
CMK 146 ve Hukuk Muhakemesinde Zorla Getirme Kararı: Usulü Şartlar ve Adliye Pratiği
Zorla getirme kararı, usulüne uygun tebligata rağmen icabet etmeyen veya yakalama emri için yeterli neden bulunan süjelerin yargı önüne çıkarılmasını sağlayan kısıtlayıcı bir koruma tedbiridir. 5271 sayılı CMK 146. maddesi uyarınca tesis edilen bu kararın infazında, 24 saatlik süre tahdidi ve tebligat usulüne uygunluk, işlemin hukuka uygunluk denetiminde temel parametreleri oluşturur.
CMK 146 Kapsamında Zorla Getirme Kararının Hukuki Mahiyeti
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 146. maddesinde düzenlenen zorla getirme, şüpheli, sanık, tanık veya bilirkişinin rızası dışında kamu gücü marifetiyle ifade veya sorgu için hazır edilmesini sağlayan bir koruma tedbiridir. Bu tedbir, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale teşkil ettiğinden, kanunda sayılan şartların tahakkuku ve usul hiyerarşisine tam riayet zorunludur. Zorla getirme, mahiyeti itibarıyla bir yakalama emri olmamakla birlikte, infaz süreci bakımından kolluk kuvvetlerine belirli bir hareket alanı ve zor kullanma yetkisi tanır.
Yargılama makamı, dosya kapsamındaki delil durumuna ve ilgili süjenin yargılamadaki fonksiyonuna göre bu tedbire başvurur. Şüpheli veya sanık söz konusu olduğunda, hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenlerin bulunması ya da usulüne uygun çağrıldığı halde gelmemesi şartı aranır. Diğer yargılama süjeleri (tanık, mağdur, bilirkişi) için ise kural olarak önceden yapılmış ve sonuçsuz kalmış bir davetiyenin varlığı ön koşuldur.
"yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenlerin bulunması ya da şüpheli veya sanığın usulüne uygun bir şekilde çağrıldığı hâlde ifade veya sorguya gelmemesi gerekmektedir. Dolayısıyla zorla getirme kararının verilebilmesinde davetiyenin 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun bir şekilde şüpheli veya sanığa tebliğ edilmesi ve davetiyede çağrılma nedeninin açıkça belirtilmesi zorunlu birer unsur olarak öngörülmüştür."
Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararı - Esas No: 2018/137 - Karar No: 2022/86
Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2018/137, K. 2022/86
Şüpheli ve Sanık Hakkında Zorla Getirme Kararı Verilmesinin Ön Koşulları
Şüpheli veya sanık hakkında zorla getirme kararı (ihzar müzekkeresi) verilebilmesi için öncelikle CMK m. 145 uyarınca bir çağrı kağıdı çıkartılması asıldır. Bu çağrı kağıdı, 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak tebliğ edilmelidir. Tebligatın usulsüz olması durumunda, kişinin duruşmaya veya ifadeye gelmemesi "haklı bir mazeret" olarak kabul edilmese dahi, zorla getirme kararının hukuki dayanağını sakatlar.
Pratikte en sık karşılaşılan sorun, MERNİS adresine yapılan tebligatların veya konutta birlikte yaşayan kişilere yapılan teslimlerin usule aykırılığıdır. Eğer şahıs usulüne uygun bir şekilde haberdar edilmemişse, CMK m. 146/1 anlamında "çağrıldığı halde gelmeme" koşulu oluşmaz. Bu aşamada mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının, tebligat parçasını denetlemeden doğrudan zorla getirme emri düzenlemesi, savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
Yakalama Emri Gerektiren Hallerde İstisnai Uygulama
Zorla getirme kararı, her zaman bir çağrı kağıdı sonrasında gelmez. Kanun koyucu, hakkında tutuklama veya yakalama emri çıkarılması için yeterli şüphe ve neden bulunan kişiler hakkında, önceden davetiye gönderilmeksizin doğrudan zorla getirme kararı verilebilmesine imkan tanımıştır. Bu durum, genellikle şüphelinin kaçma ihtimalinin yüksek olduğu veya delilleri karartma tehlikesinin bulunduğu soruşturma aşamalarında karşımıza çıkar.
Müdafi Yardımı ve Kimlik Saptama Yükümlülüğü
Zorla getirme kararı ile getirilen şüphelinin ifadesi alınırken veya sanığın sorgusu yapılırken CMK m. 147’deki usul kuralları bizzat uygulanır. Kişiye yüklenen suç anlatılmalı, müdafi seçme hakkı hatırlatılmalı ve yakınlarına haber verilmesi sağlanmalıdır. Kimlik saptama aşamasında şüpheli, soruları doğru yanıtlamakla yükümlüdür; ancak suçlamaya dair sessiz kalma hakkı (susma hakkı) saklıdır.
Tebligat Usulsüzlüklerinin Zorla Getirme Kararı Üzerindeki Sakatlayıcı Etkisi
Adliye pratiğinde, zorla getirme kararlarının büyük çoğunluğu "bila-ikmal" (yerine getirilemeden) iade edilmektedir. Bunun temel sebebi, dayanak tebligatın yanlış adrese yapılması veya ilgilinin adresten ayrılmış olmasıdır. Yargıtay, usulüne uygun tebligat yapılmadan verilen zorla getirme kararlarını ve bu sürece dayanarak kurulan hükümleri bozma konusu yapmaktadır. Özellikle mağdurun veya tanığın hazır edilmediği durumlarda, mahkemenin "ulaşılamadı" diyerek bu beyanlardan vazgeçmesi ciddi bir bozma sebebidir.
Örneğin, sanığın soruşturma aşamasında bildirdiği adres ile MERNİS adresi farklı ise, öncelikle bilinen son adrese tebligat çıkarılmalıdır. Bu adresten sonuç alınamazsa MERNİS adresine Tebligat Kanunu m. 21/2 uyarınca tebliğ yapılmalıdır. Bu silsile izlenmeden doğrudan kolluğa zorla getirme müzekkeresi yazılması, yargılamanın sıhhatini zedeler.
"Mağdur Bedirhan'ın soruşturma aşamasında bildirdiği adrese yapılan 24/05/2010 tebliğ tarihli davetiyenin usulüne uygun tebliğ edilip edilmediğinin mahal mahkemesince araştırılması neticesinde... davetiyenin tebliğ edildiği tarihte mağdur Bedirhan'ın beyan ettiği adreste eşi ile birlikte oturduğu tespit edilmiş olup; kovuşturma aşamasında istinabe olunan mahkemece mağdur Bedirhan adına düzenlenen davetiyenin; 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 16. maddesine aykırı olarak mağdur Bedirhan ile aynı konutta oturmadığı anlaşılan üçüncü kişiye usulsüz şekilde tebliğ edildiği anlaşılmakla... hükmün bozulmasına."
Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/377 - Karar No: 2013/1553
Tanık, Bilirkişi ve Mağdur Hakkında Zorla Getirme Kararı (CMK m. 146/7)
CMK m. 146/7 fıkrası, şüpheli ve sanık dışındaki süjelerin de (tanık, bilirkişi, mağdur, şikayetçi) çağrıya uymamaları halinde zorla getirilebileceğini hükme bağlar. Ancak bu noktada bir nüans mevcuttur: Şüpheli için yakalama nedenleri varsa doğrudan zorla getirme verilebilirken; tanık ve mağdur için kural olarak mutlak surette bir "çağrıya rağmen gelmeme" halinin varlığı aranır.
Tanığın zorla getirilmesi, kamu düzeni ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyladır. Usulüne uygun çağrılan tanık, mazeretsiz gelmezse zorla getirilir ve gelmemesinin sebep olduğu giderlere (örneğin tebligat ve müzekkere masrafları) mahkum edilir. Hukuk yargılamasında da benzer bir mekanizma (HMK m. 245) mevcut olup, tanıklığa icabet yasal bir zorunluluktur.
Bilirkişi Bakımından Zorla Getirme
Bilirkişiler, uzmanlıkları gereği yargılamaya yardım eden süjelerdir. Usulüne uygun atanan ve görevlendirilen bilirkişinin duruşmada açıklama yapması gerekiyorsa ve çağrıya rağmen gelmiyorsa, hakkında zorla getirme kararı verilmesi mümkündür. Ancak uygulamada bilirkişiler için genellikle disiplin hapsi veya görevden alma süreçleri daha ön plandadır.
Mağdur ve Müştekinin Hazır Edilmesi
Suçtan zarar görenlerin beyanlarının alınması, sanığın savunma hakkı ve delillerin ikamesi açısından kritiktir. Mağdurun adresi tespit edilemiyorsa ve soruşturma aşamasında ifadesi alınmışsa, Yargıtay bazı durumlarda bu beyanla yetinilmesini hukuka uygun bulabilir. Ancak suçun niteliği gereği mağdurun bizzat dinlenmesi gereken hallerde (örneğin yağma veya cinsel saldırı), zorla getirme emrinin infazı beklenmeden karar verilmesi bozma nedenidir.
Zorla Getirme Kararının İnfaz Süreci ve Kolluğun Yetki Sınırları
Zorla getirme kararı, ilgili kolluk birimine (polis veya jandarma) hitaben yazılan bir müzekkere ile icra edilir. Bu müzekkere; kişinin açık kimliğini, isnat edilen suçu, eşkalini ve zorla getirilme nedenini içermelidir. Kolluk görevlisi, şüpheliyi veya sanığı bulduğunda kararın bir örneğini kendisine verir ve derhal makam önüne götürür.
Kolluğun zorla getirme sırasındaki yetkisi, kişinin hürriyetini kısıtlamayı içerse de bu yetki sınırsız değildir. PVSK m. 13 ve CMK m. 146/5 uyarınca, bu süreç tedbirin uygulanması için haklı görülecek bir zamanda başlar. Kişi, çağıran makamın (Savcı, Hakim veya Mahkeme) önüne çıkarılıncaya kadar geçici olarak muhafaza altına alınabilir.
| Kriter | Şüpheli/Sanık | Tanık/Mağdur |
|---|---|---|
| Dayanak Mevzuat | CMK m. 146/1-4 | CMK m. 146/7 |
| Ön Çağrı Şartı | İstisnaları mevcuttur | Mutlak zorunluluk |
| Gözaltı Süresi | Maksimum 24 saat (+Yol) | Sadece ifade bitene kadar |
| Mali Yaptırım | Giderler (Hükümle birlikte) | Giderler + Disiplin Para Cezası |
| Zor Kullanma | Orantılı güç kullanımı | Orantılı güç kullanımı |
Süre Tahditleri: 24 Saatlik Kritik Eşik ve Yol Süresi Hesabı
Zorla getirme kararı ile alınan kişi, "derhal" makam önüne götürülmelidir. Kanun koyucu, "derhal" kavramını somutlaştırarak, imkan bulunmadığında yol süresi hariç en geç 24 saat içinde bu işlemin tamamlanmasını emretmiştir (CMK m. 146/4). Bu süre, kişinin fiilen kolluk tarafından tutulduğu andan itibaren başlar.
Bu süre sınırının aşılması, hürriyeti tahdit suçunu veya hukuka aykırı gözaltı durumunu oluşturabilir. Uygulamada, mesai saatleri dışında yakalanan kişilerin nezarethanede tutulması ve ertesi gün sabah ilk iş olarak adliyeye sevk edilmesi bu 24 saatlik süre içinde kaldığı müddetçe yasaldır. Ancak bu sürenin keyfi olarak uzatılması mümkün değildir.
"Zorla getirme kararı ile çağrılan şüpheli veya sanık derhal, olanak bulunmadığında yol süresi hariç en geç yirmi dört saat içinde çağıran hâkimin, mahkemenin veya Cumhuriyet savcısının önüne götürülür ve sorguya çekilir veya ifadesi alınır... Zorla getirme, bunun için haklı görülecek bir zamanda başlar ve hâkim, mahkeme veya Cumhuriyet savcısı tarafından, sorguya çekilmenin veya ifade almanın sonuna kadar devam eder."
Kaynak: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 146
Kararın Yerine Getirilememesi Durumunda Düzenlenecek Tutanaklar
Zorla getirme kararının infaz edilememesi (kişinin adreste bulunamaması, kaçması, adresin değişmiş olması vb.) durumunda kolluğun hazırlayacağı tutanak büyük önem taşır. CMK m. 146/6 uyarınca, yerine getirilememe nedenleri; köy veya mahalle muhtarı ile kolluk görevlisinin birlikte imzalayacağı bir tutanakla saptanmalıdır.
Bu tutanak, mahkemenin bir sonraki aşamada (örneğin yakalama emri düzenlenmesi veya gıyabi yargılama süreçleri) karar vermesine dayanak oluşturur. Uygulamada muhtar imzası eksik olan tutanaklar, usulüne uygun bir araştırma yapılmadığı gerekçesiyle Yargıtay tarafından eleştirilmektedir. Mahkeme, sadece kolluğun "bulamadık" beyanıyla yetinmemeli, muhtarlık kayıtları ve MERNİS sorgulamaları ile bu durumu teyit etmelidir.
Zorla Getirme Kararının Yakalama Emrine Dönüşme Dinamikleri
Soruşturma veya kovuşturma evresinde, hakkında zorla getirme kararı verilmiş olmasına rağmen adresi saptanamayan veya adresten kaçan sanık hakkında, CMK m. 146'dan sonuç alınamazsa CMK m. 98 uyarınca yakalama emri düzenlenebilir. Bu bir silsiledir. Zorla getirme kararı, kişinin bilinen bir adresi olduğu varsayımına dayanırken; yakalama emri kişinin kaçak olması veya saklanması durumunda devreye girer.
Adliye pratiğinde, iki defa zorla getirme kararı çıkarılıp sonuç alınamayan sanıklar hakkında genellikle yakalama emri düzenlenerek dosya "yakalamalı" hale getirilir. Bu aşamada, kişinin yakalandığı anda serbest bırakılması (ifade sonrası) veya doğrudan tutuklamaya sevk edilmesi, yakalama emrinin içeriğine ve çıkarılma amacına göre belirlenir.
"davacının özel evrakta sahtecilik suçundan 15.05.2014 tarihinde hakkında yakalama emri düzenlendiği, 30.05.2014 tarihinde yakalandığı... sanık olarak yargılandığı Denizli 1. Asliye Ceza Mahkemesi dosyasında öncelikle usulüne uygun yapılan tebligata rağmen duruşmaya gelmediği bu nedenle hakkında zorla getirme emri düzenlendiği, ikinci duruşmada hakkında düzenlenen zorla getirme emrinin bila ikmal dönmesi nedeniyle hakkında yakalama emri düzenlendiği... bu nedenle davacı hakkında yapılan usuli işlemlerin yasalara uygun şekilde gerçekleştirildiği..."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/7704 - Karar No: 2022/767
Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Kapsamındaki Farklılıklar
Ceza muhakemesindeki zorla getirme kuralları ile hukuk muhakemesindeki kurallar paralellik gösterse de, uygulama alanı daha dardır. 6100 sayılı HMK m. 245 uyarınca, tanık usulüne uygun çağrılmasına rağmen mazeretsiz gelmezse zorla getirilir. Hukuk davalarında tarafların (davacı/davalı) zorla getirilmesi kural olarak mümkün değildir; ancak isticvap (HMK m. 169) gibi istisnai hallerde şahsen gelme yükümlülüğü doğabilir.
Hukuk mahkemelerindeki en büyük risk, tarafların tanıklarını hazır etme yükümlülüğü olduğu yanılgısıdır. Yargıtay, tarafların tanığı duruşmaya getirme zorunluluğu olmadığını, mahkemenin usulüne uygun çağrıya uymayan tanık için zorla getirme (ihzar) kararı vermesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.
Editörün Notu: Hukuk Davalarında Tanık İhzarının İhmali
Eğer bir hukuk mahkemesi, usulüne uygun tebligat yapılan tanığın gelmemesi üzerine zorla getirme kararı vermeden veya bu kararın sonucunu beklemeden tanığı dinlemekten vazgeçerse, bu durum "hukuki dinlenilme hakkının" ve "savunma hakkının" kısıtlanması niteliğindedir. Bu, bozma nedenidir.
Savunma Hakkı ve Adil Yargılanma İlkeleri Açısından Yargıtay Denetimi
Yargıtay, zorla getirme kurumunu sadece sanığın mahkemeye getirilmesi için bir araç olarak değil, aynı zamanda sanığın duruşmada hazır bulunma hakkının bir gereği olarak değerlendirir. Sanık, duruşmaya katılmak istediğini beyan etmişse veya alt sınırı 5 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan yargılanıyorsa, mahkemenin sanığı zorla getirtme yoluyla dahi olsa huzurda hazır etmesi gerekir.
İstinabe (talimat) yoluyla ifadesi alınan sanığın, "asıl mahkemesinde savunma yapmak istiyorum" şeklindeki beyanı dikkate alınmadan, gıyabında mahkumiyet kurulması savunma hakkının kısıtlanmasıdır. Bu durumda mahkeme, sanığın zorla getirilmesine veya SEGBİS yoluyla bağlanmasına karar vermelidir.
"sanığın talimat duruşmasında 'duruşmalara esas mahkemesinde katılmak isterim bunun için duruşma tarihinin tarafıma tebliğ edilmesini isterim' şeklindeki sözlerinin savunmasını yapmış olarak kabul edilemeyeceği... mahkemece sanık hakkında savunması alınmaksızın mahkumiyet kararı verilmesi karşısında... savunma hakkının kısıtlanması suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırıdır."
Kaynak: Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/13448 - Karar No: 2020/9248
Zorla Getirme Kararlarına Karşı Kanun Yolları ve İtiraz Usulü
Zorla getirme kararları, niteliği gereği birer "ara karar" veya "koruma tedbiri" kararıdır. CMK m. 267 ve devamı maddeleri uyarınca, hakim veya mahkeme tarafından verilen zorla getirme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz, kararın öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde, kararı veren makama sunulacak bir dilekçe ile yapılır.
Buna karşın, soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısı tarafından verilen zorla getirme kararlarına karşı CMK'da doğrudan bir itiraz yolu düzenlenmemiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu kararların kişi hürriyetine müdahale niteliğinde olması hasebiyle, denetimsiz bırakılamayacağına işaret etmektedir. Uygulamada, savcılık tarafından verilen bu kararlara karşı da sulh ceza hakimliğine başvurularak tedbirin kaldırılması veya hukuka aykırılığının tespiti talep edilebilmektedir.
İtirazın İncelenmesi ve Yürütmeyi Durdurma
İtiraz, kural olarak kararın infazını (yürütülmesini) durdurmaz. Ancak itiraz mercisi (genellikle bir üst mahkeme veya sonraki numaralı mahkeme), işlemin telafisi imkansız zararlar doğuracağı kanaatindeyse yürütmenin durdurulmasına karar verebilir.
Hukuka Aykırı Zorla Getirme Tedbiri Nedeniyle Tazminat Sorumluluğu
Eğer bir kişi hakkında, kanun şartları oluşmadan (usulüne uygun tebligat yapılmadan) veya süre sınırları (24 saat) ihlal edilerek zorla getirme kararı uygulanmışsa, bu durum CMK m. 141 kapsamında tazminat hakkı doğurabilir. Haksız olarak özgürlüğü kısıtlanan kişi, beraat etsin veya etmesin, bu süreçte uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini için devlet aleyhine dava açabilir.
Ancak Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; eğer kişi usulüne uygun tebligata rağmen kendi kusuruyla duruşmaya gitmemiş ve bu nedenle zorla getirilmişse, sonradan beraat etse dahi bu tedbir nedeniyle tazminat talep edemez. Tazminat için, devletin koruma tedbirini uygularken "hizmet kusuru" işlemiş olması veya kanuni şartları ihlal etmiş olması gerekir.
Uygulama Notu: Tazminat Davalarında Zamanaşımı
CMK m. 141 uyarınca açılacak tazminat davaları, kararın veya hükmün kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde 1 yıl içinde, zarara uğrayanın yerleşim yeri ağır ceza mahkemesinde açılmalıdır. Zorla getirme kararı başlı başına bir dava konusu olabileceği gibi, ana davanın sonucuna göre de değerlendirilebilir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Cumhuriyet savcısı zorla getirme kararı verebilir mi? Evet, CMK m. 146/4 uyarınca Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresinde şüpheli veya tanığın zorla getirilmesine karar verebilir. Savcının bu yetkisi doğrudan kanundan kaynaklanır ve sulh ceza hakimliğinin onayına tabi değildir.
2. Zorla getirme kararı için belirli bir saat aralığı var mıdır? CMK m. 146/5'e göre zorla getirme, bunun için "haklı görülecek bir zamanda" başlar. Bu ifade, gece vakti veya uygunsuz zamanlarda yapılan işlemlerin ölçülülük ilkesi çerçevesinde denetlenmesini sağlar. Kural olarak mesai saatleri gözetilse de, kaçma şüphesi gibi acil durumlarda 24 saat kesintisiz uygulanabilir.
3. Hakkımda zorla getirme kararı varken yurt dışına çıkabilir miyim? Zorla getirme kararı, kendi başına bir yurt dışı çıkış yasağı (adli kontrol) oluşturmaz. Ancak sınır kapılarında veya GBT sorgularında bu karar görüleceği için kolluk tarafından muhafaza altına alınarak en yakın adliyeye sevk edilmeniz muhtemeldir. Bu da yurt dışı seyahatinizin engellenmesi sonucunu doğurur.
4. Tanık olarak zorla getirilmem durumunda masraflarımı kim öder? CMK m. 146/4-7 kapsamında tanık mazeretsiz gelmediği için zorla getiriliyorsa, bu işlemin masraflarından (polis aracı yakıtı, tebligat vb.) bizzat sorumlu tutulur ve bu giderler kendisinden tahsil edilir. Ancak usulüne uygun gelen tanıklar, CMK m. 61 uyarınca yol masrafları ve tazminat (kaybedilen mesai bedeli) talep edebilirler.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 145, 146, 147, 193, 196, 233, 234.
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 245.
- 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 10, 16, 21.
- Anayasa Mahkemesi Kararı - Esas No: 2018/137 - Karar No: 2022/86.
- Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/377 - Karar No: 2013/1553.
- Yargıtay 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/13448 - Karar No: 2020/9248.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/7704 - Karar No: 2022/767.
Yasal Uyarı: Bu metin, CMK 146 ve zorla getirme kararlarına ilişkin genel hukuki bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Her somut olay, kendi özel şartları (delil durumu, tebligat geçmişi, suçun niteliği vb.) içinde değerlendirilmelidir. Bu içerik, profesyonel bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Hak kaybına uğramamak adına süreçlerin bir hukuk profesyoneli eşliğinde takip edilmesi tavsiye edilir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.