
Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılması ve Şiddetli Geçimsizlik Davalarında Kusur Analizi ve Usul Stratejileri
Türk Medeni Kanunu m. 166/1 uyarınca açılan boşanma davalarında evlilik birliğinin temelinden sarsılması, kusur ilkesi ve dürüstlük kuralı ekseninde değerlendirilir; somut vakıaların ispat yükü davacıda olup, yargılama usulünde vakıa bildirme yükümlülüğü hak düşürücü bir sınır teşkil eder.
Türk Medeni Kanunu Madde 166 Kapsamında Genel Boşanma Sebebi Olarak Temelden Sarsılma
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166/1 uyarınca, evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Bu hüküm, boşanma hukukumuzun "temelinden sarsılma" (şiddetli geçimsizlik) olarak adlandırılan genel ve nispi boşanma sebebini teşkil eder. Kanun koyucu, belirli bir vakıayı (zina, hayata kast vb.) doğrudan boşanma sebebi saymak yerine, evlilik birliğinin devamının taraflar için çekilmez hale gelip gelmediğini mahkemenin takdirine bırakmıştır.
Bu kapsamda davanın kabulü için iki temel şartın varlığı aranır: Evlilik birliğinin sarsılmış olması ve bu sarsıntının ortak hayatın devamını eşlerden beklemeyi imkansız (çekilmez) kılmasıdır. Yargıtay uygulamalarında, evlilik birliğinin sarsılmasına neden olan olayların varlığı kadar, bu olayların taraflar üzerindeki sübjektif ve objektif etkileri de irdelenmektedir. Özellikle eşler arasında güvenin tamamen ortadan kalktığı, hakaret, fiziksel şiddet veya sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışların süreklilik arz ettiği durumlarda birliğin sarsıldığı kabul edilir.
Evlilik Birliğinde Çekilmezlik Kriteri ve Objektif Sarsılma
Ortak hayatın çekilmez hale gelmesi, her somut olayın kendine özgü dinamikleri içinde değerlendirilir. Objektif olarak bir evliliğin devamında ne eşler ne de toplum için bir yarar kalmadığı anlaşıldığında, kanun koyucu tarafları bu birliğe zorlamayı reddeder. Ancak bu durumun varlığını ispat yükü, iddiada bulunan tarafa aittir.
Sübjektif Dayanak ve Eşlerin Sosyal Durumu
Mahkeme, çekilmezlik unsurunu değerlendirirken tarafların sosyal statüsünü, eğitim düzeylerini ve geçmişteki ailevi ilişkilerini göz önünde bulundurur. Bir eş için çekilmez olan bir durum, bir diğeri için katlanılabilir görülebilir; ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, temel insan haklarını zedeleyen onur kırıcı davranışların her durumda çekilmezlik unsuru oluşturduğu yönündedir.
Boşanma Davalarında Kusur İlkesi ve Tam Kusurlu Eşin Dava Hakkı Sınırı
Boşanma davalarında kusur, sadece boşanma kararının verilmesinde değil, aynı zamanda maddi-manevi tazminat ve nafaka yükümlülüklerinin belirlenmesinde de temel parametredir. TMK m. 166/1 uyarınca açılan davada, davacı eşin tamamen kusursuz olması gerekmez; az kusurlu dahi olsa dava açabilir. Ancak hukuk düzeni, hiç kimsenin kendi kusuruna dayanarak hak elde edemeyeceği genel ilkesi gereği, tam kusurlu eşin açtığı davanın reddedilmesi eğilimindedir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, tam kusurlu eşin dava açma hakkını dürüstlük kuralı çerçevesinde şu şekilde sınırlandırmaktadır:
"...Türk Medeni Kanununun 166.maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer... Boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz yada az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilecek yerde davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2006/2-281 - Karar No: 2006/331
Davalının Az Kusurlu Olması ve Boşanmaya İtirazı
Eğer davalı eş tamamen kusursuzsa veya kusuru davacıya oranla yok denecek kadar az ise, davalının boşanmaya itiraz hakkı doğar. Bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmadığı sürece mahkeme davanın reddine karar vermekle yükümlüdür. Ancak evlilik birliğinin devamında eşler ve çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmamışsa, dürüstlük kuralı uyarınca boşanmaya karar verilebilir.
Kusurun İspatı ve İradi Olmayan Davranışlar
Kusur değerlendirmesinde fiilin iradi olması şarttır. Örneğin, akıl hastalığı nedeniyle sergilenen ve evlilik birliğini sarsan davranışlar, failin iradesi dışında gerçekleştiği için hukuki anlamda kusur teşkil etmez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, bu durumu şu şekilde netleştirmiştir:
"Davacı-davalı kocanın akıl hastası olduğu ve kendisine vasi tayin edildiği sabittir. Akıl hastası olan davacıya kusur yüklenmesi mümkün olmamasına göre davalı-davacı kadının şiddetli geçimsizlik nedeniyle açmış olduğu davanın reddi gerekir... Hareketlerin iradi olmayan kocaya kusur yüklenemiyeceğine göre Türk Medeni Kanununun 174/1-2 madde koşulları oluşmamıştır."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2006/8400 - Karar No: 2006/15960
Usul Hukuku Bakımından Vakıa Bildirme ve İspat Sınırları
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca boşanma davaları "taraflarca hazırlama ilkesi"ne tabidir. Davacı, dava dilekçesinde evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan somut vakıaları (olayları) tek tek belirtmek zorundadır. Dilekçede yer almayan bir vakıanın, yargılama sırasında tanıklar tarafından dile getirilmesi, o vakıanın kusur belirlemesinde esas alınması için yeterli değildir.
Somutlaştırma Yükümlülüğü ve Islah Mekanizması
Davacı taraf, dayanmadığı bir vakıayı ancak karşı tarafın açık rızasıyla veya usulüne uygun bir ıslah işlemi ile dava kapsamına dahil edebilir. Aksi halde mahkemenin, dayanılmayan vakıalar üzerinden kusur tayini yapması bozma sebebidir.
"Davacı kadın, dava dilekçesinde boşanma davasını şiddetli geçimsizlik hukuki sebebine dayandırmış, ancak herhangi bir vakıa ileri sürmemiştir. Davalının, davacı kadın tarafından süresinde dayanılmayan hakaret vakıasının kusur olarak yüklenmesine yönelik açık rızası bulunmadığı gibi davacı kadın tarafından bu konuda usulünce yapılmış bir ıslah işlemi de mevcut olmadığından... davalı erkeğe kusur yüklenemez."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/14775 - Karar No: 2018/3945
Tanıklık ve Delillerin Takdiri
Tanık beyanları, boşanma davalarının en kritik delilidir. Ancak Yargıtay, tanıkların "geçinemiyorlar", "huzurları yok" gibi soyut ve neticeye yönelik beyanlarını hükme esas almaz. Tanığın, bizzat şahit olduğu somut olayı, yer ve zaman belirterek anlatması gerekir. Duyuma dayalı veya sebebi açıklanmayan beyanlar ispat gücüne sahip değildir.
Özel ve Genel Boşanma Sebeplerinin Yarışması ve Kademeli Talep
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan durumlardan biri, tarafların hem özel (zina, hayata kast vb.) hem de genel (TMK 166/1) boşanma sebeplerine dayanmasıdır. Bu noktada "mutlak boşanma sebebi" ile "nispi boşanma sebebi" arasında bir hiyerarşi söz konusudur.
Zina ve Şiddetli Geçimsizlik Çatışması
Zina, TMK m. 161 uyarınca mutlak bir boşanma sebebidir. Eğer bir davada zina vakıası ispatlanırsa, mahkemenin artık evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığını araştırmasına gerek kalmaz; doğrudan zina sebebiyle boşanmaya karar verir. Kademeli olarak açılan davalarda önce özel sebebin incelenmesi zorunluluktur.
"...Zina, mutlak boşanma sebebidir. Zina vakıasının gerçekleşmesi halinde boşanma sebebi gerçekleşmiş sayılır. Zina, olmadığı takdirde evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine kademeli olarak dayanılmış ise, zinanın ispatlanması halinde, bu sebeple boşanma kararı verilmesi gerekir. Böyle bir durumda artık genel boşanma sebebinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaz ve bununla ilgili ayrıca bir hüküm oluşturulması da gerekmez."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/24019 - Karar No: 2017/6511
Uygulama Notu: Hak Kayıplarının Önlenmesi
Editörün Notu: Profesyonel pratikte, zina vakıasının ispatının zorluğu göz önüne alınarak, terditli (kademeli) dava açılması en güvenli yoldur. Zina ispatlanamazsa bile, sadakatsiz davranışlar "güven sarsıcı hareket" kapsamında TMK 166/1 uyarınca boşanma gerekçesi yapılabilir.
Terk İhtarı ve Şiddetli Geçimsizlik Davası Arasındaki Hukuki Çelişki
TMK m. 164 uyarınca "terk" sebebiyle boşanma davası açabilmek için eşe eve dönmesi yönünde ihtar gönderilmesi şarttır. Ancak bu ihtar, hukuk tekniği açısından çok kritik bir sonuç doğurur: İhtarı gönderen eş, o tarihten önceki tüm kusurlu olayları affetmiş veya en azından hoşgörü ile karşılamış sayılır.
İhtarın "Af" Niteliği ve İyiniyet Kuralı
Yargıtay, aynı davada hem terk hem de şiddetli geçimsizlik sebebine dayanılmasını usulen hatalı bulmaktadır. Zira eşini eve çağıran bir kişinin, aynı zamanda "bu eşle yaşamak imkansız hale geldi" diyerek şiddetli geçimsizlikten dava açması çelişkilidir.
"Terk ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebepleri aynı davada birleşemez. Çünkü davacı, ihtar İsteğinde bulunmakla, o tarihten önceki olayları hoşgörü ile karşılamış, aile birliğinin temelli sarsıntıya uğramadığını, ortak hayatın çekilebilir olduğunu kabul etmiş sayılır. Affedilen ve hoşgörü ile karşılanan olaylara dayanılarak da Türk Medeni Kanunu'nun 166/1-2. maddesi gereğince boşanma kararı verilemez."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2010/13905 - Karar No: 2011/14908
| Boşanma Nedeni | Mahiyeti | İspat Yükü | Kusur Şartı |
|---|---|---|---|
| TMK 166/1 (Genel) | Nispi (Çekilmezlik şart) | Davacıda | En az davalı kadar kusurlu olma |
| TMK 161 (Zina) | Mutlak (İspat yeterli) | Davacıda | Kusur aranmaz (Fiil yeterli) |
| TMK 164 (Terk) | Şekli/Mutlak | Davacıda | İhtarın samimiyeti şart |
| TMK 166/4 (Eylemli Ayrılık) | Mutlak | Kayıtlar üzerinden | 3 yıllık fiili ayrılık yeterli |
Fiziksel Şiddet ve Ağır Hakaret Vakıalarında İspat ve Yargısal Yaklaşım
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması davasında fiziksel şiddet (darp) ve ağır hakaretler (küfür, aşağılama), birliğin sarsıldığının en kuvvetli karineleridir. Bu vakıaların varlığı halinde hakim, artık ortak hayatın devamının beklenemeyeceği sonucuna kolayca ulaşabilir.
Darp ve Hakaretin Zincirleme Etkisi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, darp ve hakaretin sabit olduğu durumlarda eşlerin birlikte yaşamaya zorlanmasının kanunen mümkün olmadığını vurgulamaktadır.
"...davalı kocanın eşini dövdüğü, '.....orospu, kahbe, kaltak' şeklinde sözler sarfederek ona küfür ve hakaret ettiği ve dört yıl önce bir kısım eşyaları alarak müşterek evi terkettiği anlaşılmaktadır... Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı, dava açmakta haklıdır."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2004/16628 - Karar No: 2005/1555
İspat Vasıtaları ve Delil Başlangıcı
Fiziksel şiddet iddialarında adli tıp raporları, savcılık soruşturma dosyaları ve KADES kayıtları kesin delil niteliğine yakındır. Hakaret iddialarında ise tanık beyanlarının yanı sıra, hukuka uygun elde edilmiş olması kaydıyla ses kayıtları veya mesajlaşma dökümleri delil olarak sunulabilir.
Sadakat ve Yardım Yükümlülüğünün İhlali: Manevi Sarsıntı
Boşanma sadece fiziksel şiddetten ibaret değildir. Eşlerin birbirlerine karşı duygusal destek vermemesi, hastalıkta ilgisiz kalması ve sadakat yükümlülüğüne aykırı (zina boyutuna varmasa dahi güven sarsıcı) davranışlarda bulunması da birer boşanma sebebidir.
Hastalıkta İlgi Göstermeme ve "Seni Sevmiyorum" Beyanı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşin hastalığında onunla ilgilenmemeyi ve sevgisizliği açıkça beyan etmeyi evlilik birliğinin sarsılması için yeterli görmektedir.
"...karı-koca birbirlerine sadakat ve yardımla yükümlüdür. Kadının hastalığında koca ile ilgilenmediği, onu sevmediğini, ayrılacağını söylediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında müşterek hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2001/2-136 - Karar No: 2001/193
Güven Sarsıcı Davranışlar ve Sosyal Medya Kullanımı
Güncel adliye pratiğinde, eşlerin karşı cinsle makul olmayan saatlerdeki iletişimi, sosyal medya üzerinden kurulan samimi ilişkiler "güven sarsıcı davranış" olarak tavsif edilmektedir. Bu davranışlar zina seviyesinde olmasa bile, evlilik birliğinde onarılamaz bir güven bunalımı yarattığı takdirde TMK 166/1 kapsamında boşanma hükmüne esas alınır.
Eylemli Ayrılık Nedeniyle Boşanma: TMK m. 166/Son Fıkra Analizi
Eylemli ayrılık, Türk hukukunda "mutlak" bir boşanma sebebidir ve ispatı sadece süre ve reddedilmiş bir davanın varlığına bağlıdır. Burada hakimin takdir yetkisi, evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı üzerinde değil, kanuni sürelerin dolup dolmadığı üzerindedir.
Üç Yıllık Süre ve Ortak Hayatın Kurulamaması
Bu davanın açılabilmesi için; daha önce açılmış ve reddedilmiş bir boşanma davasının bulunması, bu davanın kesinleşmesinden itibaren 3 yıl geçmesi ve bu süre zarfında ortak hayatın hiçbir şekilde (geçici dahi olsa) yeniden kurulamamış olması gerekir.
"...eğer davanın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/son fıkrası hükmüne göre 'Eylemli ayrılık nedeniyle boşanma davası' olarak nitelendirilmesine karşın; davanın retle sonuçlanan ve kesinleşmiş bulunan bir dava anlamında olmadığı, dolayısıyla eylemli ayrılık sebebiyle boşanma davasına dayanak oluşturmadığı... eldeki davada istemin anılan madde çerçevesinde değerlendirilerek boşanma kararı verilemeyeceği kuşkusuzdur."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2009/2-231 - Karar No: 2009/286
Reddedilen Davanın "Yok Hükmünde" Olması Riski
Eylemli ayrılığa dayalı davada en büyük risk, dayanak gösterilen önceki reddedilmiş davanın usulüne uygun şekilde kesinleşmemiş olmasıdır. Hakimden el çeken bir mahkemenin ek kararla (feragat vb. sebeple) verdiği kararlar eğer usulen doğru tebliğ edilip kesinleşmemişse, 3 yıllık sürenin başladığından söz edilemez.
Boşanma Kararının Kesinleşmesine Kadar Geçen Sürede Af Olgusu
Dava açıldıktan sonra veya davanın reddinden sonra tarafların barışma girişimleri, hukuk tekniği açısından "geçmişteki olayların affedilmesi" sonucunu doğurabilir. Af, sadece sözlü beyanla değil, tarafların bir araya gelip tatile gitmesi veya müşterek konutta bir süre yaşaması gibi fiili durumlarla da gerçekleşebilir.
Barışma Girişimleri Af Sayılır mı?
Yargıtay, tarafların yakınlarının barıştırma çabalarını veya tarafların salt çocukların hatırı için yaptıkları kısa görüşmeleri "af iradesi" olarak görmemektedir.
"Tarafların fiilen ayrılmalarından sonra, davacı yakınlarının tarafların barışması için kendiliklerinden girişimde bulunmuş olmaları; af iradesini kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya koyan başka olgu ve deliller bulunmadıkça; önceki olaylardan dolayı davacının, davalıyı affettiği anlamına gelmez."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2004/16628 - Karar No: 2005/1555
Duruşmadaki "Boşanmak İstemiyorum" Beyanı
Davalı eşin duruşmadaki "Boşanmak istemiyorum, kocamın desteğine ihtiyacım var" şeklindeki beyanı, o eşin karşı tarafın kusurlu eylemlerini affettiği anlamına gelebilir. Ancak bu beyan tek başına boşanmayı engellemez; davacı eşin hala boşanma iradesi devam ediyorsa ve ortak hayat çekilmezse kusur analizi yapılır.
Çekişmeli Boşanma Davasında Görev ve Yetki Kuralları
Boşanma davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun uyarınca münhasıran Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri bu davalara "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" bakmak zorundadır.
Sıfat Ayrımı ve Karar Başlığı
Asliye Hukuk Mahkemesi'nin boşanma davasını doğrudan kendi sıfatıyla görüp karara bağlaması, usul ekonomisi ve görev kuralları açısından bozma sebebidir. Karar başlığında "Aile Mahkemesi Sıfatıyla" ibaresinin yer alması ve yargılamanın bu usulle (sosyal inceleme raporu, aile uzmanı görüşü vb.) yürütülmesi gerekir.
"Aile mahkemesi kurulamayan yerlerde bu Kanun kapsamına giren dava ve işlere, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesince bakılır... mahkemece davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakıldığının ara kararıyla karar altına alınması... ayrıca da karar başlığında davaya aile mahkemesi sıfatıyla bakıldığının gösterilmesi gerekir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2013/2-430 - Karar No: 2013/1589
Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2013/2-430 E. , 2013/1589 K.
Yetkili Mahkeme ve İtiraz Süresi
Boşanma davalarında yetki, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Yetki itirazı bir "ilk itiraz" olup, cevap dilekçesinde ileri sürülmezse mahkemenin yetkisi kesinleşir.
Boşanma Davalarında Risk Analizi ve Hukuki Stratejiler
Bir boşanma davasının seyrini değiştiren en önemli unsurlar; kusur derecelendirmesi, ispat gücü ve nafaka/tazminat dengesidir.
- Kusur Riski: Tam kusurlu eşin davası reddedilir; eşit kusurlu eşler tazminat alamaz.
- İspat Riski: Sadece tanık beyanıyla yetinmek yerine; HTS kayıtları, otel kayıtları, banka dökümleri ve varsa darp raporları ile dosya tahkim edilmelidir.
- Usul Riski: Cevap süresini kaçırmak, vakıaları dilekçede somutlaştırmamak veya görevli mahkemeye süresinde başvurmamak telafisi güç kayıplar yaratır.
Uygulama Notu: Eşit Kusur Halinde Sonuçlar
Editörün Notu: Tarafların her ikisinin de birbirine şiddet uyguladığı ve sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği durumlarda Yargıtay genellikle "eşit kusur" tespiti yapar. Eşit kusur halinde tarafların birbirlerinden maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı ortadan kalkar (TMK 174). Ancak boşanmaya yine de karar verilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Eşin akıl hastası olması durumunda ona şiddetli geçimsizlik nedeniyle kusur yüklenebilir mi? Hayır, kusur için fiilin iradi olması gerekir. Akıl hastalığı sebebiyle yapılan davranışlar irade dışı olduğu için eşe kusur yüklenemez; bu nedenle şiddetli geçimsizliğe dayalı maddi/manevi tazminat talepleri reddedilir. Ancak bu durum TMK 165 kapsamında özel bir boşanma sebebi olabilir.
2. Eve dönmesi için ihtar gönderdiğim eşim dönmezse, bu ihtardan önceki olayları boşanma davasında kullanabilir miyim? Kullanamazsınız. Yargıtay içtihatlarına göre eve dön ihtarı göndermek, o tarihten önceki olayları "hoşgörü ile karşılamak" veya "affetmek" anlamına gelir. Boşanma davası ancak ihtardan sonraki yeni olaylara dayandırılabilir.
3. Boşanma davası sürerken başka birisiyle ilişki yaşamak kusur sayılır mı? Evet, boşanma kararı kesinleşinceye kadar eşlerin sadakat yükümlülüğü devam eder. Dava süresince gerçekleşen sadakatsizlikler, davanın ıslahı yoluyla veya ek bir dava ile dosyaya sunulabilir ve tazminat miktarını doğrudan etkiler.
4. Tanıklar mahkemede dava dilekçesinde yazmayan bir darp olayını anlatırsa hakim buna dayanarak boşanma kararı verebilir mi? Hayır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca taraflar dayanmadıkları vakıaları ispat edemezler. Dilekçede yer almayan bir vakıa tanık beyanında geçse dahi, usulüne uygun bir ıslah yapılmadıkça hakim tarafından hükme esas alınamaz.
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
- 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2006/2-281 E., 2006/331 K.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2001/2-136 E., 2001/193 K.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/24019 E., 2017/6511 K.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/13905 E., 2011/14908 K.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/14775 E., 2018/3945 K.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2023/9882 E., 2024/5943 K.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup, somut olayların hukuki dinamikleri farklılık gösterebilir. İçerik, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Hak kaybına uğramamak için bir hukuk profesyoneline danışılması tavsiye edilir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Aile Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.