Ad ve Soyadı Değişikliği Davalarında Haklı Sebep Doktrini ve Görevli Mahkeme Sorunsalı
Velayet ve Kişisel İlişkiYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Ad ve Soyadı Değişikliği Davalarında Haklı Sebep Doktrini ve Görevli Mahkeme Sorunsalı

Ad ve soyadı değişikliği taleplerinde Türk Medeni Kanunu m. 27 uyarınca aranan haklı sebep şartı, sübjektif aidiyet duygusu ve sosyal tanınırlık ekseninde genişletilmektedir. Velayet hakkına dayalı çocuk soyadı değişikliklerinde ise Asliye Hukuk ve Aile Mahkemeleri arasındaki görev uyuşmazlığı, davanın hukuki nitelendirmesi ve ispat yükü dengeleri üzerinden stratejik bir önem arz eder.

Türk Medeni Kanunu 27. Madde Uyarınca Ad ve Soyadı Değişikliğinin Hukuki Rejimi

Ad ve soyadı değişikliği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 27 uyarınca ancak "haklı bir sebebe" dayanılarak hakimden istenebilir. Bu dava, niteliği itibarıyla bir "nüfus kaydının düzeltilmesi" davası olup, kişisel durum sicilindeki mevcut kaydın değiştirilmesini amaçlar. Yargısal pratikte haklı sebep kavramı; kişinin adını benimseyememesi, ismin toplum değerlerine aykırı veya gülünç olması, telaffuz zorluğu ya da kişinin sosyal çevresinde başka bir isimle tanınıp biliniyor olması gibi geniş bir yelpazede değerlendirilmektedir.

Hukuk bürosunda isim değişikliği davası görevli mahkeme belirleme süreci.

4721 sayılı TMK m. 27/1 hükmü, "Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir" diyerek genel bir çerçeve çizmiştir. Kanun koyucu, "haklı sebep" kavramını bilinçli olarak tanımlamamış, bu belirlemeyi somut olayın özelliklerine göre hakimin takdirine bırakmıştır. Ancak bu takdir yetkisi mutlak olmayıp; Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarıyla objektif ve sübjektif kriterlere bağlanmıştır. Özellikle ergin kişilerin kendi adlarını değiştirme taleplerinde, kişinin kendi kimliğini tanımlama hakkı, özel hayata saygı hakkı kapsamında (Anayasa m. 20) daha esnek yorumlanmaktadır.

"Ad ve soyadının değiştirilmesi ancak haklı sebeplere dayanılarak hakimden istenebilir. Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve tescil olunur. 2525 sayılı Soyadı Kanunu'na göre taşınması zorunlu önad ve soyadı, Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesi hükmünün kapsamındadır. Kanun, bu hükümde görevli mahkemeyi göstermemiştir. Ne var ki; adın haklı sebeple değiştirilmesine ilişkin dava, kişisel durum sicilindeki mevcut kaydın değiştirilmesini ve düzeltilmesini gerektirdiğinden esas itibarıyla 'nüfus kaydının düzeltilmesi' niteliğinde olduğu ve 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu'nun 36. maddesine göre de, görevli asliye hukuk mahkemesinde açılıp karara bağlanacağı açık ve tartışmasızdır."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/2511 - Karar No: 2017/10836

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2017/2511 E. , 2017/10836 K.

Haklı Sebep Teşkil Eden Sübjektif ve Objektif Koşullar

Haklı sebebin varlığı değerlendirilirken mahkemeler, kişinin iç dünyasındaki huzursuzluğu (sübjektif) ile toplum içerisindeki tanınırlığını (objektif) birlikte ele alır. İsmin kişinin sosyal statüsü, aile ilişkileri ve mesleki hayatı üzerindeki olumsuz etkileri delillendirilmelidir.

