TCK 276 Kapsamında Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu: Yargıtay İçtihatları Ekseninde Tipiklik, Kusur ve İspat Rejimi
Kamu İdaresine Karşı SuçlarYazar: EmsalDava Editör Ekibi

TCK 276 Kapsamında Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu: Yargıtay İçtihatları Ekseninde Tipiklik, Kusur ve İspat Rejimi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 276 kapsamında gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu, mahkemece atanan uzmanın kasten gerçeği gizlemesi veya saptırmasıyla oluşur. Taksirli hatalar ve mesleki görüş ayrılıkları suçun manevi unsurunu oluşturmazken, yargı mercileri tarafından usulüne uygun görevlendirme yapılmaması suçun tipikliğini ortadan kaldırır.

TCK 276 Kapsamında Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik Suçunun Maddi Unsurları ve Tipiklik Analizi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 276. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu, adliyeye karşı işlenen suçlar kategorisinde yer almakta olup, yargılamanın temel taşlarından biri olan uzman görüşünün mevsukiyetini korumayı amaçlar. Suçun oluşabilmesi için öncelikle failin, yetkili bir merci tarafından usulüne uygun şekilde "bilirkişi" olarak görevlendirilmiş olması zorunludur. Tipikliğin oluşması için bu görevlendirme, yargı mercileri, suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak veya yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip kişi veya kurullar tarafından yapılmış olmalıdır.

Bilirkişi raporu ve hukuk kitaplarının bulunduğu profesyonel çalışma masası.

Gerçeğe aykırı mütalaa verilmesi fiili, gerçeğin tümüyle gizlenip açıklanmaması, gerçeğin kısmen açıklanması veya gerçeğin kısmen veya tamamen değiştirilerek açıklanması suretiyle icra edilebilir. Bilirkişinin, incelemeye konu işi gerektiği gibi incelemeksizin ya da incelemesine karşın elde ettiği bilgi ve bulguları olduğu gibi değil de farklı oran, miktar ve nitelikte göstererek mütalaa sunması hali, suçun hareket unsurunu tamamlar. Ancak burada kritik eşik, mütalaanın "gerçeğe aykırı" olmasıdır; yani nesnel gerçeklik ile bilirkişi tarafından sunulan sübjektif kanaat arasında, bilirkişinin bilerek yarattığı bir uçurum bulunmalıdır.

Görevlendirmenin Kaynağı ve Yargı Mercii Kavramı

Suçun maddi unsurları arasında yer alan görevlendirme makamı, suçun vasıflandırılmasında tayin edici rol oynar. Her makam önünde verilen yanlış bilgi TCK 276 kapsamına girmez. Özellikle idari kurullar veya icra müdürlükleri gibi "yargı mercii" sıfatı tartışmalı olan alanlarda yapılan görevlendirmeler, suçun niteliğini değiştirebilir. Yargıtay, bu konudaki değerlendirmelerinde dar yorum ilkesini benimseyerek, kanunda açıkça sayılan yetkili makamlar dışındaki görevlendirmeleri bu madde kapsamında değerlendirmemektedir.

Bilirkişi ve Tercüman Sıfatının Kazanılması

Bilirkişi veya tercüman sıfatı, somut bir uyuşmazlık kapsamında usulüne uygun bir tensip zaptı, ara karar veya soruşturma aşamasında savcılık talimatı ile kazanılır. Şahısların kendi imkanları ile temin edip mahkemeye sundukları uzman görüşleri veya tercümeler, sunan kişi "yeminli" olsa dahi TCK 276 anlamında bu suçun faili olamazlar. Zira bu durumlarda yargı mercii tarafından yapılmış resmi bir görevlendirme söz konusu değildir.

"TCK.nın 276/1. maddesinde düzenlenen gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu, yetkili merci, kişi veya kurul tarafından bilirkişi olarak atanan kişinin, bu görevinde gerçeğe aykırı olarak mütalaa, düşünce açıklaması ile işlenmektedir. Gerçeğe aykırı mütalaa verilmesi fiili, gerçeğin tümüyle gizlenip açıklanmaması, gerçeğin kısmen açıklanması veya gerçeğin kısmen veya tamamen değiştirilerek açıklanması suretiyle oluşmaktadır. Yani bilirkişinin, incelemeye konu işi gerektiği gibi incelenmeksizin ya da incelemesine karşın elde ettiği bilgi ve bulguları olduğu gibi değil de farklı oran, miktar ve nitelikte göstererek gerçeğe aykırı görüş açıklaması halinde de suç oluşacaktır."

Kaynak: 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/19605 - Karar No: 2022/19914

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2020/19605 E. , 2022/19914 K.

Suçun Manevi Unsuru: Kast ve Taksir Ayrımı

Gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Bilirkişinin sunduğu mütalaanın hatalı olması, bilimsel verilere dayanmaması veya eksik inceleme içermesi tek başına suçun oluşumu için yeterli değildir. Failin, gerçeği bilmesine rağmen onu kasten gizleme veya değiştirme iradesine sahip olması gerekir. Taksirle, yani dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılarak hazırlanan hatalı raporlar, disiplin sorumluluğunu veya tazminat yükümlülüğünü doğurabilse de cezai anlamda TCK 276 kapsamında bir yaptırıma tabi tutulamaz.

Mesleki Tecrübesizlik ve Hatalı Değerlendirme

Bilirkişinin uzmanlık alanına girmeyen bir konuda görevlendirilmesi veya mesleki kıdeminin yetersizliği nedeniyle yanlış sonuçlara ulaşması durumunda kastın varlığından söz edilemez. Yargıtay uygulamalarında, bilirkişinin "anlaşılamayan yerler" için açıklama yapması veya kendi teknik imkanları dahilinde bir sonuca ulaşması, daha sonra daha üst bir kurul tarafından (örneğin Adli Tıp Kurumu) aksi ispatlansa dahi, başlangıçtaki raporun "gerçeğe aykırı" olduğu ve kasten düzenlendiği sonucunu doğurmaz.

Bilimsel Görüş Ayrılıkları ve Sübjektif Kanaat

Hukuk ve fen bilimlerinde aynı veriler üzerinden farklı sonuçlara ulaşılması (doktriner veya teknik ekol farkları) mümkündür. Bir bilirkişinin ulaştığı sonucun, mahkemece alınan ikinci bir bilirkişi raporuyla çelişmesi, ilk raporun "gerçeğe aykırı" olduğu anlamına gelmez. Kastın ispatı için, bilirkişinin elindeki verileri tahrif ettiği, bilerek görmezden geldiği veya somut bir menfaat/husumet saikiyle hareket ettiği somut delillerle ortaya konulmalıdır.

"Gerçeğe aykırı görüş bildirmek, bilirkişinin bilerek ve isteyerek yanlış, yanıltıcı, gerçeği yansıtmayan hususları raporunda yansıtması ve bu doğrultuda mütalada bulunmasıdır. ... Raporun düzenlenmesinde teknik veriler esas alınmakla birlikte sonuçta kanaatin sübjektif değerlendirmeye dayanması göz önüne alındığında, sanıkların kasten gerçeği yansıtmayan görüş bildirdiklerine ilişkin mahkumiyetlerine yeterli, kesin ve inandırıcı bir kanıt bulunmaması karşısında mahkemenin sanıkların beraatleri yönündeki kararlarının yerinde olduğu görüşünde olduğumuzdan..."

Kaynak: 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2017/15103 - Karar No: 2020/10104 (Karşı Oy Gerekçesi)

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2017/15103 E. , 2020/10104 K.

Yargıtay İçtihatlarında "Eksik İnceleme" ve Suçun Sübutu

Adliye pratiğinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz bulup yeni bir heyetten rapor alması durumunda, ilk bilirkişinin hukuki durumunun ne olacağıdır. 8. Ceza Dairesi’nin yerleşik içtihatlarına göre, bir raporun mahkemece yetersiz bulunması, ek rapor alınması imkanı varken bu yolun tüketilmemesi ve doğrudan yeni heyete gidilmesi, ilk bilirkişinin kasten gerçeğe aykırı rapor verdiğini ispatlamaz.

Mahkeme Denetimi ve Bilirkişi Sorumluluğu

Bilirkişi raporları, mahkemenin denetimine tabi delillerdir. Mahkemenin, raporun teknik kısımlarını denetleme yükümlülüğü bulunmaktadır. Eğer bir rapor, dosyadaki diğer delillerle (örneğin harita mühendislerinin tespit ettiği tecavüz alanı ile ziraat mühendisinin hesapladığı zarar alanı arasındaki miktar farkı gibi) açıkça çelişiyorsa, bu durumun bilirkişi tarafından bir "hesap hatası" mı yoksa "gerçeği saptırma kastı" mı olduğu titizlikle incelenmelidir.

Bilirkişiye Ek Rapor İmkanı Tanınması

Usul hukukunun gereği olarak, yetersiz bulunan bir rapor karşısında bilirkişiye eksiklikleri giderme veya itirazlara cevap verme şansı tanınmalıdır. Bu şans tanınmadan, bilirkişinin sadece ilk raporundaki eksiklikler üzerinden cezalandırılması, savunma hakkının ve ceza hukukunun "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin ihlali niteliğindedir.

"...sanığın suça konu raporu mahkemece yetersiz bulunup bilirkişi olan sanığa suça konu raporla ilgili açıklama yapma veya ek rapor sunma olanağı da tanınmadan mahkemece aynı hususlarla ilgili bu sefer bir mimar, iki inşaat mühendisi ve bir hukukçu dört kişiden oluşan yeni bilirkişi heyetine inceleme yaptırılıp yeni bir rapor alındığı... sanığın kasten eksik rapor verdiğini göstermeyeceği, dolayısıyla atılı suçu işlediği sabit olmayan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır."

Kaynak: 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/19605 - Karar No: 2022/19914

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2020/19605 E. , 2022/19914 K.

İcra Müdürlükleri ve İdari Kurullar Önünde Yapılan Bilirkişilik

TCK 276/1 maddesinde suçun faili olabilecek bilirkişinin görevlendirildiği makamlar tahdidi olarak sayılmıştır. İcra müdürlükleri, yargılama yapan merciler olmayıp, cebri icra işlemlerini yürüten idari/adli birimlerdir. Dolayısıyla, bir icra müdürlüğü tarafından haczedilen malların değer tespiti için atanan bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunması, TCK 276 kapsamındaki suçu oluşturmaz.

Adli mercilerde görevlendirme ve yetki ayrımını simgeleyen ofis ortamı.

Görevi Kötüye Kullanma (TCK 257) İhtimali

İcra müdürlüğü nezdinde görev yapan bilirkişiler, TCK 6/1-c maddesi kapsamında "kamu görevlisi" sayılırlar. Bu kişilerin kasten gerçeğe aykırı değer tespiti yapmaları, eğer kişilerin mağduriyetine, kamunun zararına veya bir başkasının haksız menfaatine yol açmışsa, TCK 257 maddesinde düzenlenen "görevi kötüye kullanma" suçunu oluşturabilir. Ancak burada da "zarar" veya "mağduriyet" unsuru suçun oluşumu için şarttır.

Tüketici Hakem Heyetleri ve Benzeri Kurullar

Tüketici Hakem Heyetleri veya idari kurullar tarafından yapılan görevlendirmeler de TCK 276 kapsamı dışındadır. Bu kurullar önünde sunulan gerçeğe aykırı raporlar, belgenin niteliğine göre "resmi belgede sahtecilik" (TCK 204) veya "görevi kötüye kullanma" suçları kapsamında değerlendirilebilir. Suç vasfının tayininde, kurulun yargılama yetkisinin olup olmadığı belirleyici kriterdir.

Görevlendirme Makamı Uygulanacak Madde Suçun Niteliği
Mahkemeler (Hukuk/Ceza) TCK 276 Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik
Cumhuriyet Savcılığı TCK 276 Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik
İcra Müdürlüğü TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma
Tüketici Hakem Heyeti TCK 204 veya 257 Resmi Belgede Sahtecilik/Kötüye Kullanma
İdari Tahkikat Heyetleri TCK 257 Görevi Kötüye Kullanma

Teknik Bilgi Gerektirmeyen Hususlarda Bilirkişiye Başvurulması

5271 sayılı CMK m. 63 uyarınca, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulur. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgi veya genel tecrübe ile çözülebilecek konularda bilirkişi raporu alınması usule aykırıdır. Bu tür "fuzuli" görevlendirmeler sonucunda verilen gerçeğe aykırı mütalaalar, suçun oluşumunu etkileyebilir; zira bilirkişinin "teknik kanaat" bildirmesi gereken bir alanda değil, "hukuki yorum" alanında beyanda bulunması söz konusudur.

Uzmanlık Alanı Dışındaki Tespitler

Bir bilirkişinin uzmanlık alanı dışında kalan verileri raporuna eklemesi ve bu verilerin yanlış çıkması durumunda kastın belirlenmesi güçleşir. Örneğin, bir ziraat mühendisinin tapu kayıtlarındaki mülkiyet uyuşmazlığına dair hukuki yorum yapması ve bu yorumun yanlış olması durumunda, failin kasten yargıyı yanıltmaya çalışıp çalışmadığı, asli görevi olan ziraat teknikleri açısından raporun doğruluğu ile birlikte değerlendirilmelidir.

Bilirkişi Raporundaki Verilerin Gizlenmesi

Eğer bilirkişi, incelediği banka hesap hareketlerinde bir kısmını kasten rapora dahil etmemiş veya bakiyeleri olduğundan az göstermişse, bu durum "teknik bir hata" olarak değil, "gerçeğin kısmen gizlenmesi" suretiyle işlenen kasten gerçeğe aykırı bilirkişilik suçu olarak nitelendirilir.

"...sanık tarafından düzenlenen ana rapor ile ek raporda bir kısım hesap hareketlerine yer verilmediği, bir kısım hesaplarında olduğundan az gösterildiği anlaşılmıştır. Böylece mahkemece bilirkişi olarak atanan sanığın kendisine tevdii edilen işle ilgili olarak gerekli incelemeyi yapmadığı, elde ettiği bir kısım bulguları da olduğu gibi değil farklı miktarda göstermek suretiyle gerçeği kısmen açıklamak ve değiştirmek suretiyle gerçeğe aykırı rapor düzenlendiği ve atılı suçun tüm unsurları ile oluştuğu..."

Kaynak: 8. Ceza Dairesi - Esas No: 2017/15261 - Karar No: 2020/12289

Belgeyi Gör: 8. Ceza Dairesi 2017/15261 E. , 2020/12289 K.

Tercümanlık Suçu ve TCK 276/2 Uygulaması

TCK 276. maddesinin ikinci fıkrası, tercümanların ifade veya belgeleri gerçeğe aykırı olarak tercüme etmelerini, birinci fıkradaki bilirkişilik suçu ile aynı yaptırıma tabi tutmuştur. Tercümanın da yargı mercileri veya yetkili kurullar tarafından görevlendirilmiş olması şarttır. Tarafların kendi imkanlarıyla yaptırıp dosyaya sundukları tercümelerdeki hatalar bu maddeyi ihlal etmez.

Yanlış Tercüme ve Kasıt Analizi

Tercüme suçunda kast, tercümanın kaynak dildeki ifadeyi bilerek ve isteyerek hedef dile yanlış aktarmasıdır. Dilin yapısından kaynaklanan anlam kaymaları, deyimlerin yanlış yorumlanması veya tercümanın o dildeki mesleki yetersizliği kastı ortadan kaldırabilir. Ancak, şüphelinin ikrarının tam tersi bir şekilde yazıya dökülmesi veya kritik bir belgedeki rakamın değiştirilmesi gibi durumlar kastın karinesi kabul edilebilir.

Usulüne Uygun Görevlendirmenin Yokluğu

Eğer bir mahkeme, zaten tercüme edilmiş bir belgenin tenfizine karar vermişse ve bu süreçte yeni bir tercüman atamamışsa, ilk tercümeyi yapan kişinin yaptığı hata nedeniyle TCK 276/2’den cezalandırılması mümkün değildir. Zira kişi, "yargı mercii tarafından görevlendirilmiş tercüman" sıfatına sahip değildir.

"...somut olayda, mahkeme tarafından sanığa herhangi bir tercüme görevinin tevdi edilmediği anlaşıldığından, gerçeğe aykırı bilirkişi veya tercümanlık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi... Sanığın yeminli tercüman olduğu gözetilmeksizin temel cezanın TCK'nın 276/2. maddesi yollamasıyla aynı maddenin birinci fıkrası yerine doğrudan anılan Kanunun 276/1. maddesi gereğince tayini yasaya aykırıdır."

Kaynak: 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/11616 - Karar No: 2013/4213

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2012/11616 E. , 2013/4213 K.

Resmi Belgede Sahtecilik ile İçtima İlişkisi

Bilirkişi raporları, kamu görevlisi sayılan bilirkişiler tarafından düzenlenen resmi belgelerdir. Ancak TCK 276, bilirkişilik faaliyeti özelinde düzenlenmiş bir maddedir. Eğer bilirkişi, sadece raporun içeriğini gerçeğe aykırı düzenlemekle kalmayıp, rapora başka bir kamu görevlisinin imzasını taklit ederek eklemişse veya teslim alınmadığı halde sahte "alındı" imzalarıyla dosya oluşturulmuşsa, TCK 204 anlamında "resmi belgede sahtecilik" suçu da gündeme gelebilir.

Fikri Sahtecilik ve Özel Norm İlişkisi

Bilirkişi raporunun içeriğinin yalan olması "fikri sahtecilik" niteliğindedir. TCK 276, bu sahtecilik türü için özel bir düzenleme getirdiğinden, genel hüküm olan TCK 204 yerine öncelikle TCK 276 uygulanır. Ancak raporun "sahte olarak oluşturulması" (imza taklidi, sahte mühür vb.) hali TCK 204 kapsamındadır.

Cezanın Belirlenmesinde İçtima Kuralları

Failin tek bir eylemle hem gerçeğe aykırı bilirkişilik suçunu hem de başka bir suçu (örneğin rüşvet veya belgede sahtecilik) işlemesi durumunda, fikri içtima kuralları (TCK 44) veya her suçtan ayrı ceza verilmesi (gerçek içtima) ihtimalleri somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Yargıtay, raporun içeriğindeki sahtelik için TCK 276’yı, ancak dışsal bir sahtecilik (imza gibi) varsa TCK 204’ü esas almaktadır.

"...bilirkişi sanık ...'un görevi gereğince düzenlediği, içerik itibariyle sahte olan ve sahte alındı imzası taşıyan raporun resmi belge olarak kabulünde zorunluluk bulunduğundan sanığın eyleminin TCK'nın 38/1 ve 40/2. maddeleri delaletiyle TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçuna temas ettiği gözetilerek... suç vasfında hataya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması yasaya aykırıdır."

Kaynak: 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/3170 - Karar No: 2015/4222

Belgeyi Gör: 16. Ceza Dairesi 2015/3170 E. , 2015/4222 K.

Soruşturma Usulü ve Cumhuriyet Savcısının Araştırma Yükümlülüğü

Bir bilirkişi raporunun gerçeğe aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikayetlerde, Cumhuriyet savcılarının "yargılamanın devam ettiği, delilin takdirinin mahkemeye ait olduğu" gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) vermeleri sıklıkla rastlanan bir usul hatasıdır. Yargıtay, bu tür şikayetlerde savcılığın maddi gerçeği araştırmak zorunda olduğunu, mahkemenin raporu esas alıp almamasının suçun oluşumunu etkilemeyeceğini vurgulamaktadır.

Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi

Savcılık, şikayet üzerine ilgili bilirkişi raporunun teknik ve bilimsel doğruluğunu araştırmak için gerekirse yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmalıdır. Şikayetçinin sunduğu uzman görüşleri veya karşı deliller ciddi bir suç şüphesi oluşturuyorsa, hiçbir araştırma yapmadan verilen KYOK kararları "kanun yararına bozma" konusu olabilmektedir.

Mahkemenin Suç Duyurusunda Bulunma Zorunluluğu Yoktur

Savcılıkların "mahkeme suç duyurusunda bulunursa işlem yaparız" şeklindeki yaklaşımları hukuki dayanaktan yoksundur. Bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi, raporun sunulduğu mahkemenin kararına bağlı olmayan, bağımsız bir suçtur. Şikayet hakkı olan herkes bu suçla ilgili ihbarda bulunabilir.

"Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı, hiçbir soruşturma işlemine başvurmadan, şikayetin, ilgili dava dosyasındaki yargılamaya ilişkin olduğu ve hüküm üzerinden mahkemesine yapılabilecek delil takdiriyle ilgili itiraz kapsamında bulunduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir... Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmak zorunda olduğu... soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/5980 - Karar No: 2012/15655

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2012/5980 E. , 2012/15655 K.

Cezayı Azaltan Sebepler ve Etkin Pişmanlık

TCK 276. maddesinde atıf yapılan TCK 273 (Şahsi cezasızlık veya cezanın azaltılmasını gerektiren sebepler) ve TCK 274 (Etkin pişmanlık) hükümleri, bilirkişiler için de uygulama alanı bulur. Ancak, özel hukuk uyuşmazlıkları kapsamında işlenen suçlarda bu indirimlerin kapsamı daraltılmıştır.

Pişmanlık Zamanı ve Ceza İndirimi

Bilirkişi, gerçeğe aykırı mütalaa verdiğini, aleyhine rapor düzenlediği kişi hakkında bir hak kısıtlaması veya hüküm kurulmadan önce mahkemeye bildirirse, hakkında cezaya hükmolunmaz. Eğer karar verildikten sonra fakat hükümden önce gerçeği açıklarsa, cezasında üçte ikisinden yarısına kadar indirim yapılır. Mahkumiyet kararı kesinleşmeden önceki açıklamalar ise yarısından üçte birine kadar indirim sağlar.

Şahsi Cezasızlık Sebeplerinin Uygulanabilirliği

Kişinin kendisinin, üstsoy/altsoy veya eşinin cezalandırılmasına yol açabilecek bir konuda bilirkişi olarak atanması ve bu nedenle gerçeğe aykırı beyanda bulunması hali, ceza davalarında bir cezasızlık veya indirim sebebi olabilirken; TCK 273/2 uyarınca, bu hüküm özel hukuk (hukuk mahkemeleri) uyuşmazlıklarında uygulanmaz.

Zamanaşımı Süreleri ve Kanun Değişikliğinin Etkisi

03.11.2016 tarihli ve 6754 sayılı Kanun ile TCK 276/1 maddesindeki ceza miktarı "bir yıldan üç yıla" iken "üç yıldan yedi yıla" şeklinde artırılmıştır. Bu değişiklik, suçun hem asli zamanaşımı hem de kesintili zamanaşımı sürelerini doğrudan etkilemektedir.

Eski ve Yeni Kanun Ayrımı

Suç tarihi 03.11.2016 öncesi olan eylemlerde, failin lehine olan eski kanun hükümleri uygulanır. Bu durumda TCK 66/1-e uyarınca asli zamanaşımı süresi 8 yıl, kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Yeni kanun döneminde işlenen suçlarda ise ceza üst sınırı 7 yıl olduğundan, asli zamanaşımı süresi daha uzun (15 yıl) olarak hesaplanabilir; ancak TCK 66/1-e bendindeki 5 yıldan fazla-20 yıldan az hapis cezası baremi göz önüne alındığında, 15 yıllık süre devreye girmektedir.

Zamanaşımını Kesen İşlemler

Soruşturma aşamasında ifade alınması, iddianame düzenlenmesi ve mahkumiyet hükmü gibi işlemler zamanaşımını keser. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında vurgulandığı üzere, uzun süren yargılamalarda 8 veya 12 yıllık sürelerin dolup dolmadığı resen gözetilmelidir.

"Sanığa atılı gerçeğe aykırı bilirkişilik yapma suçunun yaptırımı suç tarihi itibarıyla TCK’nın 276/1. maddesi uyarınca 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup anılan Kanun'un 66/1-e maddesi gereğince bu suça ilişkin asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise on iki yıldır. ... 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşılmaktadır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2020/308 - Karar No: 2023/393

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2020/308 E. , 2023/393 K.

Editörün Notu: Savunma ve İddia Stratejileri

Bilirkişi raporlarının gerçeğe aykırılığı iddiasıyla açılan davalarda, dosyanın teknik derinliği suçun sübutunu belirleyen yegane unsurdur. Savunma makamı açısından, "yanlış yapma hakkı" ile "yalan söyleme kastı" arasındaki ince çizginin bilimsel verilerle korunması gerekir.

Teknik inceleme ve bilirkişi raporu analizini temsil eden detay görüntüsü.

Uygulama Notu: 1. Teknik Kapasite Analizi: Sanığın raporu düzenlediği tarihteki teknik imkanları ile Adli Tıp Kurumu gibi yüksek teknoloji kullanan kurumların imkanları kıyaslanmalıdır. Aradaki fark, kastı değil, "tespit yetersizliğini" gösterir. 2. Mesleki Kıdem ve Atama Usulü: Sanığın uzmanlık alanına girmeyen bir konuda atanmış olması, kastı zayıflatan en güçlü savunma argümanlarından biridir. 3. İlliyet Bağı ve Zarar: Bilirkişi raporunun mahkeme kararına esas alınıp alınmadığı, alınmışsa hangi gerekçeyle alındığı, raporun mahkemeyi gerçekten yanıltıp yanıltmadığı somutlaştırılmalıdır. 4. Ek Rapor ve İtiraz Süreci: Mahkemece itirazların bilirkişiye sorulup sorulmadığı, bilirkişinin hatasında ısrar edip etmediği kastın tespiti için kritiktir. Israrla yanlış veride direnmek kastı, hatasını kabul etmek veya ek açıklama yapmak kastın yokluğunu destekler.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Bilirkişi raporundaki hatalı hesaplama hapis cezasına yol açar mı? Hatalı hesaplama, tek başına hapis cezasına yol açmaz. Ceza için bilirkişinin bu hatayı bilerek, mahkemeyi yanıltmak ve bir tarafın lehine/aleyhine sonuç doğurmak amacıyla yaptığı ispatlanmalıdır. Basit matematiksel hatalar veya yöntem yanlışlıkları taksir kapsamında kalır ve suç oluşturmaz.

2. Mahkeme bilirkişi raporunu kabul etmezse bilirkişi yine de suçlu sayılır mı? Evet, suçun oluşması için mütalaanın mahkemece hükme esas alınması şart değildir. Bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaayı mahkemeye sunduğu an suç tamamlanmış kabul edilir. Mahkemenin raporu reddetmesi veya yeni bir rapor alması, sadece zararın oluşmasını engelleyebilir ancak suçun oluşumunu engellemez.

3. Tercümanın lehçeyi veya ağzı yanlış anlaması suç mudur? Hayır, diller arasındaki nüans farkları, lehçe çeşitliliği veya tercümanın o anki anlık yanılması kastı ortadan kaldırır. Ancak tercümanın, şüphelinin "suçsuzum" beyanını kasten "suçluyum" şeklinde çevirmesi gibi açık ve kasıtlı saptırmalar TCK 276/2 kapsamına girer.

4. Bilirkişi suçunda zamanaşımı süresi ne zaman başlar? Zamanaşımı süresi, gerçeğe aykırı mütalaanın (raporun) ilgili yargı merciine sunulduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. Eğer ek raporlarla süreç devam ediyorsa, her bir rapor kendi içinde değerlendirilir ancak genelde ilk temel raporun sunulması suçun işlenme tarihi olarak kabul edilir.

Kaynakça

  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
  • 6754 Sayılı Bilirkişilik Kanunu
  • Yargıtay 8. Ceza Dairesi Kararları
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi Kararları
  • Yargıtay 16. Ceza Dairesi Kararları
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları

Yasal Uyarı: Bu makale, gerçeğe aykırı bilirkişilik ve tercümanlık suçlarına ilişkin genel hukuki bilgilendirme amacı taşımakta olup, 2026 yılı güncel mevzuat ve yargı içtihatları temel alınarak hazırlanmıştır. Her somut olayın kendine özgü teknik ve hukuki detayları bulunduğundan, bu içerik profesyonel bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Hak kaybına uğramamak adına bir hukuk profesyoneline başvurulması tavsiye edilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: