
5271 Sayılı CMK Kapsamında Duruşmanın Doğrudan Doğruyalığı ve Sanığın Hazır Bulunma Hakkının Sınırları
Ceza muhakemesinde hükmün sıhhati, delillerin vasıtasız incelenmesi ve sanığın yargılamaya etkin katılımı ile mümkündür. 5271 sayılı CMK m. 217 uyarınca hâkim, vicdani kanaatini ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir.
Vicdani Kanının Oluşmasında Vasıtasızlık ve Doğrudan Doğruyalık Esası
Ceza muhakemesi hukukunda duruşma evresi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla delillerin tartışıldığı ve nihai hükmün temellerinin atıldığı aşamadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 217/1 uyarınca, hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu kural, doğrudan doğruyalık (yüz yüzelik) ilkesinin bir tezahürü olup, yargılama makamının delille arasına herhangi bir vasıta girmeksizin temas etmesini zorunlu kılar.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile olan kopulmaz bağını şu şekilde vurgulamaktadır:
"Ceza muhakemesi hukukumuzda duruşmanın doğrudan doğruyalığı (yüz yüzelik) ve sözlülük ilkeleri esas alınmış olup hüküm verecek olan mahkeme hâkimi sanık, tanık ve olayın tüm delilleri ile birebir karşı karşıya gelecektir. Böylece, belirtilen ilkeler ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer alan “adil yargılama” hakkının temel gerekleri yerine getirilmiş olacak ve CMK'nın 217. maddesi uyarınca hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilecektir."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2021/164 - Karar No: 2021/433
Delillerin İkamesi ve Tartışılması Usulü
Duruşmada delillerin ortaya konulması, yalnızca okunmaları değil, aynı zamanda tarafların bu deliller üzerinde beyanda bulunabilmelerini içerir. 5271 sayılı CMK m. 192/1 uyarınca mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmayı yönetir ve delillerin ikame edilmesini sağlar. Bu süreçte çelişmeli muhakeme ilkesi gereği, iddia ve savunma makamları her bir delil hakkında görüş bildirme ve soru sorma hakkına sahiptir.
Sözlülük İlkesinin Yazılı Tutanağa Üstünlüğü
Doğrudan doğruyalık ilkesiyle paralel olarak işleyen sözlülük ilkesi, duruşmada yapılan açıklamaların tutanağa geçirilmesi zorunluluğunu doğurur. Ancak hüküm, tutanaktan ziyade hâkimin duruşmadaki gözlemlerine ve sözlü beyanlardan edindiği intibaya dayanır. Şayet mahkeme heyeti değişmişse, eski heyet huzurunda toplanan delillerin yeni heyet tarafından değerlendirilmesinde yüz yüzelik ilkesinin zedelenmemesi için delillerin yeniden tartışılması gerekebilir.
Tanığın Duruşmada Dinlenilmesinin Zorunlu Olduğu Haller
Duruşmada tanık dinlenmesi, beyan delillerinin sıhhati açısından kritik bir öneme sahiptir. 5271 sayılı CMK m. 210/1 uyarınca, şayet olayın yegane delili bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanığın duruşmada mutlaka dinlenmesi gerekir. Bu durumda, tanığın soruşturma aşamasında vermiş olduğu ifadenin tutanak üzerinden okunması, dinleme yerine geçmez.
Uygulamada bu husus "tek tanık kuralı" olarak adlandırılmakta ve doğrudan doğruyalık ilkesinin mutlak bir istisnası olarak görülmektedir. Yargıtay'ın bu konudaki yerleşik içtihadı şöyledir:
"Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez. Tanıklıktan çekinebilecek olan kişi, duruşmada tanıklıktan çekindiğinde, önceki ifadesine ilişkin tutanak okunamaz. Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2019/104 - Karar No: 2021/296
Tanıklıktan Çekinme Hakkı ve Tutanak Okunması Yasağı
5271 sayılı CMK m. 210/2 uyarınca, tanıklıktan çekinebilecek bir kişinin duruşmada bu hakkını kullanması durumunda, daha önceki ifadelerine ilişkin tutanaklar duruşmada okunamaz. Bu kural, kişinin ailevi veya şahsi nedenlerle tanıklık yapmama hakkının, geçmişteki beyanları üzerinden baypas edilmesini engellemeyi amaçlar. Bu durum, maddi gerçeğe ulaşma amacı ile kişinin hakları arasındaki dengenin korunmasına bir örnektir.
Vasıtasızlık İlkesinin İstisnaları Olarak Tutanak Okunması
Hukuk düzeni, her durumda tanığın duruşmada hazır edilmesini beklemeyebilir. 5271 sayılı CMK m. 211 kapsamında; tanığın ölmesi, akıl hastalığına tutulması veya yerinin belirlenememesi gibi hallerde, eski tutanakların okunmasıyla yetinilebilir. Ancak bu istisnalar uygulanırken, tanığın duruşmada dinlenmesinin imkansızlığı somut verilerle ortaya konulmalıdır.
Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı ve İstisnai Rejimler
Ceza yargılamasında sanığın duruşmada hazır bulunması hem bir hak hem de bir ödevdir. 5271 sayılı CMK m. 193/1'e göre, kanunun ayrık tuttuğu haller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz. Sanığın fiziki mevcudiyeti, savunma hakkının etkin kullanımı ve hâkimin sanığın tutumlarını gözlemlemesi (vicdani kanaat oluşumu) açısından zaruridir.
Sanığın hazır bulunma hakkına dair Anayasa Mahkemesi'nin değerlendirmesi şöyledir:
"Duruşmada hazır bulunmak isteyen sanığın, hazır bulundurulması sadece ödev değil aynı zamanda bir haktır. Sanığın duruşmada hazır bulunması hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine işlerlik kazandırmaktadır. Ceza adaletinin hakkaniyete uygun şekilde gerçekleşebilmesi için sanığın mahkemenin huzuruna çıkarılması büyük önem arz etmektedir. Anılan hak, sadece duruşmada hazır bulunmayı değil duruşma sürecini takip etmeyi, iddiaları ve tanık ifadelerini dinlemeyi, iddia/savunmaları destekleyecek argümanları ileri sürmeyi de içerir."
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu - Karar Tarihi: 06.02.2020
Sorgu Yapılmadan Dava Bitirilebilen Haller
CMK m. 193/2 (7445 sayılı Kanun ile değişik), sanığın yokluğunda davanın bitirilebileceği halleri daraltmıştır. Buna göre; sanık hakkında toplanan delillere göre beraat, ceza verilmesine yer olmadığı (cezasızlık halleri hariç) veya güvenlik tedbiri dışında bir karar verilmesi gerektiği kanaatine varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa dahi dava yokluğunda bitirilebilir. Ancak mahkûmiyet hükmü kurulacaksa, sanığın sorgusunun yapılmış olması mutlak bir dava şartıdır.
Adli Para Cezası ve Müsadere Gerektiren Suçlar
CMK m. 195 uyarınca, suçun cezası yalnızca adli para cezasını veya müsadereyi gerektiriyorsa, sanık gelmese bile duruşma yapılabilir. Bu durumda sanığa gönderilecek davetiyede, gelmese dahi duruşmanın yapılacağı ihtar edilmelidir. Bu düzenleme, usul ekonomisi ilkesi ile yaptırımın ağırlığı arasındaki orantılılığı gözetmektedir.
SEGBİS ile Duruşmaya Katılım ve Yüz Yüzelik İlkesi Tartışmaları
Görüntülü ve Sesli İletişim Sistemi (SEGBİS), sanığın duruşma salonunda fiziken bulunmaksızın yargılamaya katılmasını sağlar. Ancak SEGBİS kullanımı, sanığın açık kabulüne veya hukuki bir zorunluluğa dayanmalıdır. Özellikle esasa etkili beyanların alınacağı (ilk sorgu ve son savunma) oturumlarda sanığın SEGBİS ile katılması, yüz yüzelik ilkesini zedeleyebilir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, SEGBİS kullanımının sınırlarını şu şekilde çizmiştir:
"Duruşmada hazır bulunma hakkı, özellikle hükme tesir edebilecek nitelikteki değerlendirmelerin veya başka esaslı işlemlerin yapıldığı celselerde sanığın duruşmada hazır bulunmasını kural olarak gerekli kılar. İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması, açık kabulüne dayalı olmalıdır. Dolayısıyla duruşmada hazır bulunma hakkı ancak olayın koşullarının zorunlu kıldığı durumlarda sınırlanabilecektir. Bu bakımdan duruşmada hazır bulunma hakkını sınırlayan herhangi bir tedbirin öncelikle zorunlu/gerekli olduğunun gösterilmesi gerekir."
Kaynak: Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/13866 - Karar No: 2024/15101
SEGBİS Kullanımında Ölçülülük Denetimi
Mahkemeler, sanığın bizzat duruşma salonunda bulunma talebini reddederken "somut ve haklı bir gerekçe" sunmak zorundadır. Cezaevinden sevkin imkansızlığı, güvenlik riskleri veya sanığın sağlık durumu gibi gerekçeler genel ve soyut ifadelerle değil, olaya özgü verilerle açıklanmalıdır. Aksi takdirde, savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle bozma kararı verilmesi muhtemeldir.
| Durum | Sanığın Hazır Bulunma Şartı | Yasal Dayanak |
|---|---|---|
| Mahkûmiyet Olasılığı | Zorunlu (Sorgu Şart) | CMK m. 193/1 |
| Yalnızca Adli Para Cezası | Seçimlik (İhtar Şart) | CMK m. 195 |
| Beraat Kararı Olasılığı | Zorunlu Değil | CMK m. 193/2 |
| Duruşmadan Bağışık Tutulma | Sanığın İsteği + Sorgu Yapılmış Olması | CMK m. 196/1 |
Maddi Gerçeğin Araştırılması ve Re’sen Araştırma İlkesi
Ceza muhakemesinin temel amacı, tarafların getirdiği delillerle sınırlı kalmaksızın maddi gerçeğe ulaşmaktır. Hukuk muhakemesinden farklı olarak ceza hâkimi, sanığın lehine ve aleyhine olan delilleri kendiliğinden araştırmakla yükümlüdür. Bu ilke, kamu düzeninin korunması ve suçsuz bir kimsenin cezalandırılmaması idealine dayanır.
Maddi gerçeğin araştırılmasında sınırları çizen içtihat şöyledir:
"Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Ancak bu yapılırken insanlık onuru, hukukun ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri daima göz önünde bulundurulacaktır. Maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun, insan hakları ihlallerine yol açmadan araştırılıp bulunmalı, adalet gerçekleştirilmeli ve hukuki güvenlik sağlanmalıdır. Bu bağlamda şüphesiz, en iyi ceza muhakemesi, maddi gerçeği yüzde yüz yansıtandır."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2015/704 - Karar No: 2017/64
Vicdani Delil Sistemi ve Sınırları
Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi geçerlidir; yani her şey delil olabilir. Ancak hâkim, bu delilleri takdir ederken mantık kuralları, bilimsel veriler ve hukuki normlarla bağlıdır. 5271 sayılı CMK m. 217/2 gereğince, yüklenen suç ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebilir. Hukuka aykırı bir yöntemle (örneğin izinsiz ses kaydı veya işkence altında alınan ifade) elde edilen bulgular, maddi gerçeğe hizmet etse dahi hükme esas alınamaz.
Hukuka Aykırı Delillerin Reddi ve Kesin Hukuka Aykırılık
Duruşma evresinde delillerin ikamesi sırasında mahkeme, sunulan bir delilin hukuka aykırı olduğunu tespit ederse, bu delili CMK m. 206/2-a uyarınca reddetmelidir. Hukuka aykırı delillerin hükme dayanak yapılması, istinaf ve temyiz aşamasında CMK m. 289/1-i kapsamında mutlak bozma sebebi teşkil eder.
Hukuka aykırı delillere dair yargısal yaklaşım şöyledir:
"Ceza usul hukukunda, re’sen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. Anayasa'ya göre, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz. CMK uyarınca, yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir. Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse, reddolunur. Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir."
Kaynak: Yargıtay 19. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/12494 - Karar No: 2015/7308
Arama ve Elkoyma İşlemlerindeki Usulsüzlüklerin Etkisi
Adliye pratiğinde en sık karşılaşılan hukuka aykırı delil türü, usulüne uygun olmayan arama kararları sonucunda elde edilen eşyalardır. Hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili makamın yazılı emri olmaksızın yapılan aramalar (CMK m. 119), elde edilen delili zehirli ağacın meyvesi kılar. Bu durumdaki deliller duruşmada tartışılsa dahi hükme esas alınamaz.
Masumiyet Karinesi ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Duruşma sürecinin sonunda maddi gerçeğe tam olarak ulaşılamamışsa, masumiyet karinesinin bir uzantısı olan "in dubio pro reo" (şüpheden sanık yararlanır) ilkesi devreye girer. Şayet sanığın suçu işlediğine dair yüzde yüz bir kesinlik oluşmamışsa, ihtimal üzerinden mahkûmiyet kurulamaz.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin bu ilkeye bakışı net bir çerçeve sunar:
"Ceza mahkumiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve bu ispat, hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanarak sanığın mahkumiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılmamış olay ve iddialar sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz."
Kaynak: Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/28990 - Karar No: 2020/15090
Şüphenin Kapsamı ve Hüküm Çeşitleri
İlke yalnızca suçun işlenip işlenmediği noktasında değil, suçun niteliği veya ağırlaştırıcı nedenlerin varlığı konusunda da geçerlidir. Şüphe varsa, sanığın lehine olan hukuki durum tercih edilmelidir. Duruşma sonunda oluşan bu "yenilemeyen şüphe", mahkemeyi CMK m. 223/2-e uyarınca beraat kararı vermeye sevk eder.
Duruşmanın Aleniyeti ve Kamu Güvenliği Sebebiyle Gizlilik
Duruşmaların halka açık yapılması, yargılamanın şeffaflığı ve denetlenebilirliği açısından bir anayasal zorunluluktur. Ancak CMK m. 182-191 ve HMK m. 28 kapsamında, genel ahlak veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde duruşmaların bir kısmı veya tamamı kapalı (gizli) yapılabilir.
Anayasa Mahkemesi'nin aleniyet ilkesine dair tespiti şöyledir:
"Aleni duruşma ilkesinin elbette başka yargılama ilkeleriyle ve usul güvenceleriyle de bağlantısı bulunmaktadır. Aleni duruşma ilkesi sanık yönünden duruşmada bulunma ve duruşmada dinlenen tanığı sorgulama haklarıyla bağlantılıdır. Sanık duruşmada bizzat bulunarak meramını anlatma, silahların eşitliği ve çelişme ilkelerine uygun olarak duruşmada ikame edilen delillere erişme, bunlara karşı diyeceklerini ileri sürebilme ve dolayısıyla yargılamaya etkin biçimde katılma hakkına sahiptir."
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu - Başvuru No: 2017/22672
Gizlilik Kararının Usulü ve İhlali
Duruşmanın gizli yapılmasına ilişkin talepler, gizli bir oturumda değerlendirilir. Hâkim, bu kararın gerekçesini esas hakkındaki karar ile birlikte açıklar. Gizlilik kararı olan bir duruşmada hazır bulunanlar, edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarılır ve TCK m. 285 (gizliliğin ihlali) uyarınca ihtar yapılır.
Çelişmeli Muhakeme ve Silahların Eşitliği İlkesi
Duruşmaya hakim olan en dinamik ilkelerden biri çelişmeli muhakemedir. Bu ilke, tarafların birbirlerinin işlemlerinden haberdar olmalarını ve karşı argüman geliştirme fırsatına sahip olmalarını ifade eder. Silahların eşitliği ise, iddia makamı (savcı) ile savunma makamının (sanık/müdafi) mahkeme huzurunda eşit imkanlara sahip olmasıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu bu ilkeleri temel muhakeme yapı taşları olarak tanımlar:
"Çelişmeli muhakeme ilkesi; muhakemenin bütün süjelerinin (iddia, yargılama ve savunma) birbirlerinin işlemlerinden haberdar olmalarını ve bu işlemlere karşı diyeceklerini (savunma veya iddialarını) hazırlamak için gerekli zamana sahip olmalarını ifade eder. Davasız yargılama olmaz ilkesi ise; mahkemelerin iddia makamının iddianamesinde belirttiği kişi ve olayla bağlı olarak karar verme mecburiyetini ifade eder."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2017/625 - Karar No: 2018/275
Silahların Eşitliği Kapsamında Soru Sorma Hakkı
CMK m. 201 uyarınca, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil; sanığa, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere doğrudan soru yöneltebilir. Bu hak, silahların eşitliği ilkesinin en somut uygulama alanıdır. Mahkeme başkanının bu soruları engellemesi veya filtreden geçirmesi (sorulması gereken bir soruyu sormaması), adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurabilir.
Duruşmanın Yönetimi ve Mahkeme Başkanının Yetkileri
Duruşmanın düzeni, CMK m. 192 uyarınca mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Duruşma sırasında düzeni bozan kişiler duruşma salonundan çıkarılabilir. Sanık, duruşmanın düzenini bozduğu takdirde, savunma hakkı kısıtlanmamak kaydıyla oturumdan uzaklaştırılabilir.
Tedbirlere Karşı İtiraz Usulü
Duruşmanın yönetimine ilişkin mahkeme başkanı tarafından emrolunan bir tedbirin hukuken kabul edilemeyeceği öne sürülürse, mahkeme heyeti bu konuda derhal bir karar vermek zorundadır. Bu "ara karar" usulü, hâkimin tek taraflı idari yetkilerinin yargısal denetime tabi tutulmasını sağlar.
Usul Ekonomisi ve Makul Sürede Yargılanma Hakkı
Duruşmaların kesintisizliği ve makul sürede bitirilmesi, ceza adaletine olan güveni tesis eder. Usul ekonomisi, yargılamanın gereksiz yere uzatılmamasını ve kaynakların verimli kullanılmasını emreder. Ancak usul ekonomisi ilkesi, hiçbir zaman savunma hakkının veya maddi gerçeğin araştırılmasının önüne geçemez.
Duruşmaya Ara Verme ve Erteleme Sınırları
Duruşmaya ancak zorunlu hallerde ara verilebilir. Şayet duruşma, makul olmayan sürelerle erteleniyorsa veya her oturumda dosyanın esasına girmeyen usulü işlemler yapılıyorsa, "makul sürede yargılanma hakkı" ihlal edilmiş sayılır. Bu durum, bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesi'nin önüne taşınabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Sanık bizzat duruşmaya gelmek istediğini beyan etmesine rağmen SEGBİS ile dinlenebilir mi? Kural olarak hayır. Sanığın bizzat mahkeme huzurunda bulunma talebi, yüz yüzelik ilkesinin bir parçasıdır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2024/15101 sayılı kararında belirtildiği üzere, özellikle esaslı işlemlerin yapıldığı oturumlarda sanığın SEGBİS ile katılımı ancak "zorunluluk halinin somut gerekçelerle gösterilmesi" durumunda mümkündür.
Dosyada tek bir tanık varsa ve bu tanık duruşmaya gelmiyorsa, önceki ifadesi okunarak hüküm kurulabilir mi? Hayır. CMK m. 210/1 bu konuda amirdir. Olayın tek delili tanık beyanı ise, o tanık mutlaka duruşmada dinlenmelidir. Önceki ifadenin okunması, dinleme yerine geçmez. Bu kuralın ihlali kesin hukuka aykırılık teşkil eder.
Beraat edeceği anlaşılan sanığın sorgusu yapılmadan dava bitirilebilir mi? Evet. 7445 sayılı Kanun ile CMK m. 193/2 maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, mahkûmiyet dışında bir karar (beraat, ceza verilmesine yer olmadığı vb.) verilecekse, sanığın sorgusu yapılmamış olsa dahi dava yokluğunda bitirilebilir.
Hukuka aykırı delil, sanığın ikrarı ile "hukuka uygun" hale gelir mi? Hayır. Ceza muhakemesinde mutlak bir yasak söz konusudur. Hukuka aykırı yollarla elde edilen delil (Örn: hukuka aykırı arama), sanık bu delilin içeriğini kabul etse veya suçunu itiraf etse dahi hükme esas alınamaz. Maddi gerçek, hukuka uygun vasıtalarla ispatlanmalıdır.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2021/164 - Karar No: 2021/433.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2019/104 - Karar No: 2021/296.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/13866 - Karar No: 2024/15101.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/28990 - Karar No: 2020/15090.
- Yargıtay 19. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/12494 - Karar No: 2015/7308.
- Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu - Başvuru No: 2017/22672.
Yasal Uyarı: Bu makale, ceza muhakemesi hukuku alanındaki güncel içtihatlar ve mevzuat hükümleri çerçevesinde profesyonel hukukçular için hazırlanmış bir incelemedir. İçerik, genel bilgilendirme amaçlı olup somut olaylara doğrudan uygulanması hak kayıplarına yol açabilir. Her hukuki uyuşmazlığın kendine özgü dinamikleri bulunduğu unutulmamalıdır.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.