Sosyal Tanınırlık ve "Kullanılan Ad" Karinesi

Bir kimsenin nüfus kaydında yazılı isminden başka bir isimle aile, akraba ve iş çevresinde tanınması, yargı pratiğinde en güçlü haklı sebep karinelerinden biridir. Bu durumda ispat vasıtası olarak tanık beyanları hayati önem taşır. Kişinin sosyal medyada, iş yazışmalarında veya gayriresmi belgelerde kullandığı isim, nüfus kaydının düzeltilmesi için yeterli bir dayanak teşkil edebilir.

İsmin Anlam ve Fonetik Açıdan Yarattığı Olumsuzluklar

İsmin gülünç olması, kötü bir anlam çağrıştırması veya genel ahlaka aykırı görülmesi durumunda hakimin takdir yetkisi daralmakta ve değişikliğe hükmedilmektedir. Ancak ismin sadece yabancı kökenli olması veya modern bulunmaması, Yargıtay tarafından tek başına yeterli bir haklı sebep olarak görülmemekte; bu durumun kişinin sosyal hayatında somut bir zorluk yarattığının ispatı aranmaktadır.

Velayet Hakkı Kapsamında Çocuğun Soyadının Değiştirilmesi ve Görevli Mahkeme

Boşanma sonrası velayeti annede kalan çocuğun soyadının, annenin kızlık soyadı veya yeni eşinin soyadı ile değiştirilmesi talebi, güncel hukuk pratiğinin en tartışmalı alanlarından biridir. Yargıtay, bu tür davaları ergin kişilerin açtığı "nüfus kaydının düzeltilmesi" davalarından ayırmakta ve davanın temelini TMK’nın velayet hükümlerine dayandırmaktadır. Eğer talep, velayet hakkının bir uzantısı olarak ileri sürülüyorsa, görevli mahkeme 4787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemesidir.

Dava konusunun hukuki nitelendirmesi hakime aittir (HMK m. 33). Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, çocuğun doğumla kazandığı "aile soyadının" velayet hakkı kapsamında değiştirilmesi talebi, kişisel durum sicilindeki bir hatanın düzeltilmesi değil, bir aile hukuku uyuşmazlığıdır. Bu nedenle, genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi'nde açılan bu tür davalarda mahkemenin görevsizlik kararı vermesi yasal bir zorunluluktur.

"Davada, evlilik birliği içinde doğan küçük Yiğit'in, doğumla kazandığı '...' aile soyadının velayet hakkı kapsamında annenin boşanma sonrası edindiği '...' soyadı ile değiştirilmesi talebidir ve dava velayet hakkına dayanılarak açılmıştır. Başka bir ifade ile, soyadının değiştirilmesi talep edilen ... kişi değil, çocuktur. Davacı annenin velayeti altındadır. ... Görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi mi, yoksa Aile Mahkemesi mi olduğu hususunun öncelikle çözümlenmesi gerekir. ... 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4/1. maddesinde yer alan hükme göre; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK m.118-395) kaynaklanan bütün aile hukukundan doğan dava ve işlerde aile mahkemeleri görevlidir. ... Mahkemece, davanın görev yönünden reddine karar verilmesi gerekirken bu isteğin esastan incelenerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir."

Kaynak: Yargıtay 18. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/2159 - Karar No: 2015/17250

Belgeyi Gör: 18. Hukuk Dairesi 2015/2159 E. , 2015/17250 K.

Görev Ayrımında Temel Kriterler: Erginlik ve Hukuki Dayanak

Mahkemelerin görev alanını belirlerken esas aldığı temel ayrım, davacının sıfatı ve talebin dayandığı kanun maddesidir. Aşağıdaki tablo, pratik uygulamada görev karmaşasını önlemek adına tasarlanmıştır:

Talep Sahibi Talebin Mahiyeti Dayanak Mevzuat Görevli Mahkeme
Ergin Kişi (18+) Kendi soyadını değiştirme TMK m. 27 Asliye Hukuk Mahkemesi
Veli (Anne/Baba) Çocuğun ön adını değiştirme NHK m. 36 / TMK m. 27 Asliye Hukuk Mahkemesi
Veli (Anne) Çocuğun soyadını annenin soyadı yapma TMK m. 339 / Velayet Hakkı Aile Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı Mevzuata aykırı ismin iptali Soyadı Nizamnamesi Asliye Hukuk Mahkemesi

Uygulama Notu: Karma Taleplerde Tefrik Zorunluluğu

Uygulamada bazen anne, hem kendi soyadının düzeltilmesini hem de velayeti altındaki çocuğun soyadının değiştirilmesini aynı dava dilekçesi ile talep etmektedir. Bu durumda mahkeme, ergin kişi olan annenin talebi ile çocukla ilgili talebi "tefrik" etmeli (ayırmalı); annenin talebi yönünden davaya devam ederken, çocuk yönünden görevsizlik kararı vererek dosyayı Aile Mahkemesi'ne göndermelidir. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2015/1196 Esas sayılı kararı bu usulü açıkça dikte etmektedir.

İsim Değiştirme Davalarında Taraf Teşkili ve Husumet

Ad değişikliği davalarında husumet, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 36 uyarınca ilgili Nüfus Müdürlüğüne yöneltilir. Ancak konu bir küçüğün isminin değiştirilmesi olduğunda, velayet hakkının ortak kullanımı veya babanın kişisel hakları devreye girmektedir. Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi, çocuğun isminin değiştirilmesinde sadece velayet hakkı sahibi annenin beyanını yeterli görmemekte; biyolojik babanın da davaya dahil edilmesini veya en azından görüşünün alınmasını "adil yargılanma hakkı" ve "taraf teşkili" açısından zorunlu bulmaktadır.

TMK m. 339/5 uyarınca, çocuğun adını ana ve babası birlikte koyar. Evlilik birliği sona ermiş ve velayet anneye verilmiş olsa dahi, çocuğun babasıyla olan soybağı devam ettiği sürece, ismin değiştirilmesi babanın da hukukunu doğrudan etkiler. Bu nedenle, babanın davaya dahil edilmemesi, kararın bozulması için tek başına bir sebep teşkil eder.

"Ancak, TMK'nun 339/5. maddesine göre, çocuğun adını ana ve babası koyar. Dolayısı ile çocuğun adının değiştirilmesine yönelik dava, anne yanında babanın da hukukunu ilgilendireceğinden, küçüğün adının değiştirilmesi istemini içeren davada TMK 342. maddesi içeriğince anne ve babasının taraf olarak bulunması da gereklidir. ... Adı geçenin davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmasından sonra, işin esasına girilip deliller toplanıp oluşacak sonuç doğrultusunda bir karar verilmesi yerine, eksik tarafla davanın esası hakkında karar verilmesi doğru görülmemiştir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/8011 - Karar No: 2018/11594

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2017/8011 E. , 2018/11594 K.

Taraf Teşkilindeki Eksikliğin Hak İhlali Boyutu

Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararlarında (B. No: 2014/17812), babanın haberi olmaksızın çocuğun isminin değiştirilmesine ilişkin kesinleşmiş mahkeme kararları, davanın iadesi veya iptali sebebi olarak kabul edilmiştir. Babanın taraf olarak gösterilmediği bir yargılamada verilen hüküm, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etse de, babanın sonradan açacağı bir dava ile iptal edilebilir. Bu durum, yargılamanın uzamasına ve usul ekonomisinin zedelenmesine yol açar.

Ad ve Soyadı Değişikliğinde İspat ve Delil Stratejisi

Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davalarında, resmi kayıt ve belgelerin yanı sıra tanık beyanları en önemli delil başlangıcıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) prensipleri uyarınca ispat yükü, adının değiştirilmesinde "haklı sebep" olduğunu ileri süren davacı üzerindedir. Ancak bu davalarda "kamu düzeni" ilkesi hakim olduğundan, mahkeme resen de araştırma yapabilir.

