
İş Kazasından Doğan Tazminat Davalarında Aktüeryal Hesaplama Parametreleri ve Usuli Kazanılmış Hak Sınırları
İş kazası tazminat uyuşmazlıklarında maddi zarar hesabı; TRH-2010 ve PMF-1931 yaşam tabloları, %5 teknik faiz uygulaması ve asgari ücret artışlarının usuli kazanılmış hak ilkesiyle etkileşimi üzerinden şekillenmektedir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin güncel içtihatları, tarafların rapora itiraz etmemesinin karşı taraf lehine yarattığı kazanılmış hakları ve rücu davalarındaki halefiyet esasını koruma eğilimindedir.
İş Kazası Tazminat Sorumluluğunun Hukuki Temeli ve Kusur Analizi
İş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davası, özü itibarıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 54 ve devamı maddeleri ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m. 21 hükümlerine dayanmaktadır. Tazminat yükümlülüğünün doğması için; kazanın iş kazası niteliğinde olması, işverenin kusurlu bir eyleminin veya mevzuata aykırı hareketinin bulunması ve kaza ile zarar arasında illiyet bağının varlığı şarttır. Adliye pratiğinde uyuşmazlıklar genellikle kusur oranlarının aidiyeti ve illiyet bağının kesilip kesilmediği noktasında toplanmaktadır.
5510 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca işverenin rücuan sorumlu tutulabilmesi için, iş kazasının işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmesi gerekir. Yargıtay, işverenin objektif olarak mümkün olan tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesini kusur esasına göre değerlendirmektedir.
"5510 sayılı Kanun'un 21. maddesine dayanan rücu davalarında kusurun belirlenmesinde, mahkemece, öncelikle iş kazasının ne şekilde olduğu, dosya içeriğindeki tüm deliller takdir olunarak, varsa çelişki giderilerek belirlenmeli ve kabul edilen maddi olgular doğrultusunda, kusur oran ve aidiyeti konusunda bilirkişi incelemesine gidilmelidir. İşveren veya işverenlerce hangi önlemlerin alınması gerekeceği, bu önlemlerin işverence alınıp alınmadığı ve alınmış önlemlere sigortalı işçinin uyup uymadığı irdelenecek şekilde, oluşa uygun kusur raporu alınmalıdır."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/5962 - Karar No: 2016/9135
İş Kazası Tespitinde İlliyet Bağı ve Kaçınılmazlık İlkesi
Hukuki sorumluluğun tayininde "kaçınılmazlık ilkesi", işverenin tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almasına rağmen kazanın önlenemediği durumları ifade eder. Bu durumda dahi işverenin sınırlı sorumluluğu tartışılabilse de, yargı pratiğinde kusur oranları belirlenirken kaçınılmazlık payı taraflara kusur verilmeyen bir alan olarak bırakılmakta ve tazminat miktarından indirim sebebi sayılmaktadır.
Kusur Raporlarındaki Çelişkilerin Giderilmesi Usulü
İş Mahkemelerinde görülen davalarda, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) denetmen raporları ile mahkemece alınan bilirkişi raporları arasında kusur oranları yönünden çelişki olması halinde, bu çelişkinin uzman bilirkişi kurullarından alınacak ek raporlarla giderilmesi zorunludur. Denetmen raporundaki %80 kusur ile bilirkişi raporundaki %25 kusur arasındaki derin fark, hükmün bozulması için yeterli bir sebep teşkil etmektedir.
Maddi Tazminat Hesaplamasında Kullanılan Aktüeryal Parametreler
İş kazası neticesinde oluşan maddi zararın (sürekli iş göremezlik tazminatı) hesaplanması, varsayımsal verilere dayalı bir aktüerya işlemdir. Bu hesaplamada iki temel veri kümesi uyuşmazlıkların merkezindedir: Bakiye ömür süresini belirleyen yaşam tabloları ve gelecekteki gelirin bugünkü değerine indirgenmesinde kullanılan teknik faiz/iskonto oranı.
Yaşam Tablosu Seçimi: PMF 1931 ve TRH 2010 Ayrımı
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, uzun yıllar boyunca Fransız menşeli PMF 1931 yaşam tablosunun kullanılmasını zorunlu kılmış olsa da, güncel içtihatlar ülkemize özgü ve daha güncel veriler içeren TRH 2010 (Ulusal Mortalite Tablosu) verilerinin esas alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak usuli kazanılmış hak kuralları gereği, bir raporda PMF 1931 tablosu kullanılmış ve taraflar buna itiraz etmemişse, sonraki aşamalarda TRH 2010'a geçilmesi usuli kazanılmış hakkın ihlali olarak kabul edilmektedir.
Teknik Faiz ve İskonto Oranlarında %5 Uygulaması
Tazminatın peşin ödenmesi nedeniyle, gelirin taksit taksit elde edileceği varsayımı altında sermayeye eklenecek faiz geliri düşülmektedir. Yargıtay, SGK'nın peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak, enflasyonun dışlandığı %5 oranında reel faiz (teknik faiz) uygulanmasını yerleşik bir kural olarak benimsemiştir.
| Parametre Türü | Eski Uygulama (Geleneksel) | Güncel Yargıtay Yaklaşımı |
|---|---|---|
| Yaşam Tablosu | PMF 1931 | TRH 2010 (Mortalite) |
| İskonto Oranı | %10 Sabit İskonto | %5 Teknik Faiz (Reel) |
| Pasif Dönem Sonu | 60 Yaş Sabit | 60 Yaş (İstisnalar hariç) |
| Asgari Ücret | Rapor tarihindeki ücret | Karar tarihine en yakın ücret |
Usuli Kazanılmış Hak İlkesinin Hesap Raporlarına Etkisi
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) sistematiğinde usuli kazanılmış hak, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu usuli işlemlerle bir taraf lehine doğan korunmaya değer hukuki durumdur. İş kazası davalarında özellikle hesap raporlarına yapılan itirazların niteliği, bu hakkın sınırlarını belirler.
Bilirkişi Raporuna İtiraz Etmemenin Hukuki Sonuçları
Bir tarafın bilirkişi raporuna belirli bir parametre (örneğin yaşam tablosu veya ücret düzeyi) yönünden itiraz etmemesi, o parametrenin karşı taraf lehine kesinleşmesine yol açar. Sonradan alınan ek raporlarda bu parametrenin itiraz etmeyen tarafın lehine olacak şekilde değiştirilmesi, "usuli kazanılmış hak" ilkesine aykırılık teşkil eder.
"Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile, diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/2059 - Karar No: 2025/1373
Asgari Ücret Artışlarının Kazanılmış Hakla Çatışması
Yargıtay, asgari ücretteki artışların kamu düzenine ilişkin olduğunu kabul etmekle birlikte, tazminatın ilk hükümdeki miktarının davacı tarafından temyiz edilmemesi durumunda, bu miktarın kesinleştiğini ve davalı yararına kazanılmış hak oluşturduğunu savunmaktadır. Yani, asgari ücret artsa dahi, temyiz edilmeyen ilk karardaki tazminat miktarı tavanı oluşturacaktır.
Manevi Tazminatın Belirlenmesinde Takdir Hakkı ve Kesinlik Sınırı
Manevi tazminat, iş kazası sonucu kazalının veya yakınlarının duyduğu elem ve ızdırabı bir nebze olsun gidermeyi amaçlayan, zenginleşme aracı olmayan ancak caydırıcılık vasfı bulunan bir tazminat türüdür. TBK m. 56 uyarınca hakim, somut olayın özelliklerini, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusur oranlarını ve maluliyet derecesini gözeterek hakkaniyete uygun bir bedel takdir eder.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarında Kesinlik Sınırı Çatışması
İstinaf incelemesi sonucunda verilen manevi tazminat kararları, HMK m. 362 uyarınca miktar itibarıyla kesinlik sınırının altında kalıyorsa temyiz edilemez. Ancak uygulamada, bir davanın içinde hem maddi hem manevi tazminatın bulunması ve maddi tazminatın temyiz edilebilir olması, manevi tazminatın da kesinlik sınırına bakılmaksızın temyiz edilebileceği yanılgısına yol açmaktadır. Yargıtay, manevi tazminat yönünden kesinlik sınırını her bir davacı için ayrı ayrı değerlendirmektedir.
Usuli Kesinliğin Temyiz İncelemesine Etkisi
Mahkemelerce verilen hükümlerden bir kısmının kesinleşmiş olması, Yargıtay'ın bu bölümler üzerinde denetim yapma yetkisini ortadan kaldırır. İlk Derece Mahkemesi'nin direnme kararlarında sıklıkla vurguladığı üzere, BAM tarafından kesin olarak onanan veya kesinlik sınırı altında kalan hükümlerin Yargıtayca bozulması, normlar hiyerarşisi ve usul ekonomisiyle çelişebilmektedir.
"Bölge Adliye Mahkemesi 29. Hukuk Dairesi davacı eş için hükmedilen manevi tazminata ilişkin temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiş, diğer davacılar için hükmedilen maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden miktar itibari ile kesin olmak üzere karar verilmiştir. Kesin olarak karar verilen hükümler yönünden Üst Derece Mahkemesi olarak Yargıtayda HMK ve ilgili diğer amir hükümler gereğince yeniden bir hüküm tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/16058 - Karar No: 2025/131
Asıl İşveren - Alt İşveren İlişkisinde Müteselsil Sorumluluk
İş kazası davalarında davalı taraf genellikle tek bir şirket değildir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 2/6 ve 5510 sayılı Kanun m. 12 hükümleri uyarınca asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
İşin Bölünmesi ve Devri Durumunda İşveren Sıfatı
Alt işveren ilişkisinin varlığı için işin, asıl işverene ait işyerinde ve asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerde yürütülmesi şarttır. İşin tamamının bir bütün halinde devredilmesi durumunda asıl işveren sıfatı ortadan kalkabilir. Ancak İSKİ gibi kurumların kendi asıl işlerini ihale yoluyla devretmesi durumunda, yargı "asıl işin bölünemeyeceği" ilkesinden hareketle asıl işveren sorumluluğunu devam ettirmektedir.
Rücu Davalarında Kusur Dağılımı ve Ayrıştırma
SGK tarafından açılan rücu davalarında, mahkemenin asıl ve alt işveren arasındaki iç ilişkiyi de gözeterek kusur oranlarını ayrıştırması gerekmektedir. Kusurun müteselsil sorumluluk çerçevesinde hüküm altına alınması gerekse de, rücu ilişkisinde kimin ne kadar kusurlu olduğunun tespiti, tarafların birbirlerine karşı açacakları rücu davaları için hayati önem taşır.
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun Rücu Davaları ve Tazminattan Mahsup
SGK, iş kazası geçiren sigortalıya bağladığı gelirlerin "ilk peşin sermaye değerini" (PSD) ve yaptığı masrafları kusurlu işverenden rücuan talep etmektedir. Bu davaların temelinde "halefiyet" ilkesi yatmaktadır. Yani Kurum, sigortalının haklarına halef olarak işverene yönelmektedir.
Halefiyet İlkesi ve Gerçek Zarar Tavanı
Kurumun rücu hakkı, sigortalının işverenden isteyebileceği "gerçek zarar" miktarı ile sınırlıdır. Eğer bağlanan gelirin PSD'si, hesaplanan gerçek zarardan yüksekse, Kurum ancak gerçek zarar kadar rücu edebilir. Bu durum, "gerçek zarar tavanı" olarak adlandırılır.
"Kurumun rücu hakkı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere öngörülmüştür. İşverenden istenebilecek tutarın belirlenmesi ise, bir gerçek zarar hesabını zorunlu kılmaktadır. Kurum tarafından rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleri, bedensel zararlardan veya tazminattan indirilecektir. Kurumun rücu hakkı halefiyet hukuksal temeline dayanmaktadır."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2012/24342 - Karar No: 2013/22419
Belgeyi Gör: 10. Hukuk Dairesi 2012/24342 E. , 2013/22419 K.
Rücuya Kabil Kısmın Mahsubu Usulü
İş kazası maddi tazminat davasında, SGK tarafından bağlanan gelirin "rücuya kabil" kısmının hesaplanan tazminattan indirilmesi gerekir. Rücuya kabil kısım, bağlanan gelirin PSD miktarının işverenin kusur oranı ile çarpılması sonucu bulunur. Bu indirim yapılmadan hüküm kurulması, mükerrer ödemeye ve işverenin haksız yere fazla tazminat ödemesine yol açar.
Meslekte Kazanma Gücü Kaybı ve Maluliyet Raporlarındaki Çelişkiler
Maddi tazminatın en önemli bileşeni, sigortalının meslekte kazanma gücü kaybı (maluliyet) oranıdır. Bu oran, Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu veya Adli Tıp Kurumu ihtisas daireleri tarafından belirlenmektedir. Uygulamada farklı kurumlar tarafından farklı oranların belirlenmesi (Örn: SGK %31,2 - ATK %36) sıklıkla karşılaşılan bir sorundur.
Adli Tıp Üst Kurulu ve Çelişki Giderme Mekanizması
Raporlar arasındaki çelişkiyi gidermek için en yetkili merci Adli Tıp Üst Kurulu'dur. Mahkeme, mevcut raporlar arasındaki uyumsuzluğu gidermeden herhangi bir raporu üstün tutarak karar veremez. Maluliyet oranındaki %1'lik fark dahi aktüeryal hesaplamada on binlerce liralık tazminat farkına yol açabilmektedir.
Kontrol Muayenesi Kaydı ve Tazminatın Belirlenmesi
Eğer maluliyet raporunda "kontrol muayenesi" kaydı varsa, maluliyet oranının değişme ihtimali bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece kontrol muayenesi sonucu beklenmeli veya maluliyetin kesinleştiği aşamada tazminat hesaplatılmalıdır. Henüz netleşmemiş bir maluliyet oranı üzerinden kurulan hüküm, usul ve yasaya aykırılık teşkil edecektir.
İş Kazasından Doğan Tazminat Davalarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler
İş kazası tazminat davalarında zamanaşımı süresi, kaza tarihinden itibaren 10 yıldır (TBK m. 146). Ancak kazanın aynı zamanda bir suç teşkil etmesi durumunda, ceza kanunlarında öngörülen daha uzun dava zamanaşımı süreleri (ceza zamanaşımı) uygulama alanı bulur. Özellikle ölümlü iş kazalarında bu süre 15 veya 20 yıla kadar çıkabilmektedir.
Islah ve Zamanaşımı Def'i
Kısmi dava veya belirsiz alacak davası olarak açılan tazminat davalarında, bilirkişi raporu sonrası talebin artırılması (ıslah) aşamasında davalı tarafın zamanaşımı def'inde bulunma hakkı vardır. Eğer dava belirsiz alacak davası olarak açılmışsa, zamanaşımı dava açılış tarihi itibarıyla tüm alacak için kesilir. Ancak kısmi davada, ıslah edilen kısım için zamanaşımı ıslah tarihinde kesilmiş sayılır.
Müteselsil Sorumlulukta Zamanaşımının Kesilmesi
Müteselsil borçlulardan (asıl işveren-alt işveren) birine karşı davanın açılması veya icra takibinin yapılması, diğer borçlular yönünden de zamanaşımını keser. Ancak rücu davalarında zamanaşımı, Kurumun rücu hakkını kullanabileceği gelirin onay tarihinden itibaren işlemeye başlar.
İspat Yükü ve Delillerin Değerlendirilmesi
İş kazası davalarında ispat yükü kural olarak davacı işçidedir. İşçi; kazanın meydana geldiğini, işverenin kusurunu ve uğradığı zararı ispatlamalıdır. Ancak iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alındığının ispatı, bu önlemleri almakla yükümlü olan işverene aittir.
Teknik Bilirkişi İncelemesi ve Keşif
Kaza mahalli üzerinde yapılacak keşif ve iş güvenliği uzmanlarından alınacak kusur raporu davanın omurgasını oluşturur. İşyerindeki makinelerin durumu, verilen eğitimler, tutulan tutanaklar ve tanık beyanları bu noktada en önemli delillerdir. Sadece tanık beyanına dayanılarak kusur tayini yapılması teknik açıdan yeterli görülmemektedir.
Belge ile İspat ve Ücret Karinesi
Davacının kazandığı ücretin tespiti, maddi tazminatın miktarını belirleyen en temel unsurdur. SGK kayıtları ve bordrolar karine teşkil etse de, işçinin mesleki kıdemi ve niteliği göz önüne alınarak emsal ücret araştırması yapılması zorunludur. Özellikle asgari ücret üzerinden gösterilen ancak daha yüksek ücret alan kalifiye işçiler için meslek odalarından gelecek görüşler hükme esas alınmaktadır.
Birleşen Davalar ve Bakıcı Gideri Talepleri
Ağır maluliyet gerektiren iş kazalarında (Örn: Felç, uzuv kaybı), kazalının hayatı boyunca bir başkasının bakımına muhtaç kalması söz konusu olabilir. Bu durumda "bakıcı gideri", maddi tazminatın en yüksek kalemini oluşturur.
Birleşen Davalarda Hüküm Kurma Zorunluluğu
Asıl dava ile birleşen davanın hukuki kimlikleri ayrıdır. Mahkemece, karar başlığında ve hüküm fıkrasında her iki dava hakkında da ayrı ayrı hüküm kurulması usuli bir zorunluluktur. Birleşen davanın unutulması veya genel bir ifade ile geçiştirilmesi bozma nedenidir.
"Davacı tarafça Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/204 E. sayılı dosyasının iş bu dosya ile birleştiği, ancak Mahkemece gerek karar başlığında gerekse de hüküm kısmında birleşen davaya ilişkin herhangi bir hüküm kurulmaması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/2676 - Karar No: 2025/1784
Bakıcı Giderinin Hesaplanma Usulü
Bakıcı gideri, kaza tarihinden itibaren değil, muhtaçlığın başladığı tarihten itibaren hesaplanır. Gelecekteki bakıcı giderleri hesaplanırken asgari ücretin brüt tutarı esas alınır. Eğer bakımı aile bireyleri üstlenmişse dahi, işverenin bu masraftan kurtulması mümkün değildir; zira bu durum aile bireylerinin işverene değil, kazalıya sağladığı bir yardımdır.
Trafik-İş Kazası Birleşiminde Tazminat Sorumluluğu
İş kazasının aynı zamanda bir trafik kazası (Örn: Servis aracı kazası, şirket aracı ile görevli seyahat) olması durumunda, sorumluluk zincirine trafik sigortası (ZMSS) da dahil olmaktadır. Bu durumda hem iş hukuku hem de sigorta hukuku prensipleri iç içe geçer.
Sigorta Şirketinin Teminat Limiti ve Sorumluluğu
Sigorta şirketi, poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumlu olup, temerrüt faizi yönünden davanın açıldığı veya başvuru yapıldığı tarihten itibaren sorumludur. Ancak sigorta şirketinin yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğu, poliçe limitinin tazminat miktarına olan oranı üzerinden belirlenmelidir.
Mükerrer Ödemenin Engellenmesi (Tahsilde Tekerrür)
Hem işverene hem de sigorta şirketine karşı dava açılmışsa, mahkemenin "tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla" hüküm kurması gerekir. Aksi halde davacı aynı zararı iki farklı borçludan iki kez tahsil etme imkanına kavuşur ki bu durum sebepsiz zenginleşme teşkil eder.
İtiraz ve Kanun Yolu Süreçlerinde Görevli Merci Tayini
Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) göreve başladığı 20 Temmuz 2016 tarihinden önce verilmiş olan kararlar, bozma sonrası dahi Yargıtay denetimine (temyiz) tabidir. Ancak bu tarihten sonra açılan ve ilk kez hükme bağlanan davalarda istinaf yolu esastır.
Görevsizlik Kararları ve Dosya Devri
Daireler arasındaki iş bölümü veya kanun yolu mercii konusundaki hatalar, dosyanın geri çevrilmesine neden olur. Yargıtay'ın esasa girmeden usulden bozduğu kararlar sonrası mahkemelerin istinaf yerine doğrudan temyiz yoluna başvurması, yargılama sürecini uzatan tipik bir hatadır.
"Aleyhine kanun yoluna gidilen kararla ilgili, daha önce Yargıtayın dosyayı incelemeye görevli dairesince, esas yönüyle herhangi bir denetim söz konusu değildir. Bu itibarla, Mahkemenin esas yönünden verdiği ve daha önce Yargıtay görevli dairesinin denetiminden geçmeyen kararın kanun yolu denetimi 'İstinaf' olup görevli merciinin Bölge Adliye Mahkemesi olduğu anlaşıldığından, dosyanın ilgili BAM'a gönderilmesine karar verilmiştir."
Kaynak: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2024/8461 - Karar No: 2025/4891
Direnme Kararlarında Hukuk Genel Kurulu Süreci
İlk Derece Mahkemesi'nin Yargıtay bozma ilamına karşı direnme kararı vermesi durumunda, dosya öncelikle bozmayı yapan daireye gönderilir. Daire, kararını düzeltmezse dosya Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'na (HGK) aktarılır. HGK kararları, uyuşmazlığın nihai çözümü ve içtihat birliği açısından bağlayıcıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. İş kazası davası devam ederken asgari ücret artarsa tazminatım güncellenir mi? Kural olarak evet; tazminat hesabı karar tarihine en yakın verilerle yapılmalıdır. Ancak, mahkemenin verdiği ilk karar davacı tarafından temyiz edilmeden kesinleşmişse (maddi hata hariç), sonraki raporlarda asgari ücret artışına dayalı olarak ilk hükümdeki miktarın üzerine çıkılması "usuli kazanılmış hak" nedeniyle mümkün olmayabilir.
2. Bilirkişi raporuna "aleyhe hususları kabul etmiyoruz" demek yeterli midir? Hayır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, bu tür genel beyanların "gerekçeli bir itiraz" niteliğinde olmadığını kabul etmektedir. İtirazın; hesap tablosu, kusur oranı, ücret tespiti veya maluliyet derecesi gibi spesifik bir unsura yönelik ve somut gerekçelere dayalı olması gerekir. Aksi takdirde rapor karşı taraf lehine kesinleşebilir.
3. İşverenin SGK'ya ödediği rücu bedeli, işçiye ödeyeceği tazminattan düşülür mü? Doğrudan hayır. Ancak işçinin açtığı tazminat davasında, SGK'nın bağladığı gelirin rücuya kabil kısmı (PSD x İşveren Kusuru) zaten tazminattan mahsup edilir. İşveren hem işçiye (mahsup sonrası kalan zarar) hem de SGK'ya (rücu bedeli) ödeme yapmakla mükelleftir.
4. Manevi tazminat miktarını Yargıtay neden bozuyor? Yargıtay, manevi tazminatın "takdir edilen miktarının az veya çok olduğu" gerekçesiyle yerindelik denetimi yapabilir. Genellikle davacının maluliyet oranı, tarafların ekonomik gücü ve kusur ağırlığı ile hükmedilen tutar arasında açık bir orantısızlık varsa (aşırı düşük veya fahiş yüksek), karar hakkaniyet ilkesine aykırılıktan bozulur.
Kaynakça
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/16058 E. , 2025/131 K.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/3988 E. , 2025/4026 K.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2025/896 E. , 2025/628 K.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2024/2059 E. , 2025/1373 K.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2015/5962 E. , 2016/9135 K.
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2012/24342 E. , 2013/22419 K.
- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2023/13112 E. , 2024/11472 K.
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu
- 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Yasal Uyarı: Bu makale, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut bir uyuşmazlığa doğrudan uygulanması teknik riskler içerebilir. Hukuki süreçlerin yönetimi için profesyonel hukuki danışmanlık alınması tavsiye edilir. Makalede yer alan analizler editörün görüşleri olup kurum veya kuruluş bağlayıcılığı taşımaz.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Tazminat Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.