
CMK Madde 197 ve Savunma Hakkı: Sanığın Müdafi Gönderebilmesi ve Duruşmada Hazır Bulunma Pratiği
Ceza muhakemesinde sanığın duruşmaya bizzat katılmasa dahi müdafi aracılığıyla temsil edilmesi, savunma hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin en somut tezahürüdür. CMK m. 197 uyarınca müdafiin duruşmada hazır bulunma yetkisi, usule aykırı mazeret reddi durumunda hükmün kesin hukuka aykırılık teşkil ederek bozulmasına yol açan kritik bir güvencedir.
CMK 197 Kapsamında Müdafiin Duruşmada Hazır Bulunma Yetkisi ve Sınırları
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 197, sanığın duruşmada hazır bulunmadığı hallerde dahi müdafiin bütün oturumlara katılma yetkisini güvence altına almaktadır. Bu düzenleme, ceza yargılamasının "yüz yüzelik" ilkesiyle birlikte "savunmanın kesintisizliği" prensibini tahkim eder. Adliye pratiğinde bu yetki, sanığın istinabe yoluyla sorgusunun yapıldığı veya duruşmadan bağışık tutulduğu hallerde, savunmanın teknik ayağının eksiksiz sürdürülmesini sağlar. Müdafiin bu yetkisi, sadece fiziksel bir bulunma değil, delilleri tartışma, soru söneltme ve esasa ilişkin beyanda bulunma haklarını da bünyesinde barındırır.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, sanığın müdafii ile birlikte savunma yapmak istediğini beyan ettiği durumlarda, müdafiin geçerli bir mazereti (örneğin sağlık raporu) varsa, mahkemenin bu mazereti "yargılamayı uzatma amacı" güdüldüğü gerekçesiyle reddetmesi savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Bu durum, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri olan "silahların eşitliği" ilkesine aykırılık teşkil eder.
"01.06.2018 tarihli karar celsesinde sanık müdafinin rahatsızlığı nedeniyle duruşmaya katılamayacağını bildirerek mazeret dilekçesi sunduğu, dilekçesinin ekine ... sağlık raporunu da ekleyerek mazeretini belgelendirdiği, sanığın da savunma yapmak için avukatını beklediğini beyan ettiği, buna rağmen ilk derece mahkemesince 'yargılamanın yaklaşık bir yıldan fazla sürüyor olması, iddia makamının mütalaa verdikten sonra mazeret dilekçesi sunulmasının yargılamayı uzatmaya yönelik eylemler olduğu kanaatine varıldığı' gerekçesiyle mazeretin reddine karar verilerek ... mahkumiyet hükmü kurulması savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir."
Kaynak: Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/39799 - Karar No: 2022/9999
Müdafiin Hazır Bulunma Yetkisinin Hukuki Niteliği
Müdafiin oturumlarda hazır bulunma yetkisi, ihtiyari müdafilik durumunda bir "hak/yetki" iken, zorunlu müdafilik hallerinde (CMK m. 150/2-3) duruşmanın devamı için bir "şart" haline dönüşür. CMK m. 188/1 uyarınca, kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafi hazır bulunmadıkça duruşma yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Müdafiin yokluğu, mahkemenin kanuna uygun teşekkül etmediği anlamına gelir ve bu durum CMK m. 289/1-e uyarınca kesin hukuka aykırılık halidir.
Sanık Hazır Bulunmasa Da Müdafiin Temsil Yetkisi
CMK m. 197/1 açık hükmü gereği, sanığın gıyabında yapılan oturumlarda müdafiin tüm yetkileri devam eder. Özellikle duruşmadan vareste (bağışık) tutulan sanıklar bakımından müdafi, dosyadaki yeni gelişmeleri takip etmek ve sanık aleyhine olan delillere itiraz etmekle yükümlüdür. Bu yetki, müdafiin sanıktan bağımsız olarak sahip olduğu bir kamusal görev niteliğindedir.
Zorunlu Müdafilik Hallerinde Duruşma Düzeni ve Müdafiin Yokluğu
Zorunlu müdafilik durumlarında, müdafiin duruşmada hazır bulunmaması halinde yargılamaya devam edilmesi, verilen kararın esastan bozulmasına neden olan en ağır usul hatasıdır. Kanun koyucu; çocukların, kendini savunamayacak derecede malul olanların veya üst sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda yargılananların savunmasız kalmasını engellemek amacıyla müdafi bulundurulmasını zorunlu kılmıştır. Adliye pratiğinde, zorunlu müdafi mazeret sunduğunda mahkemenin barodan yeni bir müdafi talep etmesi veya duruşmayı ertelemesi gerekir; aksi takdirde "savunma makamının yokluğu" söz konusu olur.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi, silahlı terör örgütü üyeliği gibi ağır cezalık işlerde, sanık tutuklu olsun ya da olmasın, müdafi yardımından yararlandırılmasının "adaletin selameti" açısından zorunlu olduğunu vurgulamaktadır. Müdafi mazeret bildirmişse ve bu mazeret belgelendirilmişse, mahkemenin "hüküm celsesi" olması sebebiyle acele karar verme saikiyle mazereti reddetmesi, Yargıtay tarafından "silahların eşitliği" ilkesinin ihlali olarak görülmektedir.
"Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan tutuklu olarak yargılaması yapılan sanığın müdafisinin ... mazeret dilekçesi vermiş olması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 197. maddesi, delillere erişme ve savunma hazırlama imkanları itibariyle çelişmeli yargılamanın gereği olan 'silahların eşitliği' ilkesi ... dikkate alınarak; adaletin selameti açısından sanık müdafiinin mazeretinin kabulü ile sözlü savunma yapma imkanı tanındıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerekir."
Kaynak: Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2018/5168 - Karar No: 2019/1370
Müdafiin Mazeretinin Reddi ve Savunma Hakkının Kısıtlanması
Mahkemelerin mazeret dilekçelerini "davayı uzatmaya yönelik" bulması için dosyada somut verilere dayanması gerekir. Eğer bir müdafi ilk kez mazeret sunuyorsa ve bu mazeretini resmi bir belge (sağlık raporu, başka bir mahkeme duruşma tutanağı vb.) ile destekliyorsa, bu mazeretin reddi savunma hakkını ağır şekilde zedeler. Özellikle esas hakkında mütalaanın verildiği ve "son savunma" aşamasına gelindiği celselerde müdafiin yokluğu, sanığın teknik savunmadan mahrum kalması sonucunu doğurur.
Barodan Müdafi Görevlendirilmesi Zorunluluğu
Müdafiin mazeretinin kabul edilmediği ancak yargılamanın devam etmesi gereken istisnai ve acil durumlarda (örneğin tutukluluk incelemesi), mahkeme sanığa yeni bir müdafi görevlendirilmesi için süre vermeli veya barodan müdafi talep etmelidir. Sanığın "ben kendi avukatımla savunma yapmak istiyorum" şeklindeki ısrarlı beyanı karşısında, mazeretli avukatın yokluğunda sanığı zorla baro avukatı ile savunmaya zorlamak da hakkın kısıtlanması olarak değerlendirilebilir.
Karar Duruşmasında Müdafiin Hazır Bulunmaması ve Bozma Sebepleri
Ceza muhakemesinde hükmün kurulduğu "karar celsesi", savunmanın en aktif olması gereken aşamadır. CMK m. 216 uyarınca son sözün sanığa ait olması kuralı, müdafiin esasa ilişkin savunma yapma hakkını ortadan kaldırmaz. Müdafiin yokluğunda mütalaaya karşı beyan alınması ve ardından mahkumiyet hükmü kurulması, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararları uyarınca "mutlak bozma" nedenidir.
Uygulamada bazı mahkemeler, sanığın daha önce savunmasının alınmış olmasını yeterli görerek müdafiin yokluğunda hüküm kurabilmektedir. Ancak Yargıtay, delillerin tartışılması ve mütalaaya karşı beyan aşamalarının müdafi olmaksızın geçilmesini kabul etmemektedir. Özellikle sanığın tutuklu olduğu dosyalarda, müdafi yardımının kesintiye uğraması adil yargılanma hakkının özüne dokunan bir ihlaldir.
| Durum Senaryosu | Hukuki Sonuç / Risk | Dayanak Mevzuat / İçtihat |
|---|---|---|
| Zorunlu müdafiin mazeretsiz duruşmaya gelmemesi | Duruşmaya devam edilemez, yeni müdafi beklenir | CMK m. 188/1, m. 150 |
| Belgelendirilmiş tıbbi mazeretin reddi | Savunma hakkının kısıtlanması (Bozma sebebi) | Yargıtay 3. CD 2022/39799 E. |
| Sanığın müdafi olmaksızın sorgusunun yapılması | İfadenin delil değerinin kaybı (İstisnalar hariç) | CMK m. 147, m. 148/4 |
| Karar celsesinde müdafi yokluğunda hüküm tesisi | Kesin hukuka aykırılık ve mutlak bozma | CMK m. 289/1-e |
"Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan CMK'nın 101/3. maddesi gereğince tutuklamaya sevk edilen ve tutuklu olarak yargılanan sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafii bulunmadığı gibi ... resen müdafii görevlendirilmeyerek ... savunma hakkının kısıtlanması suretiyle ... hüküm kurulması ... CMK 101/3, 188/1 ve 289/1-a-e maddelerine muhalefet edilmesidir."
Kaynak: Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2017/3337 - Karar No: 2018/2963
Kesin Hukuka Aykırılık Halleri (CMK 289)
CMK m. 289/1-e bendi, "Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" halini kesin bir bozma sebebi olarak düzenler. Burada "kanunen mutlaka hazır bulunması gereken kişiler" ibaresi, zorunlu müdafiliği ve CMK m. 197 bağlamında müdafiin duruşmada bulunma hakkını doğrudan kapsar. Temyiz incelemesinde bu husus, taraflarca ileri sürülmese dahi re'sen dikkate alınır.
Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 6/3-c bendi, sanığın kendi seçeceği bir müdafiin yardımından yararlanma hakkını güvence altına alır. Müdafiin duruşmaya katılımının mahkemece engellenmesi veya makul olmayan gerekçelerle mazeretin reddedilmesi, iddia makamı (savcı) karşısında savunma makamını zayıflatır. Bu durum, yargılamanın çelişmeli olma özelliğini yitirmesine ve "silahların eşitliği" ilkesinin kağıt üzerinde kalmasına yol açar.
Tutuklu Sanıklarda Müdafi Zorunluluğu ve CMK 101/3 Uygulaması
Yargıtay içtihatları, sanığın tutuklu olarak yargılandığı her aşamada müdafi yardımının "zorunlu" olduğunu kabul etme eğilimindedir. CMK m. 101/3 maddesi, tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edilen şüpheli veya sanık için müdafi tayinini zorunlu kılar. Ancak doktrinde ve bazı eski uygulamalarda, bu zorunluluğun sadece "sorgu" aşamasıyla sınırlı olduğu savunulsa da, güncel Yargıtay yaklaşımı bu hakkın kovuşturma aşamasındaki tutukluluk hallerini de kapsadığını açıkça ortaya koymaktadır.
Özellikle tutukluluk halinin devamına karar verileceği oturumlarda, müdafiin bulunmaması ve sanığın tahliye taleplerinin hukukçu yardımı olmaksızın değerlendirilmesi hak kaybına yol açar. Mahkemenin sanığa "avukatın yok ama biz tutukluluğunu inceleyeceğiz" demesi, usul ekonomisiyle açıklanamayacak bir hak ihlalidir.
Tutukluluk Sürecinde Savunmanın Kesintisizliği
Sanık tutuklu olduğunda, delillere erişim imkanı kısıtlıdır. CMK m. 197 gereği müdafiin duruşmada bulunması, sanığın hapishane koşullarında takip edemediği dosya kapsamındaki yeni delillerin (örneğin Bylock içerikleri, tanık beyanları) denetlenmesi için tek yoldur. Müdafi olmaksızın bu delillerin sanığa okunması ve "diyeceğin var mı?" diye sorulması, şekli bir yargılamadan öteye geçemez.
Uzatma Kararlarında Müdafi Görüşünün Alınması
CMK m. 102/3 uyarınca, tutukluluk süresinin uzatılmasına karar verilirken Cumhuriyet savcısının yanı sıra şüpheli/sanık ve müdafiin de görüşlerinin alınması şarttır. Bu düzenleme, müdafiin sadece duruşmalarda değil, tutukluluğa ilişkin ara kararlarda da vazgeçilmez bir süje olduğunu kanıtlar. Müdafiin bu aşamalarda devre dışı bırakılması, hürriyeti bağlayıcı tedbirin denetimini imkansız kılar.
Sanık Sorgusu Yapılmadan Hüküm Kurulması ve CMK 193 İstisnası
Genel kural olarak sanık sorgusu yapılmadan duruşma bitirilemez. Ancak CMK m. 193/2, "sanık hakkında beraat kararı verilecek hallerde" sorgu yapılmaksızın davanın bitirilebileceğini öngörür. Adliye pratiğinde bu madde sıklıkla yanlış yorumlanarak, delil takdiri gerektiren hallerde dahi sorgu yapılmadan beraat kararı verilmesine gerekçe edilmektedir. Oysa Yargıtay'ın istikrarlı görüşü; sorgu yapılmadan karar verilebilmesi için "eylemin ilk bakışta suç oluşturmadığının anlaşılması" şartının varlığını arar.
Eğer dosyadaki delillerin tartışılması, tanıkların dinlenmesi veya teknik inceleme yapılması gerekiyorsa, sanık sorgusu yapılmadan (ve müdafiin duruşmada hazır bulunma imkanı sağlanmadan) karar verilmesi bozma nedenidir. Bu durum, sanığın lehine gibi görünse de, usul kurallarının emredici niteliğine aykırılık teşkil eder.
"CMK’nın 193/2. maddesinin beraat kararı yönünden 'dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hali' ile sınırlı olarak uygulanabileceği gözetilmeden, sorgusu yapılmayan ... sanık dinlenmeden delil takdiri yoluna gidilmek suretiyle yazılı biçimde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 2. Ceza Dairesi - Esas No: 2017/131 - Karar No: 2017/1216
Derhal Beraat Kararı Verilecek Haller
Derhal beraat kararı (CMK m. 223/9), yargılamanın hiçbir aşamasında delil toplamaya gerek kalmaksızın, fiilin suç olmadığının veya cezalandırılabilirliğin ortadan kalktığının net olduğu durumlar içindir. Bu gibi hallerde sanığın sorgusunun yapılmaması, usul ekonomisi gereğidir. Ancak suçun unsurları veya kastın varlığı tartışmalı ise, sanık ve müdafiinin beyanı alınmadan dosya tekemmül etmiş sayılmaz.
Sanık Lehine Olan Kurallara Aykırılık ve Savcının Temyiz Hakkı
Uygulamada, sanık savunması alınmadan verilen "düşme" veya "beraat" kararlarının Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilip edilemeyeceği tartışmalıdır. Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin bazı kararlarında, sanık yararına olan usul kurallarının ihlal edilmesinin Cumhuriyet savcısına temyiz hakkı vermeyeceği savunulsa da; karşı oylarda "gerçeğin ortaya çıkarılması ve kamu yararı" gereği savcının her türlü usulsüzlüğü temyiz edebileceği belirtilmektedir.
Müdafiin Dosyadaki Yeni Delillere Karşı Beyan Hakkı ve CMK 217
Ceza muhakemesinde hüküm, ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırılabilir (CMK m. 217/1). Müdafiin duruşmada hazır bulunması, sadece sanık beyanını desteklemek için değil, mahkemeye sonradan gelen ve sanık aleyhine sonuç doğurabilecek belgelerin denetlenmesi için de kritiktir. Örneğin, temyiz veya istinaf aşamasında dosyaya giren bir tanık beyanı veya dijital veri raporu, mutlaka duruşmada müdafiye okunmalı ve itirazları sorulmalıdır.
Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararından sonra dosyaya giren delillerin, müdafiin yokluğunda değerlendirilerek hükmün onanmasını savunma hakkının kısıtlanması olarak görmektedir. Müdafi, bu yeni delillerin güvenilirliğini sorgulama, sahtelik iddiasında bulunma veya karşı delil sunma hakkına sahiptir.
"İlk derece mahkemesi hükmünden sonra dosyaya gelen ... beyanları ile Veri İnceleme Raporunun ... CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunup diyecekleri sorulduktan sonra yargılamaya devamla bir hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi bozmayı gerektirir."
Kaynak: Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/1605 - Karar No: 2019/3928
Delillerin Tartışılması Safhasında Müdafiin Rolü
Delillerin ortaya konulması aşamasından sonra gelen "delillerin tartışılması" aşamasında müdafi, iddia makamının görüşlerine karşı hukuki analizlerini sunar. CMK m. 197'nin sağladığı "bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisi", bu aşamanın sağlıklı işlemesi için vazgeçilmezdir. Müdafiin olmadığı bir oturumda delil tartışması yapılamaz; yapılmışsa bu oturumun tutanakları hükme esas alınamaz.
Dijital Verilerin Ve İnceleme Raporlarının Tebliği
Özellikle Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki davalarda, kolluk tarafından hazırlanan dijital inceleme raporları (HTS, Bylock vb.) dosyanın seyrini değiştirebilir. Bu raporların müdafiye tebliğ edilmeden veya duruşmada huzurunda tartışılmadan hüküm kurulması, teknik savunmanın devre dışı bırakılması anlamına gelir. Müdafi, bu raporlardaki teknik hataları veya sanıkla ilgisiz kısımları ancak duruşmada hazır bulunarak etkin şekilde ileri sürebilir.
Adliye Pratiğinde Mazeret Dilekçeleri ve Mahkemenin Takdir Yetkisi
Müdafiin başka bir ilde duruşmasının olması veya sağlık sorunları yaşaması sebebiyle sunduğu mazeret dilekçeleri, adliye pratiğinde en çok uyuşmazlık çıkan alanlardan biridir. Mahkemeler, "hedef süre" baskısı veya dosyanın sürüncemede kalmaması saikiyle mazereti reddetme yoluna gidebilmektedir. Ancak Yargıtay, özellikle "karar" veya "mütalaa" gibi kritik aşamalarda, müdafiin geçerli mazeretinin reddedilmesini savunma hakkının ihlali olarak nitelendirmektedir.
Editörün Notu: Müdafiin mazeret sunarken sadece "mesleki mazeret" demesi yerine, mazeretine konu olan diğer duruşmanın zaptını veya e-nabız üzerinden alınmış barkodlu bir istirahat raporunu eklemesi, mahkemenin takdir yetkisini kısıtlar ve olası bir reddi usule aykırı hale getirir.
Mazeretin Kabulü İçin Gereken Kriterler
- Belgelendirilebilirlik: Mazeret, soyut iddiadan öte somut bir belgeye dayanmalıdır.
- Öncelik ve Önem: Karar aşamasındaki bir dosyanın mazereti, talimat duruşmasından daha kritiktir.
- İyi Niyet: Müdafiin daha önceki celselere katılım performansı, mahkemenin mazereti "uzatmaya yönelik" bulup bulmayacağını etkiler.
- Hakkın Özü: Mazeret reddedildiğinde sanığın savunmasız kalıp kalmayacağı analiz edilmelidir.
Mazeret Reddi Durumunda Avukatın Atması Gereken Adımlar
Mazereti reddedilen ve yokluğunda duruşma yapılan bir müdafi, bir sonraki celsede veya istinaf/temyiz dilekçesinde bu durumu CMK m. 289/1-e ve m. 197 bağlamında "kesin hukuka aykırılık" olarak ileri sürmelidir. Ayrıca, mazeret dilekçesinin eklerinin zapta geçip geçmediği kontrol edilmeli, geçmemişse kalem aracılığıyla dosya kapsamına alınması sağlanmalıdır.
Savunma Hakkının Kısıtlanması Durumunda Kanun Yolu Stratejileri
Müdafiin duruşmada hazır bulunma yetkisinin ihlal edilmesi, sadece bir usul hatası değil, hükmün temelden sarsılmasına yol açan bir hukuki sakatlıktır. Bu ihlalin gerçekleştiği dosyalarda, istinaf veya temyiz aşamasında savunmanın odak noktası "esastan önce usul" olmalıdır. Yargıtay, savunma hakkı kısıtlanan bir dosyada işin esasına (suçun sübutu, ceza miktarı vb.) girmeksizin doğrudan bozma kararı vermektedir.
Bu stratejide, müdafiin mazeretinin neden haklı olduğu, sanığın bu yokluktan nasıl zarar gördüğü ve silahların eşitliğinin nasıl bozulduğu ayrıntılı şekilde işlenmelidir. Özellikle "zorunlu müdafilik" sınırında kalan suçlarda, mahkemenin takdirini sanık aleyhine kullanması AİHM içtihatlarıyla desteklenerek dilekçelere taşınmalıdır.
İstinaf Başvurusunda Usul Odaklılık
Bölge Adliye Mahkemeleri, usul hatalarını giderme yetkisine sahiptir. Müdafiin yokluğunda hüküm kurulmuşsa, BAM bu durumu bir "duruşma açma sebebi" olarak görebilir veya dosya üzerinden bozma kararı vererek dosyayı ilk derece mahkemesine iade edebilir. İstinaf dilekçesinde, müdafiin hazır bulunması durumunda sunacağı delillerin neler olduğu belirtilerek, eksikliğin "sonuca etkili" olduğu vurgulanmalıdır.
Temyiz Aşamasında Re'sen İnceleme Gücü
CMK m. 289 uyarınca kesin hukuka aykırılık halleri temyiz merciince kendiliğinden incelenir. Ancak uygulamada, bu ihlalin dilekçede "ayrıntılı hukuki gerekçelerle" yer alması, yüksek mahkemenin dikkatini çekmek açısından önemlidir. Yargıtay'ın 16. ve 3. Ceza Dairelerinin güncel içtihatları, müdafiin duruşmada bulunma yetkisini "savunmanın kutsallığı" kapsamında korumaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
Sanık duruşmaya katılmazsa müdafiin duruşma yapma yetkisi var mıdır?
Evet, CMK m. 197/1 uyarınca sanık hazır bulunmasa da müdafi bütün oturumlarda hazır bulunma yetkisine sahiptir. Sanığın yokluğu müdafiin yetkilerini kısıtlamaz; aksine sanığın yokluğunda savunma görevi daha da kritik hale gelir.
Mahkeme avukatın mazeretini reddedip barodan hemen avukat isteyebilir mi?
Mahkeme mazereti reddederse, zorunlu müdafilik hallerinde yargılamaya devam edebilmek için yeni bir müdafi görevlendirmelidir. Ancak bu durum, sanığın "kendi seçtiği avukatla temsil edilme hakkı" ile çelişebilir. Sanık baro avukatını kabul etmezse, duruşmanın ertelenmesi yargısal eğilime daha uygundur.
Müdafiin yokluğunda okunan delillerin hukuki geçerliliği nedir?
Müdafiin (veya zorunlu müdafilik halinde müdafiin) yokluğunda okunan deliller, sanık ve müdafisine tekrar okunup tartışılmadığı sürece hükme esas alınamaz. CMK m. 217 uyarınca tüm delillerin savunma huzurunda tartışılması şarttır.
Zorunlu müdafi istifa ederse duruşmaya devam edilebilir mi?
Hayır, zorunlu müdafiin istifası durumunda barodan derhal yeni bir görevlendirme yapılması beklenmelidir. Yeni müdafiye dosyayı incelemesi için makul bir süre verilmeden duruşmaya devam edilmesi savunma hakkını kısıtlar.
Kaynakça
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 36.
- 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, m. 150, 188, 193, 197, 289.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Esas No: 2022/39799, Karar No: 2022/9999.
- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/5168, Karar No: 2019/1370.
- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Esas No: 2017/3337, Karar No: 2018/2963.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2012/14-1538, Karar No: 2013/255.
- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 6.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, kesin hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her somut vaka kendi özel şartları içinde değerlendirilmelidir. Hak kaybına uğramamak için uzman bir hukukçu desteği alınması önerilir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.