TCK 85 Kapsamında Taksirle Öldürme Suçunda Kusur Analizi ve Cezanın Belirlenmesi Usulü
Ceza Genel HükümleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

TCK 85 Kapsamında Taksirle Öldürme Suçunda Kusur Analizi ve Cezanın Belirlenmesi Usulü

Taksirle öldürme suçunda ceza tayini, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı ile netice arasındaki illiyet bağının teknik analizini gerektirir. Yargıtay uygulamaları, temel cezanın belirlenmesinde kast unsurlarının dışlanmasını ve neticenin öngörülebilirliği kriterini esas almaktadır.

TCK 85 Düzenlemesinde Maddi Unsur ve Netice İlişkisi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85. maddesinde düzenlenen taksirle öldürme suçu, failin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir fiiliyle, öngörülebilir ancak istenmeyen bir ölüm neticesine sebebiyet vermesini müeyyideye bağlar. Kanun koyucu, bu suç tipinde fiilin neticesine göre ikili bir ayrım yapmıştır. TCK m. 85/1 uyarınca bir kişinin ölümüne neden olunması halinde iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülürken; m. 85/2 kapsamında birden fazla insanın ölümü ya da bir ölümle birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanması hali nitelikli unsur olarak kabul edilerek ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir.

Taksirli sorumluluğun kurucu unsuru, neticenin öngörülebilir olmasıdır. Failin sübjektif olarak neticeyi öngörmemesi ancak objektif özen yükümlülüğü gereği öngörebilecek durumda olması, basit taksirin sınırlarını çizer. Eğer netice fail tarafından öngörülmüş ancak "şans", "kişisel beceri" veya "dışsal etkenler" nedeniyle gerçekleşmeyeceğine güvenilmişse, bu durumda TCK m. 22/3 uyarınca bilinçli taksir hükümleri devreye girer. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, illiyet bağının kesildiği veya neticenin tamamen atipik olduğu durumlarda failin taksirli sorumluluğundan bahsedilemez.

"5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş... Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/7233, Karar No: 2013/2721

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/7233 E. , 2013/2721 K.

Temel Cezanın Belirlenmesinde TCK 61/1-f ve g Bentlerinin Sınırlandırılması

Taksirli suçlarda temel ceza tayin edilirken, kasten işlenen suçlara özgü olan "kastın ağırlığı" veya "failin güttüğü amaç ve saik" gibi kriterlerin gerekçe yapılamayacağı hukuki bir zorunluluktur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07/07/2009 tarihli ve 2009/9-62-191 sayılı ilkesel kararı doğrultusunda, yerel mahkemelerin taksirle öldürme hükmü kurarken TCK m. 61/1 kapsamında "kastın yoğunluğuna" atıf yapması bozma nedenidir.

Kast ve Taksir Ayrımında Gerekçe Karmaşası

Mahkemeler, temel cezayı alt sınırdan uzaklaştırarak belirlerken sıklıkla kasten işlenen suçlara ait terminolojiyi kullanmaktadır. Oysa taksirle öldürme suçunda failin bir "amacı" veya "saiki" bulunmamaktadır; zira netice istenmemektedir. Bu noktada temel ceza, TCK m. 61/1’in diğer bentleri olan suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zaman ve yer, meydana gelen zararın ağırlığı ve failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu üzerinden gerekçelendirilmelidir.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin İptal Gerekçeleri

Yüksek mahkeme, temel ceza belirlenirken hüküm fıkrasından "sanığın amacı", "suç sebep ve saikleri" gibi ibarelerin çıkartılması gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Bu ibarelerin varlığı, taksirli suçun doğasıyla bağdaşmayan bir subjektif değerlendirme olarak kabul edilmektedir.

"Taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde TCK'nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan 'failin güttüğü amaç ve saik' gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi... kanuna aykırı olup... hükmün 1. fıkrasındaki 'faillerin güttüğü amaç ve saikleri, suç sebepleri ve saikleri' ibarelerinin çıkartılarak düzeltilerek onanmasına..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2013/12688, Karar No: 2013/19093

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2013/12688 E. , 2013/19093 K.

Taksirle Öldürme Suçunda Şikayetten Vazgeçmenin Hukuki Etkisi

TCK 85/1 kapsamında bir kişinin ölümüne neden olma suçu re’sen kovuşturulur; ancak TCK 85/2’deki nitelikli halin uygulanması sırasında mağdurlardan birinin şikayetten vazgeçmesi, suçun nitelendirmesini doğrudan değiştirebilir. Birden fazla kişinin yaralandığı ve bir kişinin öldüğü bir olayda, yaralanan mağdurların şikayetten vazgeçmesi durumunda eylem, m. 85/2’den m. 85/1 kapsamına rücu edebilir.

Nitelikli Halden Basit Hale Dönüşüm Şartları

TCK 85/2’nin uygulanabilmesi için ya birden fazla ölü ya da bir ölü ile birlikte en az bir "şikayetçi" yaralı bulunmalıdır. Eğer olayda bir ölü ve bir yaralı varsa ve yaralanan mağdur feragat yetkisini kullanarak şikayetten vazgeçmişse, bilinçli taksirin de bulunmaması şartıyla sanık artık m. 85/1 üzerinden cezalandırılmalıdır. Bu durum, sanığın alacağı ceza miktarını ve davanın görüleceği mahkemeyi (Ağır Ceza - Asliye Ceza) etkileyen bir usul problemidir.

Bilinçli Taksir İstisnası

Bilinçli taksir halinde, taksirle yaralama suçu (TCK m. 89/1) şikayete tabi olmaktan çıkar (TCK m. 89/5). Dolayısıyla, eğer olayda bilinçli taksir varsa, yaralı mağdur şikayetinden vazgeçse dahi eylem TCK 85/2 kapsamındaki niteliğini koruyabilir. Ancak basit taksirde şikayetten vazgeçme, m. 85/2 uygulamasını imkansız kılar.

"Bir kişinin öldüğü, bir kişinin de hayat fonksiyonlarını ağır (5) derecede etkileyen kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda... mağdur ve katılanlar vekilinin... şikayetlerinden vazgeçtiklerini beyan etmiş olması ve dosya kapsamına nazaran bilinçli taksirin koşullarının bulunmaması karşısında, eylemin TCK'nın 85/1. maddesinde tanımlanan taksirle öldürme suçunu oluşturacağı..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10222, Karar No: 2015/5316

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/10222 E. , 2015/5316 K.

Taksirli Suçlarda TCK 53/1 Hak Yoksunluklarının Uygulanamazlığı

Türk Ceza Kanunu’nun 53/1. maddesinde düzenlenen "belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma" tedbirleri, kanun metninde açıkça belirtildiği üzere "kasten işlenen suçlar" için öngörülmüştür. Taksirle öldürme davalarında, mahkemelerin sehven veya hatalı değerlendirme ile sanık hakkında TCK 53/1’deki hak yoksunluklarına hükmetmesi, Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak görülmektedir.

Türk Ceza Kanunu ve Yargıtay kararlarını temsil eden hukuk kütüphanesi görüntüsü.

Madde Kapsam Taksirle Öldürmede Uygulama
TCK 53/1 Kamu görevi, seçme-seçilme, velayet/vesayet hakları Uygulanamaz (Yalnızca kasten işlenen suçlar için)
TCK 53/6 Belirli bir meslek veya sanatın icrasının yasaklanması Uygulanabilir (En az 3 ay - En fazla 3 yıl)
TCK 50/1 Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar Uygulanabilir (Şartları varsa)

Uygulamada sıklıkla karıştırılan husus, TCK 53/6 ile 53/1 arasındaki farktır. Taksirle öldürme suçunda failin ehliyetinin geri alınması veya mesleğini icrasının yasaklanması TCK 53/6 uyarınca mümkündür; ancak kamu hizmetinden yasaklanma veya velayet hakkının kaybı gibi 53/1 kapsamında kalan genel hak yoksunluklarına taksirli suçlarda yer yoktur.

"Taksirli suçlarda TCK'nın 53/1. madde ve fıkrasında düzenlenen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olup... TCK'nın 53/1 maddesi ile ilgili 10. ve 11. numaralı bentlerin hüküm fıkrasından çıkarılmasına..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/7949, Karar No: 2013/2050

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/7949 E. , 2013/2050 K.

Öngörülebilirlik Sınırında Kalp Krizi ve Atipik Neticeler

Taksirle öldürme suçunun oluşabilmesi için meydana gelen ölüm neticesinin fail tarafından öngörülebilir olması şarttır. Failin bir tartışma veya basit bir fiziksel temas (BTM kapsamında yaralama) gerçekleştirdiği, ancak mağdurun mevcut bir rahatsızlığı (örneğin kalp hastalığı) nedeniyle öldüğü durumlarda, failin bu rahatsızlığı bilip bilmediği cezai sorumluluğun tayininde kritiktir.

Bilgi ve Öngörülebilirlik Dengesi

Mağdurun gizli bir hastalığının bulunduğu ve failin bu durumu bilmesinin imkansız olduğu hallerde, illiyet bağı tıbben kurulsa bile hukuken kesildiği kabul edilir. Eğer fail, mağdurun kalp hastası olduğunu biliyorsa ve buna rağmen onu strese sokacak veya efor sarf ettirecek bir eylemde bulunmuşsa "bilinçli taksirle öldürme" gündeme gelebilir. Ancak bu durumun bilinmediği ahvalde fail, sadece gerçekleştirdiği kasten yaralama fiilinden (TCK 86) sorumlu tutulabilir, ölüm neticesinden sorumlu tutulamaz.

Adli Tıp Raporlarının Değerlendirilmesi

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 2012/7233 E. sayılı kararında incelenen somut olayda, sanıkla tartışan mağdurun efor ve stres sonucu kalp krizi geçirerek ölmesi olayında; sanığın mağdurdaki rahatsızlığı bilmediği, bu durumun sanık tarafından öngörülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

"Yaşanan sözlü münakaşayla ölüm arasında illiyet bağının kurulmuş olmasının, sanığı meydana gelen ölüm sonucundan sorumlu tutmak için yeterli olmadığı, ölenin oğlu tarafından dahi bilinmeyen ölendeki kalp damar rahatsızlığının sanık tarafından bilinmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırı olduğu... sanığın üzerine atılı taksirle öldürme suçunun yasal unsurlarının somut olayda gerçekleşmediği..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/7233, Karar No: 2013/2721

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2012/7233 E. , 2013/2721 K.

Basit Tıbbi Müdahale ile Giderilebilir Yaralamada Ölüm Neticesi

Kasten yaralama fiili sonucunda ölümün meydana gelmesi hali TCK 87/4’te düzenlenmiştir. Ancak bu madde, TCK 86/1 ve 86/3’e atıf yapmaktadır. Dolayısıyla, TCK 86/2 kapsamındaki "basit tıbbi müdahale ile giderilebilir" yaralamalar sonucunda ölüm meydana gelirse, failin sorumluluğu genel hükümler çerçevesinde, yani m. 85 taksirle öldürme kapsamında değerlendirilir.

Doktrindeki Üçlü Ayrım ve Yargıtay Yaklaşımı

Doktrinde ve yargı kararlarında bu konuda üç temel görüş mevcuttur: 1. Taksirle Öldürme Görüşü: Netice öngörülebilir ise fail m. 85’ten sorumlu tutulmalıdır. (Yargıtay’ın baskın görüşü) 2. Sadece Yaralama Görüşü: Kanun koyucunun m. 86/2’den ölüm çıkmayacağını varsaydığı, dolayısıyla ölümden sorumluluk doğmayacağı görüşü. 3. İlliyet ve Objektif İsnadiyet Görüşü: Neticenin faile objektif olarak isnat edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin bazı muhalefet şerhlerinde, kavganın kimin tarafından başlatıldığına (savunma refleksi) ve failin mağdurdaki hastalığı bilip bilmediğine göre bir ayrım yapılması gerektiği savunulmaktadır. Eğer fail saldırıyı defetmek için BTM kapsamında bir darbede bulunmuşsa, ölümden sorumlu tutulmaması gerektiği ileri sürülmektedir.

"Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olmadığı hallerde kişi bir nevi savunma refleksi ile... muhatabın vücuduna acı verme kastıyla hareket ettiği durumlarda, basit tıbbi müdahalelik bir yaralama sonrası ölüm meydana gelmişse, faili sadece kastından yani basit tıbbi müdahalelik yaralamadan (TCK, m.86/2) sorumlu tutmak gerekir."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/19036, Karar No: 2014/25737 (Muhalefet Şerhi)

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/19036 E. , 2014/25737 K.

TCK 62 Takdiri İndirim Nedenlerinde Somut Gerekçe Zorunluluğu

Taksirle öldürme suçunda fail hakkında TCK 62. maddesi uyarınca cezada indirim yapılıp yapılmayacağı mahkemenin takdirindedir. Ancak bu takdir hakkı mutlak olmayıp, dosya kapsamıyla uyumlu, denetlenebilir ve somut gerekçelere dayandırılmalıdır. Jenerik ve basmakalıp ifadelerle "olumlu bir hal bulunmadığı" şeklindeki gerekçeler, Yargıtay tarafından bozma nedeni sayılmaktadır.

Failin Fiilden Sonraki Davranışlarının Önemi

Taksirli suçlarda failin pişmanlığı, olaydan hemen sonra mağdura yardım edip etmediği, yargılama sürecindeki tutumu ve mağdur yakınlarının şikayeti gibi unsurlar takdiri indirimde belirleyicidir. Örneğin, kazadan sonra kaçmayıp yaralıyı hastaneye götüren, duruşmalara düzenli katılan ve sabıkasız olan bir sanık hakkında TCK 62’nin uygulanmaması, yasal ve yeterli gerekçe olmaksızın reddedilemez.

Gerekçe ve Hüküm Çelişkisi

Mahkeme kararlarında gerekçe kısmında "olumlu hal görülmediği" yazılıp hüküm kısmında indirim yapılması veya tam tersi durumlar, gerekçeli karar hakkının ihlali niteliğindedir. Ayrıca, sanığın geçmişi ve sosyal ilişkileri hakkındaki değerlendirmelerin dosya içeriğindeki delillerle (sabıka kaydı, sosyal ekonomik durum araştırması) desteklenmesi şarttır.

"Kazanın hemen ardından, olay yerini terk etmeyip... yaralının hastaneye götürülmesini sağlamakla... üzüntü duyan... olayı oluşa uygun şekilde anlatarak mahkemeye yardımcı olan... sanık hakkında, 'sanığın geçmişi... davranışlarında olumlu bir hal bulunmaması sebebi ile TCK nun 62. Maddesi gereğince... indirim yapılmasına yer olmadığına' şeklindeki dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçelere dayalı olarak..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10217, Karar No: 2015/3771

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/10217 E. , 2015/3771 K.

Uzun Süreli Hapis Cezasının Adli Para Cezasına Çevrilmesi: TCK 50/4 İstisnası

Hukuk sistemimizde genel kural olarak, bir yıl ve daha az süreli hapis cezaları "kısa süreli" kabul edilir ve seçenek yaptırımlara çevrilebilir. Ancak TCK m. 50/4, taksirli suçlar için çok önemli bir istisna getirmiştir. Bu hükme göre; taksirle işlenen suçlarda hükmolunan hapis cezası, "uzun süreli" (bir yıldan fazla) olsa dahi, adli para cezasına çevrilebilmektedir.

Adliye koridoru ve mahkeme kalemi tabelasını gösteren teknik görsel.

Bilinçli Taksir Engeli

TCK 50/4 uyarınca uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilebilmesi için suçun "bilinçli taksirle" işlenmemiş olması gerekir. Bilinçli taksir halinde, yalnızca kısa süreli (bir yıl altı) hapis cezaları seçenek yaptırımlara çevrilebilirken; uzun süreli cezaların para cezasına çevrilmesi kanunen yasaktır.

Mahkemenin Takdir Sınırı

Uygulamada bazı mahkemeler, cezanın bir yıldan fazla olması nedeniyle "cezanın kısa süreli olmadığı" gerekçesiyle para cezasına çevirme taleplerini reddetmektedir. Oysa TCK 50/4’teki açık düzenleme karşısında bu gerekçe hukuka aykırıdır. Mahkeme, para cezasına çevirmeme nedenini sanığın kişiliğine, sosyal durumuna veya suçun işlenişindeki kusur yoğunluğuna dayandırmalıdır, cezanın süresine değil.

"Sanığın eyleminde bilinçli taksirin koşullarının bulunmaması karşısında, TCK'nın 50/4. maddesi gereğince sanığa hükmedilen hapis cezasının uzun süreli olmasının adli para cezasına çevrilmesine engel oluşturmayacağı gözetilmeden, 'sanık hakkında verilen hapis cezasının kısa süreli olmaması sebebi ile... yer olmadığına' şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10217, Karar No: 2015/3771

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/10217 E. , 2015/3771 K.

Anayasa Mahkemesi ve TCK 85 Alt Sınır Tartışması

Anayasa Mahkemesi, TCK 85. maddesinde yer alan ceza alt sınırlarının anayasaya aykırılığı iddialarını incelemiştir. Özellikle taksirle öldürme suçunda alt sınırın iki yıl olarak belirlenmesinin, hakimlerin takdir yetkisini kısıtladığı ve ölçülülük ilkesine aykırı olduğu iddiaları yargı gündeminde yer bulmuştur.

Ölçülülük ve Hukuk Devleti İlkesi

AYM’ye yapılan başvurularda, somut olayda sanığın kusurunun çok az olduğu durumlarda dahi iki yıllık alt sınırın "yüksek" kaldığı ve hakimin adil bir ceza tayin etmesini engellediği ileri sürülmüştür. Ancak kanun koyucunun ceza politikasını belirleme yetkisi kapsamında, hayat hakkına yönelik ihlallerde caydırıcılığı sağlamak amacıyla bu sınırları belirlediği kabul edilmektedir.

AYM’nin Bakış Açısı

Anayasa Mahkemesi, 2023/106 E. sayılı kararında, kanun koyucunun suç ve ceza siyaseti gereği hangi fiillerin suç sayılacağı ve ne kadar ceza verileceği konusunda geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu, bu belirlemenin Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, 85/1 ve 85/2’deki iki yıllık alt sınırlar mevcut hukuk sisteminde geçerliliğini korumaktadır.

"...fıkrasında yer alan '...iki yıldan...' ibaresinin Anayasa’nın 2., 19. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürerek iptaline karar verilmesi talebidir... Hakim, somut olayda... failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını... göz önünde bulundurarak... temel cezayı belirler."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi, Esas No: 2023/106, Karar No: 2023/205

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2023/106, K. 2023/205

HAGB Kararının Açıklanması ve Mahkemenin Karar Verme Sınırları

Taksirle öldürme suçundan verilen hapis cezasının "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması" (HAGB) kapsamında bırakılması ve sanığın denetim süresinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi halinde, mahkemenin önceki hükmü "aynen" açıklaması esastır. Hükmü açıklayan mahkeme, kural olarak sübut veya nitelendirme değişikliği yapamaz.

İhbar Üzerine Yapılacak İşlemler

CMK m. 231/11 uyarınca denetim süresinde suç işlenmesi halinde mahkeme, sanığın durumunu değerlendirerek önceki hükmü açıklar. Bu aşamada mahkemenin, daha önce belirlenen ceza miktarını düşürmesi veya artırması mümkün değildir. Ancak sadece "yükümlülüklerin yerine getirilememesi" nedeniyle hükmün açıklanması söz konusuysa, mahkemeye cezanın bir kısmının infaz edilmemesine veya hapis cezasının seçenek yaptırımlara çevrilmesine dair sınırlı bir yetki tanınmıştır.

Aleyhe Temyiz Olmaması Durumu

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, mahkemenin HAGB’yi açıklarken ceza miktarında sanık lehine (örneğin 1 yıl 11 aydan 1 yıl 8 aya) usulsüz bir indirim yapması durumunda; eğer katılan tarafın aleyhe temyizi yoksa bu durumu "bozma nedeni" yapmamakta, ancak yapılan işlemin usule aykırı olduğunu belirtmektedir.

"Hükmü açıklayan mahkemenin ilk hükmü aynen açıklamakla yetinmesi gerekirken... 1 yıl 8 ay hapis cezasına ilişkin yeni bir hüküm kurulmuş ise de aleyhe temyiz olmadığından, bu husus bozma nedeni yapılmamıştır."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/19371, Karar No: 2015/10331

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/19371 E. , 2015/10331 K.

Taksirle Öldürme Suçunda İspat Araçları ve Bilirkişi Raporları

Taksirli suçlarda failin kusurunun tespiti, davanın temel eksenini oluşturur. Ceza yargılamasında "kusur" hukuki bir değerlendirme olup hakim tarafından belirlenmelidir. Ancak teknik bilgi gerektiren trafik kazaları, iş kazaları veya tıbbi malpraktis gibi olaylarda bilirkişi raporları dosyanın en önemli delilidir.

Bilirkişi Raporlarının Bağlayıcılığı

Mahkemeler, sıklıkla ATK (Adli Tıp Kurumu) Trafik İhtisas Dairesi veya üniversitelerden seçilen bilirkişi heyetlerinden rapor almaktadır. Bu raporlarda "asli kusur" veya "tali kusur" gibi belirlemeler yapılsa da, hakim bu oranlarla bağlı değildir. Hakim, raporu dosya kapsamı, tanık beyanları ve keşif tutanakları ile birlikte serbestçe değerlendirerek, sanığın "taksire dayalı kusurunun yoğunluğunu" TCK m. 61/1 kapsamında tayin etmelidir.

Eksik İnceleme ve Bozma Nedenleri

Eğer olay yerinde keşif yapılmadan veya çelişkili bilirkişi raporları arasındaki fark giderilmeden hüküm kurulmuşsa, bu durum "eksik inceleme" nedeniyle bozma sebebi teşkil eder. Özellikle illiyet bağının tıbbi boyutu (ölümün darbeden mi yoksa hastalıktan mı kaynaklandığı) ATK 1. İhtisas Kurulu’ndan alınacak kesin bir raporla sabitlenmelidir.

"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun... vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından TCK'nın 61/1. maddesinin (f) bendinde yer alan 'failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı' gerekçesine dayanılamayacağının gözetilmemesi... sanığın hukuki durumunun yeniden tayin ve takdirinde zorunluluk bulunması..."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10222, Karar No: 2015/5316

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2014/10222 E. , 2015/5316 K.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Mağdurun yakınları şikayetten vazgeçerse kamu davası düşer mi? Hayır, taksirle bir insanın ölümüne neden olma suçu (TCK 85/1-2) şikayete tabi olmayıp re’sen kovuşturulan suçlardandır. Mağdur yakınlarının şikayetten vazgeçmesi davanın düşmesine değil, şartları varsa ceza miktarında indirime veya TCK 85/2’den 85/1’e dönüşe zemin hazırlayabilir.

2. Taksirle öldürme suçunda "iyi hal indirimi" (TCK 62) her zaman uygulanır mı? Uygulanması zorunlu değildir, mahkemenin takdirindedir. Ancak hakim, sanığın geçmişi, yargılama sürecindeki tutumu ve pişmanlığı gibi unsurları değerlendirerek olumsuz karar verecekse, bunu dosya içeriğiyle uyumlu somut gerekçelerle açıklamak zorundadır.

3. Ehliyetin geri alınması (TCK 53/6) süresi ne kadardır? TCK 53/6 uyarınca, taksirli suçtan dolayı üç aydan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere, kişinin belli bir meslek veya sanatı icrasının yasaklanmasına veya ehliyetinin geri alınmasına karar verilebilir. Bu süre, cezanın infazından sonra işlemeye başlar.

4. Bilinçli taksirle ölüme neden olan kişi denetimli serbestlikten yararlanabilir mi? Evet, bilinçli taksirle işlenen suçlarda da infaz hukuku çerçevesinde denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme hükümleri uygulanabilir. Ancak bilinçli taksir, temel cezanın artırım nedeni olduğu için (TCK 22/3), toplam infaz süresi basit taksire göre daha fazla olacaktır.

Kaynakça

  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 22, 50, 51, 53, 61, 62, 85, 86, 87.
  • Anayasa Mahkemesi Kararı, Esas No: 2023/106, Karar No: 2023/205.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/33093, Karar No: 2013/19420.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10222, Karar No: 2015/5316.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/7233, Karar No: 2013/2721.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2013/25169, Karar No: 2014/18825.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/19036, Karar No: 2014/25737.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/10217, Karar No: 2015/3771.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/19371, Karar No: 2015/10331.

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, somut olaylara uygulanması teknik uzmanlık gerektirmektedir. İçerik, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: