İfade Özgürlüğü Sınırlarının Belirlenmesinde Yargısal Kriterler ve Bireysel Başvuru Süreçleri
Temel Hak İhlalleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

İfade Özgürlüğü Sınırlarının Belirlenmesinde Yargısal Kriterler ve Bireysel Başvuru Süreçleri

İfade özgürlüğü sınırları, AYM’nin HAGB ve caydırıcı etki yaklaşımı ile yargısal kriterler; güncel Yargıtay kararları ekseninde hukukçular için analiz ediliyor.

Anayasa ve AİHS Ekseninde İfade Özgürlüğünün Hukuki Niteliği

İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun varlık sebebi olup, bireyin kendini gerçekleştirmesinin yanı sıra toplumsal çoğulculuğun korunması için de asgari standarttır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 10 ile güvence altına alınan bu hak, sadece toplumun genelince kabul gören "zararsız" fikirleri değil, aynı zamanda devletin veya toplumun bir kesimini rahatsız eden, şoke eden veya endişelendiren düşünceleri de koruma altına alır. Yüksek yargı mercilerinin istikrarlı kararlarında vurgulandığı üzere, ifade özgürlüğü; düşünce ve kanaate sahip olma, bu kanaatleri açıklama, yayma ve haber/fikir alma özgürlüklerini içeren bütüncül bir yapıya sahiptir.

"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması... amaçlarıyla sınırlanabilir."

Kaynak: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 26/1-2

Belgeyi Gör: TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI

Anahtar Çıkarım: İfade özgürlüğü mutlak bir hak olmamakla birlikte, bu hakka yönelik her türlü sınırlama istisnai nitelikte olup dar yorumlanmak zorundadır.


İfade Özgürlüğüne Yönelik Müdahalenin Üçlü Testi: Kanunilik, Meşru Amaç ve Ölçülülük

Bir kamu makamının ifade özgürlüğüne müdahalesinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için kümülatif olarak üç şartın gerçekleşmesi gerekir: Müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması, Anayasa'da belirtilen meşru amaçlardan birine dayanması ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, yani ölçülü olması. Uygulamada en çok uyuşmazlık konusu olan husus, müdahalenin "gerekli" ve "orantılı" olup olmadığıdır. AİHM ve Anayasa Mahkemesi (AYM), müdahalenin bir "toplumsal ihtiyaç baskısına" karşılık gelip gelmediğini ve izlenen meşru amaçla orantılı bir denge kurulup kurulmadığını titizlikle incelemektedir.

"AİHS'nin 10/2. maddesinde yer alan 'yasayla öngörülme' ifadesi ilk olarak, ifade özgürlüğüne müdahalenin iç hukukta bir dayanağı olmasını gerektirir. Ancak, söz konusu ifade, hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2013/1726 - Karar No: 2015/1261

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2013/1726 E. , 2015/1261 K.

Uygulama Notu: Mahkemeler, müdahalenin gerekliliğini ikna edici bir şekilde açıklamak zorundadır. Sadece kanun maddesine atıf yapılması, müdahalenin demokratik toplumda "zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca" dayandığını kanıtlamaya yetmez.


Anayasa Mahkemesi Kararlarında HAGB Uygulamasının Caydırıcı Etkisi

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararları, her ne kadar teknik olarak bir mahkumiyetin hukuki sonuçlarını doğurmasa da, birey üzerinde yarattığı beş yıllık denetim süresi nedeniyle ifade özgürlüğüne ağır bir müdahale teşkil etmektedir. AYM, pek çok kararında ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamalar nedeniyle verilen HAGB kararlarının, bireyin gelecekte benzer görüşleri açıklamasını engelleyici bir "caydırıcı etki" (chilling effect) yarattığını kabul etmiştir. Bu durum, özgürlükler alanını daraltan bir otosansür mekanizmasına dönüşme riski taşımaktadır.

"Başvurucular, çeşitli şekillerde açıkladıkları düşünceleri... nedeniyle hapis ya da adli para cezalarıyla cezalandırılmış ancak HAGB kararı verilerek beş yıl süreyle denetim altına alınmıştır. Bu nedenle söz konusu HAGB kararlarının tümünün başvurucuların ifade özgürlükleri... müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda çeşitli düşünce açıklamaları nedeniyle verilen HAGB kararlarının... ihlal teşkil ettiğine karar vermiştir."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu - Başvuru No: 2015/4916 (Meki Katar Kararı ve diğerleri)

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL

Editörün Notu: Özellikle "Terör örgütü propagandası" veya "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlamalarıyla verilen HAGB kararları, AYM tarafından sistematik olarak incelenmekte ve müdahalenin orantısızlığı vurgulanmaktadır.


Siyasetçiler ve Kamuoyuna Mal Olmuş Kişiler Bakımından Eleştiri Sınırlarının Genişliği

Hukuk pratiğinde, eleştiriye katlanma yükümlülüğü bakımından süjeler arasında bir hiyerarşi bulunmaktadır. Siyasetçiler, devlet görevlileri ve kamuoyuna mal olmuş kişiler, özel şahıslara nazaran çok daha ağır eleştirilere katlanmak zorundadır. Bunun temel gerekçesi, bu kişilerin kendi rızalarıyla kamu denetimine açık bir konuma gelmiş olmaları ve sahip oldukları imkanlarla eleştirilere yanıt verme kapasitelerinin yüksekliğidir. Yargıtay, bu kişilere yönelik ifadelerin "rahatsız edici" olsa dahi, onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek boyuta ulaşmadığı sürece cezalandırılamayacağını belirtmektedir.

Siyasetçilere yönelik eleştiri sınırlarını temsil eden hukuk terazisi görseli.

Kişi Kategorisi Eleştiriye Katlanma Eşiği Hukuki Dayanak
Siyasetçiler En Yüksek (Çok Geniş) AİHM Lingens/Avusturya
Kamu Görevlileri Yüksek (Geniş) Yargıtay 4. CD 2022/11893
Ünlüler/Sanatçılar Orta (Görünür Gerçeklik) Yargıtay 4. HD 2020/3899
Sıradan Vatandaşlar Standart (Dar) TCK m. 125

"Siyasetçilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak... kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir."

Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/11195 - Karar No: 2025/5045

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2022/11195 E. , 2025/5045 K.

Anahtar Çıkarım: Bir kamu görevlisinin performansına veya siyasetçinin politikasına yönelik sert, sarsıcı ve hatta kaba ifadeler, kural olarak ifade özgürlüğü koruması altındadır.


Yargı Mensuplarına ve Mahkemelere Yönelik Eleştirilerde Orantılılık Kriteri

Yargı organlarının otorite ve tarafsızlığının korunması, Anayasa m. 26/2 kapsamında meşru bir sınırlama nedenidir. Ancak bu koruma, yargı mensuplarının her türlü eleştiriden muaf olduğu anlamına gelmez. Yargı kararlarına veya hakimlerin mesleki tutumlarına yönelik "yıkıcı ve temelsiz saldırılar" yaptırıma tabi tutulabilirken, somut bir olguya dayanan veya yargılama sürecindeki aksaklıkları dile getiren eleştiriler ifade özgürlüğü kapsamındadır. Burada kritik eşik, cezanın orantılılığı ve eleştirinin yargının işleyişine gerçek bir zarar verip vermediğidir.

"Yargı organının kamuda oluşturduğu güvenin korunması bağlamında, hakimlerin yıkıcı ve temelsiz saldırılara karşı korunması gerektiğini... kabul ediyoruz. Ancak mahkemeye göre sekiz aylık hapis cezası, orantısız bir şekilde serttir. Bu fiil yargı organına aleni ve bütüncül bir saldırı değil, fakat halkın haberinin olmadığı karşılıklı bir mektuplaşmadır."

Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/2742 - Karar No: 2025/1325 (Skalka/Polonya atıflı)

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2024/2742 E. , 2025/1325 K.

Uygulama Notu: Dilekçelerde veya duruşma salonundaki beyanlarda kullanılan ifadelerin, davanın esasıyla ilgili ve savunma dokunulmazlığı sınırları içinde kalıp kalmadığına bakılmalıdır. Özel bir mektuplaşma veya kapalı devre bir iletişimde dile getirilen eleştiriler, aleni saldırılara oranla daha yüksek koruma görür.


Basın Özgürlüğünde Görünür Gerçeklik İlkesi ve Kişilik Hakları Dengesi

Basın yoluyla yapılan yayınlarda "gerçeklik" kriteri, mutlak bir maddi gerçekliği değil, yayının yapıldığı andaki "görünür gerçekliği" ifade eder. Gazetecinin, bir haberi yayınlamadan önce makul bir araştırma yapması yeterlidir; haberin sonradan yanlış olduğunun ortaya çıkması, yayınlandığı andaki verilerle uyumluysa hukuka aykırılık teşkil etmez. Özellikle devam eden soruşturmalar hakkında "tutuklandılar", "adliyeye sevk edildiler" şeklindeki haberler, şüpheliler sonradan beraat etse dahi, yayın anındaki resmi işlemlere dayandığı için basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilir.

"Basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Davacının yayın tarihinde... gözaltına alındığı, beraat ettiği anlaşılmaktadır. Haber güncel ve görünür gerçekliğe uygun olup... davacının kişilik haklarına bir saldırı bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

Kaynak: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/14749 - Karar No: 2018/4649

Belgeyi Gör: 4. Hukuk Dairesi 2016/14749 E. , 2018/4649 K.

Yargıtay Yaklaşımı: Haberin veriliş biçimi ile içeriği arasında düşünsel bir bağ bulunmalı; kullanılan başlık ve görseller içeriği saptırmamalıdır. "Görünür gerçeklik" zırhı, bilinçli çarpıtmaları korumaz.


Hakaret Suçunun Maddi Unsuru Olarak Tahkir Edici Mahiyetin Belirlenmesi

TCK m. 125 kapsamında düzenlenen hakaret suçunun oluşabilmesi için, eylemin kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme içermesi gerekir. Kaba hitap tarzları, nezaket dışı sözler veya "ideolojik körlük", "sığ bakış açısı", "alçaklık" gibi ağır eleştiri mahiyetindeki ifadeler, her zaman hakaret suçunu oluşturmaz. Yargıtay, ifadenin kullanıldığı yer, zaman, tarafların konumu ve tartışmanın arka planını gözeterek "tahkir edici mahiyet" analizi yapmaktadır.

"Hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu... olup bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olması gerekmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi... gerekmektedir."

Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/4559 - Karar No: 2015/12182

Belgeyi Gör: 18. Ceza Dairesi 2015/4559 E. , 2015/12182 K.

Uygulama Notu: Sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda, suçun oluşup oluşmadığı değerlendirilirken ifadenin "kime" yönelik olduğu ve "hangi bağlamda" söylendiği (örneğin bir siyasi tartışma mı yoksa doğrudan kişisel bir saldırı mı olduğu) belirleyicidir.


Suçsuzluk Karinesi ile İfade Özgürlüğünün Çatışması ve Medyanın Sorumluluğu

İfade özgürlüğü, bir başkasının suçsuzluk karinesini ihlal edecek şekilde kullanılamaz. Özellikle yargı süreci devam eden dosyalarda, basın ve kamu görevlilerinin kişileri peşinen "suçlu" ilan eden beyanları hem AİHS m. 6/2 hem de ifade özgürlüğünün sınırları bakımından ihlal teşkil eder. Basın organları haber yaparken "damgalayıcı" ifadelerden kaçınmalı ve yargı yetkisine müdahale eder nitelikte hüküm cümleleri kurmamalıdır.

"Suçsuzluk karinesine, sadece yargı organları ile diğer kamu görevlileri değil, basın ve yayın organları da saygı göstermek zorundadır. Bu nedenle basın ve yayın organları... kişilerin suçlu olarak damgalanmalarına yol açacak ifadeleri kullanmamalıdır. Zira, bir kişinin suçluluğuna ya da suçsuzluğuna, basın ve yayın organları değil, yetkili yargı organlarınca karar verilir."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/9565 - Karar No: 2022/10257

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2020/9565 E. , 2022/10257 K.

Dikkat Edilmesi Gerekenler: "Vakıf mallarını satanlar" veya "Katil yakalandı" gibi kesinlik içeren başlıklar, yargılama sonunda beraat kararı verilmesi durumunda tazminat sorumluluğu doğurabilir. Bunun yerine "iddia edildi", "şüphesiyle gözaltına alındı" gibi teknik terimlerin kullanımı hukuki riski azaltır.


Bireysel Başvuru Yolunda Kabul Edilebilirlik Kriterleri ve Hak Düşürücü Süreler

İfade özgürlüğü ihlali iddiasıyla AYM'ye yapılacak bireysel başvurularda en kritik aşama, "olağan kanun yollarının tüketilmesi" ve "30 günlük başvuru süresine" riayettir. HAGB kararlarına karşı itiraz yolunun tüketilmesi, kesinleşme şerhinin tebliği veya öğrenilmesinden itibaren sürenin başlatılması usulü esastır. Başvuruda, müdahalenin sadece haksız olduğu değil, aynı zamanda Anayasa m. 13 ve m. 26'daki kriterlere (ölçülülük, demokratik toplum düzeni) neden aykırı olduğu somutlaştırılmalıdır.

Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru süreci ve takvim takibi görseli.

Başvuru Adımı Süre/Şart Hukuki Sonuç
Olağan Kanun Yolu İstinaf/Temyiz/İtiraz Tüketilmesi zorunludur.
Başvuru Süresi 30 Gün Hak düşürücü süredir.
İhlal İddiası Somutlaştırma Gerekçelendirilmezse kabul edilemezlik verilir.
Kayda Değer Zarar Asgari Eşik Başvurucunun önemli bir zarar görmüş olması gerekir.

Editörün Notu: AİHM'e yapılacak başvurularda ise iç hukuk yollarının kesin olarak tükenmesinden itibaren 4 aylık (eski uygulamada 6 aydı) süre kuralı geçerlidir. Karar kesinleştikten sonra gelen genel af veya ceza indirimi, ifade özgürlüğüne yönelik "müdahale" niteliğini her zaman ortadan kaldırmaz.


İnceleme Konusu: Olgu İsnadı ile Değer Yargısı Arasındaki İspat Farklılıkları

Hukuki uyuşmazlıklarda ifadenin "olgu isnadı" mı yoksa "değer yargısı" mı olduğu ispat yükü açısından hayati önem taşır. Olgu isnadı, somut bir veriye dayanan ve doğruluğu ispatlanabilen bir iddiadır (Örn: "A şahsı rüşvet aldı"). Değer yargısı ise kişisel kanaat, yorum veya eleştiridir (Örn: "A şahsının yönetim anlayışı sığdır"). AYM ve AİHM, değer yargılarının ispatının istenmesini bizatihi ifade özgürlüğü ihlali olarak görür; ancak değer yargısının da "yeterli bir olgusal temele" dayanmasını şart koşar.

Hukuki ispat yükü ve metin analizi sürecini betimleyen görsel.

"AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir... Değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir."

Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/4559 - Karar No: 2015/12182

Belgeyi Gör: 18. Ceza Dairesi 2015/4559 E. , 2015/12182 K.

Uygulama Notu: Bir gazeteci veya vatandaş, bir siyasetçiye "beceriksiz" dediğinde (değer yargısı), bu kanaate varmasını sağlayan somut verileri (örn: başarısız projeler, resmi veriler) ortaya koyabiliyorsa, bu ifade korunmalıdır.


Demokratik Toplum Düzeninin Gerekleri: Şoke Edici ve Rahatsız Edici Düşüncelerin Korunması

İfade özgürlüğünün "demokratik toplum düzeninin gereklerine" uygunluğu, çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik ilkeleriyle ölçülür. Bir düşüncenin sadece azınlıkta kalması veya toplumun büyük çoğunluğu tarafından "yanlış" ya da "itici" bulunması, o düşüncenin yasaklanması için yeterli bir gerekçe değildir. Devletin negatif yükümlülüğü, zorunlu olmadıkça ifadenin yayılmasını yasaklamamak; pozitif yükümlülüğü ise bu özgürlüğün kullanılabilmesi için güvenli bir ortam sağlamaktır.

"İfade özgürlüğü... sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen 'bilgi' ve 'fikirler' için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü; yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoş görünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir."

Kaynak: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas No: 2022/7623 - Karar No: 2024/6959

Belgeyi Gör: 4. Hukuk Dairesi 2022/7623 E. , 2024/6959 K.

Anahtar Çıkarım: Müdahale "zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca" dayanmıyorsa, sadece kamu düzenini koruma refleksiyle düşüncenin cezalandırılması hukuka aykırıdır.


Adliye Pratiğinde İfade Özgürlüğü İhlallerine Karşı İzlenecek Usul Stratejisi

İfade özgürlüğüyle ilgili bir davada müdafi veya vekil olarak izlenecek yol haritası, olayın ceza hukuku mu yoksa özel hukuk (tazminat) kapsamında mı olduğuna göre şekillenir. Ceza davalarında "hakaret" unsurlarının oluşmadığı, ifadenin "eleştiri" sınırlarında kaldığına dair yüksek yargı kararları dosyaya sunulmalıdır. Tazminat davalarında ise "görünür gerçeklik" ve "kamu yararı" savunmaları ön plana çıkarılmalıdır.

  1. Bağlam Analizi: İfadenin hangi tartışma zemininde (siyasi, akademik, sanatsal) söylendiğini belirleyin.
  2. Süje Tespiti: Muhatabın eleştiriye katlanma yükümlülüğünü (siyasetçi/kamu görevlisi ayrımı) netleştirin.
  3. Delil Toplama: Değer yargılarının dayandığı olgusal temelleri (haberler, raporlar, beyanlar) dosyaya kazandırın.
  4. Müdahale Analizi: Verilen cezanın veya hükmedilen tazminatın "caydırıcı etkisini" ve "orantısızlığını" AYM içtihatlarıyla destekleyin.
  5. Anayasal Şikayet: İç hukuk yolları sonuç vermediğinde, 30 günlük süreyi kaçırmadan bireysel başvuru hazırlıklarını tamamlayın.

Uygulama Notu: Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan "retweet" veya "beğeni" gibi işlemlerin, bizatihi ifadenin sahiplenilmesi anlamına gelip gelmediği hususu, güncel Yargıtay kararları ışığında her olay özelinde ayrıca tartışılmalıdır.


Sıkça Sorulan Sorular

1. HAGB kararı verilmesi, ifade özgürlüğü ihlali iddiasıyla AYM'ye gitmek için engel midir? Hayır, engel değildir. Aksine AYM, ifade özgürlüğü alanında verilen HAGB kararlarını, birey üzerinde yarattığı 5 yıllık denetim süresi ve caydırıcı etki nedeniyle doğrudan "müdahale" ve sıklıkla "ihlal" olarak kabul etmektedir. HAGB'ye itiraz yolunun tüketilmesinden itibaren 30 gün içinde başvuru yapılmalıdır.

2. Bir kamu görevlisine "beceriksiz" veya "işini yapmıyor" demek hakaret suçunu oluşturur mu? Yargıtay ve AYM içtihatlarına göre, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken sergiledikleri performansa yönelik bu tür ifadeler "ağır eleştiri" niteliğindedir. Kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik ağır bir sövme içermediği sürece bu sözler ifade özgürlüğü koruması altındadır.

3. Haber ajansından alınan bir haberin yanlış çıkması durumunda gazetenin sorumluluğu nedir? "Görünür gerçeklik" ilkesi gereği, gazete haberin kaynağını (ajans ismini) belirtmişse ve haber o andaki verilerle (örn. bir gözaltı işlemi) uyumluysa, sonradan haberin asılsız olduğu anlaşılsa dahi gazetenin manevi tazminat sorumluluğu kural olarak doğmaz.

4. Siyasetçilere yönelik eleştirilerin sınırı tam olarak nerede biter? Eleştiri sınırı, ifadenin "kişisel kin ve düşmanlığa" dönüşmesi, muhatabın aile hayatına haksız saldırı içermesi veya doğrudan şiddete teşvik etmesi durumunda biter. Ancak siyasi performans, kararlar ve kamuya açık tutumlar söz konusu olduğunda eleştiri sınırı son derece geniştir.


Kaynakça

  • 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.
  • Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu - Başvuru No: 2015/4916 (Meki Katar [GK] Kararı).
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2013/1726 - Karar No: 2015/1261.
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas No: 2022/7623 - Karar No: 2024/6959.
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/11195 - Karar No: 2025/5045.
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/2742 - Karar No: 2025/1325.
  • Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/4559 - Karar No: 2015/12182.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/9565 - Karar No: 2022/10257.
  • Yargıtay 4. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/14749 - Karar No: 2018/4649.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM İçtihatları (Lingens/Avusturya, Handyside/Birleşik Krallık).

Yasal Uyarı: Bu metin yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut bir hukuki uyuşmazlığa doğrudan çözüm sunma iddiası taşımamaktadır. İfade özgürlüğü ihlalleri ve bireysel başvuru süreçleri, her olayın kendine özgü koşulları içinde değerlendirilmesi gereken karmaşık süreçlerdir. Hak kaybına uğramamak için profesyonel hukuki danışmanlık alınması önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Bireysel Başvuru Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: