Ziynet Eşyası Alacağı Davalarında Güncel İçtihat Değişikliği ve İspat Rejimi
Ziynet ve Eşya AlacağıYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Ziynet Eşyası Alacağı Davalarında Güncel İçtihat Değişikliği ve İspat Rejimi

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2024 yılında gerçekleştirdiği köklü içtihat değişikliği uyarınca, düğün takılarının aidiyeti artık "kadına özgü olma" ve "takılan eş" kriterlerine göre belirlenmektedir. Bu içerik, ispat yükünün yer değiştirdiği halleri, bilirkişi incelemesindeki teknik detayları ve sürpriz karar yasağı ekseninde yargılama usulünü analiz etmektedir.

Ziynet Eşyası Alacağı Davalarında Mülkiyet Karinesi ve İçtihat Değişikliği

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, uzun yıllardır sürdürdüğü "düğünde takılan her şeyin kadına ait olduğu" yönündeki yerleşik uygulamasını 2024 yılı itibarıyla sona erdirmiştir. Güncel yargı pratiğinde, taraflar arasında aksine bir anlaşma veya yerel örf ve adet ispatlanamadığı sürece, ziynet eşyalarının aidiyeti "eşlere takılma" ve "cinsiyete özgü olma" kriterlerine göre tayin edilmektedir. Bu yeni yaklaşım, toplumsal geleneklerin değişimi ve ekonomik ilişkilerin dinamik yapısı gerekçe gösterilerek tesis edilmiştir.

Yeni ilkesel kararlara göre; kadına takılan tüm ziynet eşyaları ile erkeğe takılan ancak "kadına özgü" (bilezik, küpe, gerdanlık vb.) nitelikte olanlar kadına aittir. Erkeğe takılan ve "erkeğe özgü" olanlar ile her iki cinsin kullanımına uygun olup (çeyrek altın, tam altın, döviz, nakit para vb.) erkeğe takılanlar ise erkeğe ait kabul edilmektedir. Takı sandığına veya torbasına konulan ve kime takıldığı belirlenemeyen ziynetlerde ise cinsiyete özgü olma kriteri baskın gelmekte, bu kriterle de ayrıştırılamayan değerler ortak mülkiyet hükmünde değerlendirilmektedir.

"Dairemizin önceki içtihatları, 'aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın bunların hepsi kadına ait sayılır' yönünde idi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması... dikkate alınarak, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; ...erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2025/469 - Karar No: 2025/2669

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2025/469 E. , 2025/2669 K.

Sürpriz Karar Yasağı ve Adil Yargılanma Hakkı İlişkisi

İçtihat değişikliğinin devam eden davalara etkisi, Anayasa Mahkemesi'nin "sürpriz karar yasağı" ilkeleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Yargılamanın başında eski içtihada güvenerek delil sunan tarafların, karar aşamasında yeni içtihatla karşılaşması, hukuki güvenlik ilkesini zedeleyebilir. Bu nedenle, mahkemelerin taraflara yeni içtihat doğrultusunda iddia ve savunmalarını genişletme veya delil sunma imkanı tanıması zorunludur.

Yerel Örf ve Adetin İspatı Şartı

Yargıtay'ın yeni ilkesel kararı, yerel örf ve adetin varlığı durumunda bu kuralın öncelikle uygulanacağını belirtmektedir. Ancak adliye pratiğinde, tarafların sadece "bizim orada gelenek böyledir" şeklindeki beyanları yeterli görülmemektedir. Yerel örfün, tarafların sosyal çevresinde genel kabul görmüş, süreklilik arz eden ve mülkiyeti doğrudan belirleyen bir kural olduğu, uzman bilirkişiler veya mahalli tanıklarla kesin olarak ispatlanmalıdır.

Ziynet Eşyasının Hukuki Niteliği ve TMK m. 220 Kapsamında Kişisel Mal Statüsü

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 220 uyarınca, eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşyalar kanun gereği kişisel maldır. Ziynet eşyaları, nitelikleri gereği süs eşyası olmaları ve genellikle belirli bir cinsiyete özgülenmiş olmaları nedeniyle bu kapsamda değerlendirilir. Bu durum, mal rejimi tasfiyesi davalarında ziynetlerin paylaşım dışı bırakılmasının temel yasal dayanağını oluşturur.

Bir eşyanın kişisel mal sayılabilmesi için sadece o eşin kullanımına özgülenmiş olması yeterlidir. Düğünde takılan mücevherat, saat, takı seti ve benzeri objeler, TMK m. 220/1 bendi uyarınca "yalnız kişisel kullanıma yarayan eşya" sınıfına girer. Bu noktada önemli olan, ziynetin ekonomik değerinden ziyade, kullanım amacının şahsi olmasıdır. Ancak yatırım amacıyla alınan ve tarafların ortak kararıyla muhafaza edilen altınların statüsü, somut olayın özelliklerine göre "edinilmiş mal" riski taşıyabilir.

"4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 220 nci maddesinde; 'Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır: 1-Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya...' Kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar... gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan... mallar 4721 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2025/2115 - Karar No: 2025/3346

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2025/2115 E. , 2025/3346 K.

Karşılıksız Kazanma Yoluyla Elde Edilen Değerler

TMK m. 220/2 uyarınca, bir eşin sonradan karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri de kişisel maldır. Düğünde takılan ziynetler, bağış (hibe) niteliğinde olup, eşlere yönelik bir karşılıksız kazandırmadır. Dolayısıyla, düğün takıları hem "kişisel kullanıma yarayan eşya" olması hem de "karşılıksız kazanma" yoluyla edinilmesi nedeniyle çifte koruma altındadır ve tasfiye masasına dahil edilmez.

Kişisel Mal Yerine Geçen Değerler (TMK m. 220/4)

Ziynet eşyalarının bozdurulup ev, araç alımında kullanılması veya bir borcun ödenmesinde sarf edilmesi durumunda, söz konusu ziynetlerin değeri "kişisel mal yerine geçen değer" statüsüne geçer. Eğer bu harcama bir bağış iradesiyle (iade edilmemek üzere) yapılmamışsa, ziyneti bozdurulan eş, mal rejimi tasfiyesinde veya bağımsız bir alacak davasında bu bedelin iadesini talep etme hakkına sahiptir.

İspat Külfeti ve Hayatın Olağan Akışı Karinesi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190 ve TMK m. 6 uyarınca, ispat yükü iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Ziynet eşyası davalarında genel kural, bu eşyaların kadının zilyetliğinde ve himayesinde bulunduğudur. Kadın eş, ziynetlerin kendisinde olmadığını, erkek tarafından zorla elinden alındığını veya evden ayrılırken götürmesine engel olunduğunu ispatla yükümlüdür.

Ancak bu genel karinenin istisnaları mevcuttur. Eğer kadın eş, ortak konuttan şiddet görerek, zorla veya ani bir baskınla (örneğin gece yarısı sokağa atılarak) ayrılmak zorunda kalmışsa, ziynetleri yanına almasının hayatın olağan akışına göre mümkün olmadığı kabul edilir. Bu durumda ispat yükü yer değiştirir ve ziynetlerin kadında olduğunu veya kadına iade edildiğini ispat etme külfeti erkek eşe geçer.

"Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır... Ancak, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre davacı kadının ziynet eşyalarının güvenlik gerekçesi ile elinden alınarak kendisine iade edilmediğini tanık beyanlarıyla ispatladığı anlaşılmaktadır."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/2495 - Karar No: 2024/2579

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2024/2495 E. , 2024/2579 K.

Zilyetliğin Terk Edilmediğinin İspatı

Kadın eşin evden ayrılış biçimi, ziynet alacağı davasının kaderini belirleyen en kritik usul unsurudur. Kendi rızasıyla, eşyalarını toplayarak veya ailesinin yardımıyla planlı şekilde evden ayrılan kadının, ziynetleri de beraberinde götürdüğü varsayılır. Bu varsayımın aksini ispatlamak için kadının; ziynetlerin kasada saklandığını, anahtarının erkekte olduğunu veya ziynetlerin daha önce bozdurulduğunu somut delillerle ortaya koyması gerekir.

İspat Yükünün Yer Değiştirdiği Spesifik Haller

Yargıtay içtihatlarında, ispat yükünün kadından erkeğe geçtiği durumlar sınırlı sayıda olmamakla birlikte sıklıkla karşımıza çıkanlar şunlardır: - Kadının darp edilerek evden çıkarılması ve eşyalarını almasına izin verilmemesi. - Ziynetlerin erkeğin ailesine ait bir kasada muhafaza edildiğinin tanık veya belgeyle sabit olması. - Erkeğin, ziynetlerin kendisinde olduğunu veya bir yatırımda kullandığını mahkeme huzurunda veya dışındaki ikrarları.

Düğün Videoları ve Fotoğrafların Delil Değeri ile Bilirkişi İncelemesi

Adliye pratiğinde ziynet eşyası davalarının omurgasını düğün görüntüleri oluşturur. Bu kayıtlar, sadece takıların varlığını değil, aynı zamanda kime takıldığını da ispatlayan en güçlü delillerdir. Mahkemeler, bu kayıtları teknik bilirkişilere (genellikle kuyumcu bilirkişi ve teknik uzman) tevdi ederek, takılan her bir objenin cinsini, ayarını, yaklaşık gramajını ve en önemlisi "kimin üzerine" takıldığını tek tek tespit ettirir.

Ziynet davasında düğün videosu bilirkişi incelemesi kurgusu.

Bilirkişi incelemesinde dikkat edilen husus, görüntülerin netliği ve takı merasimi sırasındaki anonslardır. Anonslarda takının kime yönelik verildiği belirtiliyorsa, mülkiyetin tespiti bu beyanlara göre yapılır. Eğer anons yoksa, takının fiziksel olarak damada mı yoksa geline mi takıldığına bakılır. Takılan nesne bir torbaya veya sandığa atılıyorsa, yeni içtihat uyarınca bu nesnenin "cinsiyete özgü" olup olmadığı incelenir.

"Davacı kadın tarafından dosyaya sunulan düğün görüntülerini içerir CD'nin teknik bilirkişi ile yapılan çözümlemesinde erkeğe 31 adet çeyrek altın takıldığı tespit edilmiştir... erkeğe takılan 10 adet çeyrek altının erkeğe ait olduğunun kabulü gerekir. Sadece 12 adet çeyrek altın ve bilezikler yönünden kısmen kabul kararı verilmesi gerekirken tüm çeyrek altınların kadına ait olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/5797 - Karar No: 2024/10388

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2024/5797 E. , 2024/10388 K.

Kuyumcu Bilirkişi Raporlarının Teknik Kriterleri

Kuyumcu bilirkişi raporu, ziynetlerin dava tarihindeki (veya aynen iade mümkün değilse karar tarihindeki) piyasa değerlerini içermelidir. Raporda her bir ziynet eşyasının işçilikli olup olmadığı, ayarı (14 ayar, 22 ayar vb.) ve gramajı netleştirilmelidir. Özellikle "set takımı" veya "kelepçe bilezik" gibi ifadeler yerine, bu eşyaların gram bazında karşılıkları belirtilerek tereddüde yer bırakılmamalıdır.

Görüntü Kayıtlarının Sıhhati ve İtiraz Süreçleri

Taraflar, bilirkişi raporundaki tespitlere karşı HMK uyarınca iki haftalık kesin süre içinde itiraz etme hakkına sahiptir. İtirazlarda; takıların gramajının yanlış hesaplandığı, bazı takıların mükerrer sayıldığı veya görüntülerin net olmadığı gibi somut hususlar ileri sürülmelidir. Mahkeme, ciddi bir itiraz durumunda ek rapor alabileceği gibi, farklı bir bilirkişi heyetinden de görüş alabilir.

Ziynetlerin Bozdurulması ve "İade Şartı" Karinesi

Evlilik birliği içerisinde ziynet eşyalarının bozdurularak harcanması (borç ödeme, araç/ev alımı vb.) sık karşılaşılan bir durumdur. Yargıtay'ın istikrarlı görüşüne göre, ziynetlerin bozdurularak harcanması durumunda, bu değerlerin kadın eş tarafından "iade edilmemek üzere bağışlandığı" ispatlanmadığı sürece, erkek eşin iade yükümlülüğü devam eder. Bağış iradesinin varlığı, hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, bunu iddia eden erkek eş ispatla yükümlüdür.

Eğer ziynetler erkeğin ailesinin borçları için veya erkeğin iş kurması için bozdurulmuşsa, kadının buna rıza göstermesi, iade hakkından vazgeçtiği anlamına gelmez. Kadının "altınlarımı al, borcunu öde" demesi, hukuken bir hibe değil, genellikle bir tür "karz" (ödünç) veya "vekalet" ilişkisi olarak yorumlanır. Bu durumda kadın, boşanma davası ile birlikte veya bağımsız bir davayla bu değerlerin aynen iadesini veya bedelini talep edebilir.

"Davacının iddiasının evlilik birliği içerisinde ziynet eşyalarının elinden alınıp iade edilmediğine ilişkin olduğu... davalının babası tarafından altınların davalıların ailesinin borçları nedeni ile bozdurulduğunu söylediği... davacının düğünde takılan ziynetlerin varlığını ve davalı tarafından alınarak bozdurulduğunu şüpheye yer vermeyecek şekilde kanıtladığı gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/2495 - Karar No: 2024/2579

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2024/2495 E. , 2024/2579 K.

Araç ve Taşınmaz Alımında Kullanılan Ziynetler

Ziynetlerin bozdurulup bir malvarlığı değerine dönüştürülmesi durumunda, bu malın mülkiyetinin kimin adına tescil edildiği iade yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Örneğin, kadının altınları bozdurularak alınan aracın erkeğin adına tescil edilmesi, kadının bu altınları bağışladığına dair tek başına delil teşkil etmez. Kadın, bu miktarın kendi kişisel malı olduğunu ileri sürerek bedelini talep edebilir.

"İyi ki altınları vermemişiz" Beyanının İspat Gücü

Yargıtay kararlarında, tarafların veya ailelerinin ikrar niteliğindeki beyanlarına büyük önem verilir. Örneğin, erkeğin annesinin "altınları size vermedik, çarçur ederdiniz" şeklindeki beyanı, ziynetlerin erkekte veya ailesinde kaldığına dair güçlü bir delil olarak kabul edilmektedir. Bu tür beyanlar, ispat yükünü tamamen erkeğin üzerine yıkan "ikrar" mahiyetinde değerlendirilebilir.

Çeyiz Senedi ve Yazılı Delille İspatın Avantajları

Çeyiz senedi, evlilik birliği kurulurken geline ait eşyaların ve ziynetlerin listelendiği, taraflarca imzalanan yazılı bir belgedir. Bu belge, mülkiyetin tespiti açısından tanık beyanlarından çok daha üstün bir ispat gücüne sahiptir. Usulüne uygun düzenlenmiş ve imza itirazına uğramamış bir çeyiz senedi, içindeki ziynetlerin varlığı ve kadına ait olduğu konusunda kesin delil başlangıcı teşkil eder.

Hukuki geçerliliği olan bir çeyiz senedi dökümantasyonu.

Çeyiz senedinde yer alan eşyaların teslim edildiğine dair karine mevcuttur. Eğer senette imzası bulunan erkek eş, bu eşyaların kendisine teslim edilmediğini veya kadının giderken yanında götürdüğünü iddia ediyorsa, bu iddiasını yine yazılı delille veya çok güçlü yan delillerle ispat etmelidir. Ancak senedin zorla imzalatıldığı (ikrah) iddiası sıklıkla ileri sürülse de, bu durumun ispatı oldukça güçtür.

"02.07.2010 tarihinde çeyiz senedi düzenlendiği ve bu senetteki ziynet ve çeyiz eşyalarının davalı eş ... ile muris kayınbaba ...'a teslim edildiği belirlendiği... ziynet eşyalarının davalı tarafça alınıp bozdurulduğu ve davalı eş ...'ın hesabına yatırıldığı anlaşılmış olup, bu suretle davacının ziynet eşyalarının iadesine yönelik talebinin kabulüne karar vermek gerektiği..."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/310 - Karar No: 2024/7952

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2024/310 E. , 2024/7952 K.

Çeyiz Senedinde İmza İtirazı ve Sahtelik İncelemesi

Davalının senedin altındaki imzayı inkar etmesi durumunda, mahkemece HMK m. 208-211 uyarınca imza incelemesi yaptırılır. Özellikle vefat eden bir şahsın (örneğin kayınbaba) imzası söz konusuysa, mukayeseye esas imza örneklerinin bulunamaması senedin ispat gücünü zayıflatabilir. İmza incelemesi sonucunda imzanın aidiyeti kesinleşirse, senet içeriği aksi ispatlanana kadar geçerli kabul edilir.

Çeyiz Senedi ve Zamanaşımı İlişkisi

Ziynet eşyalarının iadesi talebi, mülkiyet hakkına dayalı bir istihkak davası niteliğinde olduğundan, eşyalar aynen mevcutsa herhangi bir zamanaşımına tabi değildir. Ancak eşyalar bozdurulmuş veya elden çıkarılmışsa, talep tazminat (bedel) davasına dönüşür. Çeyiz senedine dayalı alacak taleplerinde genel olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmakla birlikte, bu sürenin başlangıcı boşanma kararının kesinleştiği tarihtir.

Yargıtay İçtihatları Arasındaki Uygulama Farklılıkları ve Karşılaştırma

2024 yılı öncesi ve sonrası uygulamalar, özellikle "erkeğe takılan ziynetler" ve "cinsiyete özgü olmayan değerler" açısından taban tabana zıttır. Bu durum, derdest davalarda hangi kuralın uygulanacağı konusunda ciddi bir usul tartışması yaratmıştır. Aşağıdaki tablo, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin eski ve yeni görüşü arasındaki temel farkları özetlemektedir:

2024 Yargıtay ziynet içtihat değişikliği karşılaştırma görseli.

Kriter 2024 Öncesi (Eski İçtihat) 2024 ve Sonrası (Yeni İçtihat)
Kadına Takılan Takılar Kayıtsız şartsız kadına aittir. Kadına aittir.
Erkeğe Takılan Takılar Aksine adet yoksa kadına aittir. Erkeğe aittir (Kadına özgü olanlar hariç).
Kadına Özgü Ziynet (Bilezik vb.) Kadına aittir. Kime takılırsa takılsın kadına aittir.
Çeyrek/Tam Altın/Döviz Erkeğe takılsa dahi kadına aittir. Kime takıldıysa ona aittir.
Takı Sandığına Konulanlar Kadına aittir. Cinsiyete özgü değilse ortaktır.
Bağış Karinesi İade şartıyla verildiği varsayılır. İade şartıyla verildiği varsayılır.

Bölge Adliye Mahkemelerinin Yaklaşımı

Bölge Adliye Mahkemeleri (BAM), Yargıtay'ın bu radikal dönüşümüne uyum sağlamakla birlikte, "hukuki belirlilik" ilkesi gereği, yerel mahkemelerin taraflara yeni duruma göre delil sunma imkanı verip vermediğini titizlikle denetlemektedir. BAM kararlarında, sırf yeni içtihat çıktı diye savunma hakkı kısıtlanarak verilen kararlar "bozma" sebebi sayılmaktadır.

İçtihat Aykırılıklarının Giderilmesi Süreci

Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararları, daireler arasındaki veya dairenin kendi içindeki görüş değişikliklerinde nihai denetim merciidir. Şu anki uygulama, 2. Hukuk Dairesi'nin yeni görüşü yönünde konsolide olmuştur. Profesyonel hukukçuların, dilekçelerinde mutlaka 2024/5704 E. sayılı emsal ilamı referans göstererek güncel kriterlere göre talep oluşturması gerekmektedir.

Belirsiz Alacak Davası ve Harçlandırma Usulü

Ziynet eşyası davaları, davanın açıldığı tarihte ziynetlerin miktarının ve değerinin tam olarak bilinememesi (düğün videosu çözümlemesi yapılmadan önce) nedeniyle genellikle "belirsiz alacak davası" olarak açılır. HMK m. 107 uyarınca açılan bu davada davacı, başlangıçta asgari bir tutar (örneğin 10.000 TL) üzerinden harç yatırır. Bilirkişi raporu geldikten sonra ise alacağını tam ve kesin olarak belirleyerek eksik harcı tamamlar.

Harçlandırma aşamasında dikkat edilmesi gereken en önemli husus, ziynetlerin "aynen iadesi" mi yoksa "bedelinin tahsili" mi istendiğidir. Eğer bedel isteniyorsa, dava tarihindeki değerler üzerinden nispi harç yatırılmalıdır. Uygulamada, "aynen iade, mümkün olmazsa bedel" şeklinde terditli talep oluşturulması, hak kaybını önlemek adına en güvenli yoldur.

"Mahkemece ilk kararda ziynetlerin aynen iadesine, olmadığı takdirde taleple bağlı kalınarak 20.000,00 TL'nin kadına verilmesine karar verilmiş... Dairemiz 07.12.2023 tarihli ilamı ile kadının birleşen davasının belirsiz alacak davası olarak açıldığı, buna göre Mahkemece belirli hale geldiği anın tespit edilerek davalı-davacı kadına talebini belirlemesi için süre verilmesi gerekirken taleple bağlı kalınarak hüküm kurulmasının doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir."

Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/10540 - Karar No: 2025/2844

Belgeyi Gör: 2. Hukuk Dairesi 2024/10540 E. , 2025/2844 K.

Islah ve Faiz Başlangıcı

Belirsiz alacak davasında faiz, davanın en başında talep edilen kısım için dava tarihinden, artırılan (belirlenen) kısım için ise yine dava tarihinden itibaren işlemeye başlar. Ancak dava "kısmi dava" olarak açılmışsa, artırılan kısım için faiz ıslah tarihinden itibaren başlar. Bu nedenle davanın hukuki niteliğinin dilekçede açıkça "belirsiz alacak davası" olarak belirtilmesi, faiz geliri açısından kritik önemdedir.

Temyiz Kesinlik Sınırı ve Nispi Harçlar

Ziynet alacağı davalarında Bölge Adliye Mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurabilmek için, reddedilen veya kabul edilen miktarın karar tarihindeki kesinlik sınırını (2025-2026 yılları için belirlenen güncel limitler) aşması gerekir. Ayrıca, temyiz dilekçesi verilirken nispi temyiz karar harcının dörtte birinin peşin yatırılması zorunludur; aksi takdirde Mahkemece HMK m. 344 uyarınca eksikliğin tamamlanması için muhtıra çıkarılır.

Yemin Delili ve İspat Kademeleri

Ziynetlerin varlığı veya karşı tarafta kaldığı konusunda hiçbir somut delil (tanık, video, senet) bulunmaması durumunda, tarafların başvurabileceği son çare "yemin" delilidir. HMK m. 225-239 hükümleri uyarınca, ispat yükü kendisinde olan taraf, iddiasının doğruluğu konusunda diğer tarafa yemin teklif edebilir. Eğer karşı taraf yemin etmekten kaçınırsa (yemin davetine icabet etmez veya yemini eda etmezse), iddia edilen vakıa ispatlanmış sayılır.

Yargıtay, mahkemelerin kendiliğinden (re'sen) yemin teklif etmesini "tamamlayıcı yemin" kapsamında değerlendirmekte ancak ispat yükünün yer değiştirdiği hassas dengelerde bu yetkinin dikkatli kullanılması gerektiğini vurgulamaktadır. Davacı taraf, delil listesinde "her türlü yasal delil" ifadesini kullanmışsa, bu ifade yemin delilini de kapsar ve mahkemenin yemin teklif etme hakkını hatırlatması zorunludur.

"Davacı, delil listesinde açıkça yemin deliline de dayanmış olduğundan davacıya, ziynetlerin elinden alındığı, davalı tarafta kaldığı konusunda yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir."

Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/16547 - Karar No: 2014/1205

Belgeyi Gör: 3. Hukuk Dairesi 2013/16547 E. , 2014/1205 K.

Yemin Teklif Etme Hakkından Vazgeçme

Yargılama sırasında davacı vekilinin "yemin teklif etmeyeceğiz, mevcut delillere göre karar verilsin" şeklinde beyanda bulunması, yemin hakkından feragat niteliğindedir. Bu durumda, daha sonra üst mahkemede "bize yemin hakkı hatırlatılmadı" şeklinde bir bozma nedeni ileri sürülemez. Profesyonel pratikte, tanık beyanlarının zayıf kaldığı noktalarda yemin teklifi, davanın kazanılması için stratejik bir hamle olabilir.

Yemin Metninin Hazırlanması ve Eda Edilmesi

Yemin metni, uyuşmazlık konusunu doğrudan kapsayacak netlikte olmalıdır. Örneğin: "Düğünde takılan 10 adet bileziği eşimden geri iade etmek üzere almadığıma, bu altınların bende kalmadığına namusum ve şerefim üzerine yemin ederim." şeklindeki bir metin, davanın temel vakıasını doğrudan sorgular. Yemin eda edildikten sonra, aksinin ispatı ancak kesin delillerle (ikrar, senet vb.) mümkün olabilir.

Ziynet Alacağı Davalarında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Ziynet eşyalarının iadesi veya bedelinin tahsili davalarında görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri, Aile Mahkemesi sıfatıyla bu davalara bakmakla görevlidir. Görev kamu düzenine ilişkin olup, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir.

Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralları (HMK m. 6) uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesidir. Ancak bu davalar genellikle boşanma davası ile birlikte açıldığından, TMK m. 168 uyarınca "eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer" mahkemesi de yetkili hale gelmektedir. Boşanma davası kesinleştikten sonra açılan bağımsız bir ziynet davasında ise genel yetki kuralı geçerlidir.

Arabuluculuk Şartı ve Ziynet Talepleri

7445 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler kapsamında, aile hukukundan doğan bazı uyuşmazlıklarda arabuluculuk şartı getirilmişse de; boşanma ve buna bağlı ziynet alacağı talepleri doğrudan dava şartı arabuluculuğa tabi değildir. Ancak taraflar ihtiyari olarak arabulucuya gidip bir anlaşma tutanağı düzenleyebilirler. Bu tutanak icra edilebilirlik şerhi alındığında ilam niteliğinde belge sayılır.

Yurt Dışında Görülen Boşanma Davalarının Etkisi

Taraflar yurt dışında boşanmışlarsa, ziynet alacağı davası Türkiye'de açılabilir. Bu durumda, yabancı mahkeme ilamının Türkiye'de tanınması veya tenfizi ziynet davası için bir ön şart değildir; ancak mülkiyetin tespiti açısından boşanmanın kesinleşmiş olması, ziynetlerin iade edilip edilmediğinin tespiti noktasında önem arz eder.

Adliye Pratiğinde Uygulama Notları ve Risk Analizi

Ziynet eşyası davası açacak olan hukukçuların, davanın ispatı ve tahsili sürecinde karşılaşılabilecek riskleri minimize etmek adına aşağıdaki adımları izlemesi önerilir:

1. İhtiyati Tedbir Talebi: Davalının ziynetleri elden çıkarma veya banka hesabındaki parayı kaçırma riski varsa, dava dilekçesiyle birlikte banka kasalarına ve hesaplarına ihtiyati tedbir konulması talep edilmelidir. Yargıtay HGK'nın bir kararında, banka kasasının tedbir kararından hemen önce, alışılmadık bir saatte açılmış olması, ziynetlerin kaçırıldığına dair karine olarak kabul edilmiştir (Kaynak 11).

2. Tanık Seçimi: Sadece "altınlar takıldı" diyen tanıklar yerine, altınların bozdurulduğuna şahit olan, erkeğin borç ödeme konuşmalarını duyan veya kadının evden kovulma anına vakıf olan görgü tanıklarının bildirilmesi ispat gücünü artırır.

3. Bilirkişi Raporuna İtiraz: Kuyumcu bilirkişi raporu geldiğinde, altınların ayar ve gramajlarının güncel piyasa verileriyle uyumu kontrol edilmelidir. Özellikle işçilik maliyetlerinin (bileziklerdeki işçilik farkı vb.) doğru hesaplanıp hesaplanmadığı teknik bir risk alanıdır.

4. Islah Süresine Dikkat: Belirsiz alacak davasında bilirkişi raporu tebliğ edildikten sonra, alacağın belirlenmesi için mahkemenin verdiği süreye (veya HMK'daki genel sürelere) titizlikle uyulmalıdır. Sürenin geçirilmesi, davanın asgari miktar üzerinden karara bağlanmasına neden olabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Erkeğe takılan paralar ve çeyrek altınlar yeni içtihat uyarınca kesin olarak erkeğin midir? Hayır, "kesin" değildir. Eğer taraflar arasında veya o yörede düğünde takılan her şeyin kadına ait olacağına dair bir anlaşma veya ispatlanmış bir yerel adet varsa, öncelik bu kuraldadır. Ancak böyle bir ispat yoksa, erkeğe takılan ve her iki cinse de özgü olmayan (para, altın vb.) değerler artık erkeğin sayılmaktadır.

2. Kadının ziynetleri bozdurup evin mutfak masraflarına harcaması durumunda iade istenir mi? Evet, istenir. Evin ortak giderleri (kira, mutfak, fatura) için kullanılan ziynetler de "iade edilmemek üzere bağışlandığı" ispatlanmadıkça erkekte alacak olarak kalır. Erkeğin, ailenin geçimini sağlama yükümlülüğü (TMK m. 186/3) asıl olduğundan, kadının kişisel malından yaptığı bu harcamalar iadeye tabidir.

3. Ziynet eşyası davası, boşanma davası ile birlikte mi yoksa ayrı mı açılmalıdır? Her iki durum da mümkündür. Birlikte açılması (terditli veya bağımsız talepli) yargılama ekonomisi sağlar. Ancak ziynet alacağının harcı, boşanma davasının harcından ayrı olarak (nispi değer üzerinden) yatırılmalıdır. Boşanma davası devam ederken de her zaman "birleşen dava" şeklinde açılabilir.

4. Düğünden sonra takılan takıların durumu nedir? Evlilik birliği içerisinde bayramlarda, doğumda veya yıldönümlerinde takılan takılar da TMK m. 220 kapsamında "karşılıksız kazandırma" yoluyla edinilen kişisel maldır. Bu takılar da düğün takılarıyla aynı ispat ve iade rejimine tabidir.

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 6, 168, 186, 220, 222, 226.
  • 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107, 190, 208-211, 225-239, 341, 344, 362.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/9259, Karar No: 2025/1648.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/310, Karar No: 2024/7952.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2025/469, Karar No: 2025/2669.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/2495, Karar No: 2024/2579.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Esas No: 2024/10540, Karar No: 2025/2844.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2010/6-46, Karar No: 2010/75.

Yasal Uyarı: Bu makale, ziynet eşyası davalarındaki güncel yargısal eğilimleri ve usul kurallarını profesyonel hukukçulara aktarmak amacıyla genel bilgilendirme mahiyetinde hazırlanmıştır. Her hukuki uyuşmazlık kendi somut dinamiklerine sahiptir; bu nedenle içerikteki bilgiler profesyonel hukuki danışmanlık yerine ikame edilemez ve doğrudan somut olaya uygulanması hak kaybına yol açabilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Aile Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
Ziynet Eşyası Alacağı Davalarında Güncel İçtihat Değişikliği ve İspat Rejimi | EmsalDava