Davanın kazanılması için şu delil örüntüleri stratejik öneme sahiptir: 1. Tanık Beyanları: Davacının sosyal çevresinde hangi isimle bilindiği, mevcut isminin kendisi üzerinde yarattığı psikolojik travmalar veya sosyal engeller tanıklar eliyle somutlaştırılmalıdır. 2. Mesleki Belgeler: Kartvizitler, kaşeler, diploma fotokopileri veya iş yerindeki personel kimlik kartları (resmi olmayan). 3. Dijital Ayak İzleri: E-posta adresleri, sosyal medya profilleri ve bu mecralarda ismin kullanım süresi. 4. Psikolojik Raporlar: İsimden kaynaklı anksiyete veya aidiyet sorunu yaşandığına dair uzman görüşleri (istisnai ve zorunlu hallerde).

"Nüfus kütükleri, kişilerin kimliklerinin, yerleşim yeri adreslerinin, aile bağlarının, vatandaşlık durumlarının ve şahsi hallerinin belirlenmesi amacıyla ilçe ve aile esasına göre nüfus olaylarının tescil edildiği, daimi olarak saklanması gerekli resmi sicillerdir (5490 s. NHK. m. 5/1). ... Önemle vurgulanmalıdır ki; nüfus kaydının düzeltilmesine ilişkin davalarda, resmi kayıt ve belgelere başvurulabileceği gibi, tanık dahil her türlü kanıta başvurulabilir."

Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/8198 - Karar No: 2018/11604

Belgeyi Gör: 8. Hukuk Dairesi 2017/8198 E. , 2018/11604 K.

Cumhuriyet Savcısının İsim İptali Davası Açma Yetkisi ve Sınırları

Nüfus Hizmetleri Kanunu ve Soyadı Nizamnamesi uyarınca Cumhuriyet Savcıları, kamu düzenine aykırı isim ve soyadlarının iptali için dava açma yetkisine sahiptir. Ancak bu yetki mutlak olmayıp, anne ve babanın isim koyma hakkı (TMK m. 339) ile dengelenmek zorundadır. Bir ismin sadece "yabancı kökenli" olması veya "toplum nezdinde garipsenmesi", savcının bu ismi mahkeme kararıyla iptal ettirmesi için yeterli bir sebep değildir.

Yargıtay, Cumhuriyet Savcılarının açtığı "ismin iptali" davalarında, ismin ırk, millet veya kabile ismi olup olmadığını denetler. Eğer isim bu kategorilere girmiyorsa ve anne-baba isim üzerinde ısrarcıysa, mahkemenin re'sen isim değiştirmesi mümkün değildir.

"Hilvan Cumhuriyet Başsavcılığının davanamesi ile davalıların 30.08.2012 doğum tarihli kızı olan ...'ın bu isimle nüfusa kaydedildiği, ancak bu kayıt işleminin Soyadı Nizamnamesinin 7. ve 8. maddelerine aykırı olduğu... ismin değiştirilmesi istenilmiştir. ... Çocuğun adını koyma hakkı anne ve babaya tanınmıştır. Ayrıca adın yabancı kökenli olması da onun değiştirilmesini gerektirmez. ... Davalı anne ve baba dinlenilmiş ve çocuklarının isminin ... olarak kalmasında ısrar etmişlerdir. ... Söz konusu ismin tescilini ve kullanılmasını engelleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca bu hakkın kullanılmasını ortadan kaldıracak biçimde mahkemece mevcut ismin silinerek yerine re'sen ... isminin verilmesi hukuken mümkün değildir."

Kaynak: Yargıtay 18. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/4718 - Karar No: 2013/6719

Belgeyi Gör: (Kapatılan) 18. Hukuk Dairesi 2013/4718 E. , 2013/6719 K.

Ad Değiştirme Kararına Karşı Üçüncü Kişilerin İtiraz Hakkı

TMK m. 27/4 uyarınca, adın değiştirilmesinden zarar gören kimseler, değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilirler. Bu hak, değiştirme kararının öğrenildiği günden itibaren bir yıl içinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Üçüncü kişilerin itirazı için "zarar görme" şartı aranır. Bu zarar; ticari itibar kaybı, isim karışıklığından kaynaklı alacak takibi zorlukları veya ailevi prestij zedelenmesi şeklinde tezahür edebilir.

Mahkemece verilen isim değişikliği kararı yerel veya ulusal bir gazetede ilan edilir. Bu ilanın amacı, hakları haleldar olabilecek üçüncü kişilere itiraz imkanı tanımaktır. Pratik uygulamada, isim değişikliği kararı kesinleştikten sonra Nüfus Müdürlüğü kararı tescil eder ve ilan süreci tamamlanır.

Soyadı Nizamnamesi ve Kamu Düzeni Engeli

Soyadı Kanunu ve bu kanuna dayalı olarak çıkarılan Nizamname, soyadı seçilirken belirli sınırlamalar getirmiştir. Rütbe, memuriyet, aşiret, yabancı ırk ve millet isimleri ile ahlaka aykırı veya iğrenç kelimelerin soyadı olarak alınması yasaktır. İsim değiştirme davası açılırken seçilecek yeni soyadının bu kriterlere uygunluğu mahkemece resen denetlenir.

Editörün Notu: Adliye pratiğinde sıklıkla yapılan bir hata, "X" soyadının sadece kulağa hoş gelmediği gerekçesiyle değiştirilmek istenmesidir. Oysa mahkeme, mevcut soyadının neden taşınamaz olduğunu (haklı sebep) sorgularken, talep edilen yeni soyadının da Nizamname m. 7 ve 8 hükümlerine uygunluğunu denetler.

Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürelerin Değerlendirilmesi

Ad ve soyadı değişikliği davaları, kişisel duruma ilişkin davalar olduğu için kural olarak herhangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir. Kişi, ergin olduğu andan itibaren hayatının her evresinde haklı sebep şartıyla bu davayı açabilir. Ancak, daha önce açılmış ve reddedilmiş bir davanın ardından tekrar dava açılabilmesi için "yeni bir haklı sebebin" doğmuş olması gerekir. Aynı sebeple ikinci kez dava açılması, "kesin hüküm" engeline takılabilir.

Önemli usul süreleri şu şekildedir: - İsim Değişikliğine İtiraz: Öğrenme tarihinden itibaren 1 yıl (TMK m. 27/4). - Nüfus Kayıtlarının Düzeltilmesinde Hak Düşürücü Süre: Nüfus Hizmetleri Kanunu uyarınca açılacak davalarda genel bir hak düşürücü süre bulunmamakla birlikte, soybağına ilişkin itirazlarda özel süreler (TMK m. 289 vb.) mevcuttur.

Adliye Pratiğinde Dilekçe ve Kalem İşlemleri Akışı

Dava açılmadan önce yerleşim yeri adresinin bulunduğu yerdeki görevli mahkeme doğru tespit edilmelidir. 5490 sayılı Kanun m. 36 uyarınca yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri mahkemesidir. Dilekçede Nüfus Müdürlüğü davalı olarak gösterilmeli, haklı sebepler somut olaylarla desteklenmelidir.

Mahkeme kaleminde nüfus kaydı düzeltme davası evrak hazırlık aşaması.

  1. Dava Açılışı: Tevzi bürosundan harç ve gider avansı yatırılarak dosya açılır.
  2. Tebligat: Dava dilekçesi Nüfus Müdürlüğü'ne tebliğ edilir. Küçüklerin isminin değiştirilmesinde baba da davaya dahil edilmelidir.
  3. Ön İnceleme ve Tahkikat: Mahkeme tanıkları dinler, davacının sabıka kaydını ve sosyal ekonomik durumunu araştırır (ismin suçtan kaçmak için değiştirilip değiştirilmediğinin tespiti için).
  4. İlan ve Tescil: Karar verildikten sonra mahkemece ilan kararı alınır. İlan masrafı davacı tarafından karşılanır. Kesinleşen karar Nüfus Müdürlüğü'ne bildirilir.

Hukuki Risk Analizi ve İdari Yaptırımlar

İsim değişikliği davası, sadece bir kelimenin yer değiştirmesi değil, kişinin hukuk alemindeki kimliğinin yeniden tanımlanmasıdır. Bu sürecin eksik yönetilmesi bazı riskleri beraberinde getirir: - Diplomalar ve Sertifikalar: Karar sonrası tüm eğitim belgelerinin güncellenmesi gerekir. Bazı kurumlar eski belgeler üzerinde "şerh" düşülmesini kabul ederken, bazıları yeniden düzenleme talep edebilir. - Tapu ve Banka Kayıtları: Karar kesinleştikten sonra banka ve tapu sicil müdürlüklerine başvurularak isim tashihi yapılması zorunludur; aksi halde taşınmaz satışında veya bankacılık işlemlerinde kimlik doğrulama sorunu yaşanır. - Yurtdışı İşlemleri: Pasaport ve vize kayıtlarının güncellenmesi, eski ismin geçtiği resmi evrakların geçerliliğinin sorgulanmasına neden olabilir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Çocuğumun ismini sadece ben (anne) istediğim için değiştirebilir miyim? Hayır. Velayet sizde olsa bile, çocuğun ismini ana ve baba birlikte koyduğu için babanın da bu süreçte taraf olması veya muvafakat etmesi gerekir. Babanın itirazı durumunda mahkeme, değişikliğin çocuğun "üstün yararına" olup olmadığını derinlemesine inceler (Yargıtay 8. HD 2019/4689 E.).

2. "Haklı sebep" olarak sadece "ismimi sevmiyorum" demem yeterli mi? Tek başına yeterli değildir. Ancak isminizi neden sevmediğinizi (psikolojik etkileri, sosyal çevredeki alay konusu olması, aidiyet hissedilmemesi) tanıklarla desteklerseniz, bu durum haklı sebep olarak kabul edilebilir. Yargıtay, kişinin ismini benimsememesini özel hayata saygı kapsamında değerlendirmeye başlamıştır.

3. İsim değişikliği davası kaç kez açılabilir? Kanunda bir sayı sınırı yoktur. Ancak aynı sebeple tekrar dava açamazsınız. İlk davanız reddedildiyse, ikinci davayı açabilmek için aradan geçen sürede ispatlanabilir yeni bir haklı sebebin (örneğin yeni bir sosyal çevrede farklı isimle tanınmaya başlama) ortaya çıkması gerekir.

4. Çocuğun soyadını annesinin kızlık soyadı yapmak için hangi mahkemeye gitmeliyim? Bu talep velayet hakkına dayandığı için Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizdir. Davayı mutlaka Aile Mahkemesi'nde açmalısınız. Aksi takdirde dosyanız görevsizlik nedeniyle reddedilecek ve zaman kaybedeceksiniz (Yargıtay 8. HD 2017/6844 E.).

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu.
  • 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu.
  • 2525 sayılı Soyadı Kanunu.
  • 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun.
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas No: 2019/4689, Karar No: 2019/8434.
  • Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas No: 2017/2511, Karar No: 2017/10836.
  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/2159, Karar No: 2015/17250.
  • Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, Esas No: 2015/22674, Karar No: 2016/566.
  • Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, Başvuru No: 2014/17812.

Yasal Uyarı: Bu metin tamamen genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, profesyonel hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Her somut olay kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Hak kaybına uğramamak için süreçlerin uzman bir hukukçu eşliğinde yürütülmesi tavsiye edilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Aile Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: