
Mirasın Reddi Halinde Terekenin İflas Hükümlerine Göre Tasfiyesi ve Hukuki Prosedür
En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddedilen mirasın tasfiyesi, Türk Medeni Kanunu m. 612 uyarınca sulh mahkemesince kendiliğinden yürütülen ve İcra ve İflas Kanunu’nun iflas tasfiyesine ilişkin hükümlerine tabi olan teknik bir süreçtir. Bu süreçte terekenin borca batıklığı, alacaklıların korunması ve tasfiye memurunun yetkileri yargı kararları çerçevesinde şekillenmektedir.
En Yakın Yasal Mirasçıların Tamamı Tarafından Mirasın Reddi ve Tasfiye Zorunluluğu
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 612 uyarınca, en yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Bu hüküm, mirasın reddi kurumunun kamu düzenini ilgilendiren en somut sonuçlarından biridir. Mirasın en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddedilmesi durumunda, miras bir sonraki derecedeki mirasçılara kendiliğinden geçmez; aksine doğrudan tasfiye aşamasına girilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, "en yakın yasal mirasçı" kavramına ilişkin verdiği emsal nitelikteki kararında, bu kavramın mirasbırakanın ölümü anında doğrudan doğruya mirasçılık sıfatını kazanan kişileri kapsadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, birinci zümre mirasçıların tamamının mirası reddetmesi halinde, miras ikinci zümreye (anne-baba ve kardeşlere) intikal etmemekte, doğrudan TMK m. 612 kapsamındaki tasfiye süreci başlamaktadır. Bu durum, mirasın sadece bir kısım mirasçılar tarafından reddedildiği senaryolardan keskin bir biçimde ayrılır.
"En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Bu yasal düzenlemeye göre en yakın mirasçılardan maksat mirasbırakanın ölümüyle doğrudan doğruya mirasçılık sıfatını kazanan mirasçılardır. En yakın mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras daha sonraki derecede bulunan mirasçılara geçmez."
Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2020/604 - Karar No: 2022/1020
Editörün Notu: Uygulamada, mirasın reddi beyanının tescili ile tasfiye işlemlerine başlanması arasında bir kopukluk yaşanabilmektedir. Oysa Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, sulh hakiminin reddin tamamlandığını tespit ettiği anda herhangi bir talebe gerek duymaksızın resen tasfiye sürecini başlatması gerektiğini emreder.
TMK m. 612 Kapsamında İflas Hükümlerine Göre Tasfiyenin Karakteristiği
Terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi, TMK m. 632-635 maddelerinde düzenlenen "resmi tasfiye" kurumundan mahiyet ve usul açısından farklılık arz eder. TMK m. 612’ye dayanan tasfiye, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 180. maddesi yollamasıyla aynı kanunun 208 ve devamı maddelerindeki prosedüre tabidir. Bu ayrım, davanın açılma süresinden görevli mahkemenin yetkisine kadar pek çok usul işlemini etkilemektedir.
Resmi tasfiyede mirasçıların sorumluluğu sınırlı bir şekilde devam edebilirken, iflas hükümlerine göre tasfiyede tereke bir "iflas masası" gibi ele alınır. Bu süreçte sulh hukuk mahkemesi, iflas idaresi veya tasfiye memuru aracılığıyla terekenin aktif ve pasifini belirler. Eğer tereke mevcudu borçları ödemeye yetmiyorsa, mirasçılar artık mirasbırakanın borçlarından şahsen sorumlu tutulamazlar.
Tasfiye Sürecinde Görevli ve Yetkili Mahkeme
Terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesinde görevli mahkeme, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesidir. Yetki kuralı kesin olup kamu düzenine ilişkindir. HMK m. 11 ve TMK m. 576 hükümleri uyarınca, mirasla ilgili davaların ve tasfiye işlemlerinin mirasbırakanın son yerleşim yerinde görülmesi zorunludur.
Başvurunun Hukuki Niteliği ve Resen İşlem İlkesi
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, mirasbırakanın alacaklısı tarafından yapılan tasfiye talebi, teknik anlamda bir "dava" değil, mahkemeyi harekete geçirmeye yönelik bir "ihbar" niteliğindedir. Bu nedenle, mahkemenin bu talebi TMK m. 633'teki üç aylık hak düşürücü süreye tabi olan "resmi tasfiye davası" olarak nitelendirip süre aşımından reddetmesi hukuka aykırıdır.
"Alacaklı tarafından yapılan başvuru, teknik anlamda bir dava dilekçesi niteliğinde olmayıp, mahkemeyi harekete geçirmeye, böylelikle iflas hükümlerine göre tasfiye işlemlerine başlanması ve tamamlanmasına yönelik olarak kabul edilmesi gerektiği gibi; mahkemece bu isteğin TMK'nun 633. maddesindeki mirasbırakanın alacaklısına tanınmış terekenin resmen tasfiyesi davası niteliğinde görülüp, aynı maddedeki üç aylık hak düşürücü süre içinde davanın açılmadığı gerekçesiyle isteğin reddi de usul ve yasaya uygun olmamıştır."
Kaynak: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi - Esas No: 2013/23951 - Karar No: 2014/20295
Altsoyun Mirası Reddetmesi Halinde Sağ Kalan Eşin Hukuki Durumu
TMK m. 613, m. 612'deki genel kurala çok önemli bir istisna getirmektedir. Eğer mirasbırakanın altsoyunun (çocukları, torunları vb.) tamamı mirası reddederse, miras payı m. 612 uyarınca doğrudan tasfiyeye gitmez; bu pay sağ kalan eşe geçer. Bu durumda sağ kalan eş, altsoyun reddettiği payları da alarak mirasın tamamına veya reddedilen kısma hak sahibi olur.
Sağ Kalan Eşin Reddi ve Zincirleme Etki
Sağ kalan eş de mirası reddederse veya mirasbırakanın altsoyu bulunmayıp da en yakın mirasçılar (örneğin sadece eş veya sadece anne-baba) reddederse, süreç tekrar m. 612 kapsamındaki tasfiyeye evrilir. Burada kritik nokta, altsoyun reddi ile sağ kalan eşin korunması amacıdır.
Mirasçıların Sonra Gelen Mirasçılar Yararına Reddi (TMK m. 614)
Mirasçılar, mirası reddederken kendilerinden sonra gelen mirasçılara sorulmasını isteyebilirler. Bu durumda sulh hakimi, reddi takip eden mirasçılara bildirir. Eğer bu mirasçılar bir ay içinde mirası kabul etmezlerse, miras reddedilmiş sayılır ve tasfiye süreci başlar. Tasfiye sonunda bir artış olursa, bu değer mirası ilk reddedenlere verilir.
| Özellik | TMK 612 (İflas Hükümlerine Göre Tasfiye) | TMK 632-635 (Resmi Tasfiye) |
|---|---|---|
| Gerekçe | En yakın mirasçıların tamamının reddi | Mirasçılardan birinin veya alacaklının talebi |
| Usul | İİK m. 180, 208 vd. (İflas Usulü) | TMK ve ilgili Tüzük hükümleri |
| Süre | Herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değil | Mirasın açılmasından itibaren 3 ay |
| Mahkemenin Rolü | Şartlar oluştuğunda resen hareket eder | Talep üzerine karar verir |
| Sonuç | Artan miktar mirası reddedenlere verilir | Borçlar ödenir, kalan mirasçılara dağıtılır |
Mirasın Reddi Halinde Alacaklıların Korunması ve İptal Davaları
Mirasın reddi, her zaman malvarlığının borca batık olması nedeniyle yapılmaz. Bazen mirasçılar, kendi şahsi alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla mirası reddedebilirler. TMK m. 617, bu tür kötü niyetli reddetmelere karşı alacaklılara koruma kalkanı sunar. Eğer malvarlığı borçlarını karşılamaya yetmeyen bir mirasçı, alacaklılarına zarar vermek kastıyla mirası reddederse; alacaklılar veya iflas idaresi altı ay içinde reddin iptali davası açabilir.
TMK m. 617 Uyarınca Reddin İptali Şartları
Reddin iptali davası açılabilmesi için mirasçının "ödeme aczi" içinde olması ve reddin "alacaklıları zarar uğratma kastı" ile yapılmış olması gerekir. Mahkemece reddin iptaline karar verilirse, miras resmen tasfiye edilir. Bu tasfiye sonucunda reddeden mirasçının payına bir değer düşerse, bu değerden önce iptal davasını açan alacaklıların, sonra diğer alacaklıların alacakları ödenir.
Mirasçıların Mirasbırakanın Alacaklılarına Karşı Sorumluluğu (TMK m. 618)
Mirasbırakanın ödemeden aciz olduğu bir durumda mirası reddeden mirasçılar, tamamen sorumluluktan kurtulmuş sayılmazlar. TMK m. 618'e göre, bu mirasçılar, mirasbırakanın ölümünden önceki beş yıl içinde ondan aldıkları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde alacaklılara karşı sorumlu olurlar. Ancak bu sorumluluk, mirasçının elinde kalan zenginleşme ile sınırlıdır (iyiniyetli mirasçılar için).
"Ödemeden aciz bir murisin mirasını reddeden mirasçılar onun alacaklarına karşı ölümünden önceki beş yıl içinde ondan almış oldukları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu olurlar (TMK m. 618 f.I). ... Davacı, resmi tasfiye sonunda alacağına kavuşamazsa, tüm mirasçılara yönelteceği bir dava ile TMK'nın 618. maddesinde öngörülen koşulların varlığı halinde alacaklının korunmasından yararlanabilecektir."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2015/2313 - Karar No: 2015/8045
Tasfiye Sürecinde İflas İdaresinin Oluşturulması ve İşleyişi
Mahkemece terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesine karar verildiğinde, ilk adım iflas masasının teşkilidir. İİK m. 180 delaletiyle uygulanacak olan İİK m. 208 ve devamı hükümleri, tasfiyenin nasıl yürütüleceğini belirler. Sulh hakimi, bir tasfiye memuru atayabileceği gibi, işlemleri bizzat veya yazı işleri müdürü aracılığıyla da yürütebilir.
Tereke Defterinin Tutulması ve Alacaklılara Çağrı
Tasfiye memuru, ilk olarak terekenin aktif ve pasifini gösteren bir defter tutar. Mirasbırakanın taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları bu deftere kaydedilir. Ardından alacaklılara, alacaklarını bildirmeleri için ilan yoluyla çağrı yapılır. Bu ilan, İİK hükümlerine göre yerel gazetelerde ve gerekirse Resmi Gazete'de yayımlanır.
Adi ve Basit Tasfiye Ayrımı
Tasfiye memuru, tereke mevcudunun durumuna göre tasfiyenin "adi" mi yoksa "basit" usulde mi yapılacağına karar verir. Eğer tereke mevcudu çok azsa ve adi tasfiye masraflarını karşılamayacağı anlaşılırsa, basit tasfiye usulü uygulanır. Hiçbir malvarlığı bulunmaması durumunda ise tasfiyenin tatiline karar verilir.
Uygulama Notu: Tasfiye memuru tarafından tanzim edilen defter, kesin hüküm teşkil etmez ancak masanın alacaklılar arasındaki paylaşım şemasını (sıra cetvelini) oluşturur. Sıra cetveline itiraz, İİK m. 235 uyarınca asliye ticaret mahkemesinde açılacak bir dava ile mümkündür.
Tereke Alacaklılarının Tasfiye Davasındaki Sıfatı ve Hakları
Tereke alacaklıları, TMK m. 612 uyarınca yürütülen tasfiye sürecinde aktif bir rol oynayabilirler. Alacaklılar, mahkemeden tasfiyenin başlatılmasını isteyebilecekleri gibi, tasfiye sürecindeki işlemlere de müdahil olabilirler. Ancak Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere, alacaklıların bu başvurusu bir eda davası değil, mahkemenin idari/hukuki denetim görevini yerine getirmesi için bir uyarıdır.
Alacaklıların Tasfiye Kararına İtirazı
Alacaklılar, mirasın reddi kararının geçersiz olduğunu veya mirasçıların tereke işlerine karıştıkları için ret hakkını kaybettiklerini iddia edebilirler. Bu durumda "reddin iptali" veya "mirasın kabul edilmiş sayılmasına ilişkin tespit" davası açılması gerekir. Ancak tasfiye süreci bir kez başladıktan sonra, alacaklının asıl hedefi alacağını iflas masasına kaydettirmek ve rüçhanlı haklarını kullanmaktır.
Alacaklıların Tasfiyenin Devamını İsteme Hakkı
Eğer tasfiye memuru, terekede mal bulunmadığı gerekçesiyle tasfiyenin tatiline (durdurulmasına) karar verirse, alacaklıların 30 gün içinde masraflarını karşılamak kaydıyla tasfiyenin devamını isteme hakkı vardır. Bu hak, özellikle mirasbırakanın sağlığında yaptığı muvazaalı işlemlerin (tasarrufun iptali davaları yoluyla) terekeye geri kazandırılması ihtimali varsa kritik önem taşır.
"Terekeye (masaya) dahil hiçbir malvarlığı bulunmaz ise, iflas dairesince tasfiyenin tatiline karar verilip, bu hususun ilan edilmesi (m. 217), bu ilanda tereke alacaklıları tarafından otuz gün içinde iflasa müteallik muamelelerin tatbikine devam edilmesinin istenmemesi halinde iflasın kapatılacağının açıkça yazılması gerekir."
Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/16000 - Karar No: 2019/6901
Mirasın Reddi Beyanının Tasfiye Sürecine Etkisi ve Geçersizlik Halleri
Mirasın gerçek reddi (TMK m. 605/1), mirasçının tek taraflı ve bozucu yenilik doğurucu bir beyanıdır. Bu beyan sulh mahkemesine ulaştığı anda sonuçlarını doğurur. Ancak bu beyanın geçerli olabilmesi için mirasçının "tereke işlerine karışmamış" olması gerekir.
Tereke İşlerine Karışma (TMK m. 610)
Mirasçı, ret süresi dolmadan terekenin olağan yönetimi dışındaki işleri yürütür, mirasbırakanın işlerini sürdürür veya tereke mallarını gizlerse mirası reddedemez. Uygulamada, mirasbırakanın banka hesabından para çekilmesi veya vergi borçlarının ödenmesi dışında terekeden mal satılması gibi eylemler, mirası örtülü olarak kabul etmek anlamına gelir. Bu durumda m. 612 tasfiyesi yapılamaz; mirasçı borçlardan şahsen sorumlu olur.
Mirasın Hükmen Reddi ile İlişkisi
Mirasın hükmen reddi (TMK m. 605/2), mirasbırakanın ölüm tarihinde borca batık olduğunun resmen tespiti halidir. Gerçek reddin aksine bir süreye tabi değildir. Ancak hükmen ret halinde de terekenin tasfiyesi gündeme gelecektir. Yargıtay, gerçek reddin süresinde yapılmadığı durumlarda mirasçıların hükmen reddin tespitini isteyebileceğini, ancak bu durumda da tasfiye memurunun taraf teşkili için gerekliliğini vurgulamaktadır.
Devam Eden Davalarda Taraf Teşkili ve Tasfiye Memurunun Rolü
Mirasbırakanın davalı olduğu bir davanın derdest olması ve tüm mirasçıların mirası reddetmesi durumunda, yargılamanın akıbeti ne olacaktır? HMK ve TMK hükümleri bu noktada "tereke temsilcisi" veya "tasfiye memuru" atanmasını zorunlu kılar.
Yargılamanın Durması ve Tasfiye Memurunun Dahli
Davalının ölümü üzerine mirasçıların tamamı reddi miras yapmışsa, dava reddeden mirasçılara karşı yürütülemez. Mahkeme, bu durumda davacıya mirasın tasfiyesi için sulh hukuk mahkemesine başvurması için süre verir. Atanan tasfiye memuru davaya dahil edilmeden verilen kararlar, Yargıtay tarafından "taraf teşkili sağlanmadığı" gerekçesiyle bozulmaktadır.
"Mirasçıların tamamının mirası reddetmeleri halinde Türk Medeni Kanunu' nun 612 ve devamı maddeleri uyarınca mirasın tasfiyesi yoluna gidilerek, bir tasfiye memuru atanır ve ilgili memurun davaya dahil edilmesi suretiyle davaya devam edilir. ... Mahallin Sulh Hakimine durum bildirilerek mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesini sağlamak, anılan Mahkemece mirası reddedilen davalı için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci huzuru ile davaya devam edilerek sonucuna göre karar vermektir."
Kaynak: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/5944 - Karar No: 2017/8048
Tasfiye Memurunun Yetki Sınırları
Tasfiye memuru, mirasbırakanın yerine geçerek davayı takip eder. Ancak memurun yetkileri, tasfiye masasının menfaatlerini korumakla sınırlıdır. Alacaklıların haklarını etkileyecek kabul, sulh veya feragat gibi işlemler için sulh hakiminin icazeti gerekebilir.
Tek Ortaklı Şirketlerde Mirasın Reddi ve Kayyım Atanması Sorunu
Mirasbırakanın tek ortağı ve müdürü olduğu bir limited şirket bulunması halinde, mirasçıların reddi şirketi "organsız" bırakır. Bu durumda şirketin temsili için Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca kayyım mı atanmalıdır, yoksa TMK m. 612 uyarınca tasfiye memuru mu yetkilidir?
Yargı Kararlarındaki Güncel Yaklaşım
Güncel Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları, mirasın reddi halinde tasfiye memurunun şirket hisselerini de yönetmesi gerektiğini savunmaktadır. Mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesinde, tasfiye memuru iflas idaresi yetkilerine sahip olduğundan, şirketin genel kurulunu toplama ve müdür atama yetkisi de tasfiye masasına geçer. Dolayısıyla ayrıca bir "yönetim kayyımı" atanmasına gerek bulunmadığı, bu konuda açılan davaların hukuki yarar yokluğundan reddedilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
Şirket Alacaklılarının Durumu
Şirket alacaklıları, mirasbırakanın şahsi borçlarından ziyade şirketin tüzel kişiliğinden alacaklıdır. Ancak şirket tek ortaklı ise ve mirasçıların reddi nedeniyle yönetilemiyorsa, alacaklılar şirketin fesih ve tasfiyesini veya tasfiye memuru atanmasını talep edebilirler. TMK m. 612 süreci, mirasbırakanın sahip olduğu şirket hisselerinin nakde çevrilmesini de kapsar.
Tasfiye Sürecinde Taşınmazların ve Araçların Satış Usulü
Tasfiye memuru, terekedeki malvarlığını paraya çevirmekle yükümlüdür. Bu satışlar, İİK'nın paraya çevirmeye ilişkin hükümlerine (İİK m. 112-137) göre yapılır. Taşınmazların satışı kural olarak açık artırma yoluyla gerçekleştirilir.
Kıymet Takdiri ve İhalenin Feshi
Satış öncesinde lisanslı bilirkişiler marifetiyle kıymet takdiri yapılması zorunludur. Kıymet takdirine karşı mirasçıların (her ne kadar reddetmiş olsalar da artan miktar üzerindeki hakları nedeniyle) ve alacaklıların itiraz hakkı vardır. Satış sonrasında usulsüzlük iddiası varsa, ihalenin feshi davası açılabilir.
Artan Değerin Reddeden Mirasçılara İadesi
TMK m. 612'nin en dikkat çekici hükmü, tasfiye sonunda tüm borçlar ödendikten sonra bir bakiye kalırsa, bu bakiyenin mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilmesidir. Bu hüküm, mirasın reddinin mirasçılık sıfatını tamamen yok etmediğini, sadece borçlardan sorumluluğu sınırladığını gösterir.
Tasfiye Dosyasının Kapatılması ve İflasın Kapanması Kararı
Tasfiye işlemleri tamamlandığında, tasfiye memuru sulh mahkemesine bir nihai rapor sunar. Mahkeme, raporu inceleyerek tasfiyenin bittiğine kanaat getirirse, İİK m. 254 uyarınca "iflasın kapanmasına" karar verir.
Kapanış İlanı ve Hukuki Sonuçları
İflasın kapanması kararı ilan edilir. Bu karardan sonra mirasbırakanın yeni bir malvarlığı ortaya çıkarsa, "ek tasfiye" (liquidation ad hoc) prosedürü işletilir. Kapanışla birlikte tasfiye memurunun görevi sona erer ve masanın tüzel kişiliği (tereke ortaklığı) ortadan kalkar.
Tasfiyenin Usulsüz Kapatılmasına Karşı Başvuru
Eğer alacaklılar veya mirasçılar, tasfiye sürecinde bir hata yapıldığını veya bir malın masaya dahil edilmediğini ileri sürüyorlarsa, şikayet yoluyla (İİK m. 16) sulh mahkemesine başvurabilirler. Mahkeme kararlarına karşı istinaf yolu açıktır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Mirasın en yakın mirasçıların tamamı tarafından reddedilmesi durumunda miras devlete geçer mi? Hayır, miras doğrudan devlete geçmez. TMK m. 612 uyarınca önce iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda borçlar ödenir ve artan bir değer kalırsa, bu değer mirası reddetmiş olan mirasçılara verilir. Devlet, ancak mirasçının bulunmaması (TMK m. 501) durumunda mirasçı sıfatını kazanır.
2. Mirasın reddi davası sürerken alacaklılar icra takibi yapabilir mi? Mirasın reddi süresi (3 ay) içinde mirasçılar aleyhine icra takibi yapılamaz. Eğer mirasın reddi davası açılmışsa, mahkemece reddin tesciline kadar takip işlemleri durdurulur. Ret gerçekleştikten sonra ise takipler ancak iflas hükümlerine göre tasfiye masasına karşı yürütülebilir.
3. Mirasbırakanın vergi borçları için reddi miras yapan mirasçıya haciz gelebilir mi? Süresi içinde ve usulüne uygun olarak yapılan mirasın reddi, mirasçıyı mirasbırakanın kamu borçlarından da (vergi, SGK primi vb.) kurtarır. Ancak mirasçı, ölümden önceki 5 yıl içinde mirasbırakandan karşılıksız bir malvarlığı almışsa, bu değer ölçüsünde sorumluluğu TMK m. 618 uyarınca devam edebilir.
4. Tasfiye memuru atandıktan sonra mirasçılar mirası kabul etmekten vazgeçebilir mi? Mirasın reddi beyanı sulh mahkemesine ulaştıktan sonra kural olarak geri alınamaz. Ancak tüm mirasçıların ve bilinen tüm alacaklıların muvafakati ile veya "irade sakatlığı" (hata, hile, korkutma) iddiasıyla açılacak bir dava ile reddin iptali ve mirasın kabulü mümkün olabilir.
Kaynakça
- 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 605, 606, 610, 612, 613, 614, 617, 618, 632-636.
- 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 180, 208-256.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.12.2022 tarihli, E. 2020/604, K. 2022/1020 sayılı kararı.
- Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 09.09.2015 tarihli, E. 2015/2313, K. 2015/8045 sayılı kararı.
- Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 06.11.2014 tarihli, E. 2013/23951, K. 2014/20295 sayılı kararı.
- Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 19.10.2017 tarihli, E. 2016/5944, K. 2017/8048 sayılı kararı.
- Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 03.06.2024 tarihli, E. 2024/1341, K. 2024/3136 sayılı kararı.
Yasal Uyarı: Bu makale, mirasın reddi ve terekenin tasfiyesi süreçlerine dair genel hukuki prensipleri ve güncel yargı içtihatlarını analiz etmek amacıyla kaleme alınmış olup, somut bir olaya yönelik hukuki danışmanlık teşkil etmez. Her olayın kendine has dinamikleri (süreler, tereke mevcudu, alacaklı yapısı) bulunmakta olup, telafisi güç hak kayıplarının önlenmesi adına profesyonel bir hukuki değerlendirme yapılması tavsiye olunur.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Miras Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.