TCK 94 ve 95 Kapsamında İşkence Suçunun Unsurları ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hallerinin Hukuki Analizi
Kişilere Karşı SuçlarYazar: EmsalDava Editör Ekibi

TCK 94 ve 95 Kapsamında İşkence Suçunun Unsurları ve Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Hallerinin Hukuki Analizi

İşkence suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 94 uyarınca ancak bir kamu görevlisi tarafından sistematik bir süreç dahilinde işlenebilen, insan onurunu hedef alan özgü bir suçtur. Fiilin ani gelişen müdahalelerden ayrılması, manevi unsurda özel saik tartışmaları ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerdeki illiyet bağı, yargılama pratiğinin en kritik uyuşmazlık noktalarını oluşturmaktadır.

İşkence Suçunun Temel Yapısı ve Korunan Hukuki Değer

Türk Ceza Kanunu’nun 94. maddesinde düzenlenen işkence suçu, bireyin vücut dokunulmazlığı ile birlikte asıl olarak insan onurunu ve kamu yönetiminin saygınlığını koruma altına alan karma yapılı bir suç tipidir. Bu suçun oluşabilmesi için failin kamu görevlisi olması, eylemin bir süreç içinde sistematik olarak gerçekleştirilmesi ve mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak nitelikte olması zorunludur.

İşkence, ani gelişen bir kasten yaralama veya hakaret eyleminden, fiillerin bir süreç dahilinde, süreklilik arz edecek şekilde ve belli bir yoğunlukta icra edilmesiyle ayrılır. Yargıtay içtihatlarında vurgulandığı üzere, işkence teşkil eden fiiller özünde yaralama, tehdit veya cinsel taciz niteliği taşısa da, bu fiillerin "insan onuruyla bağdaşmayan" bir ağırlığa ulaşması ve "sistematik" bir yapıya bürünmesi suçun vasfını değiştirmektedir.

"İşkence olarak, bir kişiye karşı insan onuru ile bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. İşkence teşkil eden fiiller aslında kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyan fiillerdir. Ancak bu fiiller ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Bir süreç içinde süreklilik arz eder bir tarzda işlenen işkencenin en önemli özelliği, kişinin psikolojisi, ruh sağlığı, algılama ve irade yeteneği üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır."

Kaynak: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas No: 2013/15223, Karar No: 2014/7817

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2013/15223 E. , 2014/7817 K.

Kamu Görevlisi Sıfatı ve İştirak Rejiminin Sınırları

İşkence suçu, fail bakımından "özgü suç" niteliğindedir. TCK m. 94/1 uyarınca suçun faili ancak bir kamu görevlisi olabilir. Kamu görevlisi tanımı, TCK m. 6/1-c maddesi uyarınca kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişiyi ifade eder. Ancak kanun koyucu, bu suçun vahameti nedeniyle iştirak rejiminde özel bir düzenlemeye gitmiştir.

TCK m. 94/4 hükmü, bu suçun işlenişine iştirak eden kamu görevlisi olmayan kişilerin de kamu görevlisi gibi cezalandırılacağını açıkça düzenlemiştir. Bu durum, iştirak hukukundaki "bağlılık kuralının" (TCK m. 40) özel bir uygulama alanıdır. Uygulamada, bir kamu görevlisinin talimatı veya gözetimi altında işkence fiillerine katılan sivil şahıslar, "müşterek fail" veya "yardım eden" sıfatıyla değil, doğrudan 94. maddedeki ağır yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Kamu Görevlisi Kavramının Geniş Yorumu

Yargıtay, kamu görevlisi sıfatının tespitinde sadece kadro durumuna değil, icra edilen faaliyetin kamusal niteliğine odaklanmaktadır. Örneğin, bir çocuk yuvasında çalışan temizlik firması elemanlarının veya sözleşmeli personelin "kamu görevlisi" sayılıp sayılmayacağı, yürüttükleri disiplin yetkisi ve gözetim görevine göre belirlenmektedir.

İştirak Halinde Müşterek Faillik ve Sorumluluk

Birden fazla kamu görevlisinin bulunduğu bir ortamda, fiili bizzat gerçekleştirmeyen ancak olay yerinde bulunup müdahale etmeyen görevlilerin sorumluluğu TCK m. 94/5 (ihmali davranışla işkence) kapsamında değerlendirilmektedir. Eğer failler arasında bir suç işleme kararı ve fiil üzerinde ortak hakimiyet varsa, her biri müşterek fail olarak sorumlu tutulur.

Sistematik Uygulama Kriteri ve Süreç Odaklı Değerlendirme

Bir eylemin işkence sayılabilmesi için "sistematiklik" unsuru öğretide ve uygulamada en çok tartışılan husustur. Sistematiklik, fiillerin mutlaka günlerce sürmesi anlamına gelmez; eylemlerin belirli bir amaç doğrultusunda, birbiri ardına ve mağdurun direncini kırmaya yönelik bir kurgu içinde icra edilmesi yeterlidir.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, on dakikada bir küfretmek, yüzünü duvara döndürüp tek ayak üzerinde bekletmek, uykusuz bırakmak gibi fiiller, ani bir öfkeyle değil, belli bir süreç içinde yapıldığında işkence suçunu oluşturur. Burada kritik eşik, fiilin "bir anlık fena muamele" olup olmadığıdır.

"Fiillerin belli bir süreç içerisinde sistematik olarak gerçekleştirilmemesi hâlinde kasten yaralama, hakaret, tehdit gibi bağımsız suçlar gündeme gelecektir. İşkence suçunun belli bir süreç içinde sistematik olarak uygulanması ölçütü aynı hareketlerin tekrarlanması olarak değerlendirilmemelidir. Farklılık gösterse dahi belli bir süreç içinde uygulanan fiiller bir bütün hâlinde insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açarsa işkence suçu oluşacaktır."

Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2018/565, Karar No: 2021/524

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2018/565 E. , 2021/524 K.

İşkence ve Eziyet Suçları Arasındaki Normatif Farklar

Uygulamada sıklıkla karıştırılan TCK m. 94 (İşkence) ve TCK m. 96 (Eziyet) suçları, failin sıfatı ve korunan hukuki yararın yoğunluğu bakımından ayrışır. Her iki suçta da "sistematiklik" ve "insan onuruyla bağdaşmama" unsurları ortak olsa da, ayrım noktaları sabittir.

İşkence ve eziyet suçları arasındaki fail farkını simgeleyen hukuk terazisi.

Özellik İşkence (TCK 94) Eziyet (TCK 96)
Fail Özgü Suç (Kamu Görevlisi) Herkes (Genel Suç)
Mağdur Herkes Herkes
Cezası 3 - 12 Yıl Hapis 2 - 5 Yıl Hapis
Zamanaşımı Dava zamanaşımı işlemez (TCK 94/6) Genel zamanaşımı süreleri
Şikayet Resen kovuşturulur Resen kovuşturulur

Eziyet suçu, kamu görevlisi olmayan kişilerin (örneğin bir işverenin işçisine veya bir aile bireyinin diğerine) sistematik olarak acı çektirmesi durumunda gündeme gelir. Eğer fail kamu görevlisiyse ancak eylem "kamu görevi nedeniyle" işlenmemişse (kişi arasındaki şahsi husumet kaynaklıysa), suçun vasfı eziyet veya kasten yaralama yönünde değişebilir.

Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış İşkence ve İlliyet Bağı

TCK m. 95, işkence fiillerinin mağdur üzerinde yarattığı ağır sonuçları kademeli bir ceza artırımı ile düzenlemiştir. Bu maddede düzenlenen sonuçların (kemik kırılması, duygu kaybı, ölüm vb.) oluşması durumunda, failin bu ağır neticeler bakımından en azından "taksirle" hareket etmiş olması (TCK m. 23) cezalandırma için yeterlidir.

İşkence suçunun ağır neticelerini ve tıbbi kanıtları temsil eden röntgen ve tokmak.

  1. Yüzde Sabit İz ve Organ İşlevi Zayıflaması: TCK 95/1 uyarınca ceza yarı oranında artırılır.
  2. Bitkisel Hayat ve Organ Kaybı: TCK 95/2 uyarınca ceza bir kat artırılır.
  3. Kemik Kırılması: TCK 95/3 uyarınca, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre 8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası öngörülür.
  4. Ölüm Neticesi: TCK 95/4 uyarınca, işkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, doğrudan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmedilir.

"İşkence fiillerinin vücutta kemik kırılmasına neden olması halinde, kırığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. İşkence sonucunda ölüm meydana gelmişse, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur."

Kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 95/3-4

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

İhmali Davranışla İşkence ve Denetim Görevlilerinin Sorumluluğu

TCK m. 94/5, işkence suçunun ihmali davranışla işlenmesi halinde cezada indirim yapılmayacağını öngörerek emsal teşkil eden bir düzenleme getirmiştir. Bu hükmün rasyoneli, kamu görevlilerinin meslektaşlarının eylemlerine göz yummasını engellemektir.

Özellikle nezarethane amirleri, operasyon sorumluları veya sorguda hazır bulunan ancak müdahale etmeyen kamu görevlileri, "ihmali davranışla işkence" suçunun faili olabilirler. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, amir konumundaki kişinin işkenceyi öngörmesine rağmen engellememesini, zımni bir rıza ve dolayısıyla fail gibi sorumluluk olarak nitelendirmektedir.

Manevi Unsur: Kastın Yoğunluğu ve Saik Tartışması

İşkence suçunun manevi unsuru kasttır. Doktrinde bazı görüşler, işkencenin "itiraf alma", "cezalandırma" veya "yıldırma" gibi özel bir saik ile işlenmesi gerektiğini savunsa da, 5237 sayılı TCK'nın metni genel kastı yeterli görmüştür. Kamu görevlisinin yaptığı eylemin insan onuruyla bağdaşmadığını, acı verdiğini bilmesi ve istemesi yeterlidir.

Ancak, Yargıtay içtihatlarında "şahsi husumet" ile "kamu görevi nedeniyle işleme" arasında bir denge aranmaktadır. Eğer bir polis memuru, sadece eşiyle ilişkisi olan kişiden intikam almak için (şahsi saik) şiddet uyguluyorsa, bu eylemin "işkence" mi yoksa "kasten yaralama" mı olduğu hususunda daireler arasında görüş ayrılıkları yaşanabilmektedir.

"Suçun gerçekleşebilmesi için, kamu görevlisinin, insan onuruyla bağdaşmayacak surette kişinin bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine ya da aşağılanmasına yol açacak davranışlar yaptığını bilmesi ve istemesi yeterli olup kanuni düzenleme işkencenin belirli bir saik ile işlenmesini aramamıştır."

Kaynak: Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/21822, Karar No: 2024/16124

Belgeyi Gör: 3. Ceza Dairesi 2021/21822 E. , 2024/16124 K.

Fiziksel Olmayan İşkence Türleri: Psikolojik Tahribat ve Hipnoz

İşkence suçunun oluşması için mağdura mutlaka fiziksel bir temas (dayak, falaka vb.) gerekmez. Mağdurun ruhsal bütünlüğünü bozan, iradesini felç eden her türlü yöntem işkence kapsamında değerlendirilebilir. Bu noktada Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin "Hipnoz ve Zihin Kontrolü" kararı büyük önem taşır.

Bir soruşturma kapsamında, şüphelilerin iradesini zayıflatmak amacıyla resmi görevi olmayan kişilere hipnoz yöntemleri uygulatılması, uykusuz bırakılmaları ve sürekli psikolojik baskı altında tutulmaları, fiziksel darp olmasa dahi "ruhsal yönden acı çekme" ve "irade yeteneğinin etkilenmesi" unsurlarını gerçekleştirdiği için işkence olarak kabul edilmiştir.

Ruhsal Tahribatın Tespiti ve Adli Tıp Kriterleri

Psikolojik işkence iddialarında, mağdurun olay sonrası "atipik psikotik reaksiyon" gösterip göstermediği veya "ruhsal travma" yaşayıp yaşamadığı adli tıp raporlarıyla tespit edilmelidir. Bu raporlar, fiil ile netice arasındaki illiyet bağının en önemli delilidir.

Manevi İşkencenin Sınırları

Aşağılama, çıplak aramaya zorlama, aile bireyleriyle tehdit etme veya dış dünyadan tamamen izole ederek belirsizlik içinde bırakma gibi yöntemler, insan onuruyla bağdaşmayan ve sistematiklik kazandığında işkence teşkil eden manevi müdahalelerdir.

Anayasa Mahkemesi'nin "Asgari Eşik" Yaklaşımı

Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17/3. maddesi kapsamındaki kötü muamele yasağını incelerken eylemleri; "işkence", "eziyet" ve "insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele" olarak derecelendirmektedir. Bir muamelenin işkence sayılabilmesi için "ağır acı" veya "ızdırap" vermesi ve belli bir "asgari eşiği" aşması gerekir.

"Anayasa’da kötü muamele, kişi üzerindeki etkisine göre derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. ... İşkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış uzun dönem içerisinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanmıştır. ... Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin 3. fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması gerekmektedir."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi Kararı (Aktaran: 8. CD 2020/978 E.)

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2020/978 E. , 2020/15091 K.

İspat Hukuku ve Delillerin Değerlendirilmesi

İşkence davalarında en büyük zorluk, kapalı kapılar ardında gerçekleşen eylemlerin ispatıdır. Ceza muhakemesi hukukunda geçerli olan "delil serbestliği" ilkesi burada geniş yorumlanmalıdır. Mağdurun tutarlı beyanları, tanık anlatımları ve en önemlisi "Gözaltı Giriş ve Çıkış Raporları" arasındaki farklar karine teşkil eder.

İşkence vakalarında ispat aracı olan kamera kayıtları ve dosya incelemesi.

Tıbbi Raporlardaki Çelişkiler

Eğer bir kişi gözaltına alınırken darp izi yoksa ancak serbest bırakılırken veya cezaevine girerken vücudunda yaralanmalar tespit edilmişse, bu yaralanmaların gözaltında meydana geldiği kabul edilir. Bu durumda ispat yükü adeta yer değiştirir; kamu görevlileri bu yaralanmaların işkence sonucu oluşmadığını kanıtlamak durumunda kalır.

Uygulama Notu: Avukatın İzlemesi Gereken Usul

Müvekkilinin işkenceye maruz kaldığını iddia eden bir meslektaşın şu adımları atması yargılama pratiği açısından hayati önemdedir: 1. Derhal bağımsız bir sağlık kuruluşundan (mümkünse Adli Tıp Şubesi veya tam teşekküllü devlet hastanesi) "ayrıntılı" darp-cebir raporu aldırılmalıdır. 2. Psikolojik etkilerin tespiti için bir psikiyatrist muayenesi talep edilmelidir. 3. Karakol veya ilgili birimin kamera kayıtlarının (HTS ve mobese dahil) "karartılma riski" nedeniyle ivedilikle muhafaza altına alınması savcılıktan istenmelidir. 4. Gözaltı defteri ve nöbet listeleri celp edilerek o saatte görevli olan tüm personel "şüpheli" olarak bildirilmelidir.

Soruşturma Usulü, Zamanaşımı ve Af Yasağı

İşkence suçu, uluslararası hukukta ve iç hukukta "mutlak yasak" altındadır. Bu nedenle, TCK m. 94/6 uyarınca işkence suçunda dava zamanaşımı işlemez. Bu düzenleme, işkenceyle mücadelenin zamana karşı yenik düşmemesini hedefler.

  • Soruşturma İzni: Kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar normalde 4483 sayılı Kanun kapsamında izne tabi olsa da, işkence iddiaları bakımından bu durum istisnadır. Savcılar doğrudan soruşturma yürütebilir.
  • Tutuklama: İşkence suçu, CMK m. 100/3 uyarınca "katalog suçlar" arasındadır. Kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tutuklama nedeni var sayılır.
  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB): İşkence suçunda, kamu görevlisi failler hakkında verilen cezaların ertelenmesi veya HAGB kararı verilmesi, uluslararası denetim organları ve AYM tarafından "cezasızlık algısı" yarattığı gerekçesiyle ihlal sebebi sayılabilmektedir.

Adliye Pratiğinde Karşılaşılan Temel Savunma Stratejileri

İşkence dosyalarında sanık müdafileri genellikle eylemin "direnci kırmak için zor kullanma yetkisi" (PVSK m. 16) kapsamında kaldığını iddia ederler. Ancak zor kullanma yetkisinin sınırı, dirençle orantılı olmalı ve direnç kırıldığı anda son bulmalıdır.

Editörün Notu: Yargıtay, mağdurun elinin kelepçeli olduğu veya tamamen kontrol altına alındığı durumlarda uygulanan her türlü fiziksel gücü "zor kullanma sınırı" dışında görmekte ve doğrudan işkence veya yaralama suçuna dahil etmektedir. Özellikle kelepçeli mağdura vurulan tokat dahi, sistematik bir sürecin parçasıysa işkence olarak nitelendirilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Tek bir tokat işkence suçunu oluşturur mu? Tek bir tokat kural olarak kasten yaralama suçunu oluşturur. Ancak bu tokat, mağdurun iradesini kırmak için yapılan bir sorgu sürecinin parçasıysa veya on dakikada bir tekrarlanarak sistematik hale getirilmişse, işkence suçu tartışılmalıdır. Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin kararları bu ayrımı "ani gelişme" ve "süreç" kriterine dayandırır.

2. Amir, memurunun işkence yaptığını görüp ses çıkarmazsa cezası azalır mı? Hayır. TCK m. 94/5 uyarınca, işkence suçunun ihmali davranışla (görüp de engellememe) işlenmesi halinde failin cezasında herhangi bir indirim yapılmaz. Amir de bizzat işkence yapmış gibi cezalandırılır.

3. İşkence suçu uzlaşmaya veya şikayete tabi midir? İşkence suçu kamu düzenini ilgilendiren ağır bir suçtur. Şikayete tabi değildir, savcılık tarafından resen soruşturulur ve mağdur şikayetinden vazgeçse dahi kamu davası düşmez. Ayrıca uzlaşma kapsamındaki suçlardan değildir.

4. İşkence suçunda haksız tahrik indirimi uygulanabilir mi? Teorik olarak Türk Ceza Kanunu'nda işkence için haksız tahrik yasağı bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay, kamu görevlisinin görevi sırasında mağdurdan kaynaklanan bir saldırıya tepki vermesini "haksız tahrik" olarak değil, genellikle "zor kullanma yetkisinin aşılması" veya "kasten yaralama" ekseninde değerlendirir. İşkence gibi vahim bir suçta tahrik indirimi uygulanması yargı pratiğinde çok istisnai ve zordur.

Kaynakça

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 94, 95, 96).
  • Yargıtay 8. Ceza Dairesi, Esas No: 2013/15223, Karar No: 2014/7817.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2018/565, Karar No: 2021/524.
  • Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Esas No: 2021/21822, Karar No: 2024/16124.
  • Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kararı, ID: 014c4e03-9580-79ad-97d3-ab0247b51359.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (m. 3).

Yasal Uyarı: Bu makale, 2026 yılı güncel mevzuat ve içtihatları doğrultusunda profesyonel hukukçular için hazırlanmış teknik bir analizdir. İçerik genel bilgilendirme niteliğinde olup, her somut olayın kendine özgü koşulları (delil durumu, illiyet bağı, kusur oranı) farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu metin profesyonel bir hukuki danışmanlık yerine geçmez; uyuşmazlıklarda ilgili dosya üzerinden yetkin bir değerlendirme yapılması elzemdir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: