
Türk Ceza Kanunu Madde 230 Kapsamında Birden Çok Evlilik ve Hileli Evlenme Suçlarının İçtihat Eksenli Analizi
5237 sayılı TCK’nın 230. maddesinde düzenlenen aile düzenine karşı suçlar, resmi evlilik bağı devam ederken ikinci bir evlilik işlemi yaptırılmasını yaptırıma bağlar. Anayasa Mahkemesi’nin 2015/51 sayılı iptal kararı sonrası dinsel törenlerin suç kapsamından çıkarılması, suçun maddi unsurlarını yalnızca resmi işlemlerle sınırlandırmış ve zamanaşımı başlangıcını evlenmenin iptali kararının kesinleşmesine bağlamıştır.
TCK 230 Kapsamında Aile Düzenine Karşı Suçların Güncel Hukuki Rejimi
Türk Ceza Kanunu’nun 230. maddesi, aile düzeninin korunması amacıyla birden çok evlilik ve hileli evlenme eylemlerini suç olarak tanımlamaktadır. Mevcut yasal düzenleme uyarınca, evli olmasına rağmen bir başkasıyla resmi evlenme işlemi yaptıran kişi ile kendisi evli olmasa dahi karşısındaki kişinin evli olduğunu bilerek bu işlemi gerçekleştiren kişi cezai sorumluluk altındadır. Bu suç tipinde korunan hukuki değer, Anayasa ile teminat altına alınan aile kurumu ve tek eşlilik esasına dayalı toplum düzenidir. 2015 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararı, bu maddenin uygulama alanını kökten değiştirmiş; dinsel törenlere dayalı birliktelikleri suç olmaktan çıkararak odağı tamamen resmi nikah işlemlerine kaydırmıştır.
Adliye pratiğinde bu suçun sübutu için öncelikli olarak Türk Medeni Kanunu hükümlerine uygun, ancak kanuna aykırı şekilde tesis edilmiş ikinci bir resmi evlilik işleminin varlığı aranmaktadır. Bu bağlamda, suçun oluşması için sadece fiili bir birliktelik yeterli olmayıp, nüfus kayıtlarına işlenen veya işlenmesi kastıyla yapılan bir resmi işlem mevcudiyeti zorunludur. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, suçun failinin hem ilk evliliğini devam ettiren kişi hem de bu durumu bilerek evlenen üçüncü kişi olabileceğini teyit etmektedir.
Birden Çok Evlilik Suçunun Maddi Unsurları ve Failin Hukuki Statüsü
TCK m. 230/1 ve 230/2, suçun iki temel görünümünü düzenlemektedir. İlk fıkra, halihazırda geçerli bir evliliği bulunan kişinin ikinci kez evlenmesini; ikinci fıkra ise bekâr olmasına rağmen evli olduğunu bildiği bir şahısla evlenme işlemi yaptıran kişiyi hedef almaktadır. Burada suçun faili olabilmek için "resmi evlenme işlemi yaptırmak" fiili elzemdir.
Evli Kişinin Yeniden Evlenmesi (TCK m. 230/1)
Bu fıkra kapsamında fail, suçun işlendiği tarihte hukuk düzeni tarafından tanınan geçerli bir evlilik bağına sahip olmalıdır. Evliliğin butlanla sakatlanmış olması veya boşanma davasının devam ediyor olması, karar kesinleşmediği sürece failin evli statüsünü ortadan kaldırmaz. Suçun tamamlanma anı, yetkili evlendirme memuru huzurunda resmi nikahın kıyıldığı andır.
Evli Olduğunu Bilerek Evlenen Üçüncü Kişinin Sorumluluğu (TCK m. 230/2)
İkinci fıkra, suçun işlenişine doğrudan katılan ancak kendisi evli olmayan kişiyi cezalandırmaktadır. Buradaki en kritik husus, failin karşısındaki kişinin evli olduğunu "bilmesi" gerekliliğidir. Bu bilgi, suçun manevi unsuru olan kastın bir parçasıdır. Eğer fail, karşısındaki kişinin boşandığına veya hiç evlenmediğine dair hileli belgelerle yanıltılmışsa, hata hükümleri (TCK m. 30) çerçevesinde sorumluluğu ortadan kalkabilir.
"Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır."
Kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 230/1-2
Hileli Evlenme ve Gerçek Kimliğin Saklanması (TCK m. 230/3)
Hileli evlenme suçu, failin gerçek kimliğini saklayarak bir başkasıyla evlenme işlemi yaptırması durumunda vücut bulur. Bu suç tipinde mağdurun rızası, failin gerçek kimliği üzerindeki yanılgı nedeniyle sakatlanmıştır. Gerçek kimliğin saklanması, sadece isim değişikliğini değil; medeni hal, yaş veya soybağı gibi nüfus kaydındaki temel belirleyici unsurların gizlenmesini de kapsayabilir.
Uygulamada bu suç, genellikle sahte kimlik belgeleri veya başkasına ait nüfus cüzdanları kullanılarak gerçekleştirilen evliliklerde karşımıza çıkmaktadır. Suçun cezası, birden çok evlilik suçuna oranla daha hafif belirlenmiş olup (üç aydan bir yıla kadar hapis), bu durum kanun koyucunun korunan hukuki değerler arasındaki kademelendirmesini yansıtmaktadır. Hileli evlenme durumunda evliliğin mutlak veya nisbi butlanla iptali gündeme gelecek olup, ceza davası bu iptal sürecinden bağımsız ancak usuli açıdan bağlantılı şekilde yürütülür.
| Suç Tipi | Fail | Ceza Süresi | Zamanaşımı Başlangıcı |
|---|---|---|---|
| Birden Çok Evlilik (Evli Şahıs) | Evli olan kişi | 6 Ay - 2 Yıl | İptal kararının kesinleşmesi |
| Birden Çok Evlilik (Bekâr Şahıs) | Evli olduğunu bilen bekâr | 6 Ay - 2 Yıl | İptal kararının kesinleşmesi |
| Hileli Evlenme | Kimliğini saklayan kişi | 3 Ay - 1 Yıl | İptal kararının kesinleşmesi |
| Dinsel Tören (İptal Edildi) | Evlenme olmaksızın tören yapan | - | Suç olmaktan çıkarıldı |
Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı ve Dinsel Törenlerin Hukuki Statüsü
Anayasa Mahkemesi’nin 27.05.2015 tarihli kararı, Türk ceza hukuku tarihinde aile düzenine ilişkin en tartışmalı dönemeçlerden biridir. Bu kararla TCK m. 230’un 5. ve 6. fıkraları iptal edilmiştir. İptal öncesinde, aralarında resmi nikah olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ile bu töreni gerçekleştiren din görevlileri hapis cezası ile cezalandırılmaktaydı.
İptal Kararının Gerekçesi ve Eşitlik İlkesi
Yüksek Mahkeme, resmi nikah olmaksızın birlikte yaşayan kişilere herhangi bir ceza verilmezken, bu birlikteliği dinsel bir törenle taçlandıranlara ceza verilmesinin Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine ve 24. maddesindeki din ve vicdan hürriyetine aykırı olduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, devletin aile düzenini koruma amacının cezalandırma yoluyla değil, medeni hukukun sunduğu geçersizlik yaptırımlarıyla sağlanması gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay’ın İptal Kararı Sonrası Uygulaması
İptal kararı sonrası, dinsel tören yaptırmak eylemi suç olmaktan çıkmıştır. Yargıtay ceza daireleri, bu tarihten sonra önüne gelen dosyalarda "hukuki durumun yeniden değerlendirilmesi" gerekçesiyle bozma kararları vermiş veya suçun unsurlarının ortadan kalktığına hükmetmiştir.
"Anayasa Mahkemesi'nin, 10.06.2015 gün ve 29382 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27.05.2015 gün ve 2014/36 esas, 2015/51 sayılı kararı ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptallerine karar verilmiş olması karşısında sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması... bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/19312 - Karar No: 2020/12770
Usul Hukuku Bakımından Özel Zamanaşımı Rejimi
TCK m. 230/4, bu suç tipi için genel zamanaşımı kurallarından ayrılan özel bir hüküm sevk etmiştir. Normal şartlarda suçun işlendiği tarihte başlayan dava zamanaşımı, TCK 230 kapsamındaki suçlarda "evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren" işlemeye başlar. Bu düzenleme, suçun takibini aile mahkemesinde görülecek olan butlan davasının sonucuna endekslemektedir.
İptal Davasının Kesinleşmesi Şartı
Bu hüküm uyarınca, fail ikinci evliliği on yıl önce yapmış olsa dahi, eğer bu evliliğe karşı açılan butlan davası henüz sonuçlanmamışsa ceza davası zamanaşımına uğramaz. Bu durum, failin cezai sorumluluğunun çok uzun yıllar boyunca askıda kalmasına neden olabilir. Uygulama notu olarak; ceza mahkemesi, önündeki davada zamanaşımını hesaplarken mutlaka aile mahkemesinden gelecek kesinleşme şerhli kararı beklemek zorundadır.
Karmaşık Suç Yapılarında Zamanaşımı
Bazı vakalarda birden çok evlilik suçu; şantaj, özel hayatın gizliliğini ihlal veya resmi belgede sahtecilik gibi suçlarla birlikte işlenmektedir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bir kararında şantaj suçunun sübut bulduğuna ancak dinsel tören suçunun AYM iptali nedeniyle yeniden değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir. Bu tip durumlarda her suçun zamanaşımı kendi özel hükmüne göre ayrı ayrı değerlendirilir.
"Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar."
Kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 230/4
Evlenmenin Butlanı ve Ceza Davasına Etkisi
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 145 uyarınca, evli bir kişinin yeniden evlenmesi "mutlak butlan" sebebidir. Ceza hukuku boyutuyla TCK 230'un devreye girebilmesi için bu mutlak butlanın mahkeme kararıyla tespit edilmesi gerekir. Aile mahkemesi tarafından verilen iptal kararı, ceza davası için bir bekletici mesele veya delil niteliği taşır.
Mutlak Butlan Sebepleri ve İspat Yükü
İkinci evliliğin yapıldığı sırada eşlerden birinin evli olması durumunda, Cumhuriyet savcısı veya ilgisi olan herkes butlan davası açabilir. Ceza yargılamasında "evli olma" vakıası nüfus kayıtlarıyla ispatlanır. Ancak yabancı ülke vatandaşlığına sahip kişilerin Türkiye'de yaptığı evliliklerde, önceki evliliğin yabancı ülke hukukuna göre sona erip ermediği titizlikle incelenmelidir.
Hukuk ve Ceza Mahkemeleri Arasındaki İlişki
Yargıtay 5. Ceza Dairesi, evlenmenin iptali davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, zira bu davanın sonucunun sanığın beraat veya mahkumiyetini doğrudan etkileyeceğini vurgulamıştır. Eğer aile mahkemesi evliliğin iptali talebini reddederse (örneğin ilk evliliğin aslında geçersiz olduğunun anlaşılması durumunda), ceza mahkemesi birden çok evlilik suçundan mahkumiyet kararı veremez.
"Antalya 2. Aile Mahkemesinin... evlenmenin iptali davası açıldığı ve hüküm tarihi itibariyle yargılamanın devam ettiğinin anlaşılması karşısında... anılan hukuk davasının sonucunun beklenmesi... gerekirken... yasal olmayan gerekçeye dayanılarak yazılı şekilde hükme varılması bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 5. Ceza Dairesi - Esas No: 2006/118 - Karar No: 2010/31
Çok Vatandaşlılık ve Yabancı Unsur Taşıyan Evliliklerde Cezai Riskler
Küreselleşen dünyada, farklı ülke vatandaşlıklarına sahip kişilerin Türkiye'deki evlilikleri TCK 230 bakımından karmaşık hukuki sorunlar doğurmaktadır. Bir kişinin kendi milli hukukuna göre çok eşliliğe izin verilmiş olması, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ikinci bir resmi evlilik yapabileceği anlamına gelmez. Türk kamu düzeni, tek eşlilik esasına dayanır ve bu kural emredicidir.
Yolsuz Tescil ve Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesi
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin azınlık görüşlerinde ve bazı kararlarında tartışıldığı üzere, yabancı ülke vatandaşıyken yapılan geçerli bir ikinci evliliğin, sonradan Türk vatandaşlığı kazanılmasıyla "yolsuz tescil" haline gelmesi durumunda, bunun iptali için aile mahkemesinde butlan davası mı yoksa asliye hukuk mahkemesinde nüfus kaydının düzeltilmesi davası mı açılacağı tartışmalıdır. Ancak ceza hukuku perspektifinden, Türkiye'de gerçekleşen veya Türk nüfus kütüğüne işlenen her ikinci resmi evlilik TCK 230 riskini taşır.
Uluslararası Hukuk ve Karşılıklılık
Yabancı unsurlu evliliklerde, kişinin önceki evliliğinin sona erdiğine dair yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de tenfiz edilmemiş olması, kişiyi teknik olarak Türkiye'de hâlâ "evli" kılar. Bu durumdaki bir kişinin Türkiye'de yeniden evlenmesi, kastın varlığı halinde birden çok evlilik suçunu oluşturabilir.
"Dava, ... tarafından TMK 145/1 maddesi uyarınca mutlak butlan hukuki sebebine dayalı olarak açılan 'evliliğin iptali' davası olup... Somut olayda ise taraflar ... Devleti vatandaşı iken tabii oldukları milli hukukuna göre evlilik akitlerini gerçekleştirmişlerdir... Türk kamu düzenine aykırılığı ileri sürülüyor ise de; iş bu davanın genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesi'nde nüfus kaydının düzeltilmesi davası olarak görülmesi gerekir."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/10953 - Karar No: 2022/3995
Suçun Şikayete Tabi Olup Olmaması ve Kamu Davası Niteliği
TCK 230'da düzenlenen aile düzenine karşı suçlar, şikayete tabi suçlar kategorisinde yer almaz. Bu suçlar re'sen (kendiliğinden) soruşturulur ve kovuşturulur. Mağdurun (ilk eşin veya aldatılan ikinci eşin) şikayetten vazgeçmesi, kamu davasını düşürmez. Bu durum, suçun sadece kişisel hakları değil, doğrudan kamu düzenini ilgilendirdiğinin bir göstergesidir.
Cumhuriyet Savcısının Dava Açma Yetkisi
Cumhuriyet savcıları, nüfus kayıtlarındaki mükerrerlikleri veya usulsüz evlilik işlemlerini tespit ettiklerinde doğrudan soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Ayrıca, evlenmenin mutlak butlanı söz konusu olduğunda savcının hukuk mahkemesinde iptal davası açma yetkisi ve görevi de bulunmaktadır (TMK m. 146).
Mağdurun Sıfatı ve Katılma Talebi
Suçun mağduru öncelikle aile düzeni bozulan toplumdur. Ancak suçtan doğrudan zarar gören ilk eş veya gerçek kimliği saklanarak evlenilen kişi, ceza davasına "katılan" sıfatıyla iştirak edebilir. Uygulamada, mağdurun şikayetten vazgeçmesi sadece hakimin takdiri indirim nedenlerini (TCK m. 62) değerlendirmesinde bir faktör olabilir ancak suçun sübutuna etki etmez.
Resmi Belgede Sahtecilik ile Fikri İçtima İlişkisi
Birden çok evlilik veya hileli evlenme suçları, sıklıkla resmi belgeler üzerinde tahrifat yapılarak işlenmektedir. Fail, evli olduğunu gizlemek için bekarlık belgesi üzerinde sahtecilik yapabilir veya başkasının kimlik bilgilerini kullanarak evlendirme memurunu yanıltabilir. Bu durumda TCK m. 212 uyarınca "sahtecilik suçundan dolayı ayrıca cezaya hükmolunur" kuralı işletilir mi, yoksa fikri içtima mı uygulanır?
Belgede Sahteciliğin Bağımsız Cezalandırılması
Yargıtay ceza daireleri, evlenme işleminin gerçekleştirilmesi için kullanılan sahte belgelerin niteliğine göre ayrı bir cezalandırma yoluna gitmektedir. Eğer sahte bir nüfus cüzdanı veya evlenme ehliyet belgesi kullanılmışsa, sanık hem TCK 230'dan hem de TCK 204'ten (Resmi belgede sahtecilik) sorumlu tutulabilir. Özellikle köy muhtarlarının evlendirme memuru sıfatıyla yaptığı sahteciliklerde, 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma izni alınması gerekliliği de usuli bir engel olarak karşımıza çıkabilmektedir.
Görevli Memurun Sorumluluğu
Evlendirme memuru, tarafların evlenmeye engel bir durumunun (mevcut evlilik gibi) olduğunu bilmesine rağmen işlemi gerçekleştirirse, görevi kötüye kullanma veya resmi belgede sahtecilik suçunun faili veya iştirakçisi haline gelir. Nüfus Hizmetleri Uygulama Yönetmeliği m. 21 ve 56 hükümleri, bu tür usulsüzlüklerin tespitinde idari ve cezai ihbar mekanizmalarını düzenlemektedir.
"Ne anılan Yönetmelik’te ne de başka bir mevzuatta evlendirme memurları hakkında gerek 765 sayılı TCK'nın 339. maddesinde düzenlenen, gerekse 5237 sayılı TCK'nın 204/2. maddesinde düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçu yönünden soruşturma izni alınmasının gerekmediğine... ilişkin bir düzenleme bulunmadığı... Mahkemece durma kararı verilerek 4483 sayılı Kanun kapsamında Kaymakamlıktan soruşturma izni talep edilmesi gerektiği..."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2015/585 - Karar No: 2019/720
Adliye Pratiğinde Savunma Stratejileri ve Delil Analizi
TCK 230 kapsamındaki yargılamalarda savunma makamı genellikle "hata" (TCK m. 30) veya "manevi unsurun yokluğu" argümanlarına dayanmaktadır. Özellikle ikinci eş konumundaki bekâr sanıklar için, karşısındaki kişinin evli olduğunu bilmediklerine dair savunmalar sıkça görülür.
Hata Hükümlerinin Uygulanabilirliği
Eğer sanık, evlendiği kişinin boşanma davasının bittiğine ve kararın kesinleştiğine dair yanıltıcı bilgiler ve sahte belgelerle ikna edilmişse, kaçınılmaz bir hata içinde olduğu kabul edilebilir. Bu durumda ceza sorumluluğu kalkacaktır. Ancak sanığın bu durumu araştırması bekleniyorsa veya çevresel faktörler (aynı mahallede yaşama, ailelerin tanışıklığı vb.) bilmesi gerektiğini gösteriyorsa, hata savunmasına itibar edilmez.
Nüfus Kayıtlarının Kesinliği ve Maddi Gerçek
Ceza yargılamasında nüfus kayıtları güçlü bir delil teşkil etmekle birlikte, "maddi gerçeğin araştırılması" ilkesi uyarınca bu kayıtların aksinin ispatı her zaman mümkündür. Örneğin, ilk evliliğin aslında hiç gerçekleşmediği, imzanın sahte olduğu veya taraflardan birinin ölü olduğu halde sağ gösterildiği kanıtlanırsa, TCK 230 suçunun temel unsuru olan "geçerli bir evlilik" şartı ortadan kalkar.
Aile Mahkemesi ve Asliye Ceza Mahkemesi Arasındaki Görev İlişkisi
Birden çok evlilik suçunun yargılaması Asliye Ceza Mahkemelerinde yapılır. Ancak suçun ön şartı olan evliliğin geçersizliği veya butlanı meselesi Aile Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Bu iki mahkeme arasındaki koordinasyon, davanın sonucunu belirleyen en kritik unsurdur.
Görevsizlik ve Sıfat Sorunları
Aile mahkemesi kurulmayan yerlerde, Asliye Hukuk Mahkemeleri "Aile Mahkemesi sıfatıyla" bu davalara bakar. Yargıtay, bu sıfatın kararda belirtilmemesini usuli bir bozma nedeni olarak kabul etmektedir. Ceza mahkemesi, hukuk mahkemesindeki dosyanın akıbetini sormak ve gerekirse bekletici mesele yapmakla yükümlüdür.
Kararların Birbirine Etkisi
Ceza mahkemesinin beraat kararı hukuk mahkemesini bağlamazken, hukuk mahkemesinin "evliliğin geçerli olduğuna" dair kararı ceza mahkemesi için bağlayıcı bir ön sorunun çözümüdür. Eğer aile mahkemesi ikinci evliliğin butlanına yer olmadığına (geçerli olduğuna) karar verirse, ceza mahkemesi "birden çok evlilik" suçundan ceza veremez; zira bu durumda hukuken iki geçerli evlilik değil, aslında ilk evliliğin bittiği veya geçersiz olduğu bir tablo ortaya çıkar.
"Davanın görüldüğü yerde aile mahkemesi kurulmamıştır... Kanunda aile mahkemesi kurulmayan yerlerde boşanma davalarına 'aile mahkemesi sıfatıyla' bakılacağına dair bir düzenleme yoktur... Hükümdeki bu eksiklik mahallinde düzeltilebilecek bir usul hatası olup yeniden yargılama yapılmasını da gerektirecek nitelikte değildir."
Kaynak: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/4175 - Karar No: 2013/5996
Sıkça Sorulan Sorular
1. Resmi nikah yapmadan sadece imam nikahı yaptırmak suç mudur? Hayır, Anayasa Mahkemesi'nin 2015 yılında verdiği iptal kararı ile TCK 230/5-6 maddeleri yürürlükten kalkmıştır. Mevcut durumda resmi nikah olmaksızın dinsel tören yaptırmak veya bu töreni yapmak ceza hukukuna göre suç teşkil etmemektedir. Ancak bu durumun medeni hukuk bakımından miras, nafaka gibi haklardan yoksunluk gibi sonuçları devam etmektedir.
2. Boşanma davası devam ederken başkasıyla evlenmek birden çok evlilik suçunu oluşturur mu? Evet. Boşanma davasının açılmış olması veya mahkemenin boşanma kararı vermesi yeterli değildir. Boşanma kararının kesinleşmesi ve nüfus kaydına işlenmesi gerekir. Karar kesinleşmeden yapılan her ikinci resmi evlilik işlemi, TCK 230/1 kapsamında suç oluşturur.
3. Yabancı bir ülkede ikinci evliliğini yapan Türk vatandaşı Türkiye'de cezalandırılır mı? TCK'nın yer bakımından uygulama kuralları (m. 8 ve devamı) uyarınca, bir Türk vatandaşı yurt dışında da olsa Türkiye'nin kamu düzenini ve aile yapısını ilgilendiren bu suçu işlediğinde, Türkiye'de yargılanması ihtimal dahilindedir. Özellikle bu evlilik Türkiye'deki nüfus kayıtlarına tescil edilmeye çalışıldığında suçun unsurları Türkiye'de de vücut bulur.
4. Eşinin evli olduğunu bilmeden onunla evlenen kişinin cezai sorumluluğu nedir? TCK m. 230/2 uyarınca, bekâr olan failin cezalandırılabilmesi için karşısındaki kişinin evli olduğunu "bilmesi" şarttır. Eğer fail bu konuda yanıltılmışsa ve evli olduğunu bilmiyorsa, kastın yokluğu nedeniyle ceza verilmez. Bu durumda ispat yükü, sanığın bu bilgiyi bildiğini iddia eden makamdadır.
Kaynakça
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 230).
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (m. 145, 146).
- Anayasa Mahkemesi - Esas No: 2014/36, Karar No: 2015/51.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/19312, Karar No: 2020/12770.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/871, Karar No: 2021/736.
- Yargıtay 6. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/4341, Karar No: 2024/6340.
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2021/10953, Karar No: 2022/3995.
- Yargıtay 5. Ceza Dairesi - Esas No: 2006/118, Karar No: 2010/31.
Yasal Uyarı: Bu makale, aile düzenine karşı suçlar ve TCK 230 uygulamalarına ilişkin genel hukuki bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Hukuki süreçlerin karmaşıklığı ve her vakanın kendine özgü dinamikleri nedeniyle, bu metin profesyonel bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Somut uyuşmazlıklarda hak kaybına uğramamak adına uzman bir hukukçudan destek alınması tavsiye edilir. Metindeki analizler, belirtilen mevzuat ve içtihat tarihlerindeki güncel durumu yansıtmaktadır.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.