Suça İştirak Hallerinde Müşterek Faillik ve Şeriklik Ayrımı: Yargıtay Uygulamasında Fiili Hakimiyet Kriteri
Ceza Genel HükümleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Suça İştirak Hallerinde Müşterek Faillik ve Şeriklik Ayrımı: Yargıtay Uygulamasında Fiili Hakimiyet Kriteri

5237 sayılı TCK kapsamında suça iştirak, fiil üzerinde kurulan hakimiyetin niteliğine göre şekillenir. Müşterek faillikte birlikte suç işleme kararı ve fonksiyonel katkı esasken, şeriklik hallerinde bağlılık kuralı ve icrayı kolaylaştıran feri eylemler ispat yükünün merkezinde yer alır.

Türk Ceza Kanunu’nun iştirak rejiminde temel ayrım, suçun işlenişi üzerinde kurulan hakimiyetin derecesine dayanır. TCK m. 37 uyarınca müşterek faillik için "birlikte suç işleme kararı" ve "fiil üzerinde ortak hakimiyet" şartlarının kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur. Yardım etme (TCK m. 39) ve azmettirme (TCK m. 38) ise şeriklik kapsamında değerlendirilmekte olup, failin fiiline bağlılık kuralı (TCK m. 40) çerçevesinde sorumluluk doğurur. Adliye pratiğinde en büyük uyuşmazlık, sanığın eyleminin "fonksiyonel bir katkı" mı yoksa "icrayı kolaylaştıran bir yardım" mı olduğu noktasında toplanmaktadır.

Müşterek Failliğin İki Temel Sütunu: Birlikte Suç İşleme Kararı ve Fiil Üzerinde Ortak Hakimiyet

Müşterek faillik, suçun kanuni tanımında yer alan fiilin birden fazla kişi tarafından, aralarındaki iş bölümü ve fikir birliği çerçevesinde gerçekleştirilmesidir. 5237 sayılı TCK m. 37/1 uyarınca, her müşterek fail, suçun icrasına ilişkin etkin ve fonksiyonel bir katkıda bulunduğu için doğrudan "fail" olarak sorumlu tutulur. Burada belirleyici olan, suç ortağının yaptığı katkının, suçun işlenmesi ve neticenin alınması bakımından "zorunlu" veya "tamamlayıcı" nitelikte olup olmadığıdır.

Müşterek faillikte fiili hakimiyet ve iş birliğini temsil eden soyut hukuk görseli.

Yargıtay yerleşik içtihatlarında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesini aramaktadır: 1. Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır (Subjektif unsur). 2. Suçun işlenişi üzerinde birlikte hakimiyet kurulmalıdır (Objektif unsur).

"Kanun’da suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37/1. maddesinde düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir: 1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır. 2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır."

Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/4365 - Karar No: 2024/6805

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2023/4365 E. , 2024/6805 K.

Birlikte Suç İşleme Kararının Kapsamı

Bu karar, suçun işlenmesinden önce veya en geç icra hareketleri sırasında oluşmalıdır. Kararın mutlaka açık bir anlaşma şeklinde olması gerekmez; zımni bir mutabakat da yeterlidir. Ancak, her failin diğerinin eylemini bilmesi ve kendi eylemiyle suçun neticesine katkıda bulunmayı istemesi şarttır.

Fiil Üzerinde Ortak Hakimiyetin Belirlenmesi

Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında, suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Eğer bir fail, kendi katkısını sunduğu aşamada suçun gidişatını durdurabiliyor veya neticeyi engelleyebiliyorsa, bu durum "fiili hakimiyetin" varlığına karine teşkil eder.

Fiil Üzerinde Ortak Hakimiyetin Belirlenmesinde Fonksiyonel Katkı ve Rol Dağılımı

Fonksiyonel suç hakimiyeti teorisine göre, suçun icrasında üstlenilen rolün önemi, failliğin sınırlarını çizer. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, suç ortaklarının yaptıkları katkının diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olur. Bu, suçun işlenmesi sırasında bizzat icra hareketlerini gerçekleştirmeyen bir kişinin de, suçun işlenişi üzerindeki kritik rolü nedeniyle fail sayılmasına imkan tanır.

"Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Müşterek faillik; suçun icrai hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesidir. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır. Suç ortaklarının, suçun işlenmesinde yaptıkları katkının, diğerinin fiilini tamamladığı durumlarda da müşterek faillik söz konusu olacaktır."

Kaynak: Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4406 - Karar No: 2019/5052

Belgeyi Gör: 16. Ceza Dairesi 2019/4406 E. , 2019/5052 K.

İş Bölümü ve Zorunlu Katkı Analizi

Müşterek faillikte her failin suçun tüm unsurlarını bizzat gerçekleştirmesi gerekmez. Önemli olan, yapılan iş bölümü çerçevesinde, her bir failin sunduğu katkının suçun tamamlanması için "vazgeçilmez" olmasıdır. Örneğin, bir banka soygununda bir kişi kapıda nöbet tutup diğerleri içeri giriyorsa, kapıdaki kişinin "nöbet" eylemi, içerideki faillerin suçun icrasına güvenle devam etmesini sağladığı için fonksiyonel bir katkıdır.

Suç Üzerinde İrade Sahibi Olma

Fiili hakimiyette failler, fiili devam ettirip ettirmeme veya tamamlayıp tamamlamama konusunda irade sahibidir. Bu irade, yardım edenden farklı olarak, suçun akıbetini tayin etme gücünü de içerir. Adliye pratiğinde, sanığın olay anındaki konumu, silah kullanıp kullanmadığı veya mağdura yönelik engelleyici hareketleri bu kapsamda değerlendirilir.

Yardım Etme (TCK 39) ile Müşterek Faillik Arasındaki İnce Çizgi

TCK m. 39 kapsamında "yardım etme", suçun işlenişi üzerinde hakimiyet kurmaksızın, icrayı kolaylaştıran her türlü maddi veya manevi desteği ifade eder. Yardım eden, suçun kanuni tanımındaki fiili bizzat gerçekleştirmez; sadece bu fiilin gerçekleştirilmesine ikincil bir katkıda bulunur. Uygulamada, sanığın eyleminin "yardım" mı yoksa "faillik" mi olduğu hususu, delillerin somut olaydaki ağırlığına göre değişmektedir.

"Yardım etme"yi müşterek faillikten ayıran en önemli unsur, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmamasıdır. (...) Sanık ...'ın olay sırasında bulunduğu aracı kullanan şahıs olmadığı, sanık ...'ın bu aracın ön veya arka sağ koltuklarından birisinde oturduğu, sanık ...'ın olayda silah kullanmadığı, (...) maktullerin savunmalarını da zorlaştırmadığı, dolayısıyla TCK'nin 37. maddesi kapsamında suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmasının söz konusu olmadığı..."

Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/3300 - Karar No: 2024/6363 (Karşı Oy Gerekçesi)

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2024/3300 E. , 2024/6363 K.

Maddi ve Manevi Yardım Türleri

Maddi yardım; suçun işlenmesinde kullanılan araçların sağlanması (tabanca, bıçak temini gibi) veya icrayı kolaylaştıracak fiziksel desteklerin sunulmasıdır. Manevi yardım ise suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya suçtan sonra yardım edileceğine dair vaatte bulunmak şeklinde tezahür eder.

Olay Yerinde Bulunmanın Hukuki Niteliği

Sadece olay yerinde bulunmak, her zaman müşterek failliği gerektirmez. Sanığın olay yerindeki varlığı, asıl faili cesaretlendiriyor veya mağdurun direncinin kırılmasına (psikolojik baskı yoluyla) neden oluyorsa manevi yardım kapsamında değerlendirilebilir. Ancak, sanığın olay yerindeki varlığı, asıl faille önceden yapılmış bir planın parçasıysa ve failin eylemini "garantilemeye" yönelikse, bu durum TCK m. 37'ye (müşterek faillik) evrilebilir.

Azmettirme (TCK 38) Kurumunda Suç Kararının Oluşturulması ve İspat Kriterleri

Azmettirme, suç işleme konusunda henüz bir niyeti olmayan bir kişinin, bir başkası tarafından suç işleme kararı almasının sağlanmasıdır. TCK m. 38'e göre azmettiren, işlenen suçun cezasıyla cezalandırılır. Burada kritik nokta, failin zaten suçu işlemeye karar vermiş olmamasıdır. Eğer fail daha önceden karar vermişse, eylem azmettirme değil, "suç işleme kararını kuvvetlendirme" suretiyle manevi yardım (TCK m. 39/2-a) olur.

"TCK 38.inci maddede düzenlenen azmettirme, belli bir suç işleme hususunda henüz bir düşüncesi olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanmasıdır. Eğer kişi daha önceden suçu işlemeye karar vermiş ise, bu takdirde azmettirme değil artık TCK.nun 39/2.inci maddesi kapsamında manevi yardım söz konusu olacaktır."

Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/2940 - Karar No: 2016/1380

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2015/2940 E. , 2016/1380 K.

Azmettirenin Kastı ve Suçun Belirliliği

Azmettirenin kastı, hem failde suç kararı oluşturmayı hem de bu suçun icrasını kapsamalıdır. Azmettirme eyleminde, işlenecek suçun genel hatlarıyla (örneğin "git şu kişiyi öldür" veya "şu evi soy") belirlenmiş olması gerekir. Çok genel ve belirsiz ifadeler azmettirme suçunu oluşturmayabilir.

Azmettirenin Belli Olmaması Halinde İndirim

TCK m. 38/3 uyarınca, azmettirenin kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ceza indirimi öngörülmüştür. Bu düzenleme, bir tür "etkin pişmanlık" benzeri mekanizma ile azmettirenin teşhis edilmesini ve cezalandırılmasını amaçlar.

Üstsoy-Altsoy İlişkisi ve Çocukların Kullanılması: Azmettirmede Nitelikli Haller

Kanun koyucu, azmettirme eyleminin ailevi nüfuz veya çocukların savunmasızlığı kullanılarak gerçekleştirilmesini daha ağır yaptırıma bağlamıştır. TCK m. 38/2 uyarınca, üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuzun kullanılması halinde ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.

Ailevi Nüfuzun Kötüye Kullanılması

Bir babanın oğluna veya bir dedenin torununa suç işletmesi durumunda, aradaki hiyerarşik bağın ve duygusal bağlılığın iradeyi sakatlama potansiyeli yüksek görülür. Bu artırımın uygulanabilmesi için sadece akrabalık ilişkisi yetmez; suç kararının bu "nüfuz" kullanılarak verilmiş olması gerekir.

Çocukların Suça Azmettirilmesi

Çocukların suça azmettirilmesi halinde, azmettiren ile çocuk arasında üstsoy-altsoy ilişkisi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ceza artırımı uygulanır. Bu hüküm, çocukların suç dünyasından korunması ve yetişkinlerin çocukları birer "suç aracı" olarak kullanmasının engellenmesi amacını taşır.

Bağlılık Kuralı (TCK 40) ve Teşebbüs Aşamasına Varmanın İştirak Sorumluluğuna Etkisi

Suça iştirakin cezalandırılabilirliği, asıl failin eyleminin en azından teşebbüs aşamasına varmış olmasına bağlıdır. TCK m. 40/3 uyarınca, suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için fiilin icrasına başlanmış olması gerekir. Hazırlık hareketleri aşamasında kalan bir eylemde iştirak hükümleri uygulanmaz.

"Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir. (...) Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur."

Kaynak: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu - Madde 40

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

Aksesuarite (Bağlılık) Prensibi

Şeriklerin (azmettiren ve yardım eden) sorumluluğu, asıl failin eyleminin "kasten ve hukuka aykırı" olması şartına bağlıdır. Failin kusurlu olup olmaması (örneğin akıl hastası olması veya yaş küçüklüğü), şerikin cezalandırılmasını engellemez. Her suç ortağı, kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.

Teşebbüs ve İştirak İlişkisi

Eğer fail suçun icrasına başlar ancak elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa, iştirak edenler de "teşebbüs aşamasında kalan suça iştirak"ten sorumlu olur. Ancak eylem hazırlık aşamasında (örneğin silah temin edilip yola çıkılmadan önce) polis tarafından engellenirse, iştirak sorumluluğu doğmaz (suç işlemeye yönelik gizli ittifak gibi özel suç tipleri saklıdır).

Özgü Suçlarda İştirak: Özel Faillik Niteliği ve Şeriklerin Sorumluluk Rejimi

Özgü suçlar, ancak belirli niteliklere sahip kişiler (kamu görevlisi, doktor, tacir vb.) tarafından işlenebilen suçlardır. Bu tür suçlarda, özel faillik sıfatına sahip olmayan bir kişi, suçun icra hareketlerini bizzat gerçekleştirse dahi "fail" olamaz; ancak azmettiren veya yardım eden (şerik) olarak sorumlu tutulabilir.

Mahsus Suçlarda Müşterek Faillik Yasağı

TCK m. 40/2 hükmü emredicidir: "Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir." Örneğin, bir kamu görevlisinin işlediği irtikap veya zimmet suçunda, bu sıfata sahip olmayan bir sivil kişi, kamu görevlisiyle birlikte hareket etse de müşterek fail (m. 37) sayılamaz. Bu sivil kişi, eyleme katkısına göre azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezalandırılır.

İştirakçinin Sıfatı Bilmesi Şartı

Özgü suça şerik olarak katılan kişinin sorumluluğu için, asıl failin özel sıfatını (kamu görevlisi olduğunu vb.) bilmesi gerekir. Bu bilgi eksikliği, kastı ortadan kaldıran bir hata (TCK m. 30) olarak değerlendirilebilir.

Dolaylı Faillik (TCK 37/2): Kusur Yeteneği Olmayanların Araç Olarak Kullanılması

Dolaylı faillik, suçun kanuni tanımındaki fiili bizzat gerçekleştirmeyen, ancak bu fiili gerçekleştiren kişiyi bir "araç" olarak kullanan kişinin sorumluluğudur. Burada "araç" olan kişi, ya hukuki anlamda kusurlu değildir (çocuk, akıl hastası) ya da iradesi cebir veya tehdit ile ortadan kaldırılmıştır.

"Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır."

Kaynak: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu - Madde 37/2

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

Arka Plan Hakimiyeti

Dolaylı faillikte, arka plandaki kişi (hükümran fail), suçun icrasını tamamen kontrolü altında tutar. Araç olarak kullanılan kişinin eylemi üzerinde mutlak bir irade hakimiyeti söz konusudur. Örneğin, 10 yaşındaki bir çocuğa hırsızlık yaptıran kişi, çocuk kusur yeteneğine sahip olmadığı için dolaylı fail olarak sorumlu olur ve cezası artırılır.

Cebir ve Tehdit Altında Suç İşletme

Bir kimsenin, başka birini ölümle tehdit ederek suç işletmesi durumunda da dolaylı faillik gündeme gelir. Tehdit altındaki kişinin iradesi sakatlandığı için o kişi cezalandırılmayabilir (veya cezası indirilir), ancak tehdit eden kişi asıl fail olarak tüm sorumluluğu üstlenir.

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Gönüllü Vazgeçme ve Ceza Sorumluluğundan Kurtulma

Suça iştirak edenlerden birinin gönüllü vazgeçmesi, sadece vazgeçen kişiyi etkiler (şahsiliğin korunması). Ancak iştirak halinde gönüllü vazgeçmenin geçerli olabilmesi için, vazgeçen kişinin suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini engellemek için "aktif bir çaba" sarf etmesi gerekir.

Neticenin Engellenmesi Şartı

Tek başına icra hareketlerini durdurmak yeterli olmayabilir. Eğer suç, diğer ortaklar tarafından tamamlanabiliyorsa, vazgeçen kişi neticeyi engelleyemediği sürece iştirak sorumluluğundan kurtulamaz. Ancak, vazgeçenin çabasına rağmen netice başka bir nedenden dolayı gerçekleşmezse de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanabilir.

Teşebbüs Aşamasında Vazgeçme

İcra hareketleri devam ederken vazgeçen iştirakçi, o ana kadar gerçekleştirdiği eylemler başka bir suç teşkil etmiyorsa cezalandırılmaz. Adliye pratiğinde bu durum, özellikle hırsızlık veya yağma gibi suçlarda, sanığın son anda gruptan ayrılması veya polise ihbarda bulunması şeklinde görülmektedir.

Adliye Pratiğinde İştirak Savunmaları: Delil Değerlendirmesi ve Risk Analizi

İştirak davalarında müdafiin ve vekilin en çok üzerinde durması gereken husus, "failin olay anındaki konumu" ve "içsel iradesidir". Yargıtay'ın 2024 tarihli güncel kararları, özellikle "kavgaya katılma" ile "öldürmeye iştirak" arasındaki farkı netleştirmeye çalışmaktadır.

TCK 37 ve 39 iştirak hükümlerini sembolize eden hukukçu çalışma masası.

İştirak Şekli Temel Kriter Ceza Sorumluluğu
Müşterek Faillik Fiil üzerinde ortak hakimiyet / Fonksiyonel katkı Asıl fail ile aynı ceza
Azmettirme Karar aldırma / Nüfuz kullanma Asıl fail ile aynı ceza (Bazen artırımlı)
Yardım Etme İcrayı kolaylaştırma / Araç sağlama İndirimli ceza (TCK 39)
Dolaylı Faillik Başkasını araç olarak kullanma Asıl fail + Artırım (Kusursuz araç ise)

Uygulama Notu: Ani Gelişen Kast ve İştirak

Kavga gibi ani gelişen olaylarda, failler arasında önceden bir "fikir birliği" olup olmadığı titizlikle incelenmelidir. Eğer sanık sadece kavgaya katılmak amacıyla olay yerindeyse ve diğer fail aniden silah çıkarıp ateş etmişse, sanığın öldürme fiilinden müşterek fail olarak sorumlu tutulması "şahsi kusur" ilkesine aykırılık teşkil edebilir.

"Taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek nitelikte önceye dayalı bir husumet bulunmamakta, olayın nedeni basit bir küfürleşmeden ibarettir. (...) Suça sürüklenen çocuk ve sanık arasında sadece Suriyeli grup ile kavga etme konusunda bir fikir birliği mevcuttur. (...) Maktulün bıçaklanması ani olarak gerçekleşmiştir. (...) Suça sürüklenen çocuk kastettiği ve gerçekleştirdiği fiillerden sorumlu tutulmalıdır. Bu da sadece maktul ve yanındakilerin yaralanmasıdır."

Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/6511 - Karar No: 2024/1691 (Karşı Oy Gerekçesi)

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2023/6511 E. , 2024/1691 K.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Olay yerinde sadece 'beklemek' veya 'gözetleme yapmak' müşterek faillik sayılır mı? Eğer gözetleme faaliyeti, suçun işlenmesi için yapılan iş bölümünün zorunlu bir parçasıysa (örneğin polisin gelip gelmediğini kontrol ederek faillere güvenli alan sağlamak), bu eylem fonksiyonel hakimiyet kapsamında değerlendirilerek müşterek faillik sayılabilir. Ancak tesadüfen orada bulunmak veya sadece pasif bir şekilde izlemek yardım etme düzeyinde kalabilir.

2. Asıl fail beraat ederse azmettirenin durumu ne olur? Bağlılık kuralı gereği (TCK m. 40), iştirakten sorumluluk için kasten ve hukuka aykırı bir fiilin varlığı yeterlidir. Failin cezalandırılmasını önleyen "kişisel nedenler" (örneğin akıl hastalığı veya yaş küçüklüğü) azmettirenin cezalandırılmasına engel değildir. Ancak asıl fiilin hiç işlenmediği veya hukuka uygun olduğu (meşru müdafaa gibi) saptanırsa azmettiren de cezalandırılamaz.

3. Müşterek faillikte ceza indirimi uygulanır mı? Müşterek failler, suçun kanuni tanımındaki fiili birlikte gerçekleştirdikleri için kural olarak asıl failin cezasının aynısını alırlar. TCK m. 39'daki "yardım eden" indirimi müşterek failler için uygulanmaz. Ancak her failin kendi kusuru, tahriki veya etkin pişmanlık gibi şahsi indirim nedenleri bağımsız olarak değerlendirilir.

4. Suç işlendikten sonra yapılan yardımlar iştirak kapsamına girer mi? Hayır. İştirak, suçun icrası bitene kadar mümkündür. Suç tamamlandıktan ve netice gerçekleştikten sonra faile yardım etmek (örneğin onu saklamak, suç delillerini yok etmek), "suçluyu kayırma" (TCK m. 283) veya "suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme" (TCK m. 281) gibi bağımsız suçları oluşturur. Sadece suçtan önce verilmiş bir "yardım vaadi" varsa bu durum TCK m. 39 kapsamında manevi yardım sayılabilir.

Kaynakça

  • 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 37, 38, 39, 40)
  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/4365 - Karar No: 2024/6805
  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/3300 - Karar No: 2024/6363
  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/6511 - Karar No: 2024/1691
  • Yargıtay 16. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/4406 - Karar No: 2019/5052
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi - Esas No: 2009/26893 - Karar No: 2013/2242
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2018/145 - Karar No: 2020/116
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2018/391 - Karar No: 2021/66

Yasal Uyarı: Bu metin, suça iştirak hükümlerine dair genel bir hukuki analiz içermekte olup, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti niteliği taşımamaktadır. Her somut olayın özellikleri, delil durumu ve yargısal süreçleri farklılık gösterebileceğinden, hukuki uyuşmazlıklarda uzman bir hukukçudan destek alınması tavsiye edilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş:
Suça İştirak Hallerinde Müşterek Faillik ve Şeriklik Ayrımı: Yargıtay Uygulamasında Fiili Hakimiyet Kriteri | EmsalDava