
Borcun Üstlenilmesi ve Nakli Sözleşmelerinde İfa ve Def’i Rejimi: TBK m. 195-204 Kapsamında Adliye Pratiği
Borcun üstlenilmesi, borcun içeriği değişmeksizin borçlu tarafın değiştiği ve asıl borçlunun borçtan kurtarıldığı hukuki bir tasarruf işlemidir. Borcun nakli sürecinde iç ve dış üstlenme ayrımı, fer'i hakların akıbeti, kefilin sorumluluğu ve yeni borçlunun ileri sürebileceği def'i hakları ispat yükü ve hak düşürücü süreler ekseninde incelenmektedir.
Borcun Üstlenilmesi Kurumunun Hukuki Niteliği ve Temel Ayrımı
Borcun üstlenilmesi, bir borç ilişkisinde alacaklının değişmemesine rağmen, borçlunun değişerek borcun bir üçüncü kişi tarafından yüklenilmesini ifade eden hukuki müessesedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) sistematiğinde borcun üstlenilmesi; borcun iç üstlenilmesi (m. 195) ve borcun dış üstlenilmesi (m. 196) olarak iki kademeli bir yapıda düzenlenmiştir. Adliye pratiğinde bu ayrım, husumet itirazlarından borcun ifa noktasına kadar geniş bir yelpazede uyuşmazlık konusu olmaktadır.
Borcun üstlenilmesinde, borç ilişkisinin konusu ve kimliği değişmezken sadece subjektif unsurda bir kayma meydana gelir. Borcun nakli olarak da adlandırılan bu kurumda, borcu üstlenen kişi, asıl borçlunun yerini alarak alacaklıya karşı bizzat sorumlu hale gelir. Yargıtay içtihatlarında da vurgulandığı üzere, borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen kişi, kendisinin daha önce dahil olmadığı bir borç ilişkisinde borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçer.
"...Borcun üstlenilmesi somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 173 ilâ 181. maddeleri arasında “borcun nakli” başlığı altında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde, borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur..."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2020/11-649 - Karar No: 2022/197
Borcun İç Üstlenilmesi: Borçlu ile Üçüncü Kişi Arasındaki Borçlandırıcı İşlem
Borcun iç üstlenilmesi, borçlu ile üçüncü kişi arasında yapılan ve üçüncü kişinin borçluyu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarma taahhüdünü içeren bir sözleşmedir (TBK m. 195). Bu sözleşme, kendi başına alacaklıya karşı bir hak bahşetmez; zira alacaklı bu sözleşmenin tarafı değildir. İç üstlenme sözleşmesi, sadece borçlu ile üstlenen arasında borçlandırıcı bir etki yaratır.
Adliye pratiğinde iç üstlenme, genellikle şirket devirlerinde veya varlık transferlerinde tarafların kendi aralarında yaptıkları protokollerle karşımıza çıkar. Eğer üstlenen kişi, alacaklıya ödeme yapmazsa veya dış üstlenme sözleşmesi kurulmazsa, asıl borçlu alacaklıya karşı sorumlu kalmaya devam eder. Ancak asıl borçlu, iç üstlenme sözleşmesine dayanarak üstlenenden borcu ödemesini veya kendisini bu yükten kurtarmasını talep edebilir.
Borcun Dış Üstlenilmesi: Alacaklı ile Üstlenen Arasındaki Tasarruf İşlemi
Dış üstlenme sözleşmesi, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında akdedilir ve asıl borçlunun borçtan kurtarılmasını sağlar. Bu işlem, borç ilişkisinin borçlu tarafında bir "halefiyet" değil, tam bir "taraf değişimi" meydana getirir. TBK m. 196 uyarınca, dış üstlenme sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte asıl borçlu, alacaklıya karşı olan borcundan kurtulur.
Bu aşamada, iç üstlenme sözleşmesinin varlığı bir "öneri" niteliğindedir. Üstlenen veya borçlu, bu durumu alacaklıya bildirdiğinde, bu bildirim dış üstlenme sözleşmesi yapılmasına yönelik bir icap sayılır. Alacaklının bu öneriyi kabul etmesiyle birlikte borcun nakli süreci tamamlanır.
Borcun Üstlenilmesi Türleri Arasındaki Temel Farklar
Borcun nakli sürecinde iç ve dış üstlenme arasındaki farkların netleştirilmesi, açılacak davalarda husumetin kime yöneltileceğinin tayini açısından kritiktir. Aşağıdaki tablo, bu iki müessesenin temel karakteristik özelliklerini karşılaştırmalı olarak sunmaktadır:
| Özellik | Borcun İç Üstlenilmesi (TBK m. 195) | Borcun Dış Üstlenilmesi (TBK m. 196) |
|---|---|---|
| Taraflar | Borçlu ile Üçüncü Kişi (Üstlenen) | Alacaklı ile Üçüncü Kişi (Üstlenen) |
| Alacaklının Durumu | Sözleşmeye taraf değildir, doğrudan talep hakkı yoktur. | Sözleşmenin tarafıdır, borcu üstlenenden talep eder. |
| Asıl Borçlunun Durumu | Borçluluk sıfatı devam eder. | Borçtan kurtulur (Borç sona ermez, borçlu değişir). |
| Hukuki Niteliği | Borçlandırıcı bir işlemdir. | Tasarruf işlemi niteliğindedir. |
| İspat Şartı | Genel ispat kuralları geçerlidir. | Şekle bağlı değildir; açık veya örtülü kabul olabilir. |
Dış Üstlenme Sözleşmesinin Kurulması: Öneri ve Kabul Süreci
TBK m. 196/2 uyarınca, iç üstlenme sözleşmesinin alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme için bir öneri (icap) teşkil eder. Alacaklının bu öneriyi kabulü, açık bir irade beyanıyla olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan örtülü kabul hali, alacaklının hiçbir çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul etmesidir.
Eğer alacaklı, borcu üstlenen kişinin "borçlu sıfatıyla" yaptığı işlemlere (örneğin yapılandırma talebi, faiz ödemesi, teminat sunulması) rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, üstlenenin ödemeyi "borçlu sıfatıyla" mı yoksa "üçüncü kişi sıfatıyla" mı yaptığıdır. TBK m. 127 kapsamında üçüncü kişinin ifası ile borcun üstlenilmesi arasındaki ince çizgi, alacaklının iradesinin yorumlanmasıyla belirlenir.
"...İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir. Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır..."
Kaynak: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 196
Önerinin Bağlayıcılığı ve Süre Kaydı
Borcun üstlenilmesine ilişkin öneri, kural olarak alacaklı tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak üstlenen veya asıl borçlu, kabul için bir süre koyabilir. TBK m. 197 uyarınca, belirlenen sürenin sonuna kadar alacaklı sessiz kalırsa öneri reddedilmiş sayılır.
Pratik uygulama notu: Alacaklıya gönderilen ihtarnamede "borcun üstlenilmesine ilişkin önerinin X gün içinde kabul edilmemesi halinde reddedilmiş sayılacağı" ibaresinin eklenmesi, üstlenenin süresiz bağlı kalmasını engellemek adına stratejik bir hamledir. Ayrıca, alacaklı kabul beyanında bulunmadan önce borçlu ile üstlenen arasında yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu durum alacaklıya bildirilirse, ilk öneride bulunan kişi önerisiyle bağlı olmaktan kurtulur.
Borçlunun Değişmesinin Fer'i Haklar ve Güvenceler Üzerindeki Etkisi
Borcun nakli gerçekleştikten sonra, alacaklının borçlunun kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı (fer'i) hakları saklı kalır. Ancak, borcun güvencesi olarak sunulan rehinler ve kefaletler konusunda kanun koyucu, üçüncü kişileri koruyan emredici bir düzenleme getirmiştir.
Üçüncü Kişilerin Rehin ve Kefalet Sorumluluğu
TBK m. 198 uyarınca, borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin veya kefilin sorumluluğu, borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri halinde devam eder. Borçlunun değişmesi, alacaklının risk profilini değiştiren bir unsurdur. Alacaklı, asıl borçlunun ödeme gücüne güvenerek kredi vermiş veya kefalet almış olabilir; borcun daha az güvenilir bir üçüncü kişiye geçmesi kefilin riskini ağırlaştırır.
Bu nedenle, borcun nakli sözleşmesi yapılırken mutlaka kefillerin ve rehin veren üçüncü kişilerin yazılı muvafakatleri alınmalıdır. Aksi takdirde, dış üstlenme sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte bu güvenceler kendiliğinden sona erer. Asıl borçlunun bizzat verdiği rehinler ise, borçlunun kişiliğine bağlı olmayan bir hak olduğu için, rıza aranmaksızın devam eder.
Borçlunun Kişiliğine Özgü Hakların Sona Ermesi
Borcun üstlenilmesiyle birlikte, sadece asıl borçlunun şahsına bağlı olan haklar ve imtiyazlar sona erer. Örneğin, asıl borçlunun bir kamu kurumu olması sebebiyle sahip olduğu haczedilemezlik veya vergi muafiyeti gibi haklar, borcu üstlenen özel hukuk kişisine geçmez. Borç, tüm nesnel unsurlarıyla devredilirken, öznel (kişiye sıkı sıkıya bağlı) unsurlar geride kalır.
Yeni Borçlunun Savunma ve İtiraz Hakları (TBK m. 199)
Borcun üstlenilmesi gerçekleştikten sonra, yeni borçlu alacaklıya karşı hangi savunmaları ileri sürebileceği hususu TBK m. 199'da düzenlenmiştir. Kanun, burada bir ayrım yaparak savunma imkanlarını sınırlandırmıştır.
Önceki Borçlunun İleri Sürebileceği Savunmalar
Üstlenilen borca ilişkin olan tüm savunmalar (örneğin zamanaşımı def'i, borcun muaccel olmadığı itirazı, ödeme def'i vb.) yeni borçluya geçer. Ancak, eski borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği "kişisel savunmalar" (örneğin eski borçlunun alacaklıdan olan takas edilebilir bir alacağı), dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu tarafından ileri sürülemez.
İç Üstlenme Sözleşmesinden Kaynaklanan Savunmaların İleri Sürülememesi
Yeni borçlu, alacaklıya karşı, borçlu ile kendi arasında yapmış olduğu iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları ileri süremez. Örneğin, "Asıl borçlu bana devretmesi gereken hisseleri devretmedi, bu yüzden borcu ödemiyorum" şeklinde bir savunma, alacaklıya karşı geçersizdir. Bu durum, dış üstlenme sözleşmesinin iç üstlenme ilişkisinden bağımsız (soyut) bir tasarruf işlemi olmasının doğal bir sonucudur.
"...Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı, yeni borçluya geçer. Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz. Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez..."
Kaynak: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 199
İcra Baskısı Altında Borcun Üstlenilmesi ve Menfi Tespit Davaları
Adliye pratiğinde borcun üstlenilmesi, genellikle bir haciz işlemi sırasında "haczin durdurulması" veya "muhafaza işleminin yapılmaması" karşılığında üçüncü kişilerin (örneğin borçlunun akrabalarının veya iş ortaklarının) borcu üstlenmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Bu durumda imzalanan protokollerin ve verilen bonoların hukuki geçerliliği, "irade fesadı" ve "borcun üstlenilmesi" kavramları arasında tartışılmaktadır.
Haciz Tehdidi ve İrade Fesadı Tartışması
Borçlu olmayan bir üçüncü kişinin, yakınının veya iş ortağının mallarının haczedilmesini önlemek amacıyla borcu üstlenmesi, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre kural olarak tek başına "cebri icra tehdidi" veya "korkutma (ikrah)" teşkil etmez. Yasal bir takibin yürütülmesi sırasında sunulan ödeme taahhüdü veya borcun üstlenilmesi, tarafların serbest iradesiyle yapılmış bir işlem kabul edilir.
Ancak, eğer haciz işlemi haksızsa (örneğin borçlu ile hiçbir ilgisi olmayan bir üçüncü kişinin malları üzerinde mülkiyet karinesi çiğnenerek ısrarla haciz yapılıyorsa) ve bu baskı altında borç üstlenilmişse, TBK m. 37 (Korkutma) hükümleri çerçevesinde iptal edilebilirliği gündeme gelebilir.
Uygulama Notu: Protokolde İhtirazi Kayıt ve İspat Zorluğu
Davacılar, icra baskısı altında borcu üstlendiklerini iddia ederek menfi tespit davası açtıklarında, ispat yükü altındadırlar. Eğer protokolde borcun "ihtirazi kayıtla" üstlenildiğine dair bir şerh yoksa veya haciz tutanağında baskı altında imzalandığına dair bir kayıt bulunmuyorsa, mahkemeler borcun üstlenilmesi iradesinin geçerli olduğuna hükmetmektedir.
"...Somut olayda; 08/06/2017 tarihinde ... İcra Müdürlüğü’nün ... Talimat sayılı dosyası ile yapılan haciz işlemi, ... aleyhine gerçekleştirildiğinden ve taraflar arasında akdedilen yazılı protokol ile üçüncü kişiye ait borç üstlenilmiş olduğundan, mahkememizce takip borçlusu konumunda olmayan davacıların haciz baskısı altında olduklarını ve bu nedenle dava konusu senedi imzalayarak davalıya verdiklerini iddia edemeyecekleri kanaatine varılmıştır..."
Kaynak: İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi - Esas No: 2018/739 - Karar No: 2022/211
Borcun Üstlenilmesinde İbra Sözleşmelerinin Geçersizliği Sorunu
Borcun üstlenilmesi sürecinde taraflar sıklıkla karşılıklı "ibra" protokolleri düzenlemektedir. Ancak Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yakın tarihli kararlarında vurgulandığı üzere, henüz doğmamış veya kesinleşmemiş bir haktan önceden feragat edilmesi mümkün değildir.
Doğmamış Haktan Feragat Yasağı
Özellikle borcun üstlenilmesi bir mahkeme kararına dayanıyorsa ve bu karar henüz kesinleşmemişse, tarafların birbirlerini "gayrikabili rücu ibra etmeleri" hukuken her zaman sonuç doğurmaz. Eğer üstlenilen borcun dayanağı olan yerel mahkeme kararı daha sonra Yargıtay/BAM tarafından bozulur veya düzeltilerek onanırsa, fazla ödenen miktarın iadesi talep edilebilir. Bu durumda, protokoldeki ibra maddesi "doğmamış haktan feragat" sayılacağı için geçerli kabul edilmez.
"...Protokolün 3.5. maddesinde yer alan 'Taraflar birbirlerini ödeme bittikten sonra borçluların hissesi oranında gayrikabili rücu ibra edeceklerdir.' şeklinde düzenlenmenin ibra olarak nitelendirilemeyeceği, doğmamış bir haktan önceden yazılı ibraname ile feragat edilmiş olmasının mümkün olmadığı anlaşılmaktadır..."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2022/6070 - Karar No: 2022/7499
Kamu Hukukunda Borç Üstlenimi: Hazine Rejimi
Özel hukuk borç üstleniminden farklı olarak, kamu projelerinde (yap-işlet-devret vb.) devletin borç üstlenimi özel bir mevzuata tabidir. "Hazine ve Maliye Bakanlığı Tarafından Gerçekleştirilecek Borç Üstlenimi Hakkında Yönetmelik" hükümleri uyarınca, borç üstlenim taahhüdü verilmesi Cumhurbaşkanı kararına ve belirli limitlere bağlıdır.
Bu rejimde borç üstlenimi, idarenin bir projeyi feshetmesi durumunda, projenin finansmanı için sağlanan dış kredilerin idare tarafından üstlenilmesini ifade eder. Bu, özel hukuktaki borcun naklinden ziyade, kamu yararı ve finansal sürdürülebilirlik odaklı bir "garanti" mekanizmasıdır.
Adliye Pratiğinde İspat Yükü ve Yargılama Usulü
Borcun üstlenilmesi davalarında görevli mahkeme, asıl borç ilişkisinin niteliğine göre belirlenir. Borç bir ticari işten kaynaklanıyorsa Asliye Ticaret Mahkemeleri, tüketici işleminden kaynaklanıyorsa Tüketici Mahkemeleri görevlidir.
Yazılı Şekil Şartı Var mıdır?
TBK sistematiğinde borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi için bir şekil şartı öngörülmemiştir. Sözleşme, tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla (açık veya örtülü) kurulabilir. Ancak, HMK m. 200 uyarınca belirli bir tutarın üzerindeki borç ilişkilerinde borcun üstlenildiğinin ispatı için yazılı delil (senet) aranacaktır.
Editörün Notu: Dış üstlenme sözleşmesi şekle bağlı olmasa da, TBK m. 198 gereği kefilin sorumluluğunun devamı için kefilin rızasının yazılı olması şarttır. Bu durum, şekilsiz bir üstlenme sözleşmesiyle kefilin sorumluluğunun devam ettirilemeyeceği anlamına gelir.
İspat Külfeti Kimdedir?
Menfi tespit davalarında kural olarak ispat yükü alacaklıdadır. Ancak, borcun üstlenilmesi bir kambiyo senedine (bono) dayanıyorsa, bono sebepten mücerret olduğu için ispat yükü yer değiştirir. Bu durumda, borcu üstlenen kişi (davacı), borcun irade fesadı altında üstlenildiğini veya borcun aslında mevcut olmadığını yazılı delille kanıtlamak zorundadır.
Borcun Üstlenilmesi ve Borca Katılma Arasındaki Fark
Yargılamalarda sıklıkla birbirine karıştırılan bir diğer müessese de "borca katılma"dır. Borca katılmada, asıl borçlu borçtan kurtulmaz; üçüncü kişi mevcut borçlunun yanına gelerek borçtan onunla birlikte müteselsilen sorumlu hale gelir.
- Borcun Üstlenilmesi: Eski borçlu kurtulur, yeni borçlu tek sorumlu olur (Borçlu değişimi).
- Borca Katılma: Eski borçlu ve yeni borçlu birlikte (müteselsilen) sorumlu kalır (Borçlu eklenmesi).
Mahkeme, tarafların iradesini yorumlarken; eğer eski borçlunun borçtan kurtarıldığına dair açık bir irade yoksa, karine olarak "borca katılma"nın gerçekleştiğini kabul etme eğilimindedir. Zira alacaklının, daha fazla borçlunun sorumlu olmasını, tek bir borçlunun değişmesine tercih edeceği varsayılır.
Borç Üstlenim Sözleşmesinin Hükümsüzlüğü ve Sonuçları
Dış üstlenme sözleşmesi herhangi bir nedenle hükümsüzleşirse (örneğin hata, hile, korkutma veya kanuna aykırılık nedeniyle iptal edilirse), eski borçlunun borcu tüm bağlı borç ve haklarıyla birlikte devam eder. TBK m. 200/1 uyarınca, dış üstlenmenin hükümsüzlüğü halinde asıl borçlu, iyiniyetli alacaklının uğradığı zarardan sorumlu olur.
Buna ek olarak, üstlenen kişi, borçlu ile arasındaki iç üstlenme sözleşmesi uyarınca kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği ölçüde asıl borçluya rücu edebilir. Ancak üstlenen, alacaklıya yaptığı ödemeleri ancak borcun geçerli bir şekilde üstlenilmiş olması kaydıyla rücu edebilir; aksi halde sebepsiz zenginleşme hükümleri devreye girer.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Borcun üstlenilmesi için asıl borçlunun rızası şart mıdır? Hayır. TBK m. 196 uyarınca dış üstlenme sözleşmesi alacaklı ile yeni borçlu arasında yapılır. Asıl borçlunun bu sözleşmeye katılması veya muvafakat vermesi geçerlilik şartı değildir. Zira borçlu, borçtan kurtarıldığı için aleyhine bir durum söz konusu olmaz.
2. Borcu üstlenen kişi, asıl borçlunun alacaklıya olan takas def'ini ileri sürebilir mi? Kural olarak hayır. TBK m. 199/2 uyarınca, dış üstlenme sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, yeni borçlu asıl borçlunun alacaklıya karşı ileri sürebileceği "kişisel savunmaları" (bu kapsamda takas hakkını) ileri süremez.
3. İcra dosyasında borçlu olmayan birinin "borcu ödemeyi taahhüt etmesi" borcun üstlenilmesi midir? Eğer bu taahhüt alacaklı tarafından kabul edilir ve asıl borçlunun borçtan kurtarıldığı (ibra edildiği) açıkça belirtilirse borcun üstlenilmesidir. Ancak asıl borçlu hala sorumlu tutuluyorsa bu işlem "borca katılma" veya "üçüncü kişinin fiilini taahhüt" olarak nitelendirilir.
4. Borcun nakli sözleşmesi iptal edilirse kefilin sorumluluğu ne olur? Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz kalırsa, eski borçlunun borcu devam eder ancak TBK m. 200/2 uyarınca, borç üstlenimiyle birlikte sona eren kefalet ve rehinler, ancak kefil veya rehin veren kişinin bu durumu bilmesi veya bilmesinin gerekmesi halinde canlanır. İyiniyetli kefilin sorumluluğu kendiliğinden geri gelmez.
Kaynakça
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 195 - 204.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.02.2022 tarihli, 2020/11-649 E., 2022/197 K. sayılı kararı.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 10.10.2022 tarihli, 2022/6070 E., 2022/7499 K. sayılı kararı.
- Hukuk Genel Kurulu, 23.06.2020 tarihli, 2017/3087 E., 2020/691 K. sayılı kararı.
- İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi, 04.03.2022 tarihli, 2018/739 E., 2022/211 K. sayılı kararı.
- Hazine ve Maliye Bakanlığı Tarafından Gerçekleştirilecek Borç Üstlenimi Hakkında Yönetmelik.
Yasal Uyarı: Bu makale, borcun üstlenilmesi müessesesine ilişkin genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut olaylara uygulanması için bir avukatın profesyonel danışmanlığına ihtiyaç duyulabilir. Hukuki süreçlerin süreleri ve sonuçları vakadan vakaya farklılık gösterebileceğinden, bu metnin içeriği profesyonel hukuki tavsiye niteliği taşımaz.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Borçlar Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.