Taksirle Yaralama Suçunda Kusur Analizi, Temel Ceza Tayini ve Bilinçli Taksir İstisnaları
Ceza Genel HükümleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Taksirle Yaralama Suçunda Kusur Analizi, Temel Ceza Tayini ve Bilinçli Taksir İstisnaları

Türk Ceza Kanunu m. 89 kapsamında taksirle yaralama suçunda temel ceza belirlenirken failin kasta dayalı kusuru, amacı veya saiki gibi kriterler kullanılamaz; bilinçli taksir hali ise şikayet şartını ve uzlaşma rejimini kökten değiştiren bir usul hukuku parametresidir.

Taksirle Yaralama Suçunda Temel Ceza Belirlenirken Uygulanan Yargısal Sınırlar

Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 89 uyarınca taksirle yaralama suçunda mahkemelerce temel ceza tayin edilirken, TCK m. 61/1’deki genel kriterlerin tamamı taksirli suçların doğası gereği uygulama alanı bulmaz. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, taksirli bir eylemde failin "suç işleme kastı", "güttüğü amaç" veya "saik" gibi subjektif unsurlar ceza artırımı veya temel cezanın belirlenmesinde gerekçe gösterilemez. Bu husus, taksirli suçun tanımı gereği neticenin istenmemesi, ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle meydana gelmesi esasına dayanır.

Adliye pratiğinde sıklıkla rastlanan hata, mahkemelerin matbu gerekçelerle failin "kastının yoğunluğu" veya "suç işleme amacı" gibi ifadeleri hüküm fıkrasına derç etmesidir. Ancak yüksek yargı, taksirli suçlarda failin kasta dayalı kusurunun ağırlığından bahsedilemeyeceğini net bir dille ifade etmektedir. Bu tür bir gerekçelendirme, kanun koyucunun taksir ve kast ayrımına yönelik sistematiğini bozmakta ve bozma nedeni teşkil etmektedir.

"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07/07/2009 tarih 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından TCK'nın 61/1. maddesinin (f) bendinde yer alan “failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı” ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saiki” gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/15671 - Karar No: 2013/8294

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/15671 E. , 2013/8294 K.

Uygulama Notu: Mahkeme kararında temel ceza belirlenirken TCK 61/1-f veya g bendindeki ifadeler yer alıyorsa, müdafi tarafından yapılacak temyiz/istinaf başvurusunda bu husus "gerekçe hatası" olarak ileri sürülmelidir. Yargıtay bu durumda genellikle hükmü bozmakta, ancak yeniden yargılama gerektirmediği takdirde ilgili ibareyi hükümden çıkartarak düzeltilerek onama kararı vermektedir.

TCK m. 89/1 Kapsamında Taksirle Yaralamanın Maddi ve Manevi Unsurları

Taksirle yaralama, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı ile başkasının vücut bütünlüğüne veya sağlığına zarar vermesiyle oluşur. Suçun oluşması için bir neticenin gerçekleşmiş olması şarttır; zira taksirle yaralama bir netice suçudur. Hareket ile netice arasında mutlaka illiyet bağı (nedensellik bağı) bulunmalıdır. Eğer netice, failin öngörebileceği bir durum değilse veya failin hareketiyle doğrudan bağlantılı olmayan dışsal bir faktör neticeye sebebiyet vermişse, cezai sorumluluk doğmaz.

Suçun manevi unsuru olan taksir, TCK m. 22/2'de "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" şeklinde tanımlanmıştır. Burada fail, hareketi istemekte ancak neticeyi istememektedir. Örneğin, hız sınırını aşarak araç kullanan bir sürücü, bu hareketiyle bir yayaya çarpıp yaralamayı öngörmemekte ancak kurallara aykırı davranmaktadır.

Failin Dikkat ve Özen Yükümlülüğü

Failin toplum yaşamında başkalarına zarar vermemek için uyması gereken kurallara aykırı davranması taksirin temelini oluşturur. Bu yükümlülük, yazılı hukuk kurallarından (trafik kanunu, iş sağlığı mevzuatı vb.) doğabileceği gibi, yazılı olmayan tecrübe kurallarından da kaynaklanabilir. Hakim, somut olayda "aynı koşullar altındaki ortalama bir kişinin" göstermesi gereken özeni esas alarak kusur tespiti yapar.

Neticenin Öngörülebilirliği

Taksirle yaralamada neticenin "öngörülebilir" olması zorunludur. Eğer meydana gelen yaralanma neticesi, fail tarafından hiçbir şekilde öngörülebilecek bir durum değilse, "kaza ve tesadüf" olgusu gündeme gelir ve taksirden söz edilemez. Öngörülebilirlik, failin kişisel yeteneklerine değil, objektif bir değerlendirmeye tabi tutulur.

Taksirle Yaralamada Nitelikli Haller ve Ceza Artırım Oranları

TCK m. 89/2 ve 89/3, yaralamanın mağdur üzerindeki etkisine göre cezanın artırılmasını öngörmektedir. Bu nitelikli hallerin uygulanabilmesi için mağdurun uğradığı zararın adli tıp kriterlerine göre belirli bir ağırlıkta olması gerekir. Örneğin, vücutta kemik kırılmasına neden olan bir yaralamada ceza yarı oranında artırılırken, mağdurun bitkisel hayata girmesi durumunda artırım bir kat olarak uygulanır.

Taksirle yaralama suçu nitelikli haller ve ceza artırım oranları tablosu.

Mağdurun Durumu / Yaralanma Derecesi Ceza Artırım Oranı (TCK m. 89) Şikayet Şartı Durumu
Basit tıbbi müdahale ile giderilebilir yaralama Temel Ceza (3 aydan 1 yıla) Her zaman şikayete bağlı
Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması 1/2 oranında artırım Şikayete bağlı
Vücutta kemik kırılması veya çıkığı 1/2 oranında artırım Şikayete bağlı
Konuşmada sürekli zorluk 1/2 oranında artırım Şikayete bağlı
Yüzde sabit iz 1/2 oranında artırım Şikayete bağlı
Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğması 1/2 oranında artırım Şikayete bağlı
İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalık / Bitkisel hayat 1 kat artırım Şikayete bağlı
Duyulardan veya organlardan birinin işlevinin yitirilmesi 1 kat artırım Şikayete bağlı
Gebe bir kadının çocuğunun düşmesi 1 kat artırım Şikayete bağlı

Yargıtay uygulamalarında, aynı yaralanma eylemiyle birden fazla nitelikli halin (örneğin hem kemik kırığı hem de yüzde sabit iz) oluşması durumunda, fail hakkında en ağır cezayı gerektiren nitelikli halden artırım yapılması gerektiği, birden fazla fıkra uyarınca mükerrer artırım yapılamayacağı kabul edilmektedir.

"Sanık hakkında TCK'nın 89/3-b maddesi uyarınca cezanın arttırıldığı dikkate alındığında TCK'nın 89/2-e maddesinin uygulanamayacağı dikkate alınmadan yazılı şekilde fazla ceza tayini, Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup... hükmün TCK'nın 89/2 (b) maddesi ile artırımı öngören 2. paragrafının tamamen hükümden çıkarılmasına..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/23667 - Karar No: 2012/19845

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/23667 E. , 2012/19845 K.

Bilinçli Taksir Müessesesi ve Soruşturma Usulüne Etkisi

Bilinçli taksir, failin neticeyi öngördüğü ancak neticenin gerçekleşmesini istemediği ve gerçekleşmeyeceğine güvendiği durumdur (TCK m. 22/3). Bu halde ceza, üçte birden yarıya kadar artırılır. Ancak bilinçli taksirin taksirle yaralama suçundaki en kritik etkisi, şikayet şartına ilişkindir. Normal şartlarda taksirle yaralama suçunun tüm fıkraları şikayete bağlıdır. Ancak TCK m. 89/5 uyarınca, bilinçli taksirle işlenen yaralama eylemlerinde, yaralanma sadece TCK m. 89/1 kapsamında (basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte) değilse, suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olmaktan çıkar.

Bu durum, özellikle trafik kazalarında alkollü sürücüler veya kırmızı ışık ihlali yapanlar için hayati önem taşır. Eğer mağdur ağır yaralanmışsa (kemik kırığı, organ zayıflaması vb.) ve failin eylemi bilinçli taksir kapsamındaysa, mağdur şikayetten vazgeçse dahi kamu davası devam eder.

Bilinçli Taksirde Uzlaşma Dengesi

Bilinçli taksirle yaralama suçunun şikayete tabi olmaması, bu suçun uzlaşma kapsamında olduğu gerçeğini değiştirmez. CMK m. 253 uyarınca taksirle yaralama suçunun tüm halleri (bilinçli taksir dahil) uzlaşmaya tabidir. Mahkemelerce uzlaştırma işlemleri yapılmadan hüküm kurulması bozma nedenidir.

"TCK'nın 89/5. maddesine göre, bilinçli taksirle yaralama suçunun soruşturulmasının ve kovuşturulmasının, aynı Kanunun 89/1. maddesindeki yaralanma hali hariç olmak üzere, şikayete tabi olmadığı, ancak TCK'nın 89. maddedeki bütün hallerin şikayete tabi olsun veya olmasın CMK'nın 253/1. maddesi gereğince uzlaşmaya tabi olduğu..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/5314 - Karar No: 2021/4800

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2020/5314 E. , 2021/4800 K.

Birden Fazla Kişinin Yaralanması ve 7571 Sayılı Kanun Değişikliği

TCK m. 89/4, taksirli bir fiil ile birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verilmesi durumunu düzenler. Bu durumda tek bir fiil olduğu için fail hakkında tek bir ceza belirlenir. Ancak 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik, bu fıkradaki ceza miktarını önemli ölçüde artırmıştır. Eski düzenlemede "altı aydan üç yıla" kadar olan hapis cezası, güncel haliyle "dokuz aydan beş yıla" kadar hapis cezası olarak revize edilmiştir.

Bu değişiklik, taksirle yaralama suçunun "asliye ceza mahkemesi" görev alanındaki yerini tahkim etmiş ve cezanın alt sınırını yükselterek adli para cezasına çevirme veya erteleme gibi seçenek yaptırımların uygulanma ihtimalini daraltmıştır. Özellikle zincirleme trafik kazalarında veya iş kazalarında birden fazla mağdurun bulunması durumunda mahkeme, yaralanmaların ve kusurun ağırlığına göre dokuz ay ile beş yıl arasında bir temel ceza belirleyecektir.

"Fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması halinde, dokuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Dipnot: 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanunun 17 nci maddesiyle bu fıkrada yer alan “altı aydan üç yıla” ibaresi “dokuz aydan beş yıla” şeklinde değiştirilmiştir.)"

Kaynak: TÜRK CEZA KANUNU - Madde 89/4

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

Taksirle Yaralama ve Trafik Güvenliğini Tehlikeye Sokma Suçu İlişkisi

Trafik kazalarında failin hem alkollü olması (TCK m. 179/3) hem de birinin yaralanmasına sebebiyet vermesi durumunda hangi suçtan ceza verileceği doktrin ve uygulamada tartışmalı bir konudur. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihadı "zarar suçu - tehlike suçu" ayrımına dayanır. Taksirle yaralama bir zarar suçudur; trafik güvenliğini tehlikeye sokma ise bir tehlike suçudur. Zarar suçunun oluştuğu durumlarda tehlike suçu bu suçun içinde erir (tüketilir).

Buna göre, eğer fail hakkında taksirle yaralama suçundan dava açılmışsa ve bu suçtan mahkumiyet kurulabiliyorsa, ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan ceza verilmez. Ancak mağdur şikayetçi olmazsa veya uzlaşma gerçekleşirse ve taksirle yaralama davası düşerse, failin 100 promil üzerinde alkollü olması şartıyla TCK m. 179/3 uyarınca cezalandırılmasına devam edilir.

"Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre taksirle yaralama suçunun zarar suçu, TCK'nın 179/3. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunun ise tehlike suçu olması, her iki suçun birlikte işlendiği hallerde... sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu ahvalde, sadece taksirle yaralama suçundan cezalandırılması... gerekir."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/5314 - Karar No: 2021/4800

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2020/5314 E. , 2021/4800 K.

Taksirli Suçlarda Hak Yoksunlukları ve Sürücü Belgesinin Geri Alınması

TCK m. 53/1, kasten işlenen suçlarda mahkumiyetin kanuni sonucu olarak belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmayı (memuriyet yasağı, seçme seçilme hakkı vb.) düzenler. Kanun metninde açıkça belirtildiği üzere, bu hak yoksunlukları taksirli suçlarda uygulanamaz. Mahkemelerin taksirle yaralama mahkumiyetinde sanık hakkında TCK m. 53/1 hükümlerini uygulaması ağır bir hukuka aykırılık teşkil eder.

Buna karşın, TCK m. 53/6 uyarınca, taksirli bir suçtan mahkumiyet halinde, "üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere" bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Bu yaptırımın uygulanabilmesi için suçun o mesleğin veya trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu işlenmiş olması gerekir.

"5237 sayılı TCK'nın 53/1. maddesindeki hak yoksunluklarının taksirli suçlarda uygulama olanağı bulunmadığı gözetilmeden anılan madde ile sanık hakkında hak yoksunluğuna hükmedilmesi, Kanuna aykırı olup... hüküm fıkrasının hak yoksunluğu ile ilgili bölümünün çıkartılmasına..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/4575 - Karar No: 2012/25847

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/4575 E. , 2012/25847 K.

Editörün Notu: Sürücü belgesinin geri alınması bir zorunluluk değil, mahkemenin takdirindedir. Mahkeme bu takdiri kullanırken sanığın geçmişini, kusur durumunu ve neticenin ağırlığını gözetmelidir. Ayrıca "şoförlük mesleğinin icrasının yasaklanması" şeklinde bir karar verilemez; zira şoförlük ruhsatnameye bağlı bir "sanat" değil, ehliyete dayalı bir faaliyettir. Dolayısıyla sadece "sürücü belgesinin geri alınmasına" hükmedilebilir.

Adliye Pratiğinde Kusur Tespiti ve Bilirkişi Raporları

Taksirle yaralama davalarının temelini kusur tespiti oluşturur. Mahkemeler genellikle ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden veya üniversitelerin ilgili bölümlerindeki kürsü hocalarından rapor alır. Ancak, bilirkişi raporundaki "asli kusurlu - tali kusurlu" ifadeleri hakim için bağlayıcı olsa da, hakimin hukuki nitelendirme yapma yetkisini elinden almaz. Hakim, maddi olaydaki ihlalleri kendisi değerlendirip ceza miktarını belirlemelidir.

Adliye pratiğinde trafik kazası kusur tespiti ve bilirkişi incelemesi görseli.

Uygulamada, failin %100 kusurlu olduğu haller ile mağdurun da kusurunun bulunduğu (müterafık kusur) haller arasında ceza tayini bakımından ciddi farklar oluşur. Eğer mağdur ağır bir trafik kuralı ihlali yapmışsa, failin temel cezası alt sınıra yakın belirlenmelidir.

Bilirkişi Raporuna İtiraz Stratejisi

Raporda failin öngöremeyeceği bir durum (örneğin karanlıkta aniden yola fırlayan yaya) "asli kusur" olarak nitelendirilmişse, bu durumun "neticenin öngörülemezliği" ekseninde savunulması gerekir. İlliyet bağını kesen faktörlerin varlığı durumunda beraat kararı verilmesi muhtemeldir.

Adli Para Cezasına Çevirme ve Seçenek Yaptırımlar

Taksirle yaralama suçunda hükmedilen hapis cezası, TCK m. 50/1 uyarınca adli para cezasına çevrilebilir. Taksirli suçlarda, hapis cezasının miktarı ne olursa olsun (kısa süreli hapis cezası sınırına bakılmaksızın) adli para cezasına çevrilmesi mümkündür. Mahkeme bu konuda sanığın sosyal ve ekonomik durumunu, pişmanlığını ve suçun işleniş özelliklerini dikkate alır.

Taksirli suçlarda seçenek yaptırımlar ve adli para cezası uygulaması sembolik görseli.

Adli para cezası taksitlendirilirken, taksit aralıklarının (aylık, iki aylık vb.) hükümde açıkça gösterilmesi gerekir. Aksi takdirde infazda duraksamaya neden olacağı gerekçesiyle karar bozulabilmektedir.

"Sanığa hükmolunan adli para cezası taksitlendirilirken, taksit aralığı gösterilmeyerek infazda duraksamaya neden olunması, Kanuna aykırı olup... hükmün taksitlendirme ile ilgili bölümündeki “eşit” kelimesinden sonra gelmek üzere “aylık” kelimesinin eklenmesi suretiyle..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/15493 - Karar No: 2013/5739

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/15493 E. , 2013/5739 K.

Basit Yargılama Usulü ve Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Etkisi

Taksirle yaralama suçu (TCK m. 89/1-2-3), ceza miktarı itibarıyla kural olarak "Basit Yargılama Usulü"ne (CMK m. 251) tabidir. Bu usulde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verilebilir ve hükmedilen cezada 1/4 oranında indirim yapılır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin son dönemdeki iptal kararları, bu usulün kovuşturma evresindeki uygulanabilirliğini ve sanık haklarını yeniden şekillendirmiştir.

Eğer suçun niteliği veya ceza miktarı basit yargılama usulünden çıkmayı gerektiriyorsa (örneğin bilinçli taksirin varlığı ve cezanın artma ihtimali), mahkeme duruşma açarak genel hükümlere göre yargılama yapmalıdır. Sanık, basit yargılama usulü ile verilen karara itiraz ederse, duruşma açılır ve itiraz üzerine verilen hükümde indirim oranı korunur.

Taksirle Yaralama Suçunda Şikayet ve Zamanaşımı Süreleri

Taksirle yaralama suçunun takibi, prensip olarak şikayete bağlıdır. Şikayet süresi, hak sahibi mağdurun fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak suçun bilinçli taksirle işlenmesi (TCK 89/1 hariç) veya birden fazla kişinin yaralanması (TCK 89/4) durumlarında şikayet şartı aranmaz. Bu istisnai hallerde dava zamanaşımı süresi içinde (genellikle 8 yıl) soruşturma açılabilir.

Mağdurun soruşturma veya kovuşturma aşamasında şikayetten vazgeçmesi, şikayete bağlı suçlar bakımından davanın düşmesi sonucunu doğurur. Ancak bilinçli taksirde, eğer yaralanma ağır nitelikteyse vazgeçme davayı durdurmaz.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Alkollü araç kullanırken meydana gelen kazada mağdurun şikayetçi olmaması durumunda dava düşer mi? Failin 100 promil ve üzeri alkollü olması halinde eylem "bilinçli taksir" olarak kabul edilir. Eğer mağdur TCK m. 89/1 kapsamı dışında (kemik kırığı vb.) yaralanmışsa, TCK m. 89/5 uyarınca suç şikayete tabi olmaktan çıkar. Bu durumda mağdur şikayetten vazgeçse dahi kamu davası devam eder ve fail cezalandırılır. Ancak yaralanma sadece basit tıbbi müdahale ile giderilebilir düzeyde ise şikayetten vazgeçme ile dava düşer.

2. Taksirle yaralama suçunda fail hakkında hapis cezası yerine doğrudan adli para cezası verilebilir mi? Evet, TCK m. 89/1'de hapis cezası ile adli para cezası seçimlik yaptırım olarak öngörülmüştür. Hakim, somut olayın özelliklerine göre hapis cezasına hiç hükmetmeden doğrudan adli para cezası verebilir. Ancak m. 89/2, 3 ve 4. fıkralarda hapis cezası zorunludur; fakat bu cezalar da TCK m. 50 uyarınca daha sonra adli para cezasına çevrilebilir.

3. Bir trafik kazasında hem fail hem mağdur kusurluysa ceza nasıl belirlenir? Bu durumda mahkeme "müterafık kusur" prensibini uygular. Failin cezası belirlenirken mağdurun kusur oranı temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılıp uzaklaşılmayacağı konusunda bir kriterdir. Mağdurun kusuru failin kusurundan fazlaysa genellikle alt sınırdan ceza verilir. Ancak mağdurun tam kusurlu olduğu ve failin hiçbir kusurunun bulunmadığı ispatlanırsa beraat kararı verilir.

4. Bilinçli taksir durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilebilir mi? Evet, bilinçli taksir HAGB uygulanmasına engel bir durum değildir. Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, mağdurun maddi zararının giderilmesi ve mahkemenin sanığın tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaate varması halinde 2 yıl ve altındaki hapis cezaları için HAGB kararı verilebilir.

Kaynakça

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 7571 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (2025)
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/23667 - Karar No: 2012/19845
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/5314 - Karar No: 2021/4800
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/15671 - Karar No: 2013/8294
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/4575 - Karar No: 2012/25847

Yasal Uyarı: Bu makale, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmış olup, hukuki danışmanlık teşkil etmez. Her somut olayın kendine özgü kusur dinamikleri ve usuli süreçleri bulunması nedeniyle, hak kaybına uğramamak adına bir hukuk profesyonelinden destek alınması önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: