesi "pasif husumet yokluğu" nedeniyle reddi gerektirir.

"Bakım alacaklısı ...'in 13.04.2005 tarihinde vefatı ile geriye çocuklarının mirasçısı olarak kaldığı, mirasçılarından ...'ın ise dava açılmadan 24.08.2009 tarihinde vefat ettiği, eldeki davanın bakım alacaklısının külli halefi konumunda bulunan tüm mirasçılarına yöneltilmesi gerektiğinden; mahkemece, ...'ın mirasçılık belgesinin dosya arasına alınıp, tüm mirasçılarının davaya dahil edilip savunma ve delilleri toplandıktan sonra işin esası hakkında karar verilmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/517 - Karar No: 2018/5476

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2016/517 E. , 2018/5476 K.

Nafaka Yükümlüleri ve Alacaklıların İptal Davası Açma Hakkı (TBK 615)

TBK m. 615, bakım alacaklısının diğer alacaklılarını ve nafaka yükümlüsü olduğu kişileri koruyan özel bir hükümdür. Eğer bakım alacaklısı, bu sözleşmeyi yaparak kanunen nafaka ödemekle yükümlü olduğu kişilere (Örn: küçük çocukları, muhtaç eşi) karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkanını kaybediyorsa, bu kişiler sözleşmenin iptalini isteyebilirler.

Ayrıca, murisin borçlu olduğu üçüncü kişiler de, bu sözleşmenin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla (İcra ve İflas Kanunu m. 277 vd. uyarınca tasarrufun iptali mantığıyla) yapıldığını ileri sürerek dava açabilirler. Hakim, bu durumda doğrudan sözleşmeyi iptal etmek yerine, bakım borçlusunun edimlerinden mahsup edilerek nafaka ödenmesine de karar verebilir.

"Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler. Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir."

Kaynak: 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu - Madde 615

Belgeyi Gör: TÜRK BORÇLAR KANUNU

Sıkça Sorulan Sorular

1. Bakım borçlusu muristen önce ölürse taşınmaz geri alınabilir mi? Bakım borçlusunun muristen önce ölmesi sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmez. Borç, mirasçılara geçer. Ancak bakım alacaklısı, borçlunun ölümünü takip eden 1 yıl içinde sözleşmeyi feshederek taşınmazı geri isteyebilir. Bu süre geçirilirse, mirasçılarla bakma ilişkisi devam eder.

2. Sözleşmede "evde bakma" şartı yoksa borçlu alacaklıyı huzurevine yatırabilir mi? TBK m. 614 uyarınca asıl olan aile topluluğuna katmadır. Sözleşmede aksi belirtilmemişse, alacaklıyı huzurevine yatırmak borcun ihlali sayılabilir. Ancak alacaklının tıbbi durumu evde bakıma müsait değilse ve profesyonel klinik bakım gerekiyorsa, bu durum haklı neden teşkil edebilir.

3. Bakım borçlusu öğrenci veya işsiz ise sözleşme muvazaa nedeniyle iptal edilir mi? Davalının işlem tarihinde mali gücünün olmaması veya öğrenci olması tek başına muvazaa kanıtı değildir. Yargıtay, bakım borçlusunun bizzat bakmasının gerekmediğini; anne, baba veya yardımcılar aracılığıyla da bu borcun ifa edilebileceğini kabul etmektedir. Önemli olan murisin fiilen bakılıp bakılmadığıdır.

4. Noterde yapılan "ölünceye kadar bakma sözleşmesi" vasiyetname gibi mi açılıp okunur? Hayır. Ölünceye kadar bakma sözleşmesi "sağlar arası" bir işlemdir ve imzalandığı anda hüküm doğurur. Ölüme bağlı tasarruf (vasiyetname) niteliğinde olmadığı için, murisin ölümünden sonra Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından "açılıp okunması" usulüne tabi değildir.

5. Taşınmazın devri yapılmadan bakım alacaklısı ölürse ne olur? Eğer borçlu edimlerini yerine getirmişse, murisin ölümünden sonra mirasçılara karşı "tapa iptali ve tescil" davası açabilir. Bu durumda 10 yıllık zamanaşımı süresi murisin ölümünden itibaren işlemeye başlar.


Yasal Uyarı: Bu metin, 2026 yılı güncel yargı pratikleri ve mevzuat çerçevesinde profesyonel hukukçular için hazırlanmış bir inceleme makalesidir. Genel bilgilendirme amacı taşımakta olup, somut her olayın kendine özgü dinamikleri (ispat durumu, tanık beyanları, sözleşme maddeleri) farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Hak kaybına uğramamak adına profesyonel hukuki danışmanlık alınması önerilir.

Kaynakça

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (m. 611-618).
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (m. 545, 565).
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2007/9669, Karar No: 2007/12828.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2018/533, Karar No: 2021/1189.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Esas No: 2014/20341, Karar No: 2017/1403.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/517, Karar No: 2018/5476.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/18205, Karar No: 2017/1895.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Esas No: 2013/17986, Karar No: 2014/4399.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2016/13864, Karar No: 2019/6362.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: