İnanç Sözleşmesi ve İnançlı İşlemlerde İspat Rejimi: Yargıtay İçtihatları Ekseninde Hukuki Analiz
Tapu İptal ve TescilYazar: EmsalDava Editör Ekibi

İnanç Sözleşmesi ve İnançlı İşlemlerde İspat Rejimi: Yargıtay İçtihatları Ekseninde Hukuki Analiz

İnanç sözleşmesi, taşınmaz mülkiyetinin teminat veya idare amacıyla devredildiği, ispatı kural olarak 1947 tarihli İBK uyarınca yazılı delile tabi olan kendine özgü bir hukuki müessesedir. Hak iadesi taleplerinde mülkiyetin nakli, delil başlangıcı varlığında tanıkla, aksi halde yemin ve ikrar gibi kesin delillerle kanıtlanabilir.

İnançlı işlemler, Türk hukuk sisteminde doğrudan bir kanun maddesiyle düzenlenmemiş olsa da, doktrin ve 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı (İBK) ile çerçevesi çizilmiş, "sui generis" (kendine özgü) nitelikte borçlandırıcı ve tasarrufi işlemleri bünyesinde barındıran bir müessesedir. Temelinde yatan mülkiyet devri iradesi, gerçek bir satıştan ziyade, mülkiyetin belirli bir amaç (teminat, idare, gizleme) doğrultusunda "inanılana" geçirilmesini ve amaç gerçekleştiğinde "inanana" iade edilmesini hedefler.

İnanç Sözleşmesinin Hukuki Mahiyeti ve "Sui Generis" Yapısı

İnanç sözleşmesi, inananın bir hakkı belirli bir süre veya amaçla inanılana geçirmeyi, inanılanın da bu hakkı inananın talimatlarına göre kullanıp süre sonunda iade etmeyi yüklendiği bağımsız bir akittir. Bu işlemde taraflar, mülkiyeti devrederek rehin veya ipotek gibi sınırlı ayni haklardan daha güçlü ve ileri giden bir hukuki durum yaratmayı amaçlarlar. Mülkiyetin inanılana geçmesiyle birlikte, inananın artık ayni bir hakkı kalmaz; yalnızca sözleşmeden doğan nispi bir iade (alacak) hakkı mevcuttur.

Hukuki metinler ve ispat belgeleri konseptli editoryal görsel.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 26 ve 27 kapsamında sözleşme özgürlüğü ilkelerine tabi olan bu müessese, kamu düzenine ve ahlaka aykırı olmadığı sürece geçerlidir. Yargıtay uygulamasına göre, bu sözleşme alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder. İnanılan, mülkiyeti devraldığında tam bir malik gibi tasarruf yetkisine sahip olsa da, inananla arasındaki iç ilişkide sözleşme hükümleriyle bağlıdır. Borcun ödenmesi veya amacın gerçekleşmesi durumunda taşınmazı iade etme borcu, sözleşmenin özünü oluşturur.

"İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup, alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/2593 - Karar No: 2013/5524

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2013/2593 E. , 2013/5524 K.

Taşınmazlarda İspat Zorunluluğu: 1947 Tarihli İBK ve Yazılı Delil Kuralı

Taşınmaz mülkiyetine ilişkin inançlı işlemlerin ispatı, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İBK uyarınca ancak tarafların imzasını taşıyan yazılı bir delil ile mümkündür. Bu kural, mülkiyetin resmi senetteki görünürlüğünün aksinin iddia edilmesi nedeniyle ispat güvenliğini sağlamayı amaçlar. Yazılı belgenin mülkiyet devrinden önce veya sonra düzenlenmiş olması geçerliliğini etkilemez; önemli olan belgenin inanç ilişkisini ve iade şartlarını net bir şekilde ortaya koymasıdır.

Yazılı Delil Başlangıcı ve Tanığın Kabul Edilebilirliği

Eğer taraflar arasında uyuşmazlığın tamamını kanıtlamaya yetmeyen ancak inanç ilişkisinin varlığına delalet eden, karşı tarafın elinden çıkmış bir belge varsa, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 202 uyarınca "delil başlangıcı" söz konusu olur. İnanılan tarafından el ile yazılmış ancak imzalanmamış mektuplar, paraf taşıyan belgeler veya usulüne uygun onanmamış parmak izli senetler delil başlangıcı sayılabilir. Bu durumda mahkeme, inanç sözleşmesinin varlığını tanık dahil her türlü delille araştırabilir.

Kesin Deliller: İkrar ve Yemin Mekanizması

Yazılı delil veya delil başlangıcının bulunmadığı hallerde, inanç sözleşmesi HMK m. 188 uyarınca ikrar veya mülga HUMK m. 337 (yeni HMK m. 225 vd.) uyarınca yemin delili ile ispat edilebilir. Davacının dava dilekçesinde yemin deliline dayanması durumunda, mahkemenin bu hakkı hatırlatması zorunludur. İnanılanın mahkeme huzurundaki açık ikrarı, yazılı delil şartının aranmayacağı tek istisnadır; zira ikrar, ispata muhtaç vakıayı çekişmeli olmaktan çıkarır.

"İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da... 'delil başlangıcı' niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı Kanun’un 202 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi 'tanık' dahil her türlü delille ispat edilebilir."

Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2023/2637 - Karar No: 2024/3209

Belgeyi Gör: 7. Hukuk Dairesi 2023/2637 E. , 2024/3209 K.

Teminat Amaçlı Temlik ve Taşınmaz Rehni İlişkisi

Uygulamada inançlı işlemler en sık "teminat amacıyla temlik" şeklinde karşımıza çıkar. Borçlu, alacaklısına malını rehin etmek yerine mülkiyetini devrederek daha güçlü bir teminat sağlar. Bu durumda, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 873'te yer alan ve rehinli malın mülkiyetinin borç ödenmediğinde alacaklıya geçeceğine dair kararlaştırmaları yasaklayan (lex commissoria) hükmü, inançlı işlemlere uygulanmaz. Çünkü inançlı işlemde mülkiyet zaten en başta devredilmiştir.

İfa Uğruna Edim ve Alıkoyma Hakkı

İnanılan alacaklı, ödeme günü geldiğinde borç ifa edilmezse, teminat amacıyla kendisine devredilen taşınmazı "ifa uğruna edim" olarak alıkoyabilir. Alternatif olarak taşınmazı satıp satış bedelinden alacağını tahsil etme yoluna da gidebilir. Ancak, borç ödenmesine rağmen taşınmazın iade edilmemesi, inanç sözleşmesine aykırılık teşkil eder ve tapu iptal tescil davasına konu olur. Bu süreçte borcun tamamen ödenip ödenmediği, TBK m. 97 uyarınca ifa sırasının tespiti açısından kritiktir.

Rehin Yasağı ve Hukuki Etkiler

İnançlı işlemle devredilen taşınmaz üzerinde artık bir rehin hakkından söz edilemez; taşınmazın mülkiyeti inanılana geçmiştir. Bu nedenle mülkiyetin nakli, rehin hukukuna ilişkin kısıtlamalardan bağımsız olarak değerlendirilir. Ancak, inanç sözleşmesinde öngörülen ifa süresi içinde, taşınmazın iadesini imkansız kılmak amacıyla yapılan muvazaalı devirler yargı tarafından korunmaz ve kötüniyetli üçüncü kişilere karşı tapu iptali yolu açıktır.

İnançlı İşlemlerde İnanan ve İnanılanın Hak ve Borçları

İnanılan, inanç konusu şeyi sözleşmede belirlenen amaca uygun olarak kullanmak ve korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, bir vekilin özen borcuna benzer niteliktedir. İnanan ise, sözleşmede kararlaştırılan edimini (genellikle borcun ödenmesi) yerine getirdiği anda iade talebinde bulunma hakkı kazanır. İade borcu, sadece taraflar arasında değil, külli halefiyet prensibi gereği mirasçılara karşı da ileri sürülebilir.

Tapu senedi ve ödeme dekontlarını gösteren profesyonel fotoğraf.

Özellik İnançlı İşlem Normal Satış
Temel Amaç Teminat, İdare veya Gizleme Mülkiyetin Kesin Devri
İade Yükümlülüğü Şartlar oluşunca zorunludur Yoktur
İspat Vasıtası Kural olarak Yazılı Delil (1947 İBK) Resmi Senet
Mülkiyet Durumu Görünüşte İnanılan, Özde İnanan Alıcı tam maliktir
Zamanaşımı 10 Yıl (Sözleşme hükümlerine göre) Hak düşürücü süre yoktur

İçtihat Aykırılığı Analizi: Kardeşler Arasındaki İşlemlerde İspat

Yargıtay daireleri arasında, kardeşler veya yakın akrabalar arasındaki inançlı işlemlerin ispatında HMK m. 203 (tanıkla ispat istisnası) maddesinin mi yoksa 1947 tarihli İBK’nın mı uygulanacağı konusunda ciddi bir görüş ayrılığı bulunmaktadır. Bazı kararlar, taşınmaz mülkiyetinin nakli söz konusu olduğunda İBK'nın "özel bir ispat kuralı" getirdiğini ve bu nedenle kardeşler arasında dahi yazılı delil aranması gerektiğini savunmaktadır.

HMK m. 203/a İstisnası ve Karşı Görüş

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin bazı eski üyeleri ve doktrindeki güçlü bir eğilim, HMK m. 203/a maddesinin açık hükmü gereği; altsoy, üstsoy ve kardeşler arasındaki hukuki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceğini ifade etmektedir. Bu görüşe göre, kanun koyucunun getirdiği bir istisna, içtihadı birleştirme kararı ile daraltılamaz. Ancak mevcut Yargıtay pratiği, taşınmaz inançlı işlemlerinde aile bağlarına bakılmaksızın yazılı delil arama eğilimindedir.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin Muhalefet Şerhi Analizi

Özellikle 2016 tarihli kararlarda (Kaynak 10), mahkemenin tarafların kardeş olmasını nazara almadan İBK'ya dayanarak davanın reddine karar vermesi, karşı oylarda eleştirilmiştir. Muhalefet şerhlerinde, İBK'nın bir ispat kuralı olduğu ancak kanunda düzenlenen "senetle ispatın istisnaları" (kardeşler arası ilişkiler) durumunda tanık dinlenmesinin yasal bir hak olduğu vurgulanmıştır. Bu uyuşmazlık, güncel yargılamalarda avukatların savunma stratejilerini "ispat hukukunun hiyerarşisi" üzerine kurmalarını gerektirmektedir.

"Davaya konu inançlı işlemin, kardeşler arasında yapıldığı iddia olunduğuna göre, davanın ispat hukukuna ilişkin genel hükümler çerçevesinde ve özellikle 6100 sayılı Kanunun senetle ispatın istisnasını düzenleyen 203. maddesi nazara alınarak çözülmesi gerekir... Yerel mahkeme kararıyla, davanın taraflarının kardeş oldukları nazara alınmadan İçtihadı Birleştirme Kararına yanlış anlam verildiği..."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/16432 - Karar No: 2016/3261

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2015/16432 E. , 2016/3261 K.

İnançlı İşlemlerde Zamanaşımı ve Sürelerin Başlangıcı

İnanç sözleşmesine dayalı iade veya tazminat taleplerinde özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden, 6098 sayılı TBK m. 146 uyarınca 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Bu sürenin başlangıcı, inançlı işlemdeki amacın gerçekleştiği, borcun ödendiği veya iade yükümlülüğünün muaccel olduğu tarihtir. Eğer iade tarihi belirlenmemişse, inanılanın iade talebini haksız yere reddettiği andan itibaren süre işlemeye başlar.

Zamanaşımı def’i, bir hak düşürücü süre olmayıp karşı tarafça ileri sürülmedikçe mahkemece resen dikkate alınmaz. Ancak, inanç ilişkisi devam ettiği sürece (örneğin taşınmaz hala inanılanın zilyetliğinde ve inananın kullanımındaysa) zamanaşımının başlamayacağı yönünde de yargı eğilimleri mevcuttur. Taşınmazın üçüncü kişiye devredilmesi durumunda ise, iade borcu imkansız hale geleceğinden bu tarihten itibaren tazminat alacağı için 10 yıllık süre işlemeye başlar.

Nam-ı Müstear İlişkisi ve 1947 İBK Kapsamı

Nam-ı müstear (emanet isim), bir kimsenin taşınmazı kendi adına değil de güvendiği bir başkasının adına tapuda tescil ettirmesi durumudur. 1947 tarihli İBK, aslında nam-ı müstear iddialarının dinlenebilirliğini ve yazılı delille ispatını düzenlemek amacıyla çıkarılmıştır. Uygulamada bu karar, teminat amacıyla temlikleri de kapsayacak şekilde geniş yorumlanmıştır. Nam-ı müstear durumunda da temel amaç mülkiyeti gizlemek veya korumaktır.

Hukuki niteliği itibariyle nam-ı müstear, temsil ve vekalet hükümlerine yakındır. TBK m. 509 uyarınca vekilin kendi namına ancak müvekkili hesabına edindiği haklar, borçlar ifa edildiğinde kendiliğinden müvekkile geçer. Taşınmaz mülkiyetinde ise bu geçiş kendiliğinden değil, tescil işlemiyle mümkündür. İBK, bu tür gizli temsil durumlarında, mülkiyetin vekile aidiyetinin devamına hükmolunamayacağını, inançlı işlemin belgelenmesi halinde mülkiyetin asıl sahibine iade edilmesi gerektiğini karara bağlamıştır.

Karşılıklı Edimler ve TBK m. 97 Uygulaması

İnançlı işleme dayalı tapu iptali ve tescil davasında en kritik eşik, inananın kendi borcunu ifa edip etmediğidir. TBK m. 97 (mülga BK m. 81) uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, kendi edimini ifa etmeyen taraf karşı taraftan ifa isteyemez. Yani, inanan taraf "borcu ödedim, tapuyu ver" diyebilmek için ya borcu ödediğini ispatlamalı ya da bakiye borcu mahkeme veznesine depo etmelidir.

Mahkeme Veznesine Depo Şartı

Eğer taraflar arasında bakiye bir borç miktarı konusunda uyuşmazlık yoksa veya mahkemece bir miktar tespit edilmişse; hakimin, davacıya bu miktarı ödemesi için uygun bir süre (mehil) vermesi gerekir. Bu süre içinde bedel depo edilmezse, dava "erken açılmış dava" veya "edim ifa edilmediği" gerekçesiyle reddedilir. Yargıtay, bu depo şartını hatırlatmadan veya süre vermeden davanın reddini bozma nedeni saymaktadır.

Ödemelerin İspatı ve Dekontların Niteliği

Banka üzerinden yapılan ödemelerde dekontlarda "taşınmaz bedeline ilişkindir" veya "inançlı işlem iadesi içindir" gibi şerhlerin bulunması ispat yükünü kolaylaştırır. Şerhsiz dekontlar tek başına inanç sözleşmesini kanıtlamaya yetmese de, taraflar arasındaki ticari ilişki ve hayatın olağan akışı ile birleştiğinde "delil başlangıcı" olarak kabul edilerek tanık dinlenmesine zemin hazırlayabilir.

"Davacının, davalıya bir kısım ödeme yaptığı... iddia ve savunma karşısında gerek borç miktarı konusunda gerekse borcun ödenmediği hususunda taraflar arasında bir ihtilaf olmadığı sonucuna varılmaktadır. Halböyle olunca; davacıya bakiye borcu... mahkeme veznesine depo etmesi için önel verilmesi... gerekir."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/14578 - Karar No: 2013/4484

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2012/14578 E. , 2013/4484 K.

Üçüncü Kişilerin İyiniyetinin Korunması (TMK m. 1023)

İnançlı işlemle taşınmazı devralan inanılan, sözleşmeye aykırı olarak taşınmazı üçüncü bir kişiye satarsa ne olur? TMK m. 1023 uyarınca, tapu sicilindeki kayda güvenerek mülkiyet edinen iyiniyetli üçüncü kişilerin bu kazanımı korunur. Bu durumda inanan, taşınmazı üçüncü kişiden geri alamaz; ancak inanılan kişiye karşı "tazminat" davası açabilir.

Ancak üçüncü kişi, inanç ilişkisini biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa (örneğin akraba olması, taşınmazın çok düşük bedelle devredilmesi vb.), iyiniyetli sayılamaz. Bu durumda inanan, 08.11.1991 tarihli İBK çerçevesinde üçüncü kişiye karşı da tapu iptal tescil davası açabilir. Kötüniyet iddiası her türlü delille (tanık dahil) ispatlanabilir ve davanın her aşamasında ileri sürülebilir.

Uygulama Notu: Davanın Kademeli Açılması

Adliye pratiğinde, taşınmazın el değiştirme riski veya ispat zorlukları nedeniyle davanın "kademeli" (terditli) olarak açılması stratejik bir öneme sahiptir. Öncelikle tapu iptali ve tescil talep edilmeli; bunun mümkün olmaması (taşınmazın iyiniyetli üçüncü kişiye geçmesi veya iade şartlarının tam oluşmaması) halinde ise taşınmazın güncel rayiç bedelinin tazminat olarak tahsili istenmelidir.

Mahkemeler, tapu iptali talebini reddettiklerinde, dava dilekçesinde terditli bir tazminat talebi varsa mutlaka bu talep hakkında da bir hüküm kurmalıdır. Tazminat miktarı, taşınmazın iade borcunun imkansızlaştığı tarihteki veya dava tarihindeki rayiç bedeller üzerinden hesaplanır. Bu noktada bilirkişi incelemesi, taşınmazın konumu, imar durumu ve emsalleri üzerinden titizlikle yürütülmelidir.

Risk Analizi ve Hukuki Yaptırımlar

İnançlı işlem yapacak tarafların karşı karşıya kalabileceği riskler şunlardır: 1. İspat Riski: Yazılı belge düzenlenmemesi durumunda, inanılanın ölümü veya kötüniyeti halinde hakkın iadesi imkansızlaşabilir. 2. Haciz Riski: İnanılanın borçları nedeniyle taşınmaz üzerine haciz konulabilir veya taşınmaz cebri icra ile satılabilir. İnanan, bu durumda "istihkak" iddiasında bulunamaz çünkü mülkiyet resmen inanılanındır. 3. Üçüncü Kişi Riski: Taşınmazın iyiniyetli birine devri halinde mülkiyet hakkı tamamen yitirilir. 4. Vergi ve Harç Riski: Mülkiyetin iadesi sırasında tekrar tapu harcı ve döner sermaye bedeli doğacaktır; ayrıca muvazaa tespiti halinde idari para cezaları gündeme gelebilir.

Hukuki riskler ve yargı otoritesini simgeleyen karar çekici görseli.

Sıkça Sorulan Sorular

İnançlı işlemde yazılı belge mutlaka noter onaylı mı olmalıdır?
Hayır. 1947 tarihli İBK uyarınca belgenin adi yazılı olması ve tarafların (veya en azından inanılanın) imzasını taşıması yeterlidir. Noter onayı ispat gücünü artırsa da geçerlilik şartı değildir.

Borç ödendikten kaç yıl sonra dava açılabilir?
Borcun ödendiği veya iade şartının gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl içinde dava açılmalıdır. Ancak taşınmaz hala inananın kullanımındaysa, zamanaşımı def'inin dürüstlük kuralına aykırı olduğu savunulabilir.

Mirasçılar inançlı işlemi tanıkla ispat edebilir mi?
Mirasçılar da murisin taraf olduğu İBK kuralına tabidir; yani yazılı delil sunmalıdırlar. Ancak muris muvazaası iddiasıyla (mirasçıdan mal kaçırma) açılan davalarda tanık dahil her türlü delil serbesttir. İnançlı işlem ile muris muvazaası farklı hukuki nedenlerdir.

Banka kredisi çekmek için evi arkadaşıma devrettim, geri vermiyor ne yapmalıyım?
Bu tipik bir inançlı işlemdir. Eğer aranızda yazılı bir protokol varsa tapu iptal davası açabilirsiniz. Belge yoksa, kredi taksitlerini sizin ödediğinize dair banka dekontları "delil başlangıcı" sayılabilir ve bu sayede tanık dinletebilirsiniz.

Kaynakça

  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 05.02.1947 T., 1945/20 E., 1947/6 K.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2013/2593 E., 2013/5524 K.
  • Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 2023/2637 E., 2024/3209 K.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2015/16432 E., 2016/3261 K.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2011/13-14 E., 2011/189 K.

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, somut her olayın kendine özgü koşulları ve ispat dinamikleri bulunmaktadır. İçerik, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Hak kaybına uğramamak için bir hukuk profesyoneline danışılması önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Gayrimenkul Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: