
TCK 90 Kapsamında İnsan Üzerinde Deney ve Tedavi Amaçlı Deneme Suçu: Hukuki Şartlar, Ceza Sorumluluğu ve Yargıtay Pratiği
Türk Ceza Kanunu m. 90, bilimsel araştırma odaklı deneyler ile tedavi amaçlı klinik denemeleri iki ayrı suç tipi olarak düzenler; geçerli bir yazılı onam, kurul izni ve uzman hekim müdahalesi bulunmayan eylemlerde illiyet bağı aranmaksızın ceza sorumluluğu doğar.
Türk Ceza Hukukunda İnsan Üzerinde Deney ve Deneme Suçunun Temel Ayırımı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesi, insan vücudu ve onuru üzerindeki dokunulmazlığı koruma altına alırken "deney" ve "deneme" kavramlarını birbirinden kesin sınırlarla ayırmaktadır. İnsan üzerinde deney suçunda temel motivasyon bilimsel veriye ulaşmak ve yeni bir yöntemi test etmek iken; tedavi amaçlı deneme (klinik deneme) suçunda odak noktası, bilinen yöntemlerle sonuç alınamayan bir hastanın iyileştirilmesidir. Adliye pratiğinde bu iki kavramın karıştırılması, suç vasfının tayininde hatalı kararlara yol açabilmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre deney, bilimsel araştırmanın henüz ilk aşamalarına yönelik olup; metodun standart hale getirilmesi için yapılan çalışmaları kapsar. Buna karşın deneme, bilimsel sonuçların hastanın tedavisi için somut fayda sağlama ihtimaline dayanılarak uygulanmasıdır. Bu ayrım, hem failin kimliği hem de uygulanacak ceza miktarı bakımından hayati önem taşır.
"İnsan üzerinde deney ve deneme fiilleri, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesi ile ilk kez Türk Hukuk Sistemi’nde suç olarak kabul edilmiştir... İnsan üzerinde deneyden bahsedebilmek için, bilimsel araştırma çerçevesinde yeni bir ilacın veya yöntemin etkinliğini değerlendirme amacıyla insan üzerinde denenerek etkinliğinin saptanması gerekmektedir... Deneme; bilimsel amaçlı deney sonuçlarının, henüz bir kesinliğe varmasa da, hastalığın tedavisi konusunda ulaştığı somut bazı faydalarından yola çıkarak hasta bir insana uygulanması işlemi olarak tanımlanmıştır."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/2038 - Karar No: 2022/9071
Bilimsel Deneylerde Hukuka Uygunluk Şartları ve İzin Süreçleri
İnsan üzerinde yapılan bir deneyin suç teşkil etmemesi için TCK m. 90/2’de sayılan yedi temel şartın kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur. Bu şartlardan birinin dahi eksikliği, failin rıza almış olsa dahi cezalandırılmasına sebebiyet verir. Kanun koyucu, bireyin kendi vücudu üzerindeki tasarruf yetkisini kamu sağlığı ve insan onuru gerekçeleriyle sınırlandırmıştır.
Deneyin hukuka uygun sayılabilmesi için öncelikle yetkili kurul veya makamlardan (Etik Kurullar ve Sağlık Bakanlığı ilgili birimleri) yazılı izin alınmış olması gerekir. Ayrıca deneyin insan üzerinde yapılmasından önce, laboratuvar ortamında veya yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması ve bu aşamalarda olumlu veriler elde edilmesi şarttır.
Deney Öncesi Teknik ve Bilimsel Zorunluluklar
Deneyin insan üzerinde icrasından önce ulaşılan veriler, hedeflenen sonuca ulaşmak için insan üzerindeki çalışmanın "kaçınılmaz" olduğunu kanıtlamalıdır. Eğer aynı sonuç başka bir yöntemle veya canlı olmayan modellerle elde edilebiliyorsa, insan üzerinde deney yapılması doğrudan hukuka aykırılık teşkil eder.
İnsan Onuru ve Sağlık Risklerinin Değerlendirilmesi
Deneyin, deneğin sağlığı üzerinde öngörülebilir kalıcı veya zararlı bir etki bırakmaması asıldır. Ayrıca deney sürecinde deneğe insan onuruyla bağdaşmayacak, aşırı acı verici veya aşağılayıcı yöntemlerin uygulanması kesinlikle yasaktır. Bu noktada "yarar-zarar dengesi" gözetilmeli; bilimsel ilerlemeden elde edilecek kamu yararı, deneğin katlanacağı külfetten açıkça daha ağır basmalıdır.
"İnsan üzerinde izinsiz olarak bilimsel deney yapmak genel anlamda suçtur ancak bu eylemin suç olmaması için; 1- Yetkili kurul veya makamlardan gerekli iznin alınmış olması, 2- Deneyin öncelikle insan dışı deney ortamında yeterli sayıda hayvan üzerinde yapılmış olması... 4- Deneyin insan sağlığı üzerinde öngörülebilir zararlı ve kalıcı bir etki bırakmaması... 7- Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ve herhangi bir menfaat teminine bağlı bulunmaması gerekmektedir."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/20105 - Karar No: 2012/10908
Tedavi Amaçlı Denemelerde (Klinik Deneme) Hekim Sorumluluğu
TCK m. 90/4, hasta bir kişi üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunmayı müstakil bir suç tipi olarak düzenlemiştir. Bu fıkra kapsamındaki eylemde fail, mevcut tıbbi standartların dışına çıkarak, henüz kesinleşmemiş bir yöntemi hastayı iyileştirmek gayesiyle kullanmaktadır. Bu suçun faili kural olarak bir uzman hekimdir; zira kanun denemenin "uzman hekim tarafından bir hastane ortamında" yapılmasını şart koşmuştur.
Uygulamada, bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin sonuç vermeyeceğinin (tıbbi çaresizlik halinin) anlaşılması durumunda, rızaya dayalı ve bilimsel yöntemlere uygun denemeler ceza sorumluluğunu ortadan kaldırır. Ancak burada "aydınlatılmış onam" kavramı, standart müdahalelerden çok daha yüksek bir şeffaflık eşiğine sahiptir.
Uzmanlık ve Hastane Ortamı Şartı
Tedavi amaçlı deneme, muayenehane veya klinik dışı ortamlarda yapılamaz. Kanun koyucu, olası komplikasyonlara anında müdahale edilebilmesi için tam teşekküllü bir hastane ortamını zorunlu kılmıştır. Uzmanlık alanı dışındaki bir hekimin veya hekim olmayan birinin (örneğin bir kimyagerin) iyileştirme amacıyla yeni bir maddeyi denemesi, doğrudan TCK m. 90/4 kapsamında suç oluşturur.
Bilinen Yöntemlerin Tüketilme Zorunluluğu
Bir hekimin doğrudan deneme aşamasına geçmesi mümkün değildir. Öncelikle standart tedavi protokollerinin (guidelines) uygulanmış olması veya hastanın durumunun bu protokollerin uygulanmasına izin vermeyecek kadar ağır olduğunun tıbbi raporlarla tevsik edilmesi gerekir. Aksi halde, hastanın rızası olsa dahi hekimin sorumluluğu gündeme gelecektir.
| Kriter | İnsan Üzerinde Deney (TCK 90/1-2) | Tedavi Amaçlı Deneme (TCK 90/4) |
|---|---|---|
| Temel Amaç | Bilimsel veri elde etmek, araştırma | Hastayı iyileştirmek, tedavi |
| Mağdurun Durumu | Sağlıklı veya hasta olabilir (denek) | Sadece hasta kişi |
| Fail Profili | Bilim insanı, araştırmacı, hekim | Uzman hekim |
| İzin Şartı | Bakanlık/Etik Kurul izni zorunlu | Bilimsel yöntemlere uygunluk ve uzman görüşü |
| Ortam | Laboratuvar veya klinik | Sadece tam teşekküllü hastane |
| Ceza Miktarı | 1 - 3 yıl hapis (Rızasız ise) | 1 yıla kadar hapis (Rızasız ise) |
Aydınlatılmış Onamın Geçerlilik Koşulları ve Yazılı Şekil Şartı
İnsan üzerinde deney ve deneme suçlarında rıza, ancak "aydınlatılmış" olması kaydıyla bir hukuka uygunluk nedeni veya cezasızlık hali teşkil eder. TCK m. 90/2-g ve 90/4 uyarınca rızanın mutlaka yazılı olması ve denemenin tüm mahiyeti, olası riskleri, beklenen faydaları ve alternatifleri hakkında kapsamlı bir bilgilendirmeye dayanması şarttır.
Sözlü rıza veya standart "hastaneye yatış onam formları" bu suç tipi bakımından geçerli kabul edilmez. Onam formu, yapılan işlemin deneysel niteliğini açıkça belirtmeli ve deneğin/hastanın dilediği zaman hiçbir yaptırıma maruz kalmadan çalışmadan çekilebileceği bilgisini içermelidir.
Rızanın Menfaat Şartına Bağlanamaması
Deney suçunda rızanın geçerliliği için deneğe herhangi bir maddi menfaat vaat edilmemiş olması gerekir. Deneye katılım karşılığında para verilmesi veya borç silinmesi gibi durumlar, rızayı sakatlar ve failin ceza sorumluluğunu kaldırmaz. Bu kuralın tek istisnası, deney nedeniyle oluşan masrafların veya çalışma saati kayıplarının makul düzeyde tazmin edilmesidir.
Eksik Bilgilendirme ve Hata Hali
Hekimin veya araştırmacının, yöntemin risklerini gizlemesi veya olduğundan az göstermesi durumunda rıza "hata" nedeniyle geçersiz hale gelir. Yargıtay 15. Ceza Dairesi bir kararında, kanser hastasına "iyileştirme vaadiyle" içeriği belirsiz ilaçlar verilmesini, rıza olsa dahi dolandırıcılık ve insan üzerinde deney suçu ekseninde değerlendirmiştir.
"Pratisyen hekim olarak muayenehane işleten sanığın; piyasadan ve yurtdışından getirteceği ilaçlarla immün sistemini güçlendirerek 4. evre kanser hastası olan katılan ...'i iyileştireceği vaadinde bulunduğu... sanığın kullandığı ilaç ve tedavi yöntemleri ile ilgili herhangi bir kayıt tutmaması, bunlar hakkında hastaya detaylı ve yazılı bilgi vermemesi ve hastadan yazılı onam almaması... sanığa iyileştirme vaadinde bulunup, sanık üzerinde ölüm endişesi oluşturarak ne oldukları konusunda tam ve yazılı bilgi de vermediği ilaçlar ve tedaviler için sanıktan haksız menfaat temin ettiği anlaşıldığından eyleminin TCK'nın 158/1-i maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu..."
Kaynak: Yargıtay 15. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/2463 - Karar No: 2018/3153
Çocuklar ve Kısıtlılar Üzerinde Deney Yapılmasının Sıkı Şartları
TCK m. 90/3, çocuklar üzerinde deney yapılmasını çok daha ağır şartlara ve istisnai hallere bağlamıştır. Çocukların denek olarak kullanılması kural olarak yasaktır; ancak tıbbi zorunluluk ve toplumsal yarar dengesinin gözetildiği çok sınırlı hallerde izin verilebilir.
Çocuklar üzerinde deney yapılabilmesi için; deneyden beklenen bilimsel faydanın aynı düzeyde yetişkinler üzerinde yapılan deneylerle elde edilemiyor olması gerekir. Ayrıca deneyin çocuk sağlığı üzerinde öngörülebilir hiçbir zarar bırakmaması ve çocuk sağlığı uzmanlarının bulunduğu yetkili kurullardan izin alınması zorunludur.
Kanuni Temsilcinin Onamı ve Çocuğun Katılımı
Çocuğun kanuni temsilcisinin (veli/vasi) yazılı rızası şarttır. Ancak çocuk, deneyin mahiyetini anlayabilecek olgunluktaysa (ayırt etme gücü varsa), onun da rızasının alınması gerekir. Kanuni temsilci rıza verse dahi, çocuk deneyin herhangi bir aşamasında huzursuzluk belirtisi gösterir veya devam etmek istemediğini beyan ederse deney derhal sonlandırılmalıdır.
Menfaat Sağlama Yasağının Mutlaklığı
Yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da deney karşılığı menfaat sağlamak yasaktır. Ancak çocuk deneklerde bu yasak daha katı yorumlanır; zira temsilcinin çocuk üzerinden maddi kazanç elde etme riski, kamu düzeni ve çocuk hakları açısından kabul edilemez bir ihlal niteliğindedir.
"İnsan üzerinde deney... Madde 90... c) Deneyle ilgili izin verecek yetkili kurullarda çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının bulunması, gerekir... Hasta olan insan üzerinde rıza olmaksızın tedavi amaçlı denemede bulunan kişi, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır... Açıklanan rızanın, denemenin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak yazılı olması ve tedavinin uzman hekim tarafından bir hastane ortamında yapılması gerekir."
Kaynak: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 90
Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış Haller: Ölüm ve Yaralanma
TCK m. 90/5, insan üzerinde hukuka aykırı deney yapılması sonucunda mağdurun yaralanması veya ölmesi durumunda "fikri içtima" hükümlerini bertaraf ederek, failin kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlerle cezalandırılacağını öngörmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken husus, kanun koyucunun "olası kast" veya "doğrudan kast" ayrımı yapmaksızın bu atfı yapmış olmasıdır.
Eğer deney hukuka aykırıysa (örneğin izin alınmamışsa veya rıza geçersizse), sonuçlanan ölüm veya yaralanma artık taksirli bir eylem olarak değil, doğrudan vücut dokunulmazlığına karşı suçlar kapsamında değerlendirilir. Bu durum, sağlık çalışanları ve araştırmacılar için çok ağır bir ceza riskini beraberinde getirir.
İlliyet Bağının Tespiti
Ölüm veya yaralanma ile uygulanan deneysel yöntem arasındaki illiyet bağının tespiti, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin uzman bilirkişi kurulları aracılığıyla yapılmalıdır. Hastanın mevcut hastalığının doğal seyri sonucu mu öldüğü, yoksa uygulanan hukuka aykırı metodun mu bu sonuca yol açtığı teknik olarak netleştirilmelidir.
Tedavi Amaçlı Denemelerde Farklılaşan Sorumluluk
TCK m. 90/5’teki ağırlaşmış hüküm, sadece birinci fıkradaki "deney" suçunu kapsamaktadır. Dördüncü fıkradaki "tedavi amaçlı deneme" sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelirse, failin sorumluluğu genel hükümler çerçevesinde (taksirle öldürme/yaralama veya kasten yaralama/öldürme) belirlenir. Bu ayrım, yargılamada suçun hangi fıkraya girdiğinin tespitini hayati kılar.
Tüzel Kişiler Hakkında Uygulanacak Güvenlik Tedbirleri
İnsan üzerinde deney veya deneme suçlarının bir tüzel kişinin (özel hastane, araştırma merkezi, ilaç şirketi) faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, TCK m. 90/6 yollamasıyla tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Bu durum, bireysel ceza sorumluluğunun ötesinde, kurumun faaliyet izninin iptali veya müsadere gibi ağır sonuçlar doğurabilir.
Uygulamada, bir hastanede sistematik olarak izinsiz klinik çalışmaların yürütülmesi veya bir ilaç firmasının etik kurul onaylarını manipüle etmesi durumunda bu hüküm gündeme gelecektir. Tüzel kişinin yöneticilerinin suçun işlenmesine göz yumması veya doğrudan talimat vermesi şart değildir; suçun tüzel kişinin yararına ve faaliyeti kapsamında işlenmiş olması yeterlidir.
Faaliyet İzninin İptali Riski
Özellikle özel sağlık kuruluşları için faaliyet izninin iptali, ticari varlığın sona ermesi anlamına gelir. Bu nedenle, klinik araştırmaların yürütüldüğü kurumlarda iç denetim ve etik uyum mekanizmalarının tesisi hukuki risk yönetimi açısından kritiktir.
Müsadere ve İdari Yaptırımlar
Suçun işlenmesinden elde edilen maddi menfaatlerin veya suçun işlenmesine tahsis edilen araçların müsaderesi mümkündür. Ayrıca Sağlık Bakanlığı tarafından ilgili kurumlara yüksek miktarlı idari para cezaları ve ruhsat askıya alma işlemleri uygulanabilir.
Adliye Pratiğinde Bilirkişi Raporları ve İspat Sorunları
İnsan üzerinde deney ve deneme dosyalarında mahkemenin hukuki bilgisi ile çözemeyeceği teknik detaylar bulunur. Yöntemin "bilimsel" olup olmadığı, "bilinen tıbbi müdahale yöntemlerinin tüketilip tüketilmediği" veya "öngörülebilir zarar" kavramları ancak tıp ve etik alanında uzmanlaşmış bilirkişilerce cevaplanabilir.
Yargıtay, bu tür dosyalarda sadece bir hekimin görüşüyle yetinilmemesini, üniversite öğretim üyelerinden oluşan, akademik kariyere sahip heyetlerden rapor alınmasını şart koşmaktadır. Bilirkişi raporu; olayın TCK 90/1 mi yoksa 90/4 kapsamında mı kaldığını netleştirmelidir.
Bilirkişi Kurulunun Yapısı
Heyette mutlaka ilgili tıp uzmanlık dalından bir hekim, bir tıbbi etik (deontoloji) uzmanı ve gerekirse bir farmakolog bulunmalıdır. Bilirkişiler, sanıkların eylemlerinin "tıbbi standartlara" mı yoksa "araştırma protokollerine" mi uygun olduğunu irdelemelidir.
Maddi Olgunun Tespiti ve Ceza-Hukuk İlişkisi
Ceza mahkemesinin tespit ettiği maddi olgular (örneğin rızanın alınmadığı veya ortamın hastane olmadığı tespiti), açılacak tazminat davalarında hukuk mahkemesini bağlar. Ancak ceza mahkemesinin "beraat" kararı, eğer delil yetersizliğine dayanıyorsa, hukuk hâkimi kusur incelemesi yaparak tazminata hükmedebilir.
"Mahkemece, davalının somut olayda davacılara uyguladığı tedavi ile ilgili olarak bir kusurunun bulunup bulunmadığı yönünde bir inceleme de yapmamıştır. O halde mahkemece, üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman, akademik kariyere sahip üç kişilik bilirkişi kurulundan, olayda davalıya atfı kabil bir kusur bulunup bulunmadığı konusunda, nedenleri açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak... karar verilmelidir."
Kaynak: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi - Esas No: 2017/6613 - Karar No: 2017/8657
Usul Hukuku: Görevli Mahkeme, Zamanaşımı ve Şikâyet
İnsan üzerinde deney ve deneme suçları şikâyete tabi olmayıp, resen soruşturulur. Suçun takibi için bir süre sınırlaması bulunmamakla birlikte, asli dava zamanaşımı süreleri geçerlidir. Görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesi'dir; ancak TCK m. 90/5 uyarınca ölüm sonucu meydana gelmişse, görev Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçer.
Uygulama Notu: Dosyada "nitelikli dolandırıcılık" veya "resmi belgede sahtecilik" gibi suçlarla birlikte iddianame düzenlenmişse, bağlantı nedeniyle tüm suçların Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülmesi gerekebilir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/2038 sayılı kararına konu olayda yargılama Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılmıştır.
Zamanaşımı Süreleri
TCK m. 90/1 ve 90/4 kapsamındaki suçlar için asli dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Eğer TCK m. 90/5 yollamasıyla kasten öldürme hükümleri uygulanıyorsa, zamanaşımı süresi 25 yıla kadar çıkabilir. Soruşturma aşamasında zaman aşımı kesen işlemler (ifade alımı, iddianame düzenlenmesi vb.) titizlikle takip edilmelidir.
Uzlaşma ve Erteleme Durumu
TCK m. 90 kapsamındaki suçlar uzlaşma kapsamında değildir. Bir yıldan az süreli hapis cezalarında (özellikle 90/4 ihlallerinde) şartları varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) veya cezanın ertelenmesi kararı verilebilir. Ancak bu durum, idari soruşturmaların ve etik kurul yaptırımlarının önünü kesmez.
Soruşturma Aşamasında Müdafi ve Vekilin İzlemesi Gereken Strateji
Bir sağlık çalışanı veya araştırmacı hakkında TCK 90 şikâyeti yapıldığında, öncelikle dosyadaki "araştırma protokolü" ve "onam formları" incelenmelidir. Eğer işlem bir deney değil de deneme ise, "tıbbi gereklilik" ve "standart dışı müdahalenin zorunluluğu" üzerinde durulmalıdır.
Mağdur vekili açısından ise; onam formunun "bilgilendirilmiş" olup olmadığı, risklerin hastaya açıklanıp açıklanmadığı ve işlemin yetkili olmayan kişilerce (asistanlar, stajyerler, hekim olmayan personel) yapılıp yapılmadığı sorgulanmalıdır.
Delillerin Toplanması ve Tasnifi
Hastane kayıtları, etik kurul onay belgeleri, kullanılan ilaçların faturaları ve prospektüsleri, hastanın geçmiş tıbbi geçmişini gösteren epikriz raporları dosyanın temel delilleridir. Bu belgelerin asıllarının veya onaylı suretlerinin erkenden dosyaya kazandırılması, sonradan yapılacak tahrifat iddialarının önüne geçer.
İdari İzinlerin Kontrolü
Savunma tarafı, Sağlık Bakanlığı’ndan alınmış genel izinleri veya ilgili üniversite etik kurulunun onay yazılarını dosyaya sunmalıdır. İzinlerin kapsamı ile fiilen yapılan müdahalenin örtüşüp örtüşmediği, savunmanın en hassas noktasını oluşturur.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Bir hekimin rızası olan hastaya yeni bir tedavi yöntemi denemesi her durumda suç mudur? Hayır, suç değildir. TCK 90/4 uyarınca, bilinen tıbbi yöntemlerin sonuç vermeyeceğinin anlaşılması, tedavinin uzman hekim tarafından hastane ortamında yapılması ve hastanın yazılı rızasının (aydınlatılmış onam) bulunması durumunda ceza sorumluluğu doğmaz. Bu şartlardan biri eksikse, rıza olsa dahi suç oluşabilir.
2. Deney sonucunda mağdur sakat kalırsa ceza artar mı? Evet. TCK 90/5 uyarınca, hukuka aykırı bir deney sonucunda yaralanma veya sakatlık meydana gelirse, fail artık sadece deney suçundan değil, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerle cezalandırılır. Bu da neticenin ağırlığına göre cezanın önemli ölçüde artması anlamına gelir.
3. Tıbbi uygulama hatası (malpraktis) ile tedavi amaçlı deneme suçu arasındaki fark nedir? Malpraktis, hekimin standart tıbbi uygulamada dikkati ve özeni göstermemesi veya beceri eksikliğidir. Tedavi amaçlı deneme ise hekimin bilerek ve isteyerek standart yöntemin dışına çıkıp kesinleşmemiş bir yöntemi uygulamasıdır. Malpraktis genellikle taksirli bir suç iken, TCK 90 kapsamındaki eylemler kasti suçlardır.
4. Etik kurul onayı olması faili her durumda kurtarır mı? Hayır. Etik kurul onayı, deneyin bilimsel ve etik çerçevesini belirler ve bir dava şartı/hukuka uygunluk şartıdır. Ancak bu onay olsa dahi, uygulama sırasında aydınlatılmış onam alınmaması, onayın sınırlarının aşılması veya çocuğun/deneğin zarar görmesi durumunda cezai sorumluluk devam edebilir.
Kaynakça
- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 90, 91).
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2022/2038, Karar No: 2022/9071.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2011/20105, Karar No: 2012/10908.
- Yargıtay 15. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/2463, Karar No: 2018/3153.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2015/1045, Karar No: 2015/19014.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, Esas No: 2017/6613, Karar No: 2017/8657.
- AİHM - Parillo / İtalya - 46470/11 - 28.05.2013 Tarihli Karar.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup, somut olay bazlı hukuki danışmanlık niteliği taşımamaktadır. İnsan üzerinde deney ve deneme suçları teknik ve karmaşık süreçler içerdiğinden, olası bir uyuşmazlıkta alanında yetkin profesyonel hukuki destek alınması tavsiye edilir. Metin içerisindeki vaka analizleri anonimleştirilmiştir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.