CMK m. 145 ve 146 Uyarınca Çağrı Usulü: Zorla Getirme Kararı, Yakalama Hiyerarşisi ve Savunma Hakkının Kısıtlanması
Soruşturma İşlemleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

CMK m. 145 ve 146 Uyarınca Çağrı Usulü: Zorla Getirme Kararı, Yakalama Hiyerarşisi ve Savunma Hakkının Kısıtlanması

Ceza muhakemesinde şüpheli ve sanığın hazır edilmesinde CMK m. 145 davetiye usulü, zorla getirme ve yakalama emirleri arasındaki hiyerarşik ilişki, savunma hakkının sınırlarını tayin eder. TCK m. 145 kapsamındaki değer azlığı indiriminin ek savunma hakkı tanınmaksızın uygulanmaması, adil yargılanma hakkı ve gerekçeli karar ilkesi bağlamında yüksek yargı denetimine tabidir.

Ceza Muhakemesinde Şüpheli ve Sanığın Hazır Edilmesi Hiyerarşisi

Ceza muhakemesi hukukunda, bir kişinin ifadesinin alınması veya sorgusunun yapılması amacıyla yargı mercileri önünde hazır edilmesi belirli bir usul silsilesine tabidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK), bu süreci birey özgürlüğü ile kamusal iddia faaliyeti arasındaki dengeyi koruyacak şekilde basamaklandırmıştır. Temel kural, kişinin öncelikle usulüne uygun bir davetiye ile çağrılmasıdır.

CMK 145 ve 146 uygulama kriterlerini temsil eden hukuki döküman.

Ceza muhakemesinde davetiye ve zorla getirme hiyerarşisini simgeleyen dosyalar.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı üzere, sanığın savunmasının alınması amacıyla hazır edilmesi süreci kural olarak üç aşamalı bir yapı arz eder. Bu yapının ilk halkasını 5271 sayılı CMK m. 145 uyarınca çıkarılan çağrı kağıdı (davetiye) oluşturur. İstisnai durumlar hariç olmak üzere, doğrudan zorla getirme veya yakalama emri düzenlenmesi, kanuni hiyerarşinin ihlali anlamına gelebilmektedir.

"5271 sayılı kanunda sanığın savunmasının alınması amacıyla mahkemede hazır edilmesi belirtilen değişiklik öncesinde üç aşamalı olarak düzenlenmişti. İlk aşama sanığa duruşma gününü bildirir davetiye çıkartılması (CMK 145), ikinci aşama usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmeyen sanık hakkında zorla getirme emri düzenlenmesi (CMK 146), üçüncü aşama ise zorla getirme kararına rağmen duruşmada hazır edilemeyen sanık hakkında yakalama emri düzenlenmesi (CMK 98) aşamalarıdır."

Kaynak: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI - Esas No: 2023/163 - Karar No: 2024/57

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2023/163, K. 2024/57

CMK m. 145 ve 146 Kapsamında Uygulama Kriterleri

Aşağıdaki tablo, ceza muhakemesinde kişiyi hazır etme yöntemlerinin temel farklarını ve uygulama şartlarını özetlemektedir:

Usul Türü Kanun Maddesi Ön Şart Hukuki Niteliği
Çağrı Kağıdı CMK m. 145 Adresin bilinmesi Davet ve bilgilendirme
Zorla Getirme CMK m. 146 Çağrıya uymama veya kaçma şüphesi Kısıtlı hürriyet müdahalesi
Yakalama Emri CMK m. 98 Zorla getirmeye rağmen hazır edilememe Yakalama ve tutuklama ön aşaması

CMK m. 145 Uyarınca Çağrı Kağıdı ve Tebligatın Usulü Şartları

İfade veya sorgu için yapılacak çağrı, şüphelinin veya sanığın duruşma günü ve saatinden haberdar edilmesini sağlayan en az müdahaleci araçtır. CMK m. 145 uyarınca, ifadesi alınacak veya sorgusu yapılacak kişi davetiye ile çağrılır. Bu çağrı kağıdında, gelmemenin sonuçları (zorla getirme) açıkça belirtilmelidir. Uygulamada, çağrı kağıdının tebliği 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

Çağrı kağıdı usulünün atlanarak doğrudan zorla getirme kararı verilmesi, ancak CMK m. 146/2'de belirtilen istisnai hallerde (şüphelinin kaçacağına dair emareler, kimlik tespiti imkansızlığı vb.) mümkündür. Mahkemeler veya Cumhuriyet savcılıkları, davetiye çıkarmadan doğrudan kısıtlayıcı bir tedbir uygularken bu istisnanın somut gerekçelerini dosyaya yansıtmak zorundadır.

Çağrı Usulünde "Gelemezse Nedenini Bildirmesi" İhtarı

Çağrı kağıdında sadece gelmemenin müeyyidesi değil, aynı zamanda kişinin haklı bir mazereti varsa bunu bildirmesi gerektiği de yer almalıdır. Bu bildirim, zorla getirme kararı verilmesini engelleyen bir usul güvencesidir. Profesyonel uygulamada, çağrı kağıdının ulaştığı tarihten itibaren makul bir süre (genellikle tebliğ ile ifade tarihi arasında en az bir hafta) bulunması, savunma hakkının etkin kullanımı için elzemdir.

Zorla Getirme Kararının Hukuki Niteliği ve CMK m. 146 Uygulama Sınırları

Zorla getirme, CMK m. 145 uyarınca yapılan çağrıya geçerli bir mazereti olmaksızın uymayan şüpheli veya sanık hakkında uygulanan bir koruma tedbiridir. CMK m. 146/1 açıkça, "Hakkında tutuklama kararı verilmesi veya yakalama emri düzenlenmesi için yeterli nedenler bulunan şüpheli veya sanığın zorla getirilmesine karar verilebilir" hükmünü amirdir.

Zorla getirme kararı, kişinin özgürlüğünü kısıtlayan bir işlem olması hasebiyle, kararın içerisinde şüphelinin veya sanığın kimlik bilgileri, isnat edilen suç ve zorla getirilme nedeni açıkça belirtilmelidir. Ayrıca, zorla getirme kararının infazı sırasında kişiye karşı orantısız güç kullanılmaması ve işlemin derhal yargı mercii önünde sonlandırılması asıldır.

Zorla Getirme Kararının İnfaz Süresi ve Sınırları

Zorla getirme kararı ile ilgili en kritik usul hatası, kararın süresiz bir yakalama emri gibi telakki edilmesidir. Kararda belirtilen gün ve saat geçtikten sonra, yeni bir zorla getirme kararı alınmadıkça kişinin hürriyeti tahdit edilemez. Kolluk birimleri, zorla getirme kararına dayanarak kişiyi alıkoyduklarında, onu en kısa sürede ve gecikmeksizin ilgili makama sevk etmekle yükümlüdür.

Gıyabi Tutuklama ve Yakalama Emri Öncesi Ara Durak: CMK m. 145 ve 146 İlişkisi

Soruşturma veya kovuşturma evresinde, şüpheli veya sanığın bulunamaması durumunda başvurulacak olan CMK m. 98 kapsamındaki yakalama emri, CMK m. 145 ve 146'daki usullerin tüketilmiş olmasını (veya bu usullerin sonuçsuz kalacağının anlaşılmasını) gerektirir. AYM'nin 2024 tarihli güncel yaklaşımı, bu silsilenin bozulmasının "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı" üzerinde telafisi güç zararlar doğurabileceğine işaret etmektedir.

Özellikle Cumhuriyet savcıları tarafından düzenlenen yakalama emirleri üzerine, mesai saatleri dışında yakalanan kişilerin durumu CMK m. 94/3 ile yeniden düzenlenmiştir. 7331 sayılı Kanun ile getirilen bu düzenleme, yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt eden kişilerin serbest bırakılmasına imkan tanımaktadır. Ancak bu yetki mutlak olmayıp, Cumhuriyet savcısının takdirine bırakılmıştır.

"5271 sayılı CMK’nın 94. maddesine 7331 sayılı kanunun 12. maddesi ile eklenen 3. fıkrası ile Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmak amacıyla düzenlenen yakalama emri üzerine mesai saatleri dışında yakalanan kişi yargı mercii önünde hazır bulunmayı taahhüt ederse serbest bırakılabilecektir. Söz konusu düzenleme ile Cumhuriyet savcısı tarafından serbest bırakma kararı takdiri olup zorunluluk arzetmemektedir."

Kaynak: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI - Esas No: 2023/163 - Karar No: 2024/57

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2023/163, K. 2024/57

Cumhuriyet Savcısının Yakalama Emri Sonrası Serbest Bırakma Yetkisi ve AYM Yaklaşımı

CMK m. 94 fıkra 3 kapsamında Cumhuriyet savcısının takdir yetkisi, uygulamada "taahhüt ile serbest bırakma" müessesesini gündeme getirmiştir. Bu yetki, kişinin adresinin belli olması ve yargılamadan kaçma niyetinin bulunmadığının anlaşılması durumunda, özgürlük lehine yorumlanmalıdır. 2026 yılındaki güncel yargı eğilimi, bu takdir yetkisinin keyfi kullanımının önüne geçilmesi için somut gerekçelendirme aranması yönündedir.

Eğer kişi davetiye (CMK 145) aşaması işletilmeden doğrudan yakalanmışsa, savcının bu serbest bırakma yetkisini kullanmaması, usul ekonomisi ve orantılılık ilkelerine aykırılık teşkil edebilir. Editörün notu olarak belirtilmelidir ki; müdafilerin yakalama anında müvekkillerinin sabit ikametgah sahibi olduğunu ve davetiye tebliğ edilmediğini vurgulayarak bu fıkranın uygulanmasını talep etmeleri stratejik bir önem taşır.

Ek Savunma Hakkı ve TCK m. 145 (Değer Azlığı) Maddesi ile Usul Hukuku Etkileşimi

Ceza hukukunda "Madde 145" denildiğinde, usul hukukundaki çağrı hükmü (CMK 145) kadar maddi hukuktaki "değer azlığı" (TCK 145) hükmü de büyük önem arz eder. İddianamede TCK m. 145'in uygulanması talep edilmişse veya yargılama sırasında bu maddenin uygulanma ihtimali doğmuşsa, sanığa CMK m. 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmesi gerekip gerekmediği hususu Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) kararlarında derinlemesine tartışılmıştır.

TCK m. 145, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı halinde cezada indirim yapılabilmesine veya ceza vermekten vazgeçilebilmesine olanak tanır. Bu madde, hakime geniş bir takdir yetkisi sunar. Ancak iddianamede yer almasına rağmen mahkemenin bu maddeyi uygulamaması durumunda, sanığın savunma stratejisinin etkilendiği kabul edilmektedir.

"İddianamede suça konu eşya değerinin hafif olduğu belirtilerek, 5237 sayılı TCK.nun 145. maddesinin uygulanması istenildiği halde, ek savunma hakkı tanınmadan anılan maddenin uygulanmaması suretiyle CMK.nun 226/1. maddesine aykırı davranılması... isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuştur."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2008/6-38 - Karar No: 2008/102

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2008/6-38 E., 2008/102 K.

Hırsızlık Suçunda Değer Azlığı İndiriminin Uygulanmaması ve Savunma Hakkının Kısıtlanması

Yargıtay 2. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulu, malın değerinin azlığına dayalı indirimlerin uygulanma kriterlerini objektif ve sübjektif unsurlar çerçevesinde belirlemiştir. Sadece malın ekonomik değerinin düşüklüğü yeterli olmayıp, failin "daha çoğunu alabilme imkanı varken sadece ihtiyacı kadarını alması" gibi kriterler de tartışılmaktadır.

Ancak usul hukuku açısından asıl uyuşmazlık, iddianamede bu maddenin uygulanması istenmişse, mahkemenin bu görüşe katılmaması halinde sanığa önceden haber verip vermeyeceğidir. YCGK'nın 2011 tarihli bir kararında, savcının esas hakkındaki mütalaasında TCK m. 145'i talep etmemesi ve sanık müdafiinin bu mütalaaya karşı savunma yapması durumunda, ek savunma verilmiş sayılacağı kabul edilmiştir.

"Sanık yararına bu maddenin uygulanmaması dolayısıyla sanığa ek savunma hakkının tanınması gerektiği konusunda dairenin görüşünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak dosya kapsamından, son duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısının, esas hakkındaki görüşünde TCK’nın 145. maddesinden uygulama talep etmediği, bu görüşe göre söz alan sanık savunmanının ‘araştırılmasını istediğimiz bir husus yoktur. Eski savunmalarımızı tekrar ederiz’ biçiminde savunmada bulunduğu görülmektedir... O halde sanık savunmanı tarafından ek savunma yapılmış olmasına karşın, bu savunmanın yapılmadığı gerekçe gösterilerek hükmün bozulmasına karar verilmesi yasaya aykırıdır."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2011/2-281 - Karar No: 2011/285

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2011/2-281 E. , 2011/285 K.

CMK m. 226 Kapsamında Ek Savunma Verilmesini Gerektiren Haller ve Yargıtay İçtihatları

Ceza muhakemesinde sanığın, iddianamede gösterilen suçun hukuki niteliğinin değişmesinden veya cezanın artırılmasını gerektiren hallerin ilk defa duruşmada ortaya çıkmasından önce haberdar edilmesi zorunludur. CMK m. 226, savunma hakkının kısıtlanmasını önlemek amacıyla ihdas edilmiştir. TCK m. 143 (gece vakti hırsızlık) veya TCK m. 119/1-c (birden fazla kişiyle konut dokunulmazlığını ihlal) gibi ağırlaştırıcı nedenlerin iddianamede yer almaması durumunda ek savunma alınması mutlak bir zorunluluktur.

Yargıtay 17. Ