
Müteselsil Borçlulukta Dış ve İç İlişki Dinamikleri: TBK 162-168 ve Güncel Yargıtay Pratiği
Müteselsil borçluluk, alacaklıya borcun tamamını dilediği borçludan talep etme yetkisi tanıyan, borçlular arasında ise rücu ve halefiyet mekanizmalarıyla dengelenen bir hukuki statüdür. 6098 sayılı TBK m. 162 ve devamı hükümleri, dış ilişkide alacaklının teminatını güçlendirirken iç ilişkide pay esasına dayalı bir sorumluluk rejimi öngörür.
Müteselsil Borçluluğun Kurucu Unsurları ve Doğuş Kaynakları
Müteselsil borçluluk, birden çok borçludan her birinin borcun tamamından sorumlu olduğu, alacaklının ise edimi ancak bir kez elde etmek üzere dilediği borçluya başvurabildiği bir birlikte borçluluk halidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 162/1 uyarınca, müteselsil borçluluk ya borçluların irade beyanıyla ya da kanunun açık öngörüsüyle doğar. Uygulamada "teselsül karinesi" olarak adlandırılan bu durum, alacaklının ifayı elde etme riskini minimize ederken, borçlular arasındaki iç ilişkiyi rücu prensipleriyle düzenler.
İradeden Kaynaklanan Müteselsil Borçluluk
İradeden kaynaklanan teselsül, borçluların alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiklerini bildirmeleriyle vücut bulur. Bu bildirim açık (sarih) olabileceği gibi, sözleşmenin niteliğinden anlaşılan örtülü (zımni) bir irade beyanı şeklinde de tezahür edebilir. Ancak, TBK m. 162/2 gereği, şüphe halinde asıl olan müteselsil borçluluğun değil, kısmi borçluluğun varlığıdır. Dolayısıyla, taraflar arasında açık bir mutabakat yoksa, borçluların ancak kendi payları oranında sorumlu oldukları kabul edilir.
Kanundan Kaynaklanan Müteselsil Borçluluk Halleri
Kanun koyucu, belirli durumlarda alacaklıyı korumak amacıyla irade beyanı aranmaksızın teselsülü öngörmüştür. Haksız fiillerde birlikte kusur (TBK m. 61), ticari işlerde birlikte borç altına girme (6102 sayılı TTK m. 7) ve adi ortaklık borçları gibi durumlar bu kategoride yer alır. Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihadında belirtildiği üzere, kanundan kaynaklanan teselsül, bizzat kanun koyucu tarafından öngörülen müteselsil borçluluk durumudur ve bu hallerde borçluların "tamamından sorumlu olma" iradesi aranmaz.
"Kanundan kaynaklanan teselsül müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanundan kaynaklanması halidir. Diğer bir ifadeyle bizzat kanun koyucu tarafından öngörülen müteselsil borçluluk durumudur. Kanundan kaynaklanan müteselsil borçluluk hallerinden biri de 818 sayılı (mülga) Borçlar Kanunu’nun 50’nci ve 51’inci maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 61’inci ve 62’nci maddelerinde düzenlenen müteselsil sorumluluk halidir. Kanun koyucu birden fazla kimselerin müşterek kusurlarıyla bir zarara sebebiyet vermeleri halinde, bu kimselerin zarara uğrayana karşı müteselsilen sorumlu olmalarını öngörmüştür."
Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2015/837 - Karar No: 2019/253
Alacaklının Seçim Hakkı ve Dış İlişki Hükümleri
Müteselsil borçlulukta dış ilişki, alacaklı ile borçlular arasındaki hukuki bağı ifade eder. TBK m. 163 uyarınca alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını dilerse borçluların hepsinden dilerse yalnız birinden talep edebilir. Bu hak, "seçimlik hak" niteliğinde olmayıp, borç tamamen ödeninceye kadar her bir borçluya karşı ayrı ayrı veya birlikte kullanılabilir.
Borçluların Sorumluluğunun Sınırı ve Kapsamı
Dış ilişkide her borçlu, borcun tamamı (in solidum) için "asıl borçlu" sıfatıyla sorumludur. Borçlulardan birine karşı icra takibi başlatılmış olması veya dava açılması, diğer borçlulara başvurulmasına engel teşkil etmez. Alacaklının bu geniş yetkisi, borçlular arasında bir "yarışma" (Personenkonkurenz) hali yaratır. Ancak alacaklı, borcun tamamını bir kez tahsil ettikten sonra diğer borçlulara karşı sahip olduğu talep hakkını yitirir.
İfa ve İfayı Engelleyen Durumların Sirayeti
Bir borçlu tarafından yapılan ödeme, ödenen miktar oranında diğer borçluları da alacaklıya karşı borçtan kurtarır (TBK m. 166/1). Ancak, borçlulardan birinin şahsında gerçekleşen ve borcu sona erdirmeyen (örneğin zamanaşımı feragati) durumlar, kural olarak diğer borçluların durumunu ağırlaştırmaz. TBK m. 160 uyarınca, müteselsil borçlulardan birinin zamanaşımından feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez.
Borçluların Savunma İmkânları ve Ortak Def’iler
Müteselsil borçlular, alacaklıya karşı ileri sürebilecekleri savunmalar bakımından TBK m. 164 çerçevesinde iki ana gruba ayrılır: Ortak def’i ve itirazlar ile kişisel def’i ve itirazlar. Bu ayrım, davanın seyri ve borçluların birbirine karşı sorumluluğu açısından kritiktir.
Ortak Def’i ve İtirazların İleri Sürülme Zorunluluğu
Müteselsil borcun sebep veya konusundan doğan def’iler (örneğin borcun geçersizliği, muvazaa, borcun sona ermiş olması), tüm borçlular tarafından ileri sürülebilir. TBK m. 164/2 hükmü, müteselsil borçlulardan birine ortak def’ileri ileri sürme yükümlülüğü yükler. Eğer bir borçlu, elinde imkan varken bu ortak def’ileri ileri sürmezse, diğer borçlulara karşı sorumlu olur ve iç ilişkide rücu hakkını kaybedebilir.
Kişisel Def’iler ve Sirayet Etmeme Kuralı
Yalnızca bir borçlu ile alacaklı arasındaki özel ilişkiden doğan def’iler (örneğin bir borçlunun ehliyetsizliği veya alacaklı ile arasındaki takas mahsup ilişkisi), sadece o borçlu tarafından ileri sürülebilir. Diğer müteselsil borçluların, başka bir borçluya ait kişisel def’ilere dayanarak borçtan kaçınmaları mümkün değildir. Bu durum, her bir borçlunun alacaklı karşısındaki bağımsız sorumluluğunun bir sonucudur.
"Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def'i ve itirazları ileri sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri ortak def'i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur."
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu - Madde 164
Bireysel Davranışların Diğer Borçlulara Etkisi ve Ağırlaştırma Yasağı
Müteselsil borçlulukta "birimiz hepimiz için" ilkesi hakim olsa da, bu durum borçluların birbirlerinin durumunu sınırsızca kötüleştirebileceği anlamına gelmez. TBK m. 165, borçluların bireysel davranışlarının sınırını çizmektedir.
Durumu Ağırlaştırma Yasağının Sınırları
Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi kusurlu davranışıyla diğer borçluların alacaklı karşısındaki durumunu ağırlaştıramaz. Örneğin; bir borçlunun alacaklı ile anlaşarak faiz oranını artırması veya zamanaşımı süresini uzatması, diğer borçluları bağlamaz. Bu kural, borçlular arasındaki güven ilişkisinin korunmasını ve haksız yüklenmelerin önüne geçilmesini amaçlar.
Alacaklının Haklarını Koruma Yükümlülüğü
Borçlular, alacaklının haklarını ihlal edecek veya rücu imkanlarını ortadan kaldıracak davranışlardan kaçınmalıdır. Özellikle teminatların azalmasına neden olan veya alacaklının tatminini zorlaştıran bireysel tasarruflar, iç ilişkide sorumluluğun dağılımını etkiler. Ancak alacaklı ile bir borçlu arasında yapılan ve borcun tamamını etkileyen "borcun yenilenmesi" (tecdit) gibi işlemler, niteliği gereği diğerlerini de etkileyebilir.
Borcun Sona Ermesi ve İbra Sözleşmesinin Sirayeti
Müteselsil borcun sona ermesi, alacaklının tatmin edilmesi veya hukuk düzeninin öngördüğü diğer sona erme halleriyle gerçekleşir. TBK m. 166, bu sona erme hallerinin diğer borçlular üzerindeki etkisini düzenler.
İfanın ve Takasın Mutlak Etkisi
Borçlulardan biri tarafından yapılan ifa veya ileri sürülen takas, borcu sona erdirdiği oranda diğer borçluları da alacaklıya karşı borçtan kurtarır. Burada borcun kimin tarafından ödendiğinin alacaklı açısından önemi yoktur; önemli olan alacağın malvarlığına girmiş olmasıdır. İfanın gerçekleşmesiyle birlikte dış ilişki sona erer ve borçlular arasında rücu temelli iç ilişki başlar.
İbra Sözleşmesinin Sınırlı Etkisi
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra anlaşması, TBK m. 166/3 uyarınca diğer borçluları da ancak "ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı" oranında borçtan kurtarır. Yani ibra, kural olarak tam bir sirayet etkisi göstermez. Alacaklı, bir borçluyu ibra ederek aslında o borçlunun payından vazgeçmiş sayılır; kalan bakiye için diğer borçluların sorumluluğu devam eder.
"Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. (TBK m.166/3) Müteselsil borçlulardan biri, kendi davranışıyla diğerinin durumunu ağırlaştıramaz. (TBK m. 165.)"
Kaynak: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi - Karar Özeti
İç İlişkide Rücu Hakkı ve Alacaklının Haklarına Halefiyet
Müteselsil borçlulukta borcu ödeyen borçlu, kendi payından fazlasını ödediği ölçüde diğer borçlulara yönelebilir. Bu durum, borçlular arasındaki "iç ilişkiyi" oluşturur.
Rücu Hakkının Doğumu ve Pay Esası
TBK m. 167 uyarınca, aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, her borçlu alacaklıya yapılan ödemeden birbirine eşit paylarla sorumludur. Kendi payından fazlasını ödeyen borçlu, bu fazla miktar için diğer borçlulara rücu edebilir. Rücu hakkı, bağımsız bir talep hakkı olup ödeme anında doğar.
Halefiyet Mekanizması ve Teminatların Devri
TBK m. 168, rücu hakkına sahip borçlunun, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olacağını öngörür. Bu halefiyet sayesinde, alacaklının asıl borç ve bu borca bağlı yan hakları (rehin, kefalet vb.), ödemeyi yapan borçluya geçer. Ancak alacaklı, diğer borçluların zararına olacak şekilde borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse (örneğin bir rehni serbest bırakırsa), bu davranışın sonuçlarına katlanmak zorundadır.
| Müessese | Dış İlişki (Alacaklı-Borçlu) | İç İlişki (Borçlu-Borçlu) | Yasal Dayanak |
|---|---|---|---|
| Sorumluluk Kapsamı | Borcun Tamamı (In Solidum) | Kişi Başı Pay / Kusur Oranı | TBK 163 / 167 |
| Ödemenin Etkisi | Borcu Sona Erdirir | Rücu Hakkı Doğurur | TBK 166 / 168 |
| İbra (Vazgeçme) | Sadece İbra Edilen Kurtulur* | Pay Oranında Sirayet Eder | TBK 166/3 |
| Savunmalar | Ortak Def'iler Herkesçe | Kişisel Def'iler Sadece Sahibi | TBK 164 |
Haksız Fiillerde Müteselsil Sorumluluk ve TBK 61-62 Analizi
Haksız fiil sorumluluğunda teselsül, birden fazla kişinin aynı zarara birlikte veya farklı sebeplerle neden olması durumunda ortaya çıkar. 6098 sayılı TBK ile mülga BK dönemindeki "tam-eksik teselsül" ayrımı teorik olarak ortadan kaldırılmış, tüm haller müteselsil sorumluluk rejimi altına alınmıştır.
Zararın Tekliği ve Birlikte Sebebiyet
Birden çok kişinin bir zarardan müteselsilen sorumlu tutulabilmesi için zararın "tek ve bölünemez" olması gerekir. TBK m. 61 uyarınca, zarara ortak kusurlarıyla sebep olanlar veya aynı zarardan çeşitli sebeplerle (haksız fiil, sözleşme, kanun) sorumlu olanlar hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanır. Uygulamada, özellikle trafik kazalarında araç işleteni, sürücü ve sigortacının sorumluluğu bu kapsamdadır.
İç İlişkide Kusur ve Tehlike Dağılımı
TBK m. 62, haksız fiil kaynaklı müteselsil sorumlulukta rücu ilişkisini düzenler. Tazminatın borçlular arasında paylaştırılmasında; her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu esas alınır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin rücuen tazminat davalarındaki yaklaşımı, üçüncü kişinin sorumluluğunun "gelirin peşin sermaye değerinin yarısı" ile sınırlı tutulması yönündeki özel kanun hükümlerinin (5510 s.K. m. 21/4) teselsül hesaplamalarında gözetilmesi gerektiğini vurgular.
"İş kazası veya meslek hastalığına birlikte sebebiyet veren sorumluların işveren ve üçüncü kişi olması durumunda ise, işverenden istenebilecek gerçek zararı aşmayan gelirin ilk peşin sermaye değerinin müteselsil sorumluların toplam kusuruna düşeninden işveren, gelirin ilk peşin sermaye değerinin yarısının müteselsil sorumluların toplam kusuruna karşılık gelen tutarından da üçüncü kişi sorumlu tutulmalıdır."
Kaynak: 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2022/9535 - Karar No: 2022/11512
Ticari İşlerde Teselsül Karinesi ve TTK 7 Uygulaması
Ticari hayatın sürati ve güvenliği, borç ilişkilerinde alacaklının daha sıkı korunmasını gerektirir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 7, ticari işlerde müteselsil sorumluluğu asıl kural haline getirmiştir.
Ticari İş Karinesinin Kapsamı
İki veya daha fazla kişi, içlerinden en az biri için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla birlikte borç altına girerlerse, kanun veya sözleşmede aksine hüküm yoksa müteselsilen sorumlu sayılırlar. Borçluların tamamının tacir olması şart değildir; borcun bir taraf için "ticari iş" niteliğinde olması, teselsül karinesinin işlemesi için yeterlidir.
Ticari Kefalette Müteselsillik
Ticari borçlara kefalette de teselsül asıldır. TBK m. 581 ve devamındaki genel kefalet hükümlerinden farklı olarak, ticari işlerde kefil, aksi kararlaştırılmadıkça "müteselsil kefil" sıfatıyla sorumlu olur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin bir kararında vurguladığı üzere, tacirler arasındaki ilişkide müteselsil kefaletin varlığı halinde, hüküm fıkrasında bu hususun açıkça belirtilmesi infaz kabiliyeti açısından elzemdir.
İcra ve İflas Hukuku Perspektifinden Müteselsil Borçluluk
Müteselsil borçluluk, usul hukuku ve takip hukuku bakımından da özel sonuçlar doğurur. Alacaklı, borçlular arasında "ihtiyari dava arkadaşlığı" veya "ihtiyari takip arkadaşlığı" kurabilir.
Takip Arkadaşlığı ve İflas Yasağı
Müteselsil borçlulardan birinin iflas etmesi, diğer borçlulara karşı başlatılan takibi durdurmaz. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 193/3 uyarınca müflis hakkında takip yapılamayacağı kuralı, diğer müteselsil borçluları kapsamaz. Zira müteselsil borçlular arasında "mecburi takip arkadaşlığı" yoktur; her bir borçlu bağımsız olarak takip edilebilir.
Rücu Alacağının Takibi
Ödemeyi yapan müteselsil borçlunun diğer borçlulara yönelik rücu talebi, ilamsız icra takibine veya alacak davasına konu edilebilir. Halefiyet ilkesi gereği, ödeme yapan borçlu alacaklının sahip olduğu tüm imtiyaz ve teminatlardan yararlanarak rücu hakkını kullanır. Ancak rücu ilişkisi artık bir "teselsül" değil, "paylı sorumluluk" ilişkisidir.
"Müteselsil borçlulukta alacaklı, borçluların hepsini birden takip veya dava edebileceği gibi, bunların içinden dilediği birini veya bir kaçını da takip veya dava edebileceğinden şikayetçi borçlu ile diğer takip borçluları arasında zorunlu takip arkadaşlığı bulunmamaktadır. ... İİK’nın 193/3. maddesi nazara alınarak şikayetin kabulü ile şikayetçi borçlu yönünden takibin iptaline karar verilmesi gerekir."
Kaynak: 12. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/6948 - Karar No: 2024/10516
Sosyal Güvenlik Hukukunda Rücuen Tazminat ve Teselsül Hesaplamaları
SGK'nın iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle yaptığı ödemeleri işveren ve kusurlu üçüncü kişilere rücu etmesi, müteselsil sorumluluğun en karmaşık uygulama alanlarından biridir.
İşveren ve Üçüncü Kişinin Sorumluluk Farkı
5510 sayılı Kanun m. 21 uyarınca, işverenin sorumluluğu "kusur x gerçek zarar" veya "kusur x ilk peşin sermaye değeri" (hangisi azsa) üzerinden belirlenirken; üçüncü kişinin sorumluluğu "kusur x ilk peşin sermaye değerinin yarısı" ile sınırlanmıştır. Bu iki farklı sorumluluk rejiminin birleştiği davalarda, Yargıtay'ın geliştirdiği matematiksel formüller uygulanır.
Karma Sorumlulukta Müteselsil Tutarın Tespiti
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin yerleşik pratiğinde; işverenin müteselsilen sorumlu olacağı tutar, kendi kusur payı ile üçüncü kişinin (yarı oranla sınırlı) kusur payının toplamı üzerinden belirlenir. Bu hesaplama yöntemi, borçluların iç ilişkide birbirlerine rücu edemeyecekleri miktarlar için alacaklıya karşı sorumlu tutulmalarını engelleyerek hakkaniyeti sağlar.
Noterlik Hukuku ve Kamu Hizmetinden Kaynaklanan Birlikte Sorumluluk
Noterlik dairesinin işleyişinden doğan borçlar, noterlik makamının sürekliliği ile noterin bireysel sorumluluğu arasında özel bir bağ kurar.
Noterlik Makamının Sürekliliği ve Halefiyet
1512 sayılı Noterlik Kanunu m. 40 gereği, noterlik dairesi adına yapılan sözleşmeler (kira, hizmet vb.) o an görevde olan noteri bağladığı gibi, halefiyet prensibi gereği sonraki noteri de etkiler. Görevden ayrılan noter ile göreve başlayan noter, dairesinin giderlerinden ve borçlarından müteselsilen sorumlu olabilirler.
Kusurun Dış İlişkiye Etkisi
Kira sözleşmesinin noterlik adına yapılmış olması halinde, malik/kiraya veren, kira bedelini veya hasar tazminatını o anki noterden veya borcun doğduğu dönemdeki noterden talep edebilir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin kararına göre, noterlerin kendi aralarındaki iç ilişkide kusur dağılımı ne olursa olsun, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumludurlar.
"Davacılar, zararın tamamını müteselsil sorumlu konumunda bulunan davalı noterden de isteyebileceklerdir. Ancak, zarar verenlerin kusur oranları ancak kendi iç ilişkilerinde önem arz edecektir. ... Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin davanın husumetten reddi usul ve yasaya aykırıdır."
Kaynak: 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/6794 - Karar No: 2019/3679
Usul Hukuku ve İspat Yükümlülükleri Açısından Stratejik Notlar
Müteselsil sorumluluğa dayalı davalarda ispat yükü ve hükmün kurulma şekli, davanın infaz edilebilirliği açısından hayati önem taşır.
İspat Yükü ve Delil Sunumu
Müteselsil borçluluğun varlığını iddia eden taraf (genellikle alacaklı), bu durumun ya bir sözleşmeye (TBK 162/1) ya da bir kanun hükmüne dayandığını ispat etmekle yükümlüdür. Özellikle tapu dışı taşınmaz satışları gibi işlemlerde, paranın her bir paydaşa ayrı ayrı ödendiği makbuzlarla sabitse, Yargıtay teselsül karinesinin oluşmadığını kabul etmektedir.
Hüküm Fıkrasında "Müştereken ve Müteselsilen" İbaresi
Mahkeme ilamında davalıların "müştereken ve müteselsilen" sorumlu oldukları açıkça belirtilmelidir. Sadece "müştereken" ibaresinin kullanılması, borcun paylı (kısmi) olarak tahsil edileceği anlamına gelir. İcra aşamasında borcun tamamının herhangi bir borçludan tahsil edilebilmesi için ilamda müteselsiliyet kaydının bulunması şarttır. Eğer yerel mahkeme bu kaydı unutmuşsa, Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde "hükmün tamamlanması" veya "istinaf" yoluyla bu eksiklik giderilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Müteselsil borçlulardan birinin borcu kabul etmesi diğer borçluları bağlar mı? Hayır. TBK m. 165 uyarınca borçlulardan biri kendi davranışıyla diğerlerinin durumunu ağırlaştıramaz. Bir borçlunun borcu kabul etmesi veya ikrarı, sadece kendisi açısından delil teşkil eder; diğer borçluların borca itiraz hakkı saklıdır.
2. Alacaklı müteselsil borçlulardan sadece birine dava açarsa zamanaşımı diğerleri için durur mu? TBK m. 155 uyarınca, zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için borçlular arasında gerçek bir teselsül ilişkisinin bulunması ve davanın süresinde açılmış olması gerekir.
3. Müteselsil borçlulardan birine ödeme yapan kefilin durumu nedir? Kefil, müteselsil borçlulardan birine ödeme yaptığında, ödeme yaptığı borçlunun sahip olduğu rücu haklarına da halef olur. Yani kefil, sadece kendi asıl borçlusuna değil, onun rücu edebileceği diğer müteselsil borçlulara da payları oranında başvurabilir.
4. İbra edilen borçlunun payı neye göre belirlenir? Aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça, TBK m. 167 uyarınca paylar eşittir. Ancak haksız fiillerde bu pay, mahkemece saptanan "kusur oranı"dır. Alacaklı bir borçluyu ibra ettiğinde, dava dilekçesinde bu borçlunun kusuruna isabet eden miktardan vazgeçmiş sayılır ve kalan miktarı diğerlerinden talep eder.
Kaynakça
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu.
- Hukuk Genel Kurulu, E: 2015/837, K: 2019/253.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E: 2013/9856, K: 2013/12617.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E: 2022/9535, K: 2022/11512.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E: 2024/6948, K: 2024/10516.
- Akıntürk, T., Müteselsil Borçluluk, Ankara, 1971.
Yasal Uyarı: Bu makale, müteselsil borçluluk ve bağlı hukuki süreçler hakkında genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Her somut olayın kendine özgü şartları ve değişken yargı içtihatları bulunduğu unutulmamalıdır. Hak kaybına uğramamak adına profesyonel bir hukukçudan destek alınması tavsiye edilir. Metinde geçen olaylar ve taraflar, KVKK ve mesleki etik gereği anonimleştirilmiştir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.