ictihat
2. Hukuk Dairesi 2025/2115 E. , 2025/3346 K.
# 2. Hukuk Dairesi 2025/2115 E. , 2025/3346 K.
2. Hukuk Dairesi 2025/2115 E. , 2025/3346 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/357 E., 2024/715 K.
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma - Ziynet Alacağı
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ortaca 2. Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi
SAYISI : 2017/523 E., 2020/352 K.
Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek vekili tarafından kadının davasının kabulü, kusur belirlemesi, tazminatlar ve ziynet alacağı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı-karşı davalı erkeğin aşağıdaki bentler kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir.
2.Taraflarca karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılamasında İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş, taraflarca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince kusura ilişkin gerekçenin düzeltilerek erkeğin ağır kusurlu olduğuna karar verilmiş, karar davacı-karşı davalı erkek vekilince temyiz edilmiştir. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince erkeğin kusurunun kadına nazaran daha ağır olduğuna kanaatle hüküm verilmiş ise de, Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davacı-karşı davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir.
3.Yukarıda belirtildiği üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurlu olup eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemez. Davalı-karşı davacı kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilme (TMK md. 174/1-2) koşulları oluşmamıştır. O halde hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-karşı davacı kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
4.Davacı-karşı davalı erkeğin ziynet alacağı davası yönünden temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Ziynet; altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış olup; insanlar tarafından takılan süs eşyası olarak tanımlanmaktadır (Yılmaz, E., Hukuk Sözlüğü, Ankara 2011, s. 1529). Ziynet eşyasını evlilik münasebetiyle gelin ve damada verilen hediyeler olarak tanımlamak mümkündür. Bu bağlamda, bilezik, altın kelepçe, kolye, gerdanlık, takı seti, bileklik, saat, küpe ve yüzük gibi takılar, ziynet eşyası olarak kabul edilmektedir (Sağıroğlu, M.Ş., Ziynet Davaları, İstanbul 2013, s.3). Bu noktada “kişisel mal” kavramının yasal olarak nasıl düzenlendiği üzerinde durulmalıdır:
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinde;
“Aşağıda sayılanlar, kanun gereğince kişisel maldır:
1-Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya,
2-Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi birşekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri,
3-Manevî tazminat alacakları,
4-Kişisel mallar yerine geçen değerler.” Kişisel mal olarak sayılmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, eşlere ilişkin her türlü giyim eşyası, mücevher, saat, takılar, spor araç ve gereçleri, cep telefonları, gözlük, makyaj malzemesi gibi sadece kişisel kullanıma yönelik kural olarak taşınırlardan oluşan, istisnai olarak taşınmaz mallar 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 220 nci maddesinin birinci fıkrasına göre o eşin kişisel malıdır (Dural, M., Öğüz T., Gümüş M.A., Türk Özel Hukuku, C.III, Aile Hukuku, s.218)." düzenlemesi yer almaktadır.
Dairemizin önceki içtihatları, "aksine bir anlaşma ya da örf âdet kuralı olmadığı takdirde, düğünde kim tarafından hangi eşe ne verilirse verilsin, ne takılırsa takılsın (ziynet eşyası, altın, döviz, TL vs.) bunların hepsi kadına ait sayılır" yönünde idi. Ancak toplumuzun gelenek ve göreneklerinin zamanla değişikliğe uğraması, ekonomik ve hukuksal ilişkilerin dinamik yapısı ve özellikle; düğünlerde kadına özgü ziynet eşyalarının dışında, ortak bir yaşam kurma aşamasında olan eşlere maddî katkı sağlamak amacıyla, ekonomik değeri olan başka şeylerin de takılması/verilmesi dikkate alınarak, düğünde eşlere takılan/verilen ve ekonomik değeri olan eşyalarla ilgili davalarda, Dairemizin içtihatlarında değişikliğe gidilmesi zorunluluğu doğmuştur. Bu konuda Dairemizin ilkesel nitelikteki yeni görüşüne göre; taraflar arasında ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda anlaşma mevcut ise paylaşım bu anlaşmaya göre gerçekleştirilir. Ziynet eşyalarının paylaşımı konusunda taraflar arasında anlaşma bulunmadığı takdirde yerel örf ve adetin varlığı iddia ve ispat edilirse bu kurala göre paylaşım gerçekleştirilir. Aksi takdirde erkeğe ve kadına takılan/verilen ve ekonomik değer taşıyan her şey kural olarak kendilerine aittir. Ne var ki takılar içinde karşı cinse özgü (kadına ya da erkeğe özgü) bir şey varsa o cinse verilmiş sayılır. Özgü olma konusunda çekişme varsa ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yapılmalıdır. Bilirkişi incelemesi sonucunda o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse o şey takılan/verilen eşe ait olur. Takı sandığı/torbasına konulan ekonomik değer taşıyan şeyin aidiyeti konusunda; konulan şey kadına ya da erkeğe özgü bir şey ise o cinse verilmiş sayılır, o şeyin her iki cinse özgü olduğu belirlenmişse ortak kabul edilmelidir. Uyuşmazlık, tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınarak bu ilkeler doğrultusunda çözülmelidir.
Hemen belirtilmelidir ki, ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. (6100 sayılı Kanun md.190) Diğer taraftan 4721 sayılı Kanun'un 222 inci maddesinin birinci fıkrasında da yine aynı Kanunun 6 ncı maddesi ile paralellik gösteren “Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür” şeklindeki düzenleme ile de ispat yükünün kime ait olduğu hususu gösterilmiştir. Ziynet alacağı davalarında da olağan olan kadına özgü ziynet eşyalarının kadın eşin himayesinde bulunmasıdır. Bunun aksini iddia eden kadın eş iddiasını ispatla mükelleftir. Ziynet eşyası davasında dava konusu altınların varlığı ve bu altınların kadın eşte olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde ispatlanmalıdır.
Diğer yandan, "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir" (6100 sayılı Kanun md. 26/1)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı-karşı davacı kadın karşı davası ile düğünde takılan takıların tamamının erkeğin ailesi tarafından alındığını ve daha sonra banka kasasına konulduğunu iddia ederek takıların aynen iadesini talep etmiş, davacı-karşı davalı erkek ise süresinde sunduğu cevap dilekçesi ile kadına takılan ziynet eşyalarının kadında olduğunu ve sadece kendisine takılan takıları kendi ismine açtırdığı kasaya koyduğunu, kendisine takılan takıların kadına ait sayılamayacağını savunmuştur. Davalı-karşı davacı kadının ziynetlerin varlığının ispatı için dosyaya ibraz ettiği CD'nin yapılan incelemesi sonucu hazırlanan bilirkişi raporunda "taraflara" takılan tüm takıların cins ve adetleri ile değerleri belirlenmiş, davalı-karşı davacı kadın tarafından belirlenen bu bedel üzerinden eksik harç tamamlanmakla, Mahkemece kadının kendisinde olduğunu beyan ettiği 3 adet kolye, 1 adet bileklik 50,00 paunt ve 10,00 dolar dışında kalan bütün (kadın ve erkeğe takılan) ziynetlerin kadına iadesine karar verilmiştir. Ancak yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere taraflara takılan takıların "tümünün" kadına ait olduğu kabulü ile hüküm verilmesi hatalıdır. Davacı-karşı davalı erkeğin cevap dilekçesi uyarınca erkeğe ve kadına takılan ziynetlerin ayrı ayrı belirlenmesi amacıyla yeniden bilirkişi incelemesi de yaptırılarak Dairemiz görüşü de dikkate alınmak suretiyle yeniden hüküm verilmesi gerektiğinden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda belirtildiği üzere kusur belirlemesi ve kadın yararına hükmedilen tazminatlar ile ziynet alacağı davası yönünden BOZULMASINA, ziynet alacağı davasındaki bozma sebebine göre ziynet alacağı davasına yönelik sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
2.Davacı-davalı erkeğin boşanma davası yönünden sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan bölümlerinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Temyiz peşin harcının istek halinde yatırana iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.