
CMK Madde 142 Uyarınca Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davalarında Hak Düşürücü Süreler ve Usul Şartları
CMK m. 142 uyarınca açılan tazminat davalarında üç aylık ve bir yıllık hak düşürücü sürelerin hesabı, hükmün kesinleşme şerhi ve ilgilisine tebliği üzerinden yürütülür. Yargıtay içtihatları uyarınca, kesinleşmiş beraat kararının tebliğ edilmediği hallerde dahi "öğrenme" olgusunun süreleri başlatabileceği kabul edilmektedir.
Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat İstemlerinde Usul ve Esaslar
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesi, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kanuna aykırı koruma tedbirlerine maruz kalan kişilere maddi ve manevi zararlarını devletten talep etme hakkı tanır. Tazminat isteminin usulü ise CMK m. 142’de düzenlenmiş olup, davanın açılabilmesi için temel şart, tazminata dayanak teşkil eden kararın veya hükmün kesinleşmiş olmasıdır. Adliye pratiğinde bu davalar, zarar görenin oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde açılır. Eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise en yakın yer ağır ceza mahkemesi görevli hale gelir.
7499 sayılı Kanun ile yapılan son değişiklikler doğrultusunda, bazı tazminat istemlerinin doğrudan Ağır Ceza Mahkemeleri yerine Tazminat Komisyonuna yapılması usulü getirilmiştir. Ancak CMK m. 142/2 kapsamında kalan ve ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren istemler yönünden mahkemelerin yetkisi devam etmektedir. Hak düşürücü süreler, hem mülga 466 sayılı Kanun hem de yürürlükteki 5271 sayılı CMK döneminde yargılamanın en kritik usuli engelini oluşturmaktadır.
Tazminat Davası Açma Süreleri ve Hak Düşürücü Niteliği
CMK m. 142/1 uyarınca tazminat davası açma süresi iki kademeli bir yapıya sahiptir: Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl. Bu süreler hak düşürücü nitelikte olup, mahkemece resen dikkate alınır. Sürelerin başlangıcı için kararın sadece kesinleşmesi yeterli değildir; bu kesinleşmenin ilgilisine (davacıya veya vekiline) usulüne uygun şekilde tebliğ edilmiş olması şarttır.
Uygulamada en çok karşılaşılan sorun, bir yıllık "her halde" süresinin tebliğden bağımsız işleyip işlemediğidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, tebligat yapılmamış olsa dahi, hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl geçtikten sonra açılan davalar süre yönünden reddedilmektedir. Ancak tebligatın yapıldığı hallerde, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içinde dava açılmalıdır. Eğer üç aylık süre dolmuşsa ama henüz kesinleşmeden itibaren bir yıl dolmamışsa, davanın reddi gerekebilir; zira üç aylık süre, öğrenme veya tebliğ ile başlayan "subjektif" bir süredir.
| Süre Türü | Süre Uzunluğu | Başlangıç Olayı | Hukuki Niteliği |
|---|---|---|---|
| Subjektif Süre | 3 Ay | Kesinleşen hükmün ilgilisine tebliği veya öğrenme | Hak Düşürücü |
| Objektif Süre | 1 Yıl | Karar veya hükmün kesinleşme tarihi | Hak Düşürücü |
| Adli Tatil Etkisi | + (Uzatma) | Sürenin son gününün adli tatile rastlaması | Usuli Uzama |
| Komisyon Başvurusu | 1 Ay / 3 Ay | Kesin kararın öğrenilmesi veya tebliği | Hak Düşürücü |
Kesinleşme ve Tebliğ Kavramlarının Yargıtay İçtihatları Işığında Analizi
Tazminat davası açılabilmesi için beraat, kovuşturmaya yer olmadığı (KYOK) veya davanın düşmesi gibi kararların şeklen ve madden kesinleşmiş olması zorunludur. Kesinleşme şerhi bulunmayan bir karara dayanılarak açılan davada mahkeme, eksikliğin giderilmesi için süre vermeli veya dosyayı getirtmelidir. Ancak kesinleşme olgusu tek başına üç aylık süreyi başlatmaz. İlgilinin bu kesinleşmeden haberdar olması gerekir.
"466 sayılı Kanun’un ikinci maddesinde; 'zarar veren işlemlerin yapılmasına esas olan iddialar sebebiyle haklarında açılan dâvalar sonunda verilen kararların kesinleştiği veya bu iddiaların mercilerince karara bağlandığı tarihten itibaren üç ay içinde,' uğranılan zararın tazmininin istenebileceği belirtilmiştir. 466 sayılı Kanundaki bu düzenleme nedeniyle, tazminat istemine konu davaların esasıyla ilgili verilen kararların kesinleşmesi veya verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararların kesinleşmesinden itibaren dava açma süresinin başlayacağı kabul edilmiş, yerleşik uygulama bugüne kadar da bu şekilde sürdürülmüştür."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2017/544 - Karar No: 2022/123 Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2017/544 E. , 2022/123 K.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin güncel kararlarında, tebligat yapılmamış olsa dahi davacı vekilinin dosyadan örnek alması, kesinleşme şerhi talep etmesi veya karara karşı itiraz dilekçesi vermesi "öğrenme" olarak kabul edilmekte ve üç aylık süreyi başlatmaktadır.
Öğrenme Olgusunun Sürelerin İşlemesine Etkisi
Hukukumuzda "tebliğ" asıl olsa da, tazminat davalarında "ıttıla" (öğrenme) ilkesi sürenin başlangıcında kilit rol oynar. Davacı veya vekili, beraat kararının kesinleştiğini dosyaya sunduğu bir dilekçe veya yaptığı bir işlemle ikrar etmişse, artık tebligatın yapılmadığından bahisle davanın süresinde olduğu iddia edilemez. Bu durum, özellikle UYAP üzerinden yapılan işlemlerle daha belirgin hale gelmiştir.
Dilekçe Verme Tarihinin Başlangıç Sayılması
Davacı vekilinin, tazminata esas dosyada kesinleşme şerhi verilmesi yönündeki talebi, kararın kesinleştiğini öğrendiğinin kesin delilidir. Yargıtay, bu tarihten itibaren 15 günlük itiraz süresinin de eklenmesiyle oluşan kesinleşme anından itibaren üç aylık süreyi hesaplamaktadır.
Dosya İnceleme ve Örnek Alma
Vekilin dosya içerisinde yaptığı inceleme veya kararın bir suretini alması, tebliğ yerine geçen öğrenme fiilidir. Bu noktada, öğrenme tarihinin ispatı için dosyadaki havale tarihleri ve kalem tutanakları esas alınır. Eğer öğrenme tarihi ile dava tarihi arasında üç aydan fazla süre varsa, mahkeme davanın reddine karar vermek zorundadır.
"Mahkemesince davacı vekilinin ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın taraflara tebliğ talepli 07.04.2015 tarihli dilekçe ile davacının kararı öğrenmiş sayılacağı kabul edilmiş ise de, dava açma süresinin... soruşturma dosyasında davacı vekilinin ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve kesinleşmesinin tarafına verilmesi talepli 08.01.2015 havale tarihli dilekçe itibariyle kararın öğrenilmiş sayılacağı... tazminat davasının 22.01.2016 tarihinde, 5271 sayılı CMK'nın 142/1. maddesinde belirtilen sürede açıldığının anlaşılması karşısında, davacının tazminat talebinin esası hakkında karar verilmesi gerektiği gözetilmeden... reddine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/984 - Karar No: 2024/684 Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2022/984 E. , 2024/684 K.
7499 Sayılı Kanun ve Tazminat Komisyonu Başvuru Süreci
2 Mart 2024 tarihinde kabul edilen 7499 sayılı Kanun ile CMK tazminat sisteminde köklü bir değişikliğe gidilmiştir. Artık koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerinin bir kısmı 6384 sayılı Kanun kapsamında kurulan Tazminat Komisyonuna yönlendirilmektedir. Bu düzenleme ile yargı yükünün azaltılması ve makul sürede tazminata erişim amaçlanmıştır.
Komisyonun Görev Alanı ve Başvuru Şartları
Tazminat Komisyonunun görevleri 6384 sayılı Kanun'un 2. ve 5/B maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, soruşturma veya kovuşturma aşamasındaki bazı usulsüz işlemler ile makul sürede yargılanmama iddiaları Komisyonun inceleme alanındadır. Ancak CMK 142/2 uyarınca ağır ceza mahkemesinin doğrudan görevli olduğu hallerde (beraat sonrası haksız tutuklama tazminatı gibi), Komisyona yapılan başvurular mahkemeye gönderilir.
Başvuruda Süre ve Usul
Komisyona yapılacak müracaatlar, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde yapılmalıdır. Yanlışlıkla ağır ceza mahkemesine yapılan başvurular Komisyona, Komisyona yapılanlar ise mahkemeye "görevsizlik/gönderme" kararı ile iletilir. Bu durumda Komisyona veya mahkemeye ilk başvuru tarihi, hak düşürücü sürenin kesilmesi bakımından esas alınır.
"Ceza Muhakemesi Kanununun 142 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevi kapsamında olmasına rağmen Komisyona yapılan istemler, ağır ceza mahkemesine gönderilir. Komisyonun görev alanına giren ve girmeyen istemler birlikte yapılmış ise Komisyon görev alanına girmeyen istemleri ayırmak suretiyle ağır ceza mahkemesine gönderir. Bu hallerde Komisyona yapılan istem tarihi esas alınır."
Kaynak: 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri İle Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Kanun m. 5/B Belgeyi Gör: TAZMİNAT KOMİSYONUNUN GÖREVLERİ İLE ÇALIŞMA USUL VE ESASLARI HAKKINDA KANUN
Maddi ve Manevi Tazminatın Belirlenmesindeki Kriterler
Haksız tutuklama veya gözaltı nedeniyle hükmedilecek tazminat miktarı, davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklu kaldığı süre ve haksız işlem nedeniyle duyulan elem ve ızdırap ile doğrudan orantılıdır. Maddi tazminat hesabı genellikle davacının tutuklu kaldığı dönemdeki net asgari ücret veya kanıtlanabilen kazanç kaybı üzerinden yapılır.
Maddi Tazminat Hesabında Bilirkişi Raporu
Maddi tazminat miktarının tespiti teknik bir konu olup mahkemece resen seçilen bilirkişiden rapor alınması zorunludur. Bilirkişi, davacının tutuklu kaldığı süredeki asgari ücret verilerini esas almalı, varsa davacının sigorta kayıtlarını ve vergi levhasını incelemelidir. Uygulamada, asgari geçim indirimi (AGİ) gibi kalemlerin hesaba dahil edilip edilmeyeceği Yargıtay denetiminde önemli bir bozma nedenidir.
Manevi Tazminatta Hakkaniyet İlkesi
Manevi tazminat, davacının bozulan psikolojik dengesini düzeltmeye ve haksızlığın verdiği acıyı hafifletmeye yönelik bir araçtır. Bu miktar belirlenirken ne davacıyı zenginleştirmeli ne de devleti fakirleştirmelidir. Yargıtay, manevi tazminatın "makul" olması gerektiğini vurgulamakta; çok düşük veya çok fahiş miktarları "hak ve nesafet" ilkelerine aykırı bularak bozmaktadır.
Mükerrer Dava Riski ve Kamu Kaynaklarının Korunması
Adliye pratiğinde karşılaşılan önemli bir sorun, aynı tutuklama veya gözaltı işlemi için birden fazla tazminat davasının açılmasıdır. Bu durum, hem yargı sisteminde karışıklığa hem de hazine aleyhine mükerrer ödemelere yol açabilmektedir. Mahkemeler, dava açıldığında UYAP ve Maliye Hazinesi üzerinden davacının daha önce aynı nedenle dava açıp açmadığını sorgulamakla yükümlüdür.
Mükerrer davanın tespiti halinde, ikinci davanın "derdestlik" veya "kesin hüküm" nedeniyle reddi gerekir. Eğer ilk davada bir karar verilmiş ve kesinleşmişse, ikinci davanın esasına girilmesi kamu zararına neden olur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu hususun resen araştırılmamasını bozma sebebi saymaktadır.
"Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve nedene dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini... aynı konu ve nedene dayalı olarak açılmış başka bir dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup, UYAP üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/9156 - Karar No: 2021/3687 Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2019/9156 E. , 2021/3687 K.
Tazminat Kararlarının İcrası ve Banka Hesabı Bildirim Zorunluluğu
CMK m. 142/10 uyarınca, tazminata ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden icra takibine konulamaz. Bu hüküm, kamu idaresinin bütçe planlamasını korumak ve haksız ödemelerin önüne geçmek amacıyla getirilmiş bir emredici kuraldır. Ayrıca, ilamlı icra yoluna başvurulmadan önce idari bir başvuru süreci öngörülmüştür.
İdari Başvuru ve 30 Günlük Süre
Kesinleşen mahkeme kararında hükmedilen tazminat ve vekalet ücreti için davacı veya vekili, davalı idareye (genellikle Hazine ve Maliye Bakanlığı veya ilgili birim) yazılı olarak başvurarak banka hesap numarasını bildirmelidir. İdare, bu bildirimin yapıldığı tarihten itibaren 30 gün içinde ödemeyi gerçekleştirmek zorundadır. Bu süre içinde ödeme yapılmazsa, karar genel hükümler çerçevesinde icraya konulabilir.
Vekalet Ücreti Sınırları
Tazminat davalarında hükmedilecek vekalet ücreti, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) uyarınca nisbi olarak hesaplanır. Ancak CMK m. 142/9 uyarınca bu ücretin bir alt ve üst sınırı bulunmaktadır: Ücret, sulh ceza hâkimliklerinde takip edilen işler için belirlenen maktu ücretten az, ağır ceza mahkemelerinde takip edilen davalar için belirlenen maktu ücretten fazla olamaz. Bu sınırlama, davanın mahiyetine göre adaleti sağlamayı amaçlar.
Mahsup İşleminin Tazminat Miktarına Etkisi
Eğer kişinin gözaltında veya tutuklu kaldığı süreler, kesinleşmiş başka bir mahkumiyetinden mahsup edilmişse, bu durum tazminat miktarını doğrudan etkiler. Mahsup işlemi, hürriyeti kısıtlayan sürenin bir başka cezadan "indirilmesi" anlamına geldiğinden, kişinin zararı kısmen giderilmiş sayılır.
Uygulamada, mahsup edilen süreler için maddi tazminata hükmedilmezken, manevi tazminat yönünden hakkaniyet gereği bir değerlendirme yapılır. Yargıtay, mahsup işleminin yapılıp yapılmadığının ceza infaz kurumlarından ve UYAP üzerinden titizlikle araştırılmasını şart koşmaktadır. Mahsup yapıldığı halde tam tazminata hükmedilmesi, sebepsiz zenginleşme teşkil eder.
"CMK'nın 144/1-a maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle mahsup tazminata engel oluşturmayacak ise de, haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nesafetin sağlanması gerektiği göz önünde bulundurularak, mahsup edilen sürenin hükmolunacak maddi tazminat miktarının tayininde dikkate alınması gerektiği... açıklığa kavuşturulmadan, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/10195 - Karar No: 2021/5417 Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2020/10195 E. , 2021/5417 K.
466 Sayılı Kanun’un Uygulama Alanı ve Geçici Hükümler
1 Haziran 2005 tarihinde 5271 sayılı CMK'nın yürürlüğe girmesiyle, 466 sayılı "Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun" yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak 5320 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca, 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen yakalama ve tutuklama işlemleri için hala 466 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaktadır.
İşlem Tarihinin Esas Alınması
Hangi kanunun uygulanacağı belirlenirken, tazminata konu beraat kararının tarihi değil, kişinin hürriyetinin kısıtlandığı (yakalandığı/tutuklandığı) tarih esas alınır. Eğer tutuklama 2004 yılında gerçekleşmişse, dava 2026 yılında açılsa dahi 466 sayılı Kanun’un usul ve sürelerine tabi olacaktır. Bu noktada en önemli fark, 466 sayılı Kanun'un bir yıllık "her halde" süresini öngörmemesidir; orada sadece öğrenme/tebliğden itibaren üç aylık süre mevcuttur.
Sürelerin Başlangıcındaki Farklılıklar
466 sayılı Kanun döneminde Yargıtay Ceza Genel Kurulu, beraat kararlarının sanığa tebliğinin zorunlu olduğunu ve sürenin bu tebliğle başlayacağını kabul etmiştir. 5271 sayılı CMK ise bir yıllık üst sınır (hak düşürücü süre) getirerek bu belirsizliği ortadan kaldırmıştır.
"5320 sayılı Kanunun altıncı maddesinin; '1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır. 2) Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 466 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur' biçimindeki düzenlemesiyle... uyuşmazlığın 466 sayılı Kanun kapsamında çözümlenmesi gerekmektedir."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2013/837 - Karar No: 2015/90 Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2013/837 E. , 2015/90 K.
Dava Dilekçesinde Bulunması Gereken Zorunlu Unsurlar
Tazminat davası dilekçesi, HMK ve CMK'nın ortak hükümleri çerçevesinde belirli şekli şartlara tabidir. Dilekçede zarara uğranılan işlem (tutuklama/gözaltı tarihleri), zararın niteliği (maddi/manevi ayrımı), dayanak ceza dosyasının bilgileri ve kesinleşme şerhinin bulunması gerekir.
Eksik belgelerle açılan davalarda mahkeme, davacı tarafa bu eksiklikleri tamamlaması için makul bir süre vermelidir. Özellikle kesinleşme şerhinin dava açıldığı sırada hazır olmaması, davanın reddini gerektirmez; sonradan sunulabilir veya mahkemece ilgili dosyadan istenebilir. Ancak dava açma süresinin dolup dolmadığı noktasında kesinleşme tarihi belirleyicidir.
Tazminatın Geri Alınması ve Mahkumiyet Sonrası Durum
CMK m. 143 uyarınca, tazminat ödendikten sonra kişinin durumu değişirse (örneğin KYOK kararı kaldırılıp dava açılır ve mahkumiyet verilirse), ödenen tazminatın geri alınması söz konusu olabilir. Bu durum, yargılamanın iadesi (iade-i muhakeme) veya kanun yararına bozma gibi hallerde de geçerlidir. Tazminatın geri alınması için Cumhuriyet savcısının yazılı istemiyle aynı mahkemeden karar alınması gerekir. Bu karar, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre infaz edilir.
Koruma Tedbirleri Tazminat Davalarında Stratejik Yol Haritası
Dava süreci başlatılmadan önce, tazminata esas kararın kesinleşip kesinleşmediği ve kesinleşme şerhinin UYAP ortamına işlenip işlenmediği kontrol edilmelidir. Tebligat yapılmamışsa dahi, dosya üzerinden yapılan herhangi bir işlemin "öğrenme" sayılarak üç aylık süreyi başlatabileceği riski her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
Uygulama Notu: Özellikle mülga 466 sayılı Kanun'a tabi eski dosyalar için "öğrenme" tarihinin ispatı zordur; ancak 5271 sayılı CMK'ya tabi güncel dosyalarda, kesinleşme tarihinden itibaren bir yılın dolması davanın açılmasına kesin engeldir. Bu nedenle, tebligat beklenmeksizin kesinleşme sonrası makul sürede davanın açılması en güvenli yoldur.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Beraat kararı yüzüme karşı verildi, 3 aylık süre hemen başlar mı? Hayır, beraat kararının tefhim edilmesi (yüze okunması) süreleri başlatmaz. Sürenin başlaması için kararın kesinleşmesi ve bu kesinleşmenin size veya vekilinize tebliğ edilmesi veya kesinleştiğini dosya üzerinden yaptığınız bir işlemle öğrenmiş olmanız gerekir.
2. Karar kesinleşti ama 1 yıl geçti, tebligat da yapılmadı. Dava açabilir miyim? CMK 142/1 uyarınca "her halde" kesinleşmeyi izleyen bir yıl içinde dava açılmalıdır. Yargıtay, tebligat yapılmamış olsa bile bir yıllık sürenin geçmesi durumunda davanın süre yönünden reddine karar verilmesi gerektiğini kabul etmektedir.
3. Mahsup işlemi yapıldıysa manevi tazminat alabilir miyim? Evet, mahsup işlemi maddi tazminat istemini büyük ölçüde ortadan kaldırsa da (çalışılamayan süre başka bir cezadan mahsup edildiği için), haksız tutuklamanın yarattığı elem ve ızdırap nedeniyle manevi tazminat talep edilebilir. Ancak mahkeme, bu durumu miktar tayininde dikkate alacaktır.
4. Tazminat davasını kazandım, parayı ne zaman alabilirim? Tazminat kararının icraya konulabilmesi için kararın kesinleşmesi şarttır. Karar kesinleştikten sonra davalı idareye banka hesap numaranızı bildirmeniz gerekir. İdareye yapılan bu başvurudan itibaren 30 gün içinde ödeme yapılmazsa icra takibi başlatılabilir.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141, 142, 143, 144.
- 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri İle Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Kanun.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 07.04.2015 tarih, Esas No: 2013/837, Karar No: 2015/90.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 19.02.2024 tarih, Esas No: 2022/984, Karar No: 2024/684.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 20.02.2023 tarih, Esas No: 2021/7030, Karar No: 2023/485.
Yasal Uyarı: Bu metin, CMK m. 142 ve ilgili mevzuat çerçevesinde genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, hukuki tavsiye veya danışmanlık niteliği taşımamaktadır. Her somut olay, kendi özel şartları, süreleri ve delil durumu çerçevesinde bir uzman tarafından ayrıca değerlendirilmelidir. Metindeki analizler yargı kararlarının editöryal yorumu olup, yargı mercilerinin bu kararlardan farklı içtihatlar geliştirebileceği unutulmamalıdır.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.