CMK 201 Kapsamında Doğrudan Soru Sorma ve Çapraz Sorgu Usulü: Yargıtay ve AİHM Perspektifiyle Savunma Doktrini
Kovuşturma ve Duruşma UsulüYazar: EmsalDava Editör Ekibi

CMK 201 Kapsamında Doğrudan Soru Sorma ve Çapraz Sorgu Usulü: Yargıtay ve AİHM Perspektifiyle Savunma Doktrini

Ceza muhakemesinde doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkelerinin somut tezahürü olan çapraz sorgu, sanığın tanık ve diğer delil araçlarıyla yüzleşme hakkının özünü oluşturur. CMK 201 uyarınca kullanılan doğrudan soru sorma yetkisi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında savunma makamına tanınan en stratejik usul aracıdır.

CMK 201 Uyarınca Doğrudan Soru Sorma Hakkının Esasları

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 201, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukatların; sanığa, mağdura, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru sorabilmelerine imkan tanır. Bu usul, ceza muhakemesi hukukunda "vasıtasızlık" ilkesinin bir gereği olup, soruların mahkeme başkanı veya hakim aracılığıyla sorulması zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır. Uygulamada bu hak, savunma stratejisinin merkezinde yer alarak delillerin sıhhatinin denetlenmesini sağlar.

CMK 196 uyarınca sanık sorgusunda 5 yıllık alt sınır kuralını simgeleyen hukukçu masası.

Doğrudan soru sorma hakkı mutlak bir hak olmayıp, duruşma disiplini ve sorunun davanın esasına yönelik olması kriterleriyle sınırlandırılmıştır. Mahkeme başkanı, sorulan sorunun davayla ilgisi bulunmadığına veya gereksiz olduğuna kanaat getirirse soruyu engelleyebilir. Ancak bu yetki kullanılırken savunma hakkının kısıtlanmamasına azami özen gösterilmelidir. Adliye pratiğinde, sorunun "yönlendirici" (leading question) olup olmadığı tartışması sıklıkla yaşansa da, çapraz sorgunun doğası gereği tanığın beyanlarındaki çelişkileri ortaya çıkarmaya yönelik yönlendirici soruların belirli sınırlar dahilinde kabul edilmesi gerektiği doktrinde savunulmaktadır.

"Duruşmanın düzeni, mahkeme başkanı veya hâkim tarafından sağlanır. Mahkeme başkanı veya hâkim, duruşmanın düzenini bozan kişinin, savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarılmasını emreder. Kişi dışarı çıkarılması sırasında direnç gösterir veya karışıklıklara neden olursa yakalanır ve hâkim veya mahkeme tarafından, avukatlar hariç, verilecek bir kararla derhâl dört güne kadar disiplin hapsine konulabilir. Ancak çocuklar hakkında disiplin hapsi uygulanmaz."

Kaynak: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 203

Belgeyi Gör: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

Sanığın Sorgusu ve İstinabe Suretiyle Sorgu Yasağının Sınırları

Ceza yargılamasında sanığın sorgusu, sadece bir delil aracı değil, aynı zamanda temel bir savunma hakkıdır. CMK m. 196, sanığın sorgusunun kural olarak davanın görüldüğü mahkeme huzurunda yapılmasını emreder. İstinabe yoluyla sorgu yapılabilmesi için kanun koyucu, suçun ağırlığını esas alan kesin bir sınır çizmiştir. Bu sınırın aşılması, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur ve bozma sebebidir.

Alt Sınırı Beş Yıl ve Daha Fazla Hapis Cezası Gerektiren Suçlarda Usul

Sanığın yargılandığı suçun kanunda öngörülen hapis cezasının alt sınırı beş yıl veya daha fazla ise, sanığın sorgusu istinabe (başka bir mahkeme aracılığıyla) yoluyla yapılamaz. Bu durumda sanığın mutlaka asıl mahkeme huzurunda hazır edilmesi ve sorgusunun yapılması zorunludur. Yargıtay içtihatları, bu kuralın sanığın tutuklu olup olmamasından bağımsız olarak uygulandığını vurgulamaktadır. Bu kuralın ihlali, yargılamanın doğrudan doğruyalık ilkesine aykırılık teşkil eder.

İstinabe Suretiyle Sorguda Sanığın Rızası ve Bilgilendirilmesi

Beş yılın altındaki suçlarda istinabe yoluna başvurulabilmesi için sanığa ifadesini esas mahkeme huzurunda vermek isteyip istemediği sorulmalıdır. Sanığın bu yöndeki talebi, mahkemece ciddi bir engel bulunmadığı sürece karşılanmalıdır. Özellikle delillerin takdiri ve sanığın kişilik özelliklerinin gözlemlenmesi gereken dosyalarda, mahkemenin istinabe kararı verirken gerekçe göstermesi asıldır.

"Kanun koyucu, istinabe suretiyle sorgunun yapılmasında sanığın tutuklu olup olmadığı konusunda herhangi bir ayrıma yer vermeyerek, yalnızca sanığın yargılandığı suç için kanunda öngörülen cezanın alt sınırını esas alan ilkeyi benimsemiş, beş yıl ve daha fazla hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren suçlar hariç olmak üzere istinabe suretiyle sanığın sorgusunun yapılabileceği hüküm altına alınmıştır."

Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2016/639 - Karar No: 2017/339

Belgeyi Gör: Kaynak

Tanığın Duruşmada Dinlenilmesi ve Yüzyüzelik İlkesi

Yüzyüzelik ilkesi, hakimin delili bizzat duyması, görmesi ve tarafların bu delili tartışabilmesini gerektirir. Soruşturma aşamasında dinlenen tanıkların ifadelerinin duruşmada sadece okunmasıyla yetinilmesi, kural olarak "eksik kovuşturma" mahiyetindedir. Maddi gerçeğe ulaşmak için olaya ilişkin doğrudan bilgisi olan tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi ve tarafların soru sorma hakkını kullanması esastır.

Mazeret Gerekçesiyle Tanığın Dinlenilmesinden Vazgeçme Yasağı

Mahkemelerin "duruşmanın uzayacağı" veya "tanığın mazeretinin bulunması" gibi genel geçer gerekçelerle tanığı dinlemekten vazgeçmesi hukuka aykırıdır. Özellikle beraat veya mahkumiyet kararına esas teşkil edebilecek kritik beyanlara sahip tanıkların her ne suretle olursa olsun duruşmaya çağrılması ve sorgulanması gerekir. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, tanıkların mazeretlerinin belgelenmediği durumlarda duruşma tutanaklarının okunmasıyla yetinilmesini ağır bir usul hatası olarak görmüştür.

Hazırlık Anlatımlarının Okunması ve Çelişki Giderilmesi Usulü

Tanık duruşmada dinlendiğinde, önceki ifadeleriyle şimdiki anlatımı arasında çelişki bulunursa, CMK m. 210 uyarınca bu çelişkinin giderilmesi için tanığa soru sorulmalıdır. Hazırlık ifadeleri sadece tanığın duruşmada dinlenememesi gibi istisnai hallerde (ölüm, ulaşılamama vb.) delil olarak okunabilir. Ancak bu durumda dahi savunma makamının bu beyanlara karşı beyanda bulunma hakkı saklıdır.

"Hâkim kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Soruşturma aşamasında dinlenilen ve olaya ilişkin bilgisi olduğu anlaşılan tanıkların adresleri araştırılıp duruşmaya çağrılarak yöntemince dinlenmeden, duruşmanın bir sene sonrasına talik edileceği şeklindeki kanuni olmayan gerekçeyle dinlenilmelerinden vazgeçilip, duruşmada hazırlık anlatımları okunarak eksik kovuşturma ile karar verilmesi bozmayı gerektirir."

Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/17941 - Karar No: 2013/21614

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2011/17941 E. , 2013/21614 K.

SEGBİS Yoluyla Sorgulama ve Savunma Hakkının Kısıtlanması Riski

Görüntülü ve Sesli İletişim Sistemi (SEGBİS), teknolojik bir imkan olarak sunulsa da, sanığın mahkemede bizzat hazır bulunma hakkını ortadan kaldıran bir araç haline dönüşmemelidir. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları, SEGBİS ile katılımın belirli kriterlere tabi olduğunu ve sanığın "yüz yüze savunma" talebinin öncelikli olduğunu teyit etmektedir.

Sanığın Bizzat Hazır Bulunma Talebinin Önceliği

Sanık, SEGBİS vasıtasıyla değil, mahkeme salonunda fiziksel olarak bulunarak savunma yapmak istediğini açıkça beyan ederse, bu talebin reddedilmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Özellikle esasa ilişkin delillerin tartışıldığı ve nihai savunmanın alındığı oturumlarda sanığın mahkemede bulunması adil yargılanma hakkının bir gereğidir.

Teknik Donanımın Sorgulama Kalitesine Etkisi

SEGBİS üzerinden yapılan sorgulamalarda, ses ve görüntü kalitesinin sanığın mimiklerini, tanığın tepkilerini ve tarafların müdahalelerini tam olarak yansıtması gerekir. Teknik aksaklıklar nedeniyle tam bir vicdani kanaat oluşması engelleniyorsa, mahkemenin fiziki duruşma usulüne dönmesi zorunludur. Ayrıca sanığın müdafiinin yanında bulunmadığı SEGBİS oturumlarında, sanık ile müdafii arasındaki gizli iletişim kanallarının açık tutulması usuli bir zorunluluktur.

"Genel kural sanığın duruşmada hazır bulundurulmasıdır. İlk ve son savunmanın yapıldığı, esasa ilişkin delillerin toplandığı oturumlara sanığın SEGBİS yolu ile katılması, açık kabulüne dayalı olmalıdır. Sanığın mahkemede hazır bulunarak savunma yapmak istediğini beyan etmesine rağmen duruşmalarda hazır bulundurulmayıp SEGBİS sistemi aracılığıyla yargılaması yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi savunma hakkının kısıtlanmasıdır."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Kararı - Başvuru No: (Kollateral Karar Atfı)

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL

Çapraz Sorguda Yasak Usuller ve Delil Değerlendirme Yasakları

Sorgulama sırasında sanığın iradesini sakatlayan yöntemlerin kullanılması, sadece etik bir sorun değil, aynı zamanda elde edilen beyanın "hukuka aykırı delil" kategorisine girmesine neden olan hukuki bir engeldir. CMK m. 148, ifade alma ve sorguda yasak usulleri tahdidi olmaksızın saymış ve bu usullerle elde edilen ifadelerin rıza ile verilmiş olsa dahi delil olarak değerlendirilemeyeceğini hükme bağlamıştır.

Yasak sorgu yöntemleri ve hukuka aykırı delil değerlendirme yasağını temsil eden mahkeme detayı.

Özgür İradeyi Bozan Müdahaleler ve İkrarın Geçersizliği

Bedensel veya ruhsal müdahaleler, işkence, ilaç verme, yorma, aldatma veya cebir gibi yöntemlerle alınan her türlü beyan yok hükmündedir. Çapraz sorgu esnasında, mahkeme başkanının denetim yetkisi bu noktada kritik önem taşır. Sorulan soruların sanığı yanıltmaya yönelik olması veya vaat içeren ifadeler barındırması, sorgunun sıhhatini zedeler. Hukuka aykırı bir arama sonucunda ele geçirilen bir eşyanın sanığa gösterilerek alınan ikrarı da, Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından "maddi delille desteklenmeyen soyut ikrar" olarak kabul edilmekte ve mahkumiyete esas alınmamaktadır.

Müdafi Yardımı Olmaksızın Alınan Beyanların Delil Niteliği

CMK m. 148/4 uyarınca, müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hakim veya mahkeme huzurunda sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. Duruşma aşamasındaki doğrudan soru sorma sürecinde de, sanığın müdafi yardımından mahrum bırakılması veya müdafiinin soru sorma hakkının engellenmesi, yapılan sorguyu tümden geçersiz kılar.

Usul Hatası Türü Hukuki Sonucu Dayanak Mevzuat
Müdafisiz Sorgu (Zorunlu Müdafilik Hallerinde) Kesin Hukuka Aykırılık CMK m. 188/1
Yönlendirici/Yasak Soru Sorma Delil Değerlendirme Yasağı CMK m. 148
İddianame Okunmadan Sorgu Savunma Hakkının Kısıtlanması CMK m. 191/3-b
İstinabe Yasağı İhlali Hükmün Usulden Bozulması CMK m. 196/2

İddianame Okunmadan Yapılan Sorgunun Geçersizliği

Duruşmanın hazırlık aşamasından sonra başlayan kovuşturma evresinde, duruşmanın açıldığı ilan edildikten sonra yapılması gereken ilk işlemlerden biri iddianamenin veya iddianame yerine geçen belgenin okunmasıdır. Sanığın, neyle suçlandığını tam olarak bilmeden sorgusuna geçilmesi, savunma hazırlama hakkını ortadan kaldırır.

CMK 191/3-b Maddesinin Emredici Niteliği

Mahkeme başkanı veya hakim, iddianamenin kabulü kararını okuduktan sonra, suçun hukuki niteliğini de belirterek sanığa haklarını hatırlatmalı ve ardından iddianameyi açıklamalıdır. Bu prosedür atlanarak doğrudan sorguya geçilmesi, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'na göre savunma hakkının sınırlandırılmasıdır. Sanık, iddianamedeki vakıaları bilmeden vereceği her cevapta yanılgıya düşebilir.

Uygulama Notu: İddianame Açıklanırken Dikkat Edilmesi Gerekenler

Adliye pratiğinde zaman kazanmak amacıyla iddianamenin "özetlendiği" veya "sanığın zaten bildiği" varsayımıyla bu aşamanın hızlı geçildiği görülmektedir. Oysa sanığın sorgusu sırasında her bir iddiaya ayrı ayrı cevap verme hakkı mevcuttur. Müdafiin, iddianamenin tam olarak okunmadığı veya açıklanmadığı durumlarda duruşma tutanağına şerh düşmesi, temyiz aşamasında elini güçlendiren en önemli usul itirazıdır.

"Uyuşmazlık; iddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılarak hüküm kurulmasının savunma hakkının sınırlandırılması niteliğinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Sanığa, duruşmanın başında iddianamede yer alan suçlamaların anlatılması ve savunmasını buna göre kurgulama imkanı tanınması, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur."

Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2012/9-1467 - Karar No: 2013/610

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2012/9-1467 E. , 2013/610 K.

Mağdur ve Müştekinin Sorgulanmasında Usul ve Haklar

Mağdur ve müştekiler, duruşmada tanık benzeri bir konuma sahip olsalar da, hakları CMK m. 234 ve devamında özel olarak düzenlenmiştir. Onların sorgulanması sırasında da doğrudan soru sorma hakkı geçerlidir. Ancak mağdurun korunması ve ikincil mağduriyetlerin önlenmesi prensibi, sorgu tekniğinde hassasiyet gerektirir.

Hakların Okunması ve Açıklanması Zorunluluğu

Müştekiye duruşmanın başında hakları okunmalı ve özellikle davaya katılma hakkı (müdahale) ile vekil tayin etme yetkisi açıklanmalıdır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatları, müştekiye haklarının sadece "okunmasının" yetmediğini, bu hakların "anlaşılır şekilde açıklandığının" tutanağa geçirilmesi gerektiğini vurgular.

Cinsel Suçlar ve Hassas Mağdurların Sorgulanması

Özellikle çocukların veya cinsel saldırı mağdurlarının sorgulanması sırasında mahkeme başkanı, sanık ile mağdurun yüz yüze gelmemesi için gerekli teknik önlemleri (SEGBİS, paravan vb.) alabilir. Bu durumlarda çapraz sorgu hakkı, mağdurun psikolojik sağlığını koruma yükümlülüğü ile dengelenmelidir. Mahkeme, sorulan soruların mağduru aşağılayıcı veya travmayı tetikleyici nitelikte olduğunu saptarsa müdahale etmelidir.

Çapraz Sorgunun Maddi Gerçeğe Etkisi ve Delillerin Tartışılması

Delillerin ortaya konulması evresinde yapılan sorgulamalar, mahkemenin vicdani kanaatinin oluşmasında en etkili safhadır. CMK m. 217 uyarınca hakim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve taraflar huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Tartışılmayan veya sorgulanmayan delilin hükme esas alınması kesin hukuka aykırılık sebebidir.

Çelişkili Beyanların Giderilmesinde Sorgu Tekniği

Bir tanığın kollukta verdiği ifade ile mahkemedeki anlatımı arasında uçurum varsa, bu çelişkiyi gidermenin yolu tarafların soracağı detaylı sorulardır. "Olay günü havanın durumu neydi?", "Işık nereden geliyordu?" gibi çevreleyici sorular, tanığın beyanının güvenirliğini test eder. Hakimin bu aşamada tarafları serbest bırakması, gerçeğin parlamasını sağlar.

Editörün Notu: Profesyonel Sorgu Stratejisi

Sorgu yapacak hukukçunun, tanığın verebileceği muhtemel cevapları önceden kestirmesi ve soruları bir mantık silsilesi içinde sorması gerekir. Sorulan her soru, iddianamedeki bir vakıayı çürütmeye veya teyit etmeye hizmet etmelidir. Amacı olmayan sorular, sadece duruşmayı uzatmakla kalmaz, mahkemenin savunmaya olan güvenini de sarsabilir.

Kanun Yararına Bozma ve Usul Hatalarının Denetimi

Kesinleşen kararlarda sorgu usulüne ilişkin bir hata saptanması durumunda, olağanüstü bir kanun yolu olan "kanun yararına bozma" (CMK m. 309) mekanizması devreye girer. Ancak her usul hatası kanun yararına bozma konusu yapılamaz; hatanın davanın sonucunu etkilemiş olması veya temel bir hakkı ihlal etmesi gerekir.

Savunma Hakkını Kısıtlayan Usul İşlemlerinde Bozma Sonrası Yetki

Eğer bir mahkumiyet hükmü, sanığın sorgusunun yapılmaması veya müdafiinin soru sorma hakkının engellenmesi gibi "savunma hakkını kısıtlayan" bir usul hatası nedeniyle bozulmuşsa, dosya yerel mahkemeye gönderilir. Yerel mahkeme bu hatayı düzelterek yeniden bir yargılama yapar. Ancak bozma nedeni sadece cezanın miktarına veya daha hafif bir ceza verilmesi gerekliliğine ilişkinse, Yargıtay ilgili dairesi bizzat karar verebilir.

Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararlarına İtiraz ve Soruşturma Eksikliği

Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının gerekli tanıkları dinlememesi veya şüpheliye doğrudan soru sorma imkanı tanımadan dosya hakkında karar vermesi durumunda, sulh ceza hakimliğine yapılacak itirazda CMK m. 160 ve 170 vurgusu yapılmalıdır. Eksik soruşturma ile verilen takipsizlik kararları, kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılabilir.

"Mahkumiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması halinde, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz."

Kaynak: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 309/4-b

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2012/14-1538 E. , 2013/255 K.

AİHM Kararları Işığında Tanık Sorgulama Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında sanığın, aleyhindeki tanıkları sorgulama ve kendi lehine olan tanıkları aynı koşullar altında dinletme hakkını adil yargılanmanın "sine qua non" (olmazsa olmaz) unsuru olarak görmektedir. Schatschaschwili / Almanya ve Al-Khawaja ve Tahery / Birleşik Krallık kararları bu konudaki mihenk taşlarıdır.

Belirleyici Delil Kriteri ve Telafi Edici Usul Güvenceleri

AİHM, mahkumiyet kararının "tek veya belirleyici" delili bir tanık ifadesiyse ve bu tanık duruşmada sorgulanamamışsa, yargılamanın adilliğinin ciddi şekilde zedelendiğini kabul eder. Mahkeme bu durumda şu üç soruyu sorar: 1. Tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli bir neden var mı? 2. Bu tanığın ifadesi mahkumiyet için tek veya belirleyici delil mi? 3. Savunma tarafına, bu tanığı sorgulayamamış olmanın yarattığı dezavantajı giderecek telafi edici usul güvenceleri sunuldu mu?

Karşılaştırmalı Analiz: Yargıtay ve AİHM Yaklaşımı

Yargıtay, CMK m. 210 ve 211 kapsamında tanığın dinlenememe hallerini daha katı bir usul çerçevesinde değerlendirirken; AİHM, "yargılamanın bütünündeki hakkaniyete" odaklanır. Eğer tanık ifadesi dışında dosyada güçlü yan deliller varsa, tanığın sorgulanamamış olması tek başına ihlal sayılmayabilir. Ancak yerel mahkemenin, tanığın inanırlığını denetlemek için özel bir çaba (örneğin tanığın önceki ifadesindeki tutarlılığı incelemek) sarf etmesi gerekir.

Basit Yargılama Usulünde Sorgu ve Savunma Diyalektiği

7188 sayılı Kanun ile hukuk sistemimize giren "Basit Yargılama Usulü" (CMK m. 251), üst sınırı iki yıla kadar olan suçlarda duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilmesine imkan tanır. Ancak bu usulde "sorgu" yapılmaması, savunma hakkının ihlali olarak algılanmamalıdır; zira sanığa yazılı savunma hakkı tanınmaktadır.

Basit yargılama usulü ve yazılı savunma sürecini temsil eden dijital hukuk çalışma alanı.

Duruşma Açılmasını İsteme Hakkı

Sanık, basit yargılama usulüyle verilen karara itiraz ederse, mahkeme CMK m. 252 uyarınca genel hükümlere göre duruşma açmak zorundadır. Bu aşamada artık sanığın bizzat sorgulanması ve tanıklara doğrudan soru sorulması hakkı canlanır. Mahkeme, itiraz üzerine açılan duruşmada basit yargılama usulündeki indirimi koruyup korumayacağına sanığın itirazının niteliğine göre karar verir.

Yazılı Savunma ve Delil İnceleme Usulü

Basit yargılamada sorgu prosedürü, sanığa gönderilen tebligat ile başlar. Sanık 15 gün içinde yazılı savunmasını sunmazsa, dosyadaki mevcut delillere göre karar verilir. Bu durum, sanığın susma hakkını kullanması olarak yorumlanabilir. Ancak sanığın bizzat dinlenmesinin maddi gerçeğin ortaya çıkması için "zorunlu" olduğu hallerde, hakimin resen basit yargılama usulünden vazgeçip duruşma açma takdir yetkisi bulunmaktadır.

Duruşma Disiplini Nedeniyle Sanığın Salondan Çıkarılması Halinde Sorgu

Sanığın duruşma düzenini bozması veya yargılamanın yürütülmesini imkansız kılması durumunda, CMK m. 204 uyarınca salondan çıkarılmasına karar verilebilir. Bu durum, sorgu usulünün en istisnai halidir.

Sanığın Yokluğunda Yapılan İşlemlerin Bildirilmesi

Sanık salondan çıkarıldığında, oturum yokluğunda sürdürülür. Ancak sanık yeniden oturuma alındığında, yokluğunda yapılan tüm işlemler ve okunan belgeler kendisine açıklanmalıdır. Eğer sanığın yokluğunda bir tanık dinlenmişse, sanığa bu tanık beyanlarına karşı ne diyeceği sorulmalı ve gerekirse sanık müdafiinin tanığa soru sorma hakkı saklı tutulmalıdır.

Müdafi Görevlendirme Zorunluluğu

Sanığın salondan çıkarılması kararı verildiğinde, eğer sanığın müdafii yoksa, mahkeme barodan bir müdafi görevlendirilmesini istemek zorundadır. Savunma makamının duruşmada hiçbir şekilde temsil edilmediği bir ortamda delil tartışılması ve sorgu yapılması, hükmün mutlak surette bozulması sonucunu doğurur.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Çapraz sorgu sırasında tanığa "Yalan söylüyorsun" gibi ifadeler kullanılabilir mi? Hayır. CMK m. 201 ve 203 uyarınca soruların duruşma disiplinine ve nezaket kurallarına uygun olması gerekir. Tanığın beyanındaki çelişkiler, hakaretamiz ifadelerle değil, olgusal sorularla (örneğin; "Kollukta sağ kolunda dövme olduğunu söylediniz, şimdi ise yok diyorsunuz, hangisi doğru?") ortaya çıkarılmalıdır. Mahkeme başkanı, kişiliği zedeleyici ifadeleri engelleyebilir.

2. Sanık sorgusu yapılmadan beraat kararı verilebilir mi? Evet. CMK m. 193/2 uyarınca, sanık hakkında sorgusu yapılmamış olsa dahi "derhal beraat" kararı verilebilecek hallerde (eylemin suç oluşturmadığının ilk bakışta anlaşılması gibi) sorgu yapılmadan karar verilebilir. Ancak delillerin takdiri ve sübut tartışması gerekiyorsa sanığın sorgusu mutlak bir zorunluluktur.

3. İstinabe yoluyla sorgulanan sanığa, asıl mahkemedeki tanık beyanları nasıl sorulur? İstinabe mahkemesi, asıl mahkemeden gelen talimat doğrultusunda sorgu yapar. Eğer asıl mahkemede yeni deliller ortaya çıkmışsa, bu delillerin birer sureti istinabe mahkemesine gönderilir ve sanığa bu deliller okunarak diyecekleri sorulur. Ancak sanık bizzat yüzleşme talep ederse ve suçun cezası 5 yılın üzerindeyse, sanığın asıl mahkemeye getirilmesi gerekir.

4. Tanık kendisine sorulan bir soruyu "Cevap vermek istemiyorum" diyerek reddedebilir mi? Bu durum tanığın sıfatına göre değişir. Tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiler (sanığın eşi, çocukları vb.) tüm soruları veya belirli soruları yanıtsız bırakabilir. Ancak çekinme hakkı olmayan tanıklar, CMK m. 54 uyarınca doğruyu söylemekle yükümlüdür ve sebepsiz yere cevap vermekten kaçınırlarsa haklarında disiplin hapsi uygulanabilir.

Kaynakça

  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E: 2016/639, K: 2017/339.
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E: 2011/17941, K: 2013/21614.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E: 2012/9-1467, K: 2013/610.
  • Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E: 2016/2683, K: 2018/154.
  • Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Kararı, 2014/166-514 (Kollateral Atıf).
  • Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Schatschaschwili / Almanya, Başvuru No: 9154/10.

Yasal Uyarı: Bu metin, hukuk profesyonellerine yönelik akademik ve pratik bir analiz sunmak amacıyla hazırlanmış olup, güncel mevzuat ve içtihatlar ışığında genel bilgilendirme niteliği taşımaktadır. Her somut olayın kendine özgü koşulları ve hukuki dinamikleri farklılık gösterebileceğinden, bu içerik doğrudan bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Somut uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilir. Metinde yer alan vaka analizleri anonimleştirilmiştir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: