
İştirak Nafakası Alacağının Belirlenmesinde Hakkaniyet Denetimi ve Yargıtay’ın Takdir Kriterleri
İştirak nafakası, müşterek çocuğun korunması amacıyla kamu düzenine ilişkin kabul edilen ve mahkemece re’sen gözetilen bir bakım borcudur. Nafaka miktarının tayininde TMK m. 330 uyarınca çocuğun ihtiyaçları ile ebeveynlerin ödeme güçleri arasındaki denge, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere hakkaniyet ilkesi ekseninde tesis edilir.
İştirak Nafakasının Hukuki Niteliği ve Re’sen Araştırma İlkesinin Sınırları
İştirak nafakası, velayet hakkı kendisine verilmeyen eşin, müşterek çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmasını sağlayan, kamu düzenine dayalı bir aile hukuku kurumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 182/2 uyarınca, boşanma veya ayrılık durumunda hakim, çocuğun üstün yararını gözeterek, herhangi bir talep olmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, çocuğun erginleşmesine kadar devam eder; ancak eğitim hayatının sürmesi halinde yardım nafakası statüsünde devamlılık arz edebilir.
Adliye pratiğinde, iştirak nafakasının re'sen belirlenmesi ilkesi, hakimin delilleri toplama ve tarafların ekonomik sosyal durumlarını araştırma konusundaki aktif rolünü tanımlar. Kamu düzeniyle olan bu doğrudan bağ, tarafların nafaka miktarını serbestçe kararlaştırmış olsalar dahi (anlaşmalı boşanma protokolleri dahil), hakimin çocuğun ihtiyaçlarının değişmesi veya ebeveynin mali gücünün artması/azalması durumunda bu miktara müdahale edebilmesini sağlar.
"Ana babanın bakım yükümünün doğal sonucu olan iştirak nafakası ise, çocuğun korunmasına yönelik olup, kamu düzenine ilişkindir ve hâkim talep bulunmasa dahi kendiliğinden iştirak nafakasına hükmetmelidir. İştirak nafakasının miktarının nasıl belirleneceği ise 4721 sayılı Kanun'un 'Nafaka miktarının takdiri' başlıklı 330. maddesinde; 'Nafaka miktarı, çocuğun ihtiyaçları ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınarak belirlenir. Nafaka miktarının belirlenmesinde çocuğun gelirleri de göz önünde bulundurulur. Nafaka her ay peşin olarak ödenir. Hakim istem halinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir' şeklinde düzenlenmiştir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/2613 - Karar No: 2019/1191
TMK m. 330 Kapsamında Nafaka Miktarının Belirlenmesinde Kullanılan Parametreler
İştirak nafakasının miktarının takdirinde matematiksel bir formülden ziyade, çok bileşenli bir hakkaniyet denetimi uygulanır. Mahkemece, müşterek çocuğun barınma, beslenme, giyim, sağlık, eğitim ve ulaşım gibi zaruri giderleri ile ebeveynlerin hayat standartları arasında rasyonel bir köprü kurulmalıdır. Bu noktada TMK m. 4 hükmünde yer alan hakkaniyet ilkesi, soyut kanun hükmünün somut uyuşmazlığa uyarlanmasında temel araçtır.
Çocuğun Sosyal ve Eğitimsel İhtiyaçlarının Değerlendirilmesi
Müşterek çocuğun yaşı, devam ettiği okulun niteliği (devlet/özel), sağlık durumu ve sosyal çevresi nafaka miktarının alt sınırını belirler. Yargıtay içtihatlarında, çocuğun yaşının ilerlemesiyle birlikte ihtiyaçlarının doğal olarak artacağı karine olarak kabul edilmektedir. Özellikle üniversite hazırlık süreçleri, özel tedavi gerektiren sağlık sorunları veya sanatsal gelişim harcamaları iştirak nafakasının "zorunlu gider" kalemleri arasında mütalaa edilir.
Ebeveynlerin Mali Gücü ve Hayat Standartları
Nafaka borçlusunun sadece kayıtlı geliri değil, fiili yaşam standardı da dikkate alınır. Tapu kayıtları, banka hesap hareketleri, üzerine kayıtlı araçlar ve şirket ortaklıkları nafaka takdirinde bütüncül bir veri seti sunar. Ancak Yargıtay, nafaka borçlusunun ödeme gücünü aşan ve onu yoksulluğa sürükleyen fahiş nafaka miktarlarını, hakkaniyet ilkesine aykırı bulmaktadır. Özellikle yüksek gelirli ebeveynlerin olduğu vakalarda, çocuğun alışık olduğu hayat standardının korunması asıldır.
"İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana-babanın mali durumlarına göre takdir edilir. Ayrıca, nafakanın takdirinde birlik devam ederken çocuğun alıştığı yaşama şekli de dikkate alınır. Somut olayda, davacı anne doktor olup 1270 YTL çıplak maaş ve döner sermayeden pay almakta, davalı baba da doktor olup 1539 YTL maaş almaktadır. Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına, davacı annenin de çocuğun giderlerine katılma zorunluluğunun bulunmasına göre; özellikle de küçüğün yaşı ve ihtiyaçları nazara alındığında; takdir edilen nafaka fahiştir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2010/3-644 - Karar No: 2010/681
İştirak Nafakası Davalarında İspat Yükü ve Delil Planlaması
İştirak nafakası davalarında ispat yükü, iddia edilen ihtiyacın ve ödeme gücünün varlığı noktasında taraflar arasında paylaştırılmıştır. Her ne kadar re'sen araştırma ilkesi geçerli olsa da, profesyonel bir dava yönetiminde tarafların sunduğu somut deliller mahkemenin kanaatini doğrudan etkiler.
- Ekonomik Sosyal Durum (SED) Araştırması: Kolluk marifetiyle yapılan bu araştırma, tarafların beyan ettiği gelir ile fiili yaşam koşulları arasındaki tutarlılığı denetler.
- Banka Kayıtları ve Kredi Kartı Ekstreleri: Nafaka yükümlüsünün harcama kapasitesini ispatlayan en güçlü delillerdir.
- Okul ve Kurs Faturaları: Çocuğun eğitim giderlerinin somutlaştırılması için zorunludur.
- Tanık Beyanları: Özellikle kayıt dışı gelirlerin veya tarafların yaşam tarzlarının tespiti açısından ikincil ama önemli bir delil niteliğindedir.
İştirak Nafakasının Artırılması ve Durumun Değişmesi (TMK m. 331)
Nafaka miktarının belirlenmesinden sonra tarafların mali durumunda veya çocuğun ihtiyaçlarında meydana gelen esaslı değişiklikler, nafakanın yeniden ayarlanmasını (artırılmasını, azaltılmasını veya kaldırılmasını) zorunlu kılar. TMK m. 331 uyarınca açılan artırım davalarında, önceki nafaka kararı ile yeni dava tarihi arasındaki süre, ekonomik göstergelerdeki değişim (ÜFE/TÜFE oranları) ve çocuğun eğitim seviyesindeki yükseliş anahtar rol oynar.
Editörün Notu: Yargıtay uygulamasında, nafaka artırım davalarında "kesin bir süre" şartı aranmamakla birlikte, boşanma kararından çok kısa bir süre sonra açılan davalarda "esaslı bir değişikliğin" varlığı daha sıkı ispat koşullarına tabidir. Çocuğun anaokulundan ilkokula geçmesi veya kronik bir rahatsızlığının ortaya çıkması, bu esaslı değişikliğe tipik örneklerdir.
"İştirak nafakası; çocuğun yaşı, eğitim durumu, günün ekonomik koşulları ile genel ihtiyaçlar ve ana ile babanın mali durumlarına göre takdir edilir. Buna göre, nafaka takdirinde; çocuğun yaşça büyümesi nedeniyle artan ihtiyaçları ile ana ve babanın mali durumlarındaki değişiklik araştırılıp, önceki nafaka takdirinde taraflar arasında sağlanan dengeyi koruyacak bir karar verilmelidir. Somut olayda; artırılması istenilen nafakanın 12.11.2013 tarihinde kesinleşen boşanma davası ile 27.12.2011 tarihinde kararlaştırıldığı, iş bu davanın açıldığı 22.10.2014 tarihinde ise çocuk Ece’nin ana sınıfı öğrencisi olduğu, aradan geçen yaklaşık 3 yıllık sürede büyüyen çocuğun eğitim ve öğrenim koşullarının değişmesi nedeniyle ihtiyaçlarının arttığı açıktır."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/9537 - Karar No: 2015/17016
Nafaka Borçlusunun İşsizliği veya Gelirinin Olmaması Durumu
Uygulamada en çok karşılaşılan uyuşmazlıklardan biri, nafaka borçlusunun işsiz olduğunu veya hiçbir gelirinin bulunmadığını ileri sürerek nafaka ödemekten kaçınmasıdır. Yargıtay, sağlıklı bir bireyin "çalışarak çocuğuna bakma yükümlülüğü" olduğunu kabul eder. Ancak, nafaka borçlusunun çalışamayacak derecede engelli olması veya yoksulluk nafakası alacak kadar aciz durumda olması hali istisnadır.
| Durum | Nafaka Yükümlülüğü | Hukuki Gerekçe |
|---|---|---|
| İşsiz ve Sağlıklı | Devam eder (Asgari düzeyde) | Çalışma ve çocuğa bakma ödevi |
| Yoksulluk Nafakası Alan Eş | Genellikle yükümlü tutulmaz | Kendi geçimini sağlayamayanın katkısı beklenemez |
| Engelli ve Gelirsiz | Duruma göre (Sosyal yardım varsa) | Ödeme gücü yokluğu (TMK m. 330) |
| Kayıt Dışı Geliri Olan | Fiili gelire göre belirlenir | Sosyal ekonomik durum karinesi |
"Yargıtayın yerleşik görüşüne göre de, yoksulluk nafakası alan eşten iştirak nafakası talep edilemez. Somut olayda dosyadaki belgelerden... davalının ise ev hanımı olduğu, ağabeyi ile kaldığı, dönem dönem asgari ücret ile çalıştığı anlaşılmaktadır. Davacıdan halen aylık 200.00 TL yoksulluk nafakası alan, sabit bir işi ve düzenli bir geliri olmadığı belirlenen davalıdan ortak çocuklar yararına iştirak nafakası talep edilemeyeceği, bu nedenle davanın reddi gerektiği halde mahkemece yasal olmayan gerekçeler ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2014/17972 - Karar No: 2015/4098
İştirak Nafakasının Başlangıç Tarihi ve Geçmişe Etkili Kararlar
Nafaka davalarında sürelere ilişkin en kritik usul kuralı, nafakanın hüküm altına alınacağı başlangıç anıdır. 28.11.1958 tarih ve 15/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, nafaka davaları açıldığı tarihten itibaren hüküm ifade eder. Mahkemenin, davanın devamı süresince tedbir nafakasına hükmetmesi mümkün olsa da, nihai kararda iştirak nafakasının başlangıcı kural olarak dava tarihidir.
Eğer velayet davası devam ederken geçici velayet verilmişse, nafaka bu tarihten itibaren "tedbir nafakası" olarak başlar, kararın kesinleşmesiyle "iştirak nafakası" adını alır. Ancak davanın açılmasından önceki dönem için (örneğin 2 yıl öncesi harcamalar için) iştirak nafakası talep edilmesi, kanuna aykırı olup bu yöndeki talepler reddedilmelidir.
"28.11.1958 tarih ve 15/15 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, nafakanın artırılması, kaldırılması veya nafakaya hükmedilmesine dair istemlerin kabulünde, dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere karar verilmesi gerekir. Bu itibarla nafaka davaları açıldığı tarih itibariyle hüküm ifade edeceğinden somut olayda, dava tarihi olan 10.10.2014 tarihinden itibaren iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekirken, velayetin davacı anneye verildiği tarihi olan 28.11.2011 tarihinden itibaren iştirak nafakasına hükmedilmesi doğru değildir."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/9386 - Karar No: 2015/17200
Engelli Nafaka Borçlusunun Sorumluluğu ve Sosyal Devlet İlkesi
Nafaka borçlusunun zihinsel veya bedensel engelinin bulunması, iştirak nafakası yükümlülüğünü otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Ancak bu durum, borçlunun "ödeme gücü" parametresini doğrudan etkiler. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun güncel eğilimine göre, hiçbir geliri bulunmayan ve hayatını başkalarının yardımıyla sürdüren malul bir babanın/annenin nafaka artırımına mahkum edilmesi hakkaniyete aykırıdır. Bu gibi durumlarda, çocuğun üstün yararı ile borçlunun yaşam hakkı arasında hassas bir denge kurulmalıdır.
"Davalı babanın zihinsel engelinin bulunduğu ve hayatını çalışarak kazanamayacak derecede malul olduğu, boşanma kararı sonrasında ekonomik gücünde herhangi bir değişiklik olmadığı gözetildiğinde iştirak nafakasının artırılma şartlarının oluşmadığının kabulü gerekir. ... Somut olayda; davalı özürlü olup, çalışamamakta ise de müracaat etmesi halinde özürlü maaşı alabilecek, sabit bir gelire sahip olabilecek durumdadır. ... Ancak kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan hakkını talep etmeye zorlanamaz. Müşterek çocuklar hakkında her zaman 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu hükümlerinin uygulanabilme olanağı bulunmaktadır."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2017/1024 - Karar No: 2019/1151
Gelecek Yıllar İçin Nafaka Artış Oranının Belirlenmesi
Ebeveynlerin her yıl yeni bir artırım davası açarak yargılama gideri ve emek sarf etmesini önlemek amacıyla, TMK m. 330/3 hakime, talep halinde nafakanın gelecek yıllardaki artış oranını belirleme yetkisi vermiştir. Uygulamada genellikle ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) veya TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) oranlarında artışa hükmedilmektedir. Ancak bu artışın talep edilmesi şarttır; hakim re'sen gelecek yıllar için artış oranı belirleyemez.
Uygulama Notu: Nafaka artış oranının belirlenmesinde "TEFE" kavramı artık mevzuatta karşılığı kalmadığı için kullanılmamalıdır. Güncel kararlarda "ÜFE oranını geçmemek üzere" veya "TÜFE (on iki aylık ortalamalara göre değişim) oranı" şeklinde ifadeler tercih edilmektedir.
"Hâkim, istem halinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen iştirak nafakasının gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödenebileceğini karara bağlayabilir (TMK. m 182/3, 330/3). Bu hükümler, madde gerekçelerinde de belirtildiği gibi ekonomik yönden güçsüz olan nafaka alacaklılarının her yıl dava açmak suretiyle emek sarfından ve masraf yapmaktan kurtarılmaları amacıyla getirilmiştir. Bu durumda mahkemece, nafaka yükümlüsü olan davalı babanın; iştirak nafakasının gelecek yıllarda ne miktarda ödenebileceğinin belirlenmesini isteme hakkının bulunmadığı gözetilmeden..."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2010/1556 - Karar No: 2010/1609
Nafaka Davalarında Temyiz Kesinlik Sınırı ve Yıllık Tutar Hesabı
İştirak nafakasına ilişkin mahkeme kararlarının temyiz (veya istinaf) edilebilmesi, hüküm altına alınan miktarın yasal kesinlik sınırının üzerinde olmasına bağlıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararları ve Hukuk Genel Kurulu yerleşik uygulaması uyarınca, kesinlik sınırı belirlenirken aylık nafaka miktarı değil, yıllık nafaka toplamı esas alınır.
Örneğin, aylık 200 TL olan nafakanın 700 TL'ye çıkarılması talep edilmiş ve mahkemece 500 TL'ye hükmedilmişse; temyize konu olan miktar, aylık 300 TL'lik farkın (500-200) yıllık toplamı olan 3.600 TL üzerinden hesaplanır. Eğer bu yıllık toplam, karar tarihindeki kesinlik sınırının (HUMK m. 427) altında kalıyorsa, karar miktar yönünden kesinleşmiş sayılır.
"Temyiz edilebilirlik (kesinlik) sınırı belirlenirken hüküm altına alınan nafakanın aylık veya yıllık tutarının dikkate alınması gerektiği yönünde açık bir hüküm bulunmamaktadır. ... Nafaka ve nafakanın arttırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili davası niteliğindedir. ... Nafaka davalarında gerek Harçlar Kanunundan, gerekse Avukatlık Kanunu ve buna dayalı olarak çıkarılan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dava değerinin (müddeabihin) yıllık nafaka miktarı olduğunu açık bir biçimde ortaya koymuştur. ... Temyiz edilebilirlik (kesinlik) sınırı yönünden de, nafakanın yıllık tutarını esas almak gerekecektir."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2005/3-169 - Karar No: 2005/235
Velayet Sahibi Annenin Bakım Masraflarına Katılma Borcu
İştirak nafakası, yalnızca velayet hakkı olmayan babanın (veya annenin) ödediği bir bedel değildir. TMK m. 327 uyarınca çocuğun bakımı ana ve baba tarafından müştereken karşılanır. Velayeti elinde bulunduran ebeveyn, çocuğun günlük bakımını, emeğini ve manevi mesaisini ortaya koyarak bu borca iştirak eder. Ancak velayet sahibi ebeveynin de bir geliri varsa (örneğin memur veya doktor ise), nafaka yükümlüsü babanın ödeyeceği miktar takdir edilirken annenin bu geliri de bir indirim sebebi olarak dikkate alınmalıdır.
"Velayet kendisine tevdi edilmeyen taraf ekonomik imkanları ölçüsünde müşterek çocuğunun giderlerine katılmakla yükümlüdür. İştirak nafakası takdir edilirken; çocuğun yaşı, ihtiyaçları, okul seviyesi, sosyal çevreye göre yaşam seviyesi, velayet tevdi edilen tarafın ekonomik durumu ile nafaka yükümlüsünün mali gücü birlikte değerlendirilip, hakkaniyete uygun karar verilmelidir. ... Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, çocukların yaşları ve ihtiyaç durumlarına, özellikle davacı annenin de çalıştığı ve çocukların bakım ve eğitim masraflarına katılma yükümlülüğünün bulunduğu gözetildiğinde; takdir edilen iştirak nafakası miktarı fazla bulunmuştur."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/8260 - Karar No: 2013/9934
Tedbir Nafakası ile İştirak Nafakası Arasındaki İnce Ayrım
Dava dilekçelerinde sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavram olan tedbir nafakası ve iştirak nafakası, hukuki dayanakları ve süreleri bakımından ayrışır. Boşanma davası devam ederken geçici önlem olarak hükmedilen nafaka tedbir nafakasıdır (TMK m. 169). Kararın kesinleşmesinden sonra devam eden nafaka ise iştirak nafakasıdır.
Eğer taraflar halihazırda boşanmışsa ve sonradan çocuk için nafaka davası açılmışsa, mahkemece yargılama süresince hükmedilen nafaka yine "tedbir nafakası" mahiyetindedir. Ancak mahkemece kararda "tedbir nafakası" yerine "iştirak nafakası" teriminin yanlış kullanımı, Yargıtay tarafından bir düzeltme nedeni (tavzih/islah) olarak görülmektedir.
"Davadaki istem taraflar boşandıktan sonra küçük için istenilen iştirak nafakası olduğu halde mahkemece nitelendirmede yanılgıya düşülerek yargılama sırasında hükmedilen 400 TL nafakanın tedbir nafakası olarak nitelendirilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Ne var ki bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden... hükmün 1. fıkrasında yer alan (400 TL tedbir nafakası) sözlerinin hükümden çıkartılarak bunun yerine (400 TL iştirak nafakası) sözlerinin yazılması sureti ile hükmün düzeltilmesine..."
Kaynak: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi - Esas No: 2014/15258 - Karar No: 2015/1837
İştirak Nafakası Alacağının Tahsilinde Karşılaşılan Riskler
Nafaka borcunun ifa edilmemesi, sadece hukuki değil cezai yaptırımları da beraberinde getirir. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 344 uyarınca, nafaka borcunu ödemeyen borçlu hakkında şikayet üzerine 3 aya kadar tazyik hapsi uygulanabilir. Ancak bu yaptırımın uygulanabilmesi için nafaka borcunun kesinleşmiş veya icra edilebilir bir ilama dayanması, ödeme emrinin usulüne uygun tebliğ edilmiş olması ve üzerinden en az bir aylık sürenin geçmiş olması gerekir.
Nafaka borçlusunun mal kaçırması veya gelirini düşük göstermesi riskine karşı, davacı tarafın mahkemeden borçlunun taşınmazları veya araçları üzerine ihtiyati tedbir talep etmesi pratik bir koruma sağlar. Ayrıca nafaka alacakları, borçlunun maaşı üzerinde birinci sırada (rüçhanlı) haciz hakkına sahiptir ve asgari ücretin tamamı nafaka borcu için haczedilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Nafaka borçlusu yeniden evlenirse nafaka miktarı azalır mı? Nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi tek başına nafakanın azalması sebebi değildir; ancak yeni evlilikten çocuklarının olması, borçlunun bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısını artırdığı için "ödeme gücü" kapsamında bir indirim unsuru olarak mahkemece değerlendirilebilir.
Anlaşmalı boşanmada nafaka istenmediyse sonradan dava açılabilir mi? Evet. İştirak nafakası çocuğun hakkı olup kamu düzenine ilişkindir. Anlaşmalı boşanma protokolünde nafaka talep edilmemiş olması, sonradan iştirak nafakası davası açılmasına engel teşkil etmez; zira feragat çocuk adına geçerli kabul edilmemektedir.
Çocuk 18 yaşını doldurduğunda iştirak nafakası kendiliğinden kesilir mi? Evet, iştirak nafakası çocuğun ergin olmasıyla (18 yaş, evlenme veya kazai rüşt) hukuken sona erer. Eğer çocuğun eğitimi devam ediyorsa, çocuk bizzat kendisi "yardım nafakası" davası açarak nafakanın devamını talep etmelidir.
Nafaka borcu için zamanaşımı süresi nedir? İlâma bağlı nafaka alacaklarında zamanaşımı 10 yıldır. Ancak işleyen (muaccel olan) her bir ayın nafaka alacağı için de ayrı bir 10 yıllık süre söz konusudur. Gelecek aylara ilişkin nafaka hakkı ise çocuk ergin olana kadar zamanaşımına uğramaz.
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 4, 169, 175, 182, 327, 328, 330, 331.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/2613 E., 2019/1191 K.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2010/3-644 E., 2010/681 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2013/8260 E., 2013/9934 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/9386 E., 2015/17200 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2014/17972 E., 2015/4098 K.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2017/1024 E., 2019/1151 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/9537 E., 2015/17016 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2010/1556 E., 2010/1609 K.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2005/3-169 E., 2005/235 K.
- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2014/15258 E., 2015/1837 K.
Yasal Uyarı: Bu metin, iştirak nafakası hukukuna ilişkin genel prensipler ve Yargıtay içtihatları üzerine kurulmuş akademik bir inceleme olup, somut uyuşmazlıklarda profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Her vaka kendi özel şartları içinde değerlendirilmelidir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Aile Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.