İİK Madde 72 Uyarınca Menfi Tespit Davasında Hukuki Yarar ve İspat Rejimi
Alacak Tahsili ve İcra Bağlantılı UyuşmazlıklarYazar: EmsalDava Editör Ekibi

İİK Madde 72 Uyarınca Menfi Tespit Davasında Hukuki Yarar ve İspat Rejimi

Menfi tespit davası, borçlunun icra tehdidi veya maddi hukuk temelindeki borç iddiası karşısında hukuki durumunu netleştirmesini sağlayan, ispat yükünün kural olarak alacaklıda olduğu istisnai bir tespit davasıdır. İİK 72 kapsamında açılan bu davalarda hukuki yarar, özellikle derdest icra takipleri ve itirazın iptali davalarıyla olan etkileşimi üzerinden mahkemelerce re'sen gözetilen temel dava şartıdır.

Menfi Tespit Davasında Hukuki Yararın Dinamik Sınırları

Menfi tespit davası, borçlunun henüz ödemediği bir borcun mevcut olmadığının saptanmasını amaçlayan, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde özel olarak düzenlenen bir dava türüdür. Bu davada davacı, maddi hukuk bakımından bir borcun doğmadığını, sona erdiğini veya geçersiz olduğunu ileri sürerek hukuki durumundaki belirsizliği gidermeyi hedefler. Hukuki yarar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 114/1-h gereği bir dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.

İİK 72 uyarınca ihtiyati tedbir için gerekli teminat ve icra işlemlerini temsil eden görsel.

Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri, menfi tespit davasında hukuki yararın varlığı için "güncel ve ciddi bir tehlikenin mevcudiyeti" kriterini esas almaktadır. Alacaklı tarafından başlatılan bir icra takibi, kural olarak borçlu için bu tehlikeyi oluşturur. Ancak borçlunun ödeme emrine itiraz ederek takibi durdurmuş olması veya alacaklının halihazırda itirazın iptali davası açmış olması, hukuki yararın varlığını tartışmalı hale getirebilir. Uygulamada, alacaklı tarafından açılmış bir itirazın iptali davası varsa, borçlunun aynı hukuki sebeple ayrı bir menfi tespit davası açmasında hukuki yarar bulunmadığı kabul edilir; zira borçsuzluk savunması itirazın iptali davasında zaten incelenmektedir.

"Dava, İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davasında hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114/1-h maddesi gereği davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması, dava şartıdır. Menfi tespit davasının itirazın iptâli davasından sonra açılması halinde, itirazın iptâli davasında borçlunun borçlu bulunup bulunmadığı zorunlu olarak inceleneceğinden bu halde borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmektedir."

Kaynak: T.C. ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2023/214 - Karar No: 2023/468

Belgeyi Gör: T.C. ... 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davasında Hukuki Korunma İhtiyacı

İİK m. 72/1 uyarınca borçlu, henüz aleyhine bir icra takibi başlatılmadan önce de borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bu aşamada hukuki yarar, alacaklının borç iddiasıyla borçluyu taciz etmesi, ihtarname göndermesi veya borcun varlığına dair belgeleri (senet, fatura vb.) elinde bulundurarak her an takibe geçme ihtimalinin bulunmasıyla açıklanır. Borçlu, bu "borç tehdidi" altında kalmamak için mahkemeden müdahale talep etme hakkına sahiptir.

Takip öncesi açılan davanın en büyük avantajı, İİK m. 72/2 gereği mahkemeden ihtiyati tedbir kararı alınarak takibin tamamen durdurulabilmesidir. Bu durumda davacı, alacağın %15’inden az olmamak üzere bir teminat göstererek, dava sonuçlanana kadar malvarlığına yönelik haciz işlemlerini engelleyebilir. Yargıtay uygulamalarında, takipten önce açılan menfi tespit davasının "maddi hukuka dayalı bir savunma" olduğu ve alacaklının haksız taleplerini bertaraf etmek için en etkili yol olduğu vurgulanmaktadır.

Noter İhtarnamesinin Borç Tehdidi Sayılması

Bir alacaklının noter aracılığıyla ihtarname keşide ederek belirli bir tutarı talep etmesi, borçlu bakımından menfi tespit davası açmak için yeterli bir hukuki yarar oluşturabilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, alacaklının elindeki belgenin niteliğidir. Eğer alacaklının elinde İİK m. 68 anlamında takibi kesinleştirecek bir belge yoksa ve sadece soyut bir iddiada bulunuyorsa, borçlunun bu aşamada dava açmakta yararı olmadığı yönünde bazı istisnai görüşler bulunmaktadır. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borç tehdidi altında olan kişinin belirsizliği giderme hakkını daha geniş yorumlamaktadır.

"Alacaklının ihtarname keşide ederek alacağını talep etmesi halinde sadece alacağını talep etmesi bu ihtarın talebin ciddiliğini ortaya koyduğu kabul edilemez. Bu durumda davacı borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunup bulunmadığının tespiti için alacaklının elinde bulunan belgenin niteliğinin tespit edilmesi gerekir. Örneğin alacaklı ihtarında hiçbir belgeye dayanmadan alacak talebinde bulunmuşsa bu ihtar üzerine menfi tespit davası açmakta borçlunun hukuki yararı bulunmamaktadır. Zira borçlu alacaklının hiçbir belgeye dayanmadan başlattığı ilamsız takibe itiraz etmek suretiyle takibi durdurmak olanağına sahiptir."

Kaynak: Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2011/19-622 - Karar No: 2012/9

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2011/19-622 E. , 2012/9 K.

Olası Takip Tehlikesi ve Güncellik Kriteri

Hukuki yararın dava açıldığı sırada mevcut olması şarttır. Gelecekte doğması muhtemel ancak henüz somutlaşmamış bir borç iddiası için menfi tespit davası açılması usulen mümkün görülmemektedir. Tehlikenin "güncel" olması, alacaklının hak talebinin somut bir dışavurumu (örneğin faturanın tebliği veya icra dosyası açılması) ile ispatlanabilir.

Takip Sonrası Menfi Tespit Davası: İtiraz ve Kesinleşme Süreçleri

Borçluya karşı icra takibi başlatıldıktan sonra, borçlunun menfi tespit davası açma hakkı İİK m. 72/3’te düzenlenmiştir. Takip başladıktan sonra açılan davada mahkeme, icra takibini kendiliğinden durduramaz. Bu aşamada borçlu, ancak %15 teminat yatırarak "icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi" yönünde bir ihtiyati tedbir alabilir. Yani haciz ve satış işlemleri devam edebilir, sadece tahsil edilen paranın alacaklının eline geçmesi engellenir.

Adliye pratiğinde en çok tartışılan konulardan biri, borçlunun icra takibine itiraz edip takibi durdurduğu hallerde ayrıca menfi tespit davası açıp açamayacağıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, takibin itirazla durmuş olması borçlunun menfi tespit davası açmasına engel değildir. Alacaklının itirazın iptali davası açmak için 1 yıllık süresi olduğu göz önüne alındığında, borçlunun bu belirsizlik süresince "borçlu" yaftası altında kalmaya zorlanması hakkaniyete aykırı kabul edilmektedir.

"Borçlunun, hakkında henüz icra takibi başlamadan önce de yapılabilecek, olası bir takibi düşünerek, kendisini bir borçla tehdit eden kimseye karşı 'böyle bir borcu bulunmadığının saptanması' için dahi menfi tespit davası açabileceği kabul edilmişken, hakkında yürümekte olan bir icra takibi olan borçlunun bu davayı açmasında hukuki yararının bulunduğunda hiç kuşku olmadığı gibi, böyle bir davayı açmasına da hiçbir hukuki engel bulunmamaktadır. Zira, karşı davacı/borçlunun borçlu olmadığını ileri sürerek ilamsız icra takibine itiraz etmesi, ancak takibin durmasını sağlamakta olup, icra takibini ortadan kaldırmamaktadır."

Kaynak: T.C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi - ID: 01872f62-8b00-722d-86ea-03c9be8fd521

Belgeyi Gör: T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ

İtirazın İptali Davası ile Derdestlik İlişkisi ve Usul Ekonomisi

Aynı borç ilişkisinden kaynaklı olarak alacaklının açtığı "itirazın iptali" davası ile borçlunun açtığı "menfi tespit" davası arasında sıkı bir bağ vardır. Eğer alacaklı, borçlunun menfi tespit davasından önce itirazın iptali davasını açmışsa, borçlunun artık ayrı bir menfi tespit davası açmasında hukuki yarar kalmaz. Çünkü itirazın iptali davası, özü itibarıyla borcun var olup olmadığının tartışıldığı bir eda davasıdır ve bu davanın sonucu menfi tespit davasının sonucunu zaten kapsayacaktır.

Ancak, menfi tespit davası itirazın iptali davasından önce açılmışsa veya aynı anda açılmışsa durum farklılaşır. Bu durumda mahkemeler genellikle davaları birleştirme yoluna giderler. Eğer borçlu, alacaklının itirazın iptali davası açtığından haberdar olmadan menfi tespit davası açmışsa (örneğin tebligat usulsüzlüğü nedeniyle), yargılama giderleri ve vekalet ücreti açısından borçlunun kusursuzluğu gözetilmelidir.

"İtirazın iptali davası açıldıktan sonra aynı hukuki sebebe dayanarak menfi tespit davası açılmasında hukuki yararı bulunmadığı gözetilerek mahkemece davanın, dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Doktrin ve Yargıtay kararları esas alınarak davacının itirazın iptali davası açıldıktan sonra menfi tespit davasında ileri sürebileceği itirazları itirazın iptali davasında da ileri sürebileceğinden davacının ayrıca menfi tespit davası açmasında hukuki yararı yoktur."

Kaynak: T.C. ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2023/214 - Karar No: 2023/468

Belgeyi Gör: T.C. ... 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Menfi Tespit Davasında İspat Yükü ve Temel Kurallar

Menfi tespit davasında ispat yükü, genel kuralın aksine (HMK m. 190, TMK m. 6) çoğu zaman davalı alacaklı üzerindedir. Eğer davacı borçlu, borcun hiç doğmadığını (borç ilişkisini inkar ederek) ileri sürüyorsa, alacaklı borcun varlığını ve dayanağını (sözleşme, teslim fişi vb.) ispat etmek zorundadır. Ancak borçlu, borcun doğduğunu kabul edip sonradan ödendiğini (ödeme defi), takas edildiğini veya zamanaşımına uğradığını iddia ediyorsa, ispat yükü bu iddiayı ileri süren borçluya geçer.

Menfi tespit davasında ispat yükü dağılımını temsil eden terazi görseli.

Aşağıdaki tablo, menfi tespit davasında iddia türüne göre ispat yükünün kime ait olduğunu özetlemektedir:

İddia Türü İspat Yükü Dayanak Mevzuat / İçtihat
Borcun hiç doğmadığı (İnkar) Davalı Alacaklı TMK m. 6, HMK m. 190
Borcun ödendiği (İtfa) Davacı Borçlu HMK m. 190
Senedin karşılıksız kaldığı Davacı Borçlu Yargıtay Yerleşik İçtihatları
İrade fesadı (Hile, Korkutma) Davacı Borçlu TBK m. 30-39
Zamanaşımı defi Davacı Borçlu TBK m. 146 vd.

Editörün Notu: Kambiyo senetlerine (çek, bono) dayalı takiplerde senedin "mücerretliği" ilkesi gereği ispat yükü her zaman borçludadır. Borçlu, senede karşı ancak senetle ispat (yazılı delil) kuralı çerçevesinde borçsuzluğunu kanıtlayabilir.

Faturaya Dayalı Takiplerde Menfi Tespit ve Ticari Defterler

Ticari hayatta en sık karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, mal veya hizmet teslim edilmediği halde düzenlenen faturalara dayalı icra takipleridir. Bu durumda borçlu, fatura içeriğindeki malın teslim alınmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açabilir. İspat yükü, malın teslim edildiğini kanıtlamakla yükümlü olan davalı alacaklıdadır. Alacaklı, teslim tutanakları, sevk irsaliyeleri veya ticari defter kayıtlarıyla bu teslimatı ispatlamalıdır.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 222/5 uyarınca, taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtebilir. Eğer davalı alacaklı defterlerini ibrazdan kaçınırsa, davacı iddiasını ispat etmiş sayılır. Ancak davacının bu haktan yararlanabilmesi için delil dilekçesinde "münhasıran karşı tarafın defterlerine dayandığını" açıkça belirtmesi gerekir.

"6100 sayılı HMK'nın 222/5 maddesinde; 'Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.' düzenlemesi mevcuttur. HMK'nun 222/5. maddesi gereği münhasıran davalı şirketin defterlerine dayanması için davacının delil listesinde karşı tarafın defterlerine münhasıran dayandığını açıkça belirtip başka bir delile de dayanmaması gerekir."

Kaynak: T.C. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2020/65 - Karar No: 2022/41

Belgeyi Gör: T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Kambiyo Senetlerinden (Bono/Çek) Kaynaklanan Menfi Tespit Davaları

Kambiyo senetlerine dayalı menfi tespit davalarında, senedin bir temel borç ilişkisinden bağımsız olduğu (mücerretlik) varsayılır. Bu nedenle borçlu, "temel ilişkide borç yoktu" veya "senet karşılıksız kaldı" iddiasını ancak kesin delillerle (yazılı belge, banka dekontu vb.) ispatlayabilir. Tanık dinletilmesi, ancak HMK m. 203'teki istisnaların (hile, aşırı yararlanma, cebir) varlığı halinde mümkündür.

Uygulamada "senedin talili" (nedeninin açıklanması) kurumu da önemlidir. Eğer alacaklı, senedin veriliş nedenini (örneğin "borç para verdim") somutlaştırırsa ve borçlu bunun aksini kanıtlarsa (örneğin "mal alımı için verildi ama mal gelmedi"), ispat yükü yer değiştirebilir. Ancak genel kural, bono üzerindeki imzanın borçluya ait olması durumunda borcun varlığının asıl olduğudur.

"Dava, menfi tespit davası olup kısmi dava şeklinde açılmıştır. Kısmi menfi tespit davası açılamaz. Mahkemece harcın tamamlattırılması gerekir. Davada, senetlerden dolayı borçlu olunmadığı iddia edilmekte olduğundan, senede karşı senetle ispat kuralı geçerlidir. Bonolar sebepten mücerrettir ve bir anlaşma gereği olduğu, bu anlaşmanın gereklerinin yerine getirilmediği, bu nedenle bonoların bedelsiz kaldığı hususu usulünce, iddia eden tarafından ispat edilmelidir."

Kaynak: T.C. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2020/65 - Karar No: 2022/41

Belgeyi Gör: T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Banka Kredi Sözleşmeleri ve Kefalet Sorumluluğu

Kredi sözleşmelerinde kefil olan kişilerin sorumluluğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 581 vd. hükümlerine tabidir. Kefalet süresinin dolması, asıl borcun ödenmesi veya bankanın kefile karşı yasal sürelerde takip başlatmaması durumunda kefilin sorumluluğu sona erer. Bu durumda kefil, bankanın kendisinden talep ettiği tutarlar için menfi tespit davası açarak kefaletinin sona erdiğinin tespitini isteyebilir.

Banka kayıtları üzerinde yapılan incelemelerde, kredinin kat tarihi, muacceliyet şartları ve zamanaşımı süreleri titizlikle incelenir. Özellikle TBK m. 598/3 uyarınca kefaletin sona erme süreleri, kamu düzenine ilişkin olup mahkemece re'sen dikkate alınır.

"Dava, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklı menfi tespit davasıdır. 6098 sayılı TBK yürürlüğe girmeden önce kredi hesabı kat edilmiş ve asıl dava davanın davacısı kredi alacağı muaccel olmuştur. Kefalet süresi içinde hesap kat edilip alacak muaccel olmuş olmakla birlikte, kefalet süresini belirleyen ve sınırlandıran TBK'nın 598/3. madde hükmünün dikkate alınması gerekir. 01/07/2013 tarihine kadar bir icra takibinin yapıldığı kanıtlanmadığından, somut olayda bu tarihte kefalet sona erdiği anlaşılmakla; davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir."

Kaynak: T.C. İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2022/163 - Karar No: 2022/451

Belgeyi Gör: T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Eser Sözleşmeleri ve Eksik/Ayıplı İfa İddiaları

İnşaat, yazılım veya diğer imalat işlerini kapsayan eser sözleşmelerinde, yüklenicinin (müteahhit) edimini tam veya gereği gibi yerine getirmediği iddiasıyla borçlu olmadığını ileri süren iş sahibi, menfi tespit davası açabilir. Bu davalarda temel uyuşmazlık noktası, eserin teslim edilip edilmediği ve teslim edilen eserin sözleşmeye uygun olup olmadığıdır.

İspat yükü, kural olarak eseri teslim ettiğini iddia eden yüklenicidedir. Ancak iş sahibi, eserin ayıplı olduğunu ileri sürüyorsa, TBK m. 474 uyarınca süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu kanıtlamalıdır. Mahkemeler bu tür uyuşmazlıklarda mutlaka konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alarak imalatın değerini ve eksikliklerin tutarını belirler.

Kötüniyet Tazminatı ve %20 Yasal Sınırı

İİK m. 72/5 uyarınca, menfi tespit davasının borçlu lehine sonuçlanması durumunda, davacı talebi üzerine "kötüniyet tazminatına" hükmedilebilir. Bu tazminatın şartları; borçlunun davayı kazanması, alacaklı tarafından bir icra takibi yapılmış olması ve alacaklının takibinde "haksız ve kötüniyetli" olduğunun ispatlanmasıdır. Tazminat tutarı, takip konusu alacağın %20’sinden aşağı olamaz.

Yargıtay, alacaklının sadece haksız olmasını yeterli görmemekte, aynı zamanda takibi başlatırken borcun olmadığını bildiği halde dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğinin kanıtlanmasını aramaktadır. Örneğin, daha önce ödenmiş bir çekin tekrar takibe konulması veya sahte olduğu bilinen bir belgeyle takip açılması net bir kötüniyet göstergesidir.

"Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötüniyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötüniyetli olduğunu iddia eden davacı (borçlu)’nun üzerindedir."

Kaynak: T.C. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2019/527 - Karar No: 2020/184

Belgeyi Gör: T.C. İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

İstirdat Davasına Dönüşme ve Bedelin Tahsili

Menfi tespit davası devam ederken, borçlu icra baskısı altında (veya ihtiyati tedbir kararı alamadığı için) borcu alacaklıya ödemek zorunda kalabilir. Bu durumda dava, İİK m. 72/6 uyarınca kendiliğinden "istirdat" (geri alma) davasına dönüşür. Mahkeme artık borcun varlığını değil, ödenen paranın iadesi gerekip gerekmediğini inceler. Bu dönüşüm için davacının yeni bir harç yatırmasına veya dava dilekçesini ıslah etmesine gerek yoktur; usul ekonomisi gereği yargılamaya kalındığı yerden devam edilir.

Uygulama Notu: Borcun icra dosyasına ödenmiş olması, menfi tespit davasını konusuz bırakmaz. Eğer ödeme "ihtirazi kayıt" ileri sürülerek yapılmasa dahi, İİK m. 72'deki özel düzenleme gereği dava istirdat davası olarak yürütülür.

Sıkça Sorulan Sorular

İcra takibine itiraz edip durdurduktan sonra menfi tespit davası açmak zorunlu mudur?

Zorunlu değildir ancak stratejik bir tercihtir. İtirazla duran takipte alacaklının 1 yıl içinde itirazın iptali davası açma hakkı vardır. Borçlu, bu bir yıllık süreyi ve belirsizliği beklemek istemiyorsa, maddi hukuk anlamında borçlu olmadığını kesin bir hükme bağlamak için menfi tespit davası açabilir. Bu davanın açılmasında Yargıtay tarafından hukuki yarar olduğu kabul edilmektedir.

Menfi tespit davasında "kısmi dava" açılabilir mi?

Yargıtay'ın güncel içtihatları, menfi tespit davasının doğası gereği bölünemez bir borçsuzluk tespiti içerdiği yönündedir. Bu nedenle menfi tespit davası kural olarak kısmi dava şeklinde açılamaz. Eğer alacağın sadece bir kısmı için dava açılıyorsa, bu durumun net şekilde belirtilmesi ve mahkemece harcın tam değer üzerinden tamamlattırılması gerekir.

Borcu ödedikten sonra açılan dava "menfi tespit" davası mıdır?

Hayır. Borç tamamen ödendikten sonra artık borcun mevcut olmadığına dair "tespit" istenemez, ödenen paranın iadesi istenir. Bu dava İİK m. 72/7 uyarınca açılan "istirdat davası"dır. İstirdat davası açmak için borcun cebri icra tehdidi altında ödenmiş olması ve ödeme tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçmemiş olması gerekir.

Menfi tespit davası tazminat alacakları için de açılabilir mi?

Evet. Sadece sözleşmesel borçlar için değil, haksız fiilden (örneğin trafik kazası, ecrimisil) kaynaklanan tazminat talepleri için de borçlu olunmadığının tespiti istenebilir. Alacaklının ihtarname ile veya şifahi olarak tazminat talep etmesi ve bu talebin ciddi bir tehdit oluşturması dava açmak için yeterli hukuki yararı sağlar.

Kaynakça

  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, Madde 72.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Madde 114, 115, 190, 222.
  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, Madde 6.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Madde 581-603.
  • T.C. ... 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, Esas No: 2023/214, Karar No: 2023/468.
  • T.C. İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi, Esas No: 2019/527, Karar No: 2020/184.
  • T.C. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, Esas No: 2020/65, Karar No: 2022/41.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2011/19-622, Karar No: 2012/9.
  • İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, ID: 01872f62-8b00-722d-86ea-03c9be8fd521.

Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki görüş veya profesyonel danışmanlık teşkil etmez. Her somut olayın kendine özgü koşulları (süreler, delil durumu, tarafların sıfatı) farklı sonuçlar doğurabilir. Hukuki hak kayıplarının önlenmesi adına alanında uzman bir hukuk profesyoneline başvurulması önerilir. Makale içeriğindeki vaka örnekleri KVKK kapsamında anonimleştirilmiştir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
İİK Madde 72 Uyarınca Menfi Tespit Davasında Hukuki Yarar ve İspat Rejimi | EmsalDava