CMK 222 ve Duruşma Tutanağının Münhasır İspat Gücü: Sahtecilik İddiası ve İmza Sakatlıklarının Hukuki Rejimi
Kovuşturma ve Duruşma UsulüYazar: EmsalDava Editör Ekibi

CMK 222 ve Duruşma Tutanağının Münhasır İspat Gücü: Sahtecilik İddiası ve İmza Sakatlıklarının Hukuki Rejimi

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 222 uyarınca, duruşmanın kanuni usullere uygunluğu ancak tutanakla ispat edilebilir; tutanağa karşı yöneltilecek tek hukuki saldırı yolu olan sahtecilik iddiası, maddi gerçeklik ile şekli güvenilirlik arasındaki dengeyi tesis eden mutlak bir ispat kuralıdır.

CMK 222 Uyarınca Duruşma Tutanağının Münhasır İspat Gücü ve Sınırları

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 222, duruşmanın nasıl yapıldığına ve usul kurallarına uyulup uyulmadığına dair ispat yükünü doğrudan duruşma tutanağına hasretmiştir. Kanun koyucu, duruşma safahatının ispatında "münhasır delil" sistemini benimseyerek, tutanağın içeriğinin doğruluğunu yasal bir karine haline getirmiştir. Bu düzenleme uyarınca, tutanakta yer alan bir işlemin yapılmadığı veya yer almayan bir işlemin yapıldığı iddiası, ancak tutanağın sahteliğinin ispatlanmasıyla dinlenebilir.

Yargıtay içtihatlarında vurgulandığı üzere, duruşma tutanağı sadece bir kayıt aracı değil, yargılamanın meşruiyetini belgeleyen kurucu bir unsurdur. CMK m. 222’nin emredici hükmü, duruşma safahatı dışında kalan maddi vakıalar için değil, bizzat yargılama usulünün (tanık dinleme, belge okuma, söz hakkı verme vb.) uygulanıp uygulanmadığının tespiti için geçerlidir. Adliye pratiğinde bu kural, temyiz merciinin yerel mahkeme uygulamasını denetlerken dosya dışı beyanlara veya iddialara itibar etmemesini, sadece tutanak kayıtlarını esas almasını zorunlu kılar.

"Anılan Yasanın 'Duruşma tutanağının ispat gücü' başlıklı 222. maddesinde de; duruşmanın nasıl yapıldığı, kanunda belirtilen usul ve esaslara uygun olarak yapılıp yapılmadığının ancak tutanakla ispat olunabileceği, tutanağa karşı yalnız sahtecilik iddiasının yöneltilebileceği belirtilmektedir. Sözü edilen yasal normlar birlikte değerlendirildiğinde; duruşma sürecini saptamak için tutulan tutanakların mahkeme başkanı ile zabıt katibi tarafından imzalanmasının yeterli olduğu anlaşılmaktadır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2011/1-391 - Karar No: 2012/91

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2014/222 E. , 2016/767 K.

Duruşma Tutanağına Karşı Sahtecilik İddiası ve Yargılama Usulü

CMK m. 222 uyarınca duruşma tutanağının ispat gücüne yönelik tek istisna sahtecilik iddiasıdır. Bu iddia, tutanağın içeriğinin gerçeğe aykırı düzenlendiğini veya tutanak üzerinde sonradan tahrifat yapıldığını ileri sürer. Sahtecilik iddiası, sadece bir savunma stratejisi olarak ileri sürülmekle kalmamalı, Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında "Resmi Belgede Sahtecilik" suçuna konu olabilecek somut verilerle desteklenmelidir.

Yargılama makamı, ciddi bir sahtecilik iddiası ile karşılaştığında, bu durumun asıl davanın sonucunu etkileyip etkilemeyeceğini değerlendirir. Uygulamada, sahtecilik iddiası yöneltildiğinde, şikayet üzerine açılan ceza davası veya soruşturma dosyası, mevcut davanın "bekletici meselesi" yapılıp yapılmayacağı hususunda mahkemenin takdirine bırakılır. Ancak, somut bir delille desteklenmeyen soyut sahtecilik iddialarının, CMK m. 222'nin sağladığı mutlak ispat karinesini çürütmeye yetmediği kabul edilmektedir.

Sahtecilik İddiasının İleri Sürülme Zamanı ve Usulü

Sahtecilik iddiası, kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada ileri sürülebilir. Temyiz aşamasında ileri sürülen sahtecilik iddiaları bakımından Yargıtay, tutanaktaki şekli eksiklikler ile maddi sahtecilik arasında ayrım yapmaktadır. Eğer tutanakta hakim veya katip imzası eksikse, bu durum "sahtecilik" değil, "usulüne uygun düzenlenmemiş belge" kapsamında değerlendirilir. Gerçek anlamda sahtecilik, tutanakta hiç söylenmemiş bir sözün söylenmiş gibi yazılması veya yapılmayan bir usul işleminin yapılmış gibi gösterilmesidir.

Sahtecilik Davasının Bekletici Mesele Yapılması

Mahkeme, tutanağın sıhhati hakkında ciddi bir şüphe oluştuğuna kanaat getirirse, bu durumu karara bağlamadan önce sahtecilik iddiasına konu soruşturmanın sonucunu bekleyebilir. Bu, adil yargılanma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin bir gereğidir. Zira, sahte bir tutanağa dayanılarak verilen hüküm, maddi gerçekliği yansıtmayacağı gibi hukuk devletinin temel ilkelerini de zedeler.

Tutanakların Şekli Unsurları: CMK m. 219 ve m. 220 Analizi

Duruşma tutanağının yasal geçerliliği, CMK m. 219 ve m. 220'de öngörülen şekli unsurların varlığına bağlıdır. CMK m. 219/1 uyarınca, tutanak mahkeme başkanı veya hakim ile zabıt katibi tarafından imzalanmalıdır. Bu imzalar, tutanağın resmi belge niteliği kazanmasını sağlar. Eksik imza, tutanağın ispat gücünü zayıflatmakla kalmaz, hükmün geçersizliği sonucunu doğurabilir.

Duruşma tutanağı imza ve usul unsurları görseli

Tutanak başlığında; mahkemenin adı, oturum tarihi, yargılamaya katılan hakimlerin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin isimlerinin bulunması zorunludur. CMK m. 221 ise tutanağın içeriğinde yer alması gereken asgari unsurları; sanık açıklamaları, tanık ifadeleri, okunan belgeler ve verilen kararlar olarak sıralar. Bu unsurlardan birinin eksikliği, tutanağın ispat gücünü sakatlar.

Tutanak Unsuru Yasal Dayanak Eksikliğin Hukuki Sonucu
Hakim İmzası CMK m. 219 Mutlak Bozma Nedeni (Genellikle)
Katip İmzası CMK m. 219 Usuli Eksiklik / Mahallinde Tamamlama
Sanık Beyanı CMK m. 221 Savunma Hakkı Kısıtlanması
Okunan Belgeler CMK m. 221 Delil İkamesi Eksikliği

Hakim ve Katip İmzalarındaki Farklılıkların Hukuki Sonuçları

Yargıtay uygulamasında en sık karşılaşılan sorunlardan biri, aynı hakimin farklı oturumlardaki veya kısa karar ile gerekçeli karardaki imzalarının birbirine uymamasıdır. Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, imza farklılığı "ilk bakışta anlaşılabilecek" derecede belirginse, bu durum belgenin güvenilirliğini zedelediği için bir bozma nedenidir. Ancak bu aşamada doğrudan hüküm bozulmaz; öncelikle imzanın ilgili hakime ait olup olmadığı mahallinde araştırılmalıdır.

Mahkeme tutanaklarındaki imza karşılaştırması analizi

Eğer imza farklılığının sehven yapıldığı veya fiziksel bir nedenden kaynaklandığı tespit edilirse, bu durum tutanağa bağlanarak eksiklik giderilebilir. Ancak imzanın hakime ait olmadığı veya başka bir kişi tarafından atıldığı şüphesi giderilemezse, CMK m. 222 uyarınca tutanağın ispat gücü ortadan kalkar ve sahtecilik iddiası gündeme gelir.

"Hüküm esasını oluşturan kısa kararın verildiği son celseye katılan 25393 sicil nolu Üye Hakimin kısa karardaki imzası ile gerekçeli karardaki imzanın aynı olmaması, şayet aynı hakime ait ise bunun nedeninin denetime olanak vermesi bakımından tutanağa bağlanmamış olması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir... İmza hususunda kuşku bulunan duruşma tutanağı, içeriğine duyulması gereken güven yönünden duraksamaya yol açar ve resmi belge niteliği zafiyete uğrar. Böyle bir belgeye dayanılarak hüküm tesis olunamayacağı gibi, bu nitelikteki bir usulü aykırılığı taşıyan hükmün esası da Özel Dairece incelenemez."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2011/1-391 - Karar No: 2012/91

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2011/1-391 E. , 2012/91 K.

Kısa Karar ile Gerekçeli Karar Arasındaki Çelişki ve Hükmün Karıştırılması

Yargılama hukukunda asıl olan, tefhim edilen kısa karar ile sonradan yazılan gerekçeli kararın tam bir uyum içinde olmasıdır. Kısa karar, hükmün özüdür ve duruşma tutanağına geçirilmesiyle hukuki varlık kazanır. Eğer kısa kararda yer alan bir hüküm fıkrası gerekçeli kararda değiştirilirse veya tam tersi bir durum oluşursa, "hükmün karıştırılması" hali söz konusu olur. Bu durum, hukuki belirlilik ilkesine aykırıdır ve mutlak bir bozma nedenidir.

Bununla birlikte, bazı usuli müesseselerin (örneğin HAGB veya erteleme) kısa kararda zikredilmeyip sadece gerekçede açıklanması, her zaman hükmün karıştırılması olarak kabul edilmez. Yargıtay, mahkemenin iradesinin tereddüde yer vermeyecek şekilde anlaşılabildiği durumlarda, gerekçenin kısa kararı "teyit edici" nitelikte olmasını yeterli görebilmektedir.

Uygulama Notu: HAGB Kararlarında İnceleme Sınırı

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) müessesesinin uygulanıp uygulanmayacağına dair değerlendirmenin kısa kararda yer almaması, ancak gerekçeli kararda reddedilmesi durumunda, bu eksikliğin sonuca etkili olup olmadığı tartışılmalıdır. Eğer sanık lehine olan bu düzenleme hiç tartışılmamışsa, bu durum savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Ancak mahkeme, gerekçeli kararında yasal nedenlerle (örneğin zararın giderilmemesi) HAGB'yi reddettiğini belirtmişse, kısa karardaki sessizlik bozma nedeni yapılmayabilir.

Basit Yargılama Usulünde Tutanak Düzeni ve Sanık Lehine Uygulamalar

7188 sayılı Kanun ile hukuk sistemimize giren "Basit Yargılama Usulü", duruşma tutanağı ve ispat kuralları bakımından farklı bir rejim öngörür. Bu usulde duruşma yapılmadığı için geleneksel anlamda bir duruşma tutanağı oluşmaz; ancak dosya üzerinden yapılan incelemeye dair kayıtlar ve verilen hüküm, CMK m. 222'ye benzer bir ispat gücüne sahiptir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları sonrası, bu usulün sanık lehine sonuç doğuran (1/4 oranında indirim) hükümleri, derhal uygulama ilkesi gereği her aşamada gözetilmektedir.

Basit yargılama usulü dosya düzeni

Basit yargılama usulünün uygulanması gereken bir dosyada genel hükümlere göre duruşma yapılması, sanığın indirim hakkından mahrum kalmasına neden olabilir. Bu durumda, duruşma tutanaklarında mahkemenin bu usulü neden tercih etmediğine dair bir değerlendirme bulunması, denetim açısından kritiktir.

"Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda CMK'nın 251. maddesinin 3. fıkrasına göre; 'mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.' şeklindeki düzenleme karşısında... sanık lehine olan uygulamanın belirlenerek yerine getirilmesi ve gereği için dosyanın, 'Basit Yargılama Usulü' yönünden yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması; bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/12825 - Karar No: 2022/222

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2019/12825 E. , 2022/222 K.

İcra Ceza Yargılamasında Şikayet Şartı ve Tutanak Kayıtlarının Denetimi

İcra ve İflas Kanunu (İİK) kapsamında düzenlenen suçlarda şikayet hakkının doğumu için icra takibinin kesinleşmiş olması bir ön şarttır. Duruşma tutanakları, şikayetin yapıldığı tarih ile takibin kesinleştiği tarihin karşılaştırılmasında anahtar rol oynar. Eğer tutanaklar ve dosya kapsamı, takibin kesinleşmesinden önce şikayette bulunulduğunu gösteriyorsa, bu durum CMK m. 223/8 uyarınca davanın düşmesine yol açar.

İcra Ceza Mahkemeleri, duruşma tutanaklarını düzenlerken takibin safahatını yansıtmak zorundadır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, takibin kesinleşmediği durumlarda mahkumiyet hükmü kurulmasını, tutanakla sabit olan maddi vakıaya (şikayet tarihi) aykırı bulmaktadır.

"İİK’nın Onaltıncı Bab’ında düzenlenen bir kısım suçlar bakımından şikayet hakkının doğması için bu suçların niteliği gereği icra takibinin kesinleşmesi gerektiği... takip henüz kesinleşmeden 08/11/2013 tarihinde şikayette bulunulduğu ve buna göre kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması karşısında, sanık hakkında açılan davanın 'düşmesine' karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, kanuna aykırıdır."

Kaynak: 12. Hukuk Dairesi - Esas No: 2019/12167 - Karar No: 2019/17372

Belgeyi Gör: 12. Hukuk Dairesi 2019/12167 E. , 2019/17372 K.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarında Tutanak Hataları

HAGB kararları, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı davranılması halinde açıklanır. Hükmün açıklanması aşamasında, önceki HAGB kararının usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği ve kesinleşip kesinleşmediği ancak duruşma tutanakları ve tebligat parçalarıyla ispatlanabilir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, tebligatın usulsüz olması durumunda HAGB kararının kesinleşmeyeceğini, dolayısıyla denetim süresinin de başlamayacağını belirtmektedir. Bu durumda, duruşma tutanağında hükmün açıklandığına dair kayıt bulunsa bile, alt yapıdaki usuli sakatlık ispat gücünü zayıflatır. Ayrıca, açıklanan hükmün gerekçesiz olması Anayasa m. 141/3'e aykırıdır.

"Usulsüz tebligat nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşmediği bu nedenle de denetim süresinin başlamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde hükmün açıklanmasına karar verilmesi... ve hükmün gerekçesinde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi... gerekirken gerekçesiz olarak hüküm kurulması, yasaya aykırıdır."

Kaynak: 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/5190 - Karar No: 2021/22261

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2019/5190 E. , 2021/22261 K.

Usul Hatalarının Temyiz Kesinlik Sınırına Etkisi

Duruşma tutanağında yer alan maddi hata veya usul eksiklikleri, temyiz edilebilirlik sınırını bazen doğrudan etkiler. Özellikle ön ödeme gerektiren suçlarda, ön ödemeye esas alınan miktar temyiz kesinlik sınırının altında kalıyorsa, tutanaktaki usul hataları (örneğin tarafların katılımı) temyiz incelemesine konu edilemeyebilir. Ancak mahkemenin yanlışlıkla "hüküm" niteliğinde bir karar vermesi veya verilmesi gereken kararı vermemesi durumunda, Yargıtay gerçekte verilmesi gereken hükmü esas alarak inceleme yapmaktadır.

CMUK m. 305 ve 5320 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi kapsamında, 3.000 TL altındaki adli para cezaları ve düşme kararları kesin niteliktedir. Duruşma tutanağında bu miktarların yanlış hesaplanması, temyiz hakkının engellenmesi sonucunu doğurabilir; bu tür durumlarda tutanak kaydı, hukuki yarar ilkesiyle birlikte değerlendirilir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu Perspektifiyle "Sakat İşlem" Teorisi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, duruşma tutanaklarındaki eksiklikleri "maddi gerçekliği değiştirmeyen sakat işlemler" ve "hükmü temelden sarsan usuli aykırılıklar" olarak ikiye ayırmaktadır. Bir hakimin adının yanlış yazılması veya sicil numarasının hatalı girilmesi, duruşmanın fiilen yapıldığı ve delillerin usulüne uygun tartışıldığı gerçeğini değiştirmez.

Bu teoride esas olan, mahkemenin hukuka uygun teşekkül edip etmediğidir. Eğer mahkeme heyeti yasal olarak doğru kurulmuşsa, tutanaktaki yazım hataları düzeltilebilir birer eksiklik olarak kabul edilir. Ancak, duruşmaya bizzat katılmayan bir hakimin imzasının tutanakta yer alması, sakat işlemin ötesinde "yok hükmünde" bir yargılama aşamasına işaret edebilir.

"Maddi gerçekliği esas alan ceza hukukunda, bir üyenin veya katibin adının veya sicil numarasının yanlış yazılması, tutanağın altındaki bilgilerle başlığındaki bilgilerin birbiriyle uyumlu olmaması... maddi gerçekliği değiştirmez. Belirtilen işlemler, sadece yapılan işlem yönünden sakat işlem olarak kalırlar... Esas olan, adı yanlış yazılsa da, mahkemenin hukuka uygun olarak oluşturulması olmalıdır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2011/1-391 - Karar No: 2012/91

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2011/1-391 E. , 2012/91 K.

Direnme Kararlarında Duruşma Tutanağının İşlevi ve Görevli Daire Sorunu

6763 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, direnme kararlarının incelenmesi usulü yeniden düzenlenmiştir. Duruşma tutanağı, mahkemenin direnme iradesini açıkça yansıtmalıdır. Tutanakta yer alan direnme gerekçeleri, dosyanın Ceza Genel Kurulu'na mı yoksa ilgili ceza dairesine mi gönderileceğini tayin eder.

Eğer duruşma tutanağında direnme kararı usulüne uygun şekilde tefhim edilmemişse veya direnme kararının altı imzalanmamışsa, dosyanın geri gönderilmesi kaçınılmazdır. Bu aşamada duruşma tutanağı, davanın hangi yargı mercii tarafından inceleneceğine dair usuli bir köprü görevi görür.

Duruşma Safahatının Tutanakla İspatı: Olumsuz Kanıt Kuralı

CMK m. 222'nin pratik sonuçlarından biri de "olumsuz kanıt" kuralıdır. Eğer tutanakta bir işlemin yapıldığına dair kayıt yoksa, o işlemin yapılmadığı varsayılır. Örneğin, sanığa son sözünün sorulduğu tutanağa geçirilmemişse, sanığın son sözünün sorulmadığı kabul edilir ve bu durum savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozma sebebidir.

Ancak Yargıtay, bazı durumlarda "mahallinde ilavesi mümkün eksiklikler" (örneğin katılan vekilinin adının karar başlığına yazılmaması) ile "hükmü etkileyen eksiklikler" arasında ayrım yapmaktadır. Tutanak, duruşmanın aynasıdır; aynada görünmeyen bir usul işleminin gerçekte yapılmış olması, sahtecilik davası açılmadığı sürece hukuk dünyasında değer taşımaz.

Editörün Notu: Tutanak İncelemesinde Check-List

Profesyonel bir hukukçu, duruşma tutanağını incelerken şu hususları mutlaka kontrol etmelidir: 1. Hakim ve katip imzalarının tam ve tutarlı olup olmadığı. 2. Sanığa, tanığa ve bilirkişiye yasal uyarıların yapılıp yapılmadığı. 3. Delillerin okunup tartışıldığına dair kayıtların bulunup bulunmadığı. 4. Sanığa son söz hakkı tanınıp tanınmadığı. 5. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında hüküm fıkrası farkı olup olmadığı.

Sıkça Sorulan Sorular

Duruşma tutanağında imza eksikliği varsa ne yapılmalıdır?

İmza eksikliği, belgenin resmi niteliğini sakatlar. Bu durumda öncelikle mahkemesinden bu eksikliğin giderilmesi (mahallinde tamamlama) istenmelidir. Eğer eksiklik giderilemiyorsa veya imza sahteyse, bu durum bir bozma nedenidir. CMK m. 219 emredici niteliktedir.

Sahtecilik iddiası sadece dilekçeyle ileri sürülebilir mi?

İddia dilekçeyle ileri sürülebilir ancak bu iddianın hukuki sonuç doğurması için somut delillerle desteklenmesi gerekir. Mahkeme, iddiayı ciddi bulursa, Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunabilir veya açılmış bir dava varsa onu bekleyebilir.

Tutanağa geçmeyen bir beyan tanıkla ispat edilebilir mi?

Hayır. CMK m. 222 uyarınca duruşma safahatı sadece tutanakla ispat edilebilir. Tutanağa geçmeyen bir beyan veya olay, tanık beyanıyla veya kamera kaydıyla dahi (sahtecilik davası açılmadıkça) yasal olarak geçerli bir delil haline gelmez.

Kısa kararda mahkumiyet, gerekçeli kararda beraat yazıyorsa ne olur?

Bu durum "hükmün karıştırılması" ve çelişkili karar verme yasağına aykırılıktır. Mutlak bozma nedenidir. Yargıtay, bu durumda yerel mahkeme kararını bozar ve mahkemenin çelişkiyi gidererek yeni bir karar vermesini ister.


Yasal Uyarı: Bu metin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve güncel Yargıtay içtihatları çerçevesinde profesyonel hukukçular için genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın kendine özgü koşulları, süreleri ve usul detayları farklılık gösterebilir. Bu içerik, doğrudan hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Hak kaybına uğramamak için somut hukuki uyuşmazlıklarda alanında uzman bir hukukçudan destek alınması zorunludur.

Kaynakça

  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (m. 219, 220, 221, 222, 230, 232).
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2011/1-391, Karar No: 2012/91.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2011/7-171, Karar No: 2011/196.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2019/12825, Karar No: 2022/222.
  • Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas No: 2019/5190, Karar No: 2021/22261.
  • Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, Esas No: 2019/12167, Karar No: 2019/17372.
  • Yargıtay 7. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/13920, Karar No: 2021/18648.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (m. 297).

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
CMK 222 ve Duruşma Tutanağının Münhasır İspat Gücü: Sahtecilik İddiası ve İmza Sakatlıklarının Hukuki Rejimi | EmsalDava