
Sendikal Hakların Engellenmesi Suçu: TCK 118 Kapsamında Tipiklik Analizi ve İspat Rejimi
Sendikal hakların engellenmesi suçu, TCK 118 uyarınca bireysel ve kolektif sendika özgürlüğünü koruyan bir tehlike suçudur. İspat yükü ve illiyet bağı bağlamında İş Mahkemesi kararlarının ceza yargılamasına etkisi belirleyicidir.
Türk Ceza Kanunu’nun 118. maddesinde düzenlenen sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, bireyin sendikal alandaki irade özgürlüğünü ve sendikanın kurumsal varlığını koruyan çok katmanlı bir normdur. Bu suçun temel özelliği, bir netice suçu değil, tehlike suçu (veya teşebbüs suçu niteliğinde) olmasıdır. Madde metni iki fıkradan oluşmakta; ilk fıkrada bireysel sendika özgürlüğü (üye olma, olmama, ayrılma), ikinci fıkrada ise kolektif sendika özgürlüğü (sendika faaliyetlerinin yürütülmesi) teminat altına alınmaktadır. Adliye pratiğinde failin genellikle işveren veya işveren vekili olduğu gözlemlense de, suçun faili herkes olabilir. Özellikle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu ile korunan hakların ihlali, TCK m. 118 kapsamında cezai yaptırıma bağlanmıştır.
Sendikal Hakların Engellenmesi Suçunda Korunan Hukuki Değer ve Tipiklik
Sendikal hakların engellenmesi suçu, özü itibarıyla Anayasa m. 51 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 11 ile güvence altına alınan örgütlenme özgürlüğünün ceza hukuku disipliniyle korunmasını hedefler. Yargıtay uygulamasında, bu suçun "bireysel" ve "kolektif" sendika özgürlüğü olarak ikiye ayrıldığı, her iki fıkranın da sendikal özgürlüğe ilişkin aynı genel hukuksal değeri koruduğu kabul edilmektedir. Suçun tipiklik unsurları incelendiğinde, ilk fıkra bakımından cebir veya tehdit kullanımı zorunlu iken; ikinci fıkra bakımından "hukuka aykırı başka bir davranış" da suçun oluşumu için yeterli görülmüştür.
"Bireyin bir sendikaya girme veya girmeme, sendikal faaliyete katılıp katılmama iradesi Anayasa'nın 51., Siyasal ve Medeni Haklar Uluslararası Sözleşmesi'nin 22., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 11. maddeleri ile güvence altına alınmıştır. Yasa koyucu da, çağdaş bir yaklaşımla Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınan bu hakkın, cebir veya tehdit kullanılarak engellenmesi eylemini, 5237 sayılı TCK'nın 118. maddesinde yeni bir suç tipi olarak düzenlemiştir. Anılan Kanun maddesinin 1. fıkrasıyla bireysel sendika özgürlüğü, 2. fıkrasıyla da kolektif sendika özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Ancak unsurları farklı olmakla beraber her iki suçun da sendikal özgürlüğe ilişkin aynı hukuksal değeri koruduğu kabul edilmelidir."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/659, Karar No: 2019/11681
Anahtar Çıkarım: TCK m. 118/1’de düzenlenen suç, failin amacına ulaşması gerekmeden, yalnızca cebir veya tehdidin mağdura yöneltilmesiyle tamamlanan bir tehlike suçudur.
Bireysel Sendika Özgürlüğünün İhlali: Cebir ve Tehdit Unsuru
TCK m. 118/1 kapsamında suçun oluşması için failin, mağduru bir sendikaya üye olmaya, üye olmamaya, faaliyetlere katılmaya veya katılmamaya, sendikadaki görevinden ayrılmaya zorlaması gerekir. Bu zorlama ancak cebir (fiziki güç) veya tehdit (manevi cebir) yoluyla gerçekleştirilebilir. Uygulamada en sık karşılaşılan tehdit türü, sendikaya üye olan işçinin iş sözleşmesinin feshedileceğine dair doğrudan veya dolaylı beyanlardır. Tehdidin, mağdurun iradesini sakatlayacak boyutta olması ve belirli bir zararın bildirimi niteliğinde olması aranır.
Manevi Cebir Olarak İşten Çıkarma Tehdidi
İşverenin veya yetkilisinin, işçiye sendikadan istifa etmesi yönünde telkinde bulunması tek başına suç oluşturmayabilir; ancak bu telkinin "aksi takdirde işten çıkarılma", "sürgün edilme" veya "ücret artışından mahrum bırakılma" gibi yaptırımlarla desteklenmesi suçun tehdit unsurunu vücuda getirir. Yargıtay, bu tür beyanların mağdur üzerinde kurduğu baskıyı "manevi cebir" olarak nitelemektedir.
İradenin Sakatlanması ve Tehlike Suçu Niteliği
Suçun tamamlanması için mağdurun gerçekten sendikadan istifa etmesi veya üyelikten vazgeçmesi gerekmez. Kanun koyucu, bu eylemi bir "teşebbüs suçu" gibi kurgulamıştır. Failin cebir veya tehdit içeren fiili icra etmesi, cezalandırılabilirlik için yeterlidir. Mağdurun direnç göstererek sendikal faaliyetine devam etmesi, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
"Kanun maddesinde kullanılan cebir fiziki güç kullanılması anlamına gelmekte, tehdit ise manevi cebir niteliğinde olup mağdurun bireysel sendika özgürlüğünü kullanması yolunda iradesini sakatlayan, sendikal haklarını kullanması veya kullanmaya devam etmesi neticesinde kendisinin veya yakınlarının bir zarara uğratılacağını bildiren, belirli bir boyuta ulaşmış ve kolayca kurtulma olanağı bulunmayan her türlü davranıştır. Bu suçun oluşabilmesi için amacın gerçekleşmesi, başka bir anlatımla kişinin sendikaya üye olmaktan veya faaliyetlerine katılmaktan vazgeçmesi veya sendikadaki görevinden ayrılması zorunlu değildir. Bu amaçla mağdura karşı cebir veya tehdit kullanılması suçun tamamlanması için yeterlidir. Bu nedenle bu suç bir tehlike suçudur."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2015/26040, Karar No: 2016/6418
Kolektif Sendika Özgürlüğü: Faaliyetlerin Engellenmesi (TCK m. 118/2)
Suçun ikinci fıkrası, sendikanın kurumsal olarak yürüttüğü faaliyetlerin engellenmesini yaptırıma bağlar. Burada seçimlik hareketler daha geniştir; cebir ve tehdidin yanı sıra "hukuka aykırı başka bir davranış" da suçun unsuru olarak eklenmiştir. Sendika şubesinin kapısının kilitlenmesi, sendika temsilcilerinin işyerine girişinin engellenmesi, sendikal ilanların asılmasının önlenmesi gibi fiiller bu kapsamda değerlendirilir.
Hukuka Aykırı Başka Bir Davranış Kavramı
Bu kavram, kanunla belirlenmiş veya sendika tüzüğünden doğan yetkilerin kullanılmasının, cebir/tehdit boyutuna varmayan ancak hukuka aykırı olan yöntemlerle engellenmesini ifade eder. Örneğin, sendikanın yetki tespiti için başvurduğu süreçte, işveren tarafından sendikalı işçilerin sistematik olarak ücretsiz izne çıkarılması veya bölümlerinin değiştirilmesi "hukuka aykırı başka bir davranış" olarak m. 118/2 kapsamında değerlendirilebilir.
Sendikal Faaliyetlerin Kapsamı
Sendikal faaliyetler; toplu iş sözleşmesi görüşmeleri, grev kararı ve uygulaması, üyelerin haklarının korunması için adli mercilere başvurma ve eğitim çalışmaları gibi geniş bir yelpazeyi kapsar. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, sendika şube başkanlığından uzaklaştırılan bir sanığın, şubenin kilitlerini değiştirerek diğer görevlileri içeri almamasını incelediği kararında, bu eylemin hangi somut sendikal faaliyeti engellediğinin tartışılması gerektiğini vurgulamıştır.
"Somut olay kapsamında; sanığın, sendikanın İstanbul 1 nolu şube başkanlığı görevinden uzaklaştırılmasına rağmen mülkiyeti sendikaya ait şubenin kilitlerini değiştirerek içeriye diğer sendika görevlilerini almama şeklindeki eyleminin yukarıda tanımlanan sendikanın yetki ve faaliyetleri içerisine girmediği, kilidin değiştirilerek sendika görevlilerinin şubeye alınmamasının hangi sendikal faaliyetlerin gerçekleştirilmesini engellendiği, bu hususun sendika açısından nasıl bir önem arz ettiği, anılan faaliyetin gerçekleştirilememesi nedeniyle sendika ve üyelerinin nasıl etkilendikleri açıklanıp tartışılmadan, hatalı değerlendirme ve eksik incelemeyle hükümlülük kararı verilmesi... bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/22297, Karar No: 2024/3969
Uygulama Notu: Şikayet dilekçesinde, engellenen faaliyetin tüzükteki karşılığı ve bu engellemenin sendika tüzel kişiliği üzerindeki somut etkisi net bir şekilde detaylandırılmalıdır.
Adliye Pratiğinde İspat Vasıtaları ve Delil Hiyerarşisi
Sendikal hakların engellenmesi suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, teknik ve iş hukuku odaklı bir süreçtir. Fiilin genellikle kapalı kapılar ardında veya örtülü baskılarla işlenmesi nedeniyle, doğrudan delil bulmak güçtür. Bu noktada Yargıtay, "delillerin bütüncül değerlendirilmesi" ilkesini benimsemiştir.
İş Mahkemesi Kararlarının Ceza Davasına Etkisi
İşten çıkarma veya baskı eylemleri sonrasında açılan "işe iade" veya "sendikal tazminat" davalarında verilen kararlar, ceza mahkemesi için en güçlü yan delil niteliğindedir. İş Mahkemesinin feshin sendikal nedene dayandığını tespit etmesi ve bu kararın kesinleşmesi, ceza davasında failin "özel saikini" ve "tehdit/engelleme" fiilini kanıtlar mahiyettedir.
Bakanlık Raporları ve Tanık Beyanları
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen raporlar, kamu görevlisi tarafından düzenlenmiş resmi belge niteliğinde olup, sendikal baskının varlığına dair somut veriler içerir. Yargıtay, bu raporlardaki bilgilere neden itibar edilmediğinin mahkemece gerekçelendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
"İncelenen dosyada; ... Bakanlığı İş Teftiş Kurulunca düzenlenen raporda, sendika üyelikleri nedeniyle baskıya uğradığı belirtilen ve olayın tanığı da olan mağdurlar ... usulune uygun davetiye ile çağırılıp dinlenilmeden, ayrıca düzenlenen teftiş raporundaki bilgilere neden itibar edilmediği tartışılıp değerlendirilmeden, eksik araştırma ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması... Kanuna aykırı ve katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden... bozulmasına karar verilmiştir."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2015/26040, Karar No: 2016/6418
| Delil Türü | Hukuki Niteliği | Ceza Yargılamasındaki Ağırlığı |
|---|---|---|
| Kesinleşmiş İş Mahkemesi Kararı | Bağlayıcı olmayan ancak güçlü takdiri delil | Yüksek (Özellikle sendikal tazminat hükmü varsa) |
| Bakanlık Müfettiş Raporu | Resmi belge niteliğinde delil | Çok Yüksek (Aksi ispatlanana kadar geçerli) |
| Tanık Beyanları | Takdiri delil | Orta-Yüksek (Diğer işçilerin baskı beyanları kritik) |
| Sendika Üyelik/İstifa Kayıtları | Yazılı delil başlangıcı | Orta (Zaman çizelgesi oluşturmak için gerekli) |
Sendikal Hakların Engellenmesi Suçunda Nitelikli Haller (TCK m. 119)
Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçu, TCK m. 119/1 kapsamındaki ortak hükümlere tabidir. Bu hallerin varlığı durumunda faile verilecek ceza bir kat artırılır.
- Silahla İşlenmesi: Failin mağdura yönelik tehdidini veya cebrini silah kullanarak gerçekleştirmesi.
- Birden Fazla Kişiyle Birlikte: Suçun icra hareketlerinin birden fazla fail tarafından iştirak halinde yapılması.
- Kamu Görevinin Sağladığı Nüfuz Kötüye Kullanılarak: Failin memur veya kamu görevlisi olması ve bu sıfatın sağladığı kolaylıktan yararlanması (Örn: İlçe Milli Eğitim Müdürü'nün öğretmenlere baskısı).
- Örgüt Korkutucu Gücünden Yararlanılarak: Var olan veya varsayılan bir suç örgütünün isminin kullanılması.
"Ortak hüküm Madde 119 : (1) ... kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi ... suçlarının; a) Silahla, ... c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, ... e) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, İşlenmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır."
Kaynak: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu m. 119
İşveren Vekillerinin ve Müdürlerin Cezai Sorumluluğu
Uygulamada sanık koltuğunda genellikle genel müdürler, İK müdürleri veya operasyon sorumluları oturmaktadır. Bu kişilerin "şirket politikası gereği" veya "üst yönetimin emriyle" hareket ettikleri yönündeki savunmaları, ceza hukukunun şahsiliği ilkesi gereği sorumluluğu ortadan kaldırmaz. TCK m. 28 kapsamında "karşı koyamayacağı cebir veya ağır tehdit" altında suç işleyen kişi hariç, hiyerarşik amirin hukuka aykırı emrini uygulayan da fail olarak sorumludur.
Azmettirme ve İştirak İlişkisi
Şirket sahibinin, fabrika müdürüne "bu sendikayı buraya sokmayacaksın, gerekirse işten at" talimatı vermesi durumunda, sahibi "azmettiren" (TCK m. 38), fiili icra eden müdür ise "fail" olarak yargılanır. Yargıtay, azmettirmede esas unsurun, azmettirilenin iradesi üzerinde suç işleme kararı yaratılması olduğunu vurgular.
"Suça azmettirmede esas unsur, azmettirilenin iradesi üzerinde suç işleme konusunda kesin etki yaratmasıdır. Başka bir deyişle azmettiren bir başkasına suç işleme kararı verdiren kişidir. Somut olayda sanık ...'in sanıkların suç işleme kararının oluşmasını ne şekilde sağladığı, CMK'nın 230/1-b maddesi gereğince kanıtlara dayalı olarak gösterilmeden, yetersiz gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi... bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/13672, Karar No: 2017/10255
Anayasa Mahkemesi’nin Yaklaşımı: Hassas Alanlar ve Güvenlik Dengesi
Anayasa Mahkemesi (AYM), sendikal faaliyetlerin engellenmesi iddiasıyla yapılan başvurularda, engellemenin yapıldığı yerin niteliği ve faaliyetin somut içeriği üzerinde durmaktadır. Özellikle stratejik binalarda (Örn: TBMM) gerçekleştirilmek istenen sendikal ziyaretlerin engellenmesi, doğrudan m. 118 ihlali olarak görülmeyebilir.
Bina Giriş Engelleri ve Hak İhlali Analizi
AYM, bir sendika yöneticisinin hassas bir kamu binasına alınmamasını, eğer bu durum üyelerin sendikadan ayrılmasına veya faaliyetin tamamen felç olmasına yol açmıyorsa, "sendika hakkının ihlali" olarak nitelendirmemektedir. Burada önemli olan, sendikanın o binada hangi somut faaliyeti yürüteceği ve engellemenin bu faaliyeti imkansız kılıp kılmadığıdır.
"Başvurucu bu binada hangi sendikal faaliyetlerin gerçekleştirileceği, bu hususun başvurucu Sendika açısından nasıl bir önem arz ettiği, anılan faaliyeti gerçekleştirememeleri nedeniyle Sendika ve üyelerinin etkilenip etkilenmediği... ile ilgili herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Dolayısıyla... TBMM görevlilerinin başvurucu Sendikayı Basımevi binasına almamalarının... suç teşkil etmediği şeklindeki değerlendirmelerinde Anayasa'nın 51. maddesinde yer alan sendika hakkına ilişkin güvenceleri gözetmediği söylenemeyecektir."
Kaynak: Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2019/40308, Karar Tarihi: 7/6/2023
Editörün Notu: AYM kararları, TCK m. 118/2 kapsamında "hukuka aykırı başka bir davranış" kavramının sınırlarını çizmekte, her idari kısıtlamanın suç oluşturmayacağını hatırlatmaktadır.
Mağdur ve Müşteki Sıfatı: Sendikanın Davaya Katılması
Sendikal hakların engellenmesi suçunda mağdur, yalnızca cebir veya tehdide maruz kalan gerçek kişi (işçi) değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, sendika tüzel kişiliği de suçun doğrudan zarar göreni sıfatıyla davaya katılma hakkına sahiptir. Çünkü sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi veya üyelerinin baskıyla istifa ettirilmesi, sendikanın toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini ve kurumsal gücünü doğrudan zayıflatır.
Katılma Talebinin Reddi ve Bozma Nedeni
Ceza mahkemesinin, sendikanın katılma talebini reddetmesi veya bu konuda karar vermemesi, Yargıtay nezdinde kesin bir bozma nedenidir. Sendika, gerek kendi yöneticilerine yapılan baskılarda gerekse üyelerine yönelik tehditlerde "suçtan zarar gören" olarak hukuki takip yapabilir.
"Üyelerinin çalışma koşullarının, ekonomik ve sosyal olanaklarının iyileştirilmesini temel amaç olarak belirleyen sendikalar için toplu iş sözleşmesi yapma yetkisi elde edebilmek bir yaşam koşuludur. Bu nedenle bir sendikaya üyeliğin engellenmesi halinde gerçek kişi olan işçinin suçun mağduru olabileceği ancak sendikaların da bu eylem sonucu üyelerini ve bunun sonucunda toplu iş sözleşmesi yapma yetkisini kaybetme olasılığı karşısında, suçun doğrudan zarar göreni olarak kamu davasına katılma hakları bulunduğunun kabulü zorunludur."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/11648, Karar No: 2018/10716
Sendikal Baskı ve İşten Çıkarma Arasındaki İlliyet Bağı
Ceza yargılamasında en kritik aşama, sanık tarafından sarf edilen tehdit içerikli sözler ile mağdurun işten çıkarılması veya istifa etmesi arasındaki zaman çizelgesinin kurulmasıdır. Yargıtay, sendikaya üyelik tarihleri ile fesih tarihleri arasındaki yakınlığı "sendikal baskı" karinesi olarak değerlendirmektedir.
Noter Masrafları ve "Zam" Vaadiyle İstifa
Uygulamada rastlanan bir diğer engelleme yöntemi; istifa eden işçilerin noter masraflarının işveren tarafından karşılanması ve istifa sonrası "sendika primi" adı altında tek seferlik ödemeler yapılmasıdır. Bu durum, TCK m. 118/2 kapsamında "hukuka aykırı başka bir davranış" ile sendikal faaliyetin (örgütlenmenin) engellenmesi suçuna vücut verir.
Toplantı ve Ücretli İzin Baskıları
İşverenin, sendikal yetki başvurusundan hemen sonra işçileri toplayarak "bu sendika buraya gelirse fabrika kapanır" şeklinde beyanlarda bulunması ve ardından aktif sendika üyelerini rızaları dışında ücretli izne çıkarması, engelleme suçunun sübutu için yeterli görülmektedir.
"Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na başvurarak... yasanın aradığı çoğunluğu sağladığına dair yetki tespitinde bulunulmasını talep ettiği, bu tarihten sonra bir kısım müştekilerin beyanlarında kendilerine baskı uygulanmaya başlandığına dair anlatımlarının bulunması, bir kısım işçinin işten çıkarılması, akabinde sanığın 12/09/2011 tarihli toplantıda... söylenen sözlerin bütünü ve toplantıya katılan işçilerin istem dışı ücretli izne gönderilmeleri... bu eylemlerin aynı zamanda... yetki talebinde bulunmasından sonra gerçekleşmiş olmasının da dikkate alınması gerektiği... hükmün bozulmasına..."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/659, Karar No: 2019/11681
Görevli Mahkeme ve Yargılama Usulü
Sendikal hakların kullanılmasının engellenmesi suçunda görevli mahkeme Asliye Ceza Mahkemesi'dir. Suçun takibi şikayete bağlı olmayıp, re'sen soruşturulur. Ancak uygulamada mağdur işçi veya ilgili sendikanın şikayeti ile süreç başlamaktadır.
Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
TCK m. 118/1 kapsamındaki suçun ceza üst sınırı 2 yıl, m. 118/2 kapsamındaki suçun ceza üst sınırı ise 3 yıldır. Bu durum, 5237 sayılı TCK m. 66 uyarınca 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresine tabidir. Suçun bir tehlike suçu olması nedeniyle, cebir veya tehdidin yapıldığı tarihten itibaren zamanaşımı işlemeye başlar.
Basit Yargılama Usulü Uygulanabilirliği
TCK m. 118/1'deki suç tipi, ceza üst sınırı itibarıyla (2 yıl hapis) CMK m. 251 kapsamında "Basit Yargılama Usulü"ne tabi olabilir. Ancak m. 118/2 (3 yıl hapis) ve m. 119 kapsamındaki nitelikli hallerin varlığı durumunda genel yargılama usulü uygulanır.
"17.10.2019 gün ve 7188 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde Basit Yargılama Usulü düzenlenmiş olup... temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suç yönünden; ...yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğunun belirlenmesi nedeniyle karar hukuka aykırı bulunmuştur."
Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/18574, Karar No: 2023/26354
Risk Analizi ve Hukuki Yaptırımlar
İşverenler ve yöneticiler için sendikal hakların engellenmesi suçuna karışmak yalnızca hapis cezası riskini değil, aynı zamanda ciddi idari ve hukuki yaptırımları da beraberinde getirir.
- Hapis Cezası: TCK m. 118 uyarınca 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası. (Nitelikli hallerde artırım uygulanır).
- Adli Para Cezası: Kısa süreli hapis cezalarının TCK m. 50 uyarınca adli para cezasına çevrilmesi mümkündür; ancak sendikal tazminata hükmedilen hallerde mahkemelerin bu tercihi sanık lehine kullanma eğilimi düşebilir.
- Hak Yoksunlukları (TCK m. 53): Mahkumiyet durumunda belirli hakları kullanmaktan (kamu görevi, seçme-seçilme vb.) yoksun bırakılma.
- Sendikal Tazminat Yükümlülüğü: Ceza mahkemesi mahkumiyet kararı, İş Mahkemesinde görülen ve işçinin en az bir yıllık ücreti tutarında olan sendikal tazminat davasının kazanılmasını neredeyse kesinleştirir.
- İdari Para Cezaları: 6356 sayılı Kanun uyarınca Çalışma Bakanlığı tarafından uygulanan yüksek tutarlı idari para cezaları.
Uygulama Notu: Savunma stratejisinde, iş akdinin feshinin sendikal nedene değil; performans düşüklüğü, işletmesel gereklilik veya işçinin kusurlu davranışına dayandığı somut belgelerle (tutanak, ihtarname, performans takip formları) ispatlanmalıdır.
Adliye Pratiğinde Sıkça Sorulan Sorular
1. İşçinin sendikadan istifa etmemesi durumunda da suç oluşur mu?
Evet, oluşur. TCK m. 118 bir tehlike suçudur. Suçun tamamlanması için failin cebir veya tehdidi mağdura yöneltmesi yeterlidir. Mağdurun iradesinin sakatlanması amaçlanmıştır; bu amacın fiilen gerçekleşip gerçekleşmemesi (istifa edip etmemesi) suçun oluşumunu etkilemez, sadece cezanın belirlenmesinde dikkate alınabilir.
2. Sadece sendika temsilcisinin fabrikaya alınmaması TCK 118/2 kapsamına girer mi?
Evet, girebilir. Sendika temsilcilerinin işyerine girmesi, üyelerle iletişim kurması ve sendikal faaliyetleri yürütmesi 6356 sayılı Kanun ile tanınmış bir haktır. Bu girişin haklı bir sebep olmaksızın (Örn: İş sağlığı ve güvenliği riski bulunmadığı halde) engellenmesi "hukuka aykırı başka bir davranış" olarak değerlendirilerek faaliyetin engellenmesi suçunu oluşturabilir. Ancak AYM, bu tür engellemelerin sendikal faaliyet üzerindeki somut etkisinin mutlaka araştırılmasını şart koşmaktadır.
3. İşyerinde birden fazla sendika varsa ve işveren birini destekliyorsa bu suç oluşur mu?
İşverenin bir sendikayı desteklemesi, diğer sendikanın faaliyetlerini "cebir, tehdit veya hukuka aykırı davranışlarla" engelleme boyutuna varıyorsa suç oluşur. Örneğin; işverenin işçilere "X sendikasından istifa edip Y sendikasına geçmezseniz prim alamazsınız" demesi, TCK m. 118/1 anlamında üye olmaya/ayrılmaya zorlama suçunu oluşturur.
4. Ceza davası devam ederken sanığın ölmesi durumunda süreç nasıl ilerler?
TCK m. 64 uyarınca sanığın ölümü durumunda kamu davasının düşmesine karar verilir. Ancak bu durum, suçtan zarar görenlerin (mağdur işçi veya sendika) tüzel kişi olan işverene karşı açtığı sendikal tazminat davasını doğrudan etkilemez; oradaki ispat süreci hukuk mahkemesi ilkelerine göre devam eder.
Kaynakça
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 118, 119, 64)
- 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu
- Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/659, Karar No: 2019/11681
- Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2015/26040, Karar No: 2016/6418
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/22297, Karar No: 2024/3969
- Anayasa Mahkemesi, Başvuru No: 2019/40308, Karar Tarihi: 7/6/2023
- Yargıtay 18. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/11648, Karar No: 2018/10716
Yasal Uyarı: Bu makale, sendikal hakların engellenmesi suçuna ilişkin genel hukuki çerçeveyi ve güncel Yargıtay/AYM içtihatlarını profesyonel hukukçular için analiz etmek amacıyla hazırlanmıştır. İçerik, hukuki danışmanlık niteliği taşımamakta olup, her somut olayın kendine özgü şartları altında (delil durumu, usul işlemleri, hak düşürücü süreler) bir avukat aracılığıyla değerlendirilmesi zorunludur.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.