
İmar Uygulamasının İptali ve Parselasyon İşlemlerine Karşı Yargısal Korunma Rehberi
3194 sayılı Kanun m. 18 parselasyon işlemlerinin iptali, idari yargı denetimi, kadastral ihya süreçleri ve 7221 sayılı Kanun bedel rejimi teknik incelemesi.
Parselasyon İşlemlerinin İdari ve Adli Yargıdaki Çift Yönlü Hukuki Niteliği
İmar uygulamasının iptali, mülkiyet hakkının kamu gücü kullanılarak kısıtlandığı parselasyon işlemlerinin (18. madde uygulaması) hukuka uygunluk denetimini kapsayan, idari ve adli yargı süreçlerinin iç içe geçtiği bir uyuşmazlık türüdür. İmar planlarına uygun olarak arazinin düzenlenmesi, kamuya terklerin yapılması ve yeni imar parsellerinin oluşturulması süreci olan parselasyon, idari yargıda iptal davasına konu olurken; bu iptal kararının kesinleşmesiyle birlikte tapu sicilinin dayanaksız kalması durumu adli yargıda tapu iptali ve tescil (kadastral parselin ihyası) davasının konusunu oluşturur.
İmar parselinin dayanağı olan idari işlemin iptal edilmesi, tapu sicilindeki tescilin "yolsuz tescil" mahiyetine bürünmesine sebebiyet verir. Türk Medeni Kanunu m. 1025 uyarınca, geçerli bir hukuki sebebe dayanmayan tescil işlemlerinin düzeltilmesi talep edilebilir. Ancak adli yargı mahkemesi, idari işlemin yerindeliğini denetleyemez; yalnızca kesinleşmiş bir iptal kararının varlığı halinde sicilin düzeltilmesine karar verebilir.
"İmar parselinin dayanağı olan idari işlemin iptal edilmesi ile sicilin dayanıksız kalacağı ve TMK'nın 1025. maddesi hükmü uyarınca yolsuz tescil durumuna düşeceği; bu durumda; dayanıksız kalan tapu kaydının iptal edilerek kadastral parselin geometrik ve hukuki durumunun ihyasına karar verilmesi gerekeceği tartışmasızdır."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2018/195 - Karar No: 2018/3093
İmar Uygulamasının İptali Davasında Dava Açma Süreleri ve Öğrenme Karinesi
İdari yargıda parselasyon işleminin iptali için açılacak davalarda süre, işlemin ilan edildiği askı süresinin bitimini izleyen günden itibaren başlar. 3194 sayılı İmar Kanunu m. 19 uyarınca parselasyon planları bir ay süreyle ilan edilir. Ancak, bu ilan süresi içinde dava açılmamış olması, işlemin öğrenilme tarihi ile ilgili tartışmaları beraberinde getirmektedir. Danıştay içtihatlarına göre, parselasyon işlemi subjektif ve kişisel bir idari işlem olduğundan, ilgilisine tebliğ edilmediği durumlarda öğrenme tarihi esas alınmalıdır.
Öğrenme tarihinin tayininde hayatın olağan akışı ve mülkiyet hakkı sahibinin taşınmaz üzerindeki tasarrufları kritik rol oynar. Örneğin, taşınmazın emlak vergisi beyannamelerinin yeni parsel numarası üzerinden verilmesi veya inşaat ruhsatı başvurusu yapılması, işlemin öğrenildiğine dair bir karine oluşturabilir.
"Parselasyon işleminin subjektif ve kişisel nitelikte bir idari işlem olması nedeniyle, bu işleme karşı dava açma süresinin başlaması için ilgililere yazılı bildirim yapılması gerekmekte olup, iptali istenen işlemin ilgilisine ayrıca tebliğ edilmemiş olduğu hallerde, dava açma süresinin belirlenmesinde işlemin öğrenilme tarihi esas alınmaktadır."
Kaynak: Danıştay 6. Daire Başkanlığı - Esas No: 2023/417 - Karar No: 2023/9214
Belgeyi Gör: Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2023/417 E. , 2023/9214 K.
Askı İlanı ve Bireysel Tebligat Ayrımı
Parselasyon planlarının belediye binasında veya mutat vasıtalarla ilan edilmesi, dava açma süresini her zaman kesin olarak başlatmaz. Mülkiyet hakkının dokunulmazlığı gereği, ilgilinin haberdar edilmediği durumlarda davanın süreden reddedilmemesi asıldır. Ancak Danıştay, işlemin tesisinden itibaren makul olmayan çok uzun sürelerin (örneğin 24 yıl) geçmesini, öğrenme karinesi açısından aleyhe değerlendirebilmektedir.
İdari İtirazın Süreye Etkisi
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 11 uyarınca, askı süresi içinde idareye yapılan itirazlar dava açma süresini durdurur. İdarenin itirazı reddetmesi veya 30 gün içinde cevap vermemesi durumunda süre kaldığı yerden işlemeye başlar. Bu noktada yapılan en büyük usul hatası, zımni red süresi geçtikten çok sonra dava açılmasıdır.
| İşlem Adımı | Süre / Dayanak | Sonuç |
|---|---|---|
| Askı İlanı | 1 Ay (3194 m. 19) | Sürenin başlangıcı (teorik) |
| İdari İtiraz | İlan süresi içinde (İYUK m. 11) | Dava süresini durdurur |
| İptal Davası | 60 Gün (İYUK m. 7) | İdari yargı denetimi başlar |
| Tapu İptali ve İhya | Kesinleşmeden itibaren | Adli yargı süreci başlar |
2577 Sayılı Kanun Madde 3 Kapsamında İmar Davası Dilekçesinin Teknik Kusurları
İmar davalarında dilekçenin hazırlanması, davanın esasına girilip girilemeyeceğini belirleyen en kritik aşamadır. Danıştay, özellikle birden fazla işlemin (plan ve parselasyon) tek dilekçeyle dava konusu yapılması veya iptali istenen kısımların somutlaştırılmaması durumunda "dilekçe reddi" yoluna gitmektedir. 2577 sayılı İYUK m. 3 uyarınca, davanın konusu ve sebepleri tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olmalıdır.
Bir parselasyon işlemi genellikle yüzlerce parseli ve geniş bir alanı kapsayan karmaşık bir idari işlemdir. Davacının, kendi mülkiyetini ilgilendiren kısımları, ada ve parsel numaralarını ve hukuka aykırılık iddialarını spesifik olarak belirtmesi şarttır. Sadece "işlemin iptali" şeklindeki genel talepler, davanın reddine veya usulden durmasına sebebiyet verebilir.
"İptal davalarında iptali istenilen işlem ya da işlemlerin sayı, tarih, tebliğ tarihi belirtilmek ve menfaat bağı kurulmak suretiyle işlemin tamamının mı, yoksa belli kısımlarının mı iptalinin istenildiğinin hukuka aykırılık sebepleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerekmektedir."
Kaynak: Danıştay 10. Daire Başkanlığı - Esas No: 2022/4651 - Karar No: 2023/116
Belgeyi Gör: Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2022/4651 E. , 2023/116 K.
Dilekçede Menfaat Bağının Kurulması
Davacının iptali istenen işlemle kişisel, meşru ve güncel bir menfaatinin bulunması gerekir. İmar uygulamalarında bu bağ genellikle mülkiyet hakkı üzerinden kurulur. Ancak komşu parsel maliklerinin de yapılaşma haklarını veya çevresel koşulları etkileyen plan/uygulama kararlarına karşı dava açma ehliyeti olduğu kabul edilmektedir.
İdari İşlem Niteliğinde Karar Verilmesi Yasağı
Dilekçelerde sıklıkla yapılan hatalardan biri, mahkemeden "taşınmazın eski haline getirilmesi" veya "şu ada parsele tescil edilmesi" yönünde talepte bulunulmasıdır. İdari yargı yerleri yalnızca işlemin iptaline veya davanın reddine karar verebilir; idareyi belli bir yönde işlem yapmaya zorlayacak veya idari işlem niteliğinde hüküm tesis edemez.
Yolsuz Tescil Kavramı ve İmar Parsellerinin Kadastral İhyası Şartları
İdare mahkemesince iptal edilen bir parselasyon işlemi, hukuk aleminden doğduğu andan itibaren silinmiş kabul edilir. Bu durum, bu işleme dayanılarak oluşturulan imar parsellerinin sicil kayıtlarının dayanaksız kalmasına yol açar. Ancak idari yargı kararı tapu siciline kendiliğinden yansımaz. İlgilinin adli yargıda TMK m. 1025 uyarınca tapu iptali ve tescil davası açarak "kadastral ihyayı" talep etmesi gerekir.
Kadastral ihya davasında mahkeme, iptal edilen uygulama öncesindeki mülkiyet durumunu esas alır. Bu süreçte uzman bilirkişiler aracılığıyla, iptal edilen imar parsellerinin kadastral parselin hangi kısımlarına denk geldiği geometrik olarak saptanmalıdır.
"Kadastral parselin ihyasının, imar uygulamasıyla kadastral parsel sınırları üzerinde oluşturulan imar parsellerinin kadastral parsel içerisinde kalan kısımlarının tapu kaydının iptali ile eski hale getirilerek tescili suretiyle mümkün olabileceği gözetildiğinde; ihyası istenilen kadastral parselin çap sınırları içerisinde kalan imar parsellerinin tamamının tespitiyle kayıt maliklerinin davada yer almaları gerektiği de açıktır."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2018/3340 - Karar No: 2021/3973
Taraf Teşkilinin Önemi
Kadastral ihya davalarında, ihyası istenen kadastral parsel üzerinde oluşan tüm imar parsellerinin maliklerinin davaya dahil edilmesi zorunludur. Tek bir parsel malikinin eksikliği, kararın infaz kabiliyetini ve mülkiyet güvenliğini zedeler. Yargıtay uygulamasına göre, imar uygulamasını yapan belediyenin de davada yer alması davanın sıhhati açısından önem arz eder.
Geri Dönüşüm İşlemleri ve Belediye Görevi
İdare mahkemesi kararı sonrası belediyenin re'sen "geri dönüşüm" cetvelleri hazırlayarak tapu sicilini eski haline getirmesi mümkündür. Ancak uygulamada belediyelerin bu sorumluluğu yerine getirmekten kaçındığı veya yeni bir imar uygulaması yaparak süreci "bypass" etmeye çalıştığı görülmektedir. Bu durumda yargısal koruma kaçınılmaz hale gelir.
7221 Sayılı Kanun ile Getirilen Geri Dönüşüm İmkânsızlığı ve Bedel Rejimi
2020 yılında 3194 sayılı Kanun m. 18'e eklenen hükümle, imar uygulamasının iptali sonrası ortaya çıkabilecek "fiili veya hukuki imkansızlıklar" için yeni bir çözüm mekanizması getirilmiştir. Eğer iptal edilen uygulama sonrası imar parselleri üzerine ruhsatlı yapılar yapılmışsa veya parsel kamu hizmetine ayrılan bir alana denk geliyorsa, eski mülkiyet durumuna dönmek (ihya) mümkün olmayabilir.
Bu durumda kanun koyucu, öncelikle hak sahibine uygulama sahası içerisinde başka bir yerden yer tahsis edilmesini, bu mümkün değilse taşınmazın rayiç bedelinin ödenmesini öngörmüştür. Bu düzenleme, mülkiyet hakkı ile kamu yararı ve şehirleşme istikrarı arasındaki dengeyi korumayı amaçlamaktadır.
"3194 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi kapsamında yapılmış imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle... geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin... tespiti hâlinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması hâlinde... rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği belirtilmiştir."
Kaynak: Yargıtay 7. Hukuk Dairesi - Esas No: 2023/2087 - Karar No: 2024/242
Bedel Ödenmesinin Şartları
Bedel ödenmesi yoluna gidilebilmesi için idarenin "geri dönüşümün imkansız olduğuna" dair bir tespit yapması şarttır. Bu tespit olmadan mahkemenin re'sen bedele hükmetmesi mümkün değildir. Ancak yargılamanın uzaması durumunda, mülkiyet hakkı sahibinin tazminat talepli davalara yönelmesi bir seçenek olarak değerlendirilmektedir.
Uygulama Notu: Bekletici Mesele
Yeni yasal düzenleme sonrası açılan ihya davalarında, mahkemeler öncelikle taşınmazın durumunu ilgili belediyeye sormaktadır. Eğer belediye geri dönüşümün imkansız olduğunu bildirirse, dava mülkiyetin ihyasından ziyade bedelin tespiti ve tahsiline evrilmektedir. Yargıtay'ın bu konudaki güncel eğilimi, davanın hemen reddedilmemesi, taraflara idareye başvuru imkanı tanınması yönündedir.
İmar Uygulamasının İptali Sonrası Ortaklığın Giderilmesi Davalarının Akıbeti
İmar parselleri üzerinde açılan ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davaları, imar uygulamasının iptal edilmesiyle birlikte hukuki dayanaktan yoksun kalır. Çünkü davanın konusu olan "imar parseli" hukuksal varlığını yitirmiş, taşınmaz tekrar "kadastral parsel" statüsüne (veya kök parsellere) geri dönmüştür. Bu durumda mülkiyet payları ve taraflar değişebileceğinden, ortaklığın giderilmesi davasına devam edilmesi mümkün değildir.
Yargıtay, bu tür durumlarda imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşip kesinleşmediğinin bekletici mesele yapılmasını ve sonucuna göre dava konusuz kalmışsa davanın reddine karar verilmesini öngörmektedir.
"İdare Mahkemesinin imar uygulamasının iptaline ilişkin kesinleşmiş kararlarıyla sicil kayıtlarının kendiliğinden eski hale dönmeyeceği, eski hale iadenin ancak belediyece alınacak yeni bir idari kararla veya ilgilisince açılacak kadastral parselin ihyası davası sonucunda verilecek ve kesinleşecek ilamla mümkün olabileceği gözetildiğinde... bunun bekletici mesele yapılması... gerekir."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/3334 - Karar No: 2017/6944
Paydaş Yapısının Değişimi
Parselasyon ile şuyulanan parsellerde, kadastral kökenleri farklı kişilerin aynı parselde paydaş yapılması söz konusudur. Uygulamanın iptaliyle bu paydaşlık ilişkisi de ortadan kalkar. Dolayısıyla, iptal edilen bir imar parselinde ortaklığın satış yoluyla giderilmesine karar verilmesi, mülkiyet hakkının özüne aykırı bir sonuç doğuracaktır.
Yeni İmar Uygulamasının Etkisi
Eğer iptal kararından sonra belediye hızla yeni bir imar uygulaması yapmış ve bu yeni uygulama kesinleşerek tapuya tescil edilmişse, ortaklığın giderilmesi davasına bu yeni tapu kaydı üzerinden devam edilebilir. Ancak yeni uygulamanın da dava konusu edilip edilmediği titizlikle incelenmelidir.
İhdasen Tescil İşlemlerinin İptali ve TMK Madde 1025 Uyarınca Sicilin Düzeltilmesi
Belediyelerin, imar uygulaması sırasında yol fazlası veya artık parselleri kendi adlarına tescil ettirmeleri (ihdas), mülkiyet hakkı ihlallerinin en yoğun yaşandığı alanlardan biridir. İmar Kanunu m. 17 ve 18 uyarınca yapılan ihdas işlemlerinin, sırf belediyeye mülk kazandırma amacı taşıması hukuka aykırıdır. Bu tür işlemlerin idari yargıda iptal edilmesi halinde, belediye adına oluşan tapu kaydı yolsuz tescil niteliğine bürünür.
Adli yargı yerleri, idari mahkemenin ihdas iptali kararını gerekçe göstererek, belediye adına olan kaydın iptaline ve taşınmazın eski kök parsel malikleri adına (veya kamuya terk statüsüne) tesciline karar vermelidir.
"3194 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca Belediyenin kendi adına parseller oluşturmasının mümkün olmadığı, düzenleme ortaklık payı olarak alınan parselin kamu yararı için kullanılmayıp sırf Belediyeye mülk edindirip daha sonra da kazanç temin etmeye yönelik kullanıldığı... gerekçeleriyle Encümen kararının iptal edildiği... ihdas işlemi iptal edildiğine göre dava konusu taşınmazın davalı adına tescilinin yolsuz olduğu anlaşılmaktadır."
Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/2123 - Karar No: 2025/2566
Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) ile İhdas Ayrımı
DOP, kamu hizmetleri için yapılan bedelsiz bir kesintidir. İhdas ise, imar planı sonucu oluşan ve mülkiyeti belediyeye geçen alanlardır. Belediyenin DOP sınırlarını aşacak şekilde veya DOP kapsamında değerlendirilmesi gereken alanları ihdas yoluyla mülkiyetine geçirmesi, "mülkiyetin kamu gücüyle elinden alınması" anlamına gelir ve iptal sebebidir.
İhdas İptali Sonrası Hak Sahipliği
İhdas edilen alanın iptali sonrası, bu alanın hangi kök parselden geldiği bilirkişi marifetiyle tespit edilir. Eğer bu alan eski bir yoldan veya kamusal alandan ihdas edilmişse, mülkiyeti hazineye veya kamuya döner. Ancak mülkiyet hakkı sahibi vatandaşa ait bir alandan haksız yere ihdas yapılmışsa, tescilin vatandaş adına yapılması gerekir.
İdari Yargıda İptal Kararının Geriye Yürüme Etkisi ve Kazanılmış Hak İstisnaları
İdari yargıda iptal kararları, kural olarak "ex tunc" (geçmişe etkili) sonuç doğurur. Yani iptal edilen işlem, hukuk aleminde hiç tesis edilmemiş gibi kabul edilir. İmar uygulamalarında bu durum, iptal edilen parselasyon üzerinden alınan inşaat ruhsatlarının ve yapı kullanma izinlerinin de hukuki dayanaktan yoksun kalması riskini doğurur. Ancak, iyi niyetli üçüncü kişilerin hakları ve kazanılmış hak doktrini bu noktada devreye girer.
İptal kararının geriye yürümesi ilkesi, kamu düzenini korumayı amaçlasa da, mülkiyet güvenliği ve hukuki istikrar ilkesiyle çatışabilir. Danıştay, özellikle yapısı tamamlanmış ve iskânı alınmış binalarda "fiili durumun korunması" ve "kamu yararı" dengesini gözetmektedir.
İnşaatı Devam Eden Yapıların Durumu
Parselasyon iptal edildiğinde, eğer üzerine bir yapı inşa ediliyorsa belediye inşaatı durdurmalıdır. Yeni bir imar uygulaması yapılana kadar yapılaşma hakları askıya alınır. Bu süreçte mülkiyet sahiplerinin uğradığı zararlar, idarenin "hizmet kusuru" kapsamında tam yargı davasına konu edilebilir.
İyi Niyetli Üçüncü Kişilerin Korunması
Tapu siciline güven ilkesi (TMK m. 1023), imar parsellerini satın alan iyi niyetli kişileri korur mu? Yargıtay'ın baskın görüşü, imar uygulamasının "kamusal bir tasarruf" olması nedeniyle, bu işlemin iptali halinde yolsuz tescilin düzeltilmesinde m. 1023 korumasının sınırlı kalacağı yönündedir. Zira imar uygulaması, bir satış veya bağış gibi özel hukuk işlemi değil, idarenin tek taraflı bir tasarrufudur.
Mükerrer İmar Uygulamaları ve Derdestlik İtirazının Hukuki Analizi
Belediyelerin, yargıdaki bir imar davasını sonuçsuz bırakmak için dava konusu taşınmazda yeni bir imar uygulaması yapması sık karşılaşılan bir durumdur. Birinci uygulama iptal edilse dahi, ikinci uygulama tapuya tescil edildiği için dava "konusuz" kalabilir. Bu durumda davacı, ikinci uygulamayı da dava konusu etmelidir.
Yargıtay ve Danıştay, bu "zincirleme" uygulamalar karşısında mülkiyet hakkı sahibinin korunması için "bekletici mesele" ve "kayıtların incelenmesi" usulünü katı bir şekilde uygulamaktadır. İlk davanın sonucunun ikinci uygulamayı sakatlayıp sakatlamayacağı titizlikle analiz edilir.
"Yapılan ikinci imar uygulamasının iptali bakımından açılan... dava dosyasının kesinleşmesinin beklenilmesi; öte yandan yapılan üçüncü imar uygulamasına ilişkin Belediye Encümen kararı... bu uygulamanın sicile yansıtılıp yansıtılmadığı... araştırılarak bu idari davanın sonucunun beklenilmesi... gerekir."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2018/195 - Karar No: 2018/3093
İkinci Uygulamanın Hukuki Dayanağı
Eğer ikinci uygulama, birinci uygulamanın iptal gerekçelerini gidermek amacıyla yapılmışsa hukuka uygun sayılabilir. Ancak sadece yargı kararını etkisiz kılmak için yapılan ve aynı hataları içeren mükerrer uygulamalar "yetki saptırması" teşkil eder.
Derdestlik ve Bağlantılı Davalar
Aynı taşınmaz üzerinde farklı nedenlerle açılan imar davaları arasında bağlantı bulunması halinde, davaların birleştirilmesi usul ekonomisi açısından zorunludur. Özellikle hem planın hem de parselasyonun ayrı ayrı dava konusu edildiği hallerde, planın akıbeti parselasyonu doğrudan etkiler.
İmar Davalarında Husumet ve Taraf Teşkili: Kayıt Malikleri ile İdarenin Konumu
İmar uygulaması iptal davası idari yargıda yalnızca uygulamayı yapan idareye (genellikle belediye) karşı açılır. Ancak bu davanın sonucundan etkilenecek olan diğer imar parseli malikleri davada taraf değildir. Bu durum, adli yargıdaki "ihya" davasında değişir. İhya davasında mülkiyet el değiştireceği için, mülkiyeti iptal edilecek olan tüm güncel kayıt maliklerine husumet yöneltilmesi şarttır.
Husumetin yanlış yöneltilmesi veya taraf teşkili sağlanmadan karar verilmesi, Yargıtay nezdinde mutlak bir bozma sebebidir. Özellikle çok hisseli imar parsellerinde mirasçıların tespiti ve davaya dahil edilmesi süreci davanın en zahmetli kısmıdır.
"İhyası istenilen kadastral parselin çap sınırları içerisinde kalan imar parsellerinin tamamının tespitiyle kayıt maliklerinin ve imar uygulamasını yapan Belediye Başkanlığının davada yer almaları gerektiği de açıktır."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2018/3341 - Karar No: 2021/3974
Pasif Husumette Eksiklik
Eğer kadastral parsel üzerine bir yol veya park alanı isabet etmişse, bu alanların mülkiyeti belediyeye veya hazineye aittir. Bu durumda belediye ve hazinenin de davalı olarak gösterilmesi gerekir. Sadece özel kişilere karşı açılan dava, taşınmazın kamusal alanlarda kalan kısımları yönünden sonuçsuz kalır.
Mirasçıların Davaya Dahil Edilmesi
Tapu kayıtlarında malik görünen kişinin ölü olması durumunda, veraset ilamı temin edilerek tüm mirasçıların davaya dahil edilmesi zorunludur. Mirasçılara ulaşılamaması halinde, kayyım tayini yoluna gidilerek davanın ilerlemesi sağlanmalıdır.
Uygulama Notu: Adliye Pratiğinde Kadastral Parselin İhyası Keşif ve Bilirkişi İncelemesi
Kadastral parselin ihyası davalarında en önemli delil bilirkişi raporudur. Mahkeme, mahallinde keşif yaparak teknik bilirkişiler (harita mühendisi, kadastro teknisyeni) aracılığıyla "tersimat" (geri dönüşüm) haritası hazırlatır. Bu harita, iptal edilen imar parselleri ile ihyası istenen kadastral parselin koordinat bazlı çakıştırılmasını sağlar.
Bilirkişi raporunda; kadastral parselin hangi kısmının yolda kaldığı, hangi kısmının hangi imar parseli içinde eritildiği ve güncel maliklerin paylarının metrekare bazında nasıl etkilendiği net bir şekilde belirtilmelidir. Şuyulandırma cetvelleri ile tapu kayıtları arasındaki uyum bu aşamada denetlenir.
Teknik İncelemenin Kapsamı
- Tedavüllü Tapu Kayıtları: Taşınmazın kadastral parselden imar parseline geçişindeki tüm "geldi" ve "gitti" kayıtlarının denetlenmesi.
- Encümen Kararlarının Analizi: İptal edilen encümen kararının hangi parselleri kapsadığının belirlenmesi.
- Çakıştırma (Overlap) Kontrolü: İptal edilen alan ile dava konusu alanın birebir örtüşüp örtüşmediğinin tespiti.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Noktaları
Uygulamada bilirkişilerin DOP kesintilerini hatalı hesaplaması veya ihdas alanlarını yanlış değerlendirmesi sık görülür. Ayrıca, 7221 sayılı Kanun kapsamındaki "fiili imkansızlık" (yapılaşma durumu) bilirkişi raporunda mutlaka yerinde gözlemlenerek fotoğraflandırılmalıdır.
İmar Uygulamalarından Doğan Hukuki Risk Analizi ve İdari Yaptırımlar
İmar uygulamalarının iptali, sadece mülkiyetin el değiştirmesi değil, aynı zamanda idare ve hak sahipleri için ciddi mali riskler barındırır. Hukuka aykırı bir parselasyon sonucu taşınmazını kaybeden veya haksız DOP kesintisine uğrayan vatandaşlar, belediyeye karşı tazminat davası açabilirler. Ayrıca, iptal edilen uygulama üzerinden verilen ruhsatlar nedeniyle üçüncü kişilerin uğradığı zararlar da rücu davasına konu olabilir.
İdari açıdan ise, yargı kararını uygulamayan veya yargı kararını etkisiz kılmak için hileli yollara başvuran kamu görevlileri hakkında Türk Ceza Kanunu m. 257 (Görevi Kötüye Kullanma) kapsamında suç duyurusunda bulunulabilir.
Mali Riskler ve Tazminat
İptal edilen uygulama nedeniyle taşınmazın rayiç bedelinde meydana gelen azalmalar veya kullanım hakkının kısıtlanması, "mülkiyet hakkına müdahale" teşkil eder. Eğer geri dönüşüm mümkün değilse (7221 m. 18/21), idare taşınmazın güncel rayiç bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu bedelin tespitinde emsal karşılaştırması ve taşınmazın potansiyel rantı dikkate alınır.
Disiplin ve Ceza Sorumluluğu
Belediye encümen üyeleri ve teknik personeli, yaptıkları imar uygulamalarının hukuka uygunluğundan doğrudan sorumludur. Kasıtlı olarak mevzuata aykırı parselasyon yapanlar hakkında İçişleri Bakanlığı soruşturma izni verebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. İmar uygulaması iptal edildiğinde tapum kendiliğinden düzelir mi? Hayır, idari yargıdaki iptal kararı tapu siciline kendiliğinden yansımaz. İlgilinin ya belediyeden geri dönüşüm işlemi yapmasını talep etmesi ya da adli yargıda tapu iptali ve tescil davası açması gerekir.
2. İmar parseli üzerine ev yaptıktan sonra uygulama iptal edilirse evim yıkılır mı? 7221 sayılı Kanun m. 18/21 uyarınca, eğer iptal edilen uygulama ile tescil edilmiş parselde yapı yapılmışsa "fiili imkansızlık" kabul edilir. Bu durumda kadastral ihyaya gidilmez; belediye size başka bir yerden yer verir veya taşınmazın rayiç bedelini öder.
3. Parselasyon askı ilanını kaçırdım, dava açma hakkım bitti mi? İlan süresi (1 ay) geçse dahi, işlemin size tebliğ edilmediği ve işlemi sonradan (örneğin tapuda işlem yaparken veya belediyeye gittiğinizde) öğrendiğiniz durumlarda, öğrenme tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açabilirsiniz. Ancak Danıştay, 20-25 yıl gibi çok uzun süreler geçmesini hayatın olağan akışına aykırı bularak davayı süreden reddedebilmektedir.
4. İmar davası sürerken belediye yeni bir imar uygulaması yaparsa ne olur? Bu durumda yeni uygulamanın, önceki uygulamanın iptal sebeplerini giderip gidermediği incelenmelidir. Eğer yeni uygulama da mülkiyet hakkınızı zedeliyorsa, bu yeni işleme karşı da ayrı bir iptal davası açmanız ve mahkemeden davaların birleştirilmesini veya bekletici mesele yapılmasını talep etmeniz gerekir.
Editörün Notu: İmar davaları, teknik raporlar ile hukuk kurallarının en sıkı şekilde harmanlandığı alanlardır. Bu süreçte sadece kanun maddelerine dayanmak yeterli olmayıp, taşınmazın kadastral geçmişinin ve imar planı hiyerarşisinin uzman harita mühendisleri desteğiyle analiz edilmesi yargılama sonucunu doğrudan etkileyecektir.
Kaynakça
- 3194 sayılı İmar Kanunu (m. 18, 19).
- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (m. 3, 7, 11, 14, 15).
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (m. 1023, 1025).
- Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, Esas No: 2018/195, Karar No: 2018/3093.
- Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/2123, Karar No: 2025/2566.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, Esas No: 2023/2087, Karar No: 2024/242.
- Danıştay 6. Daire Başkanlığı, Esas No: 2023/417, Karar No: 2023/9214.
- Danıştay 10. Daire Başkanlığı, Esas No: 2022/4651, Karar No: 2023/116.
Yasal Uyarı: Bu makale, genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, somut uyuşmazlıklara doğrudan uygulanabilir nitelikte profesyonel bir hukuki görüş veya danışmanlık teşkil etmez. Her imar uyuşmazlığı kendi özgün koşulları içinde değerlendirilmelidir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Gayrimenkul Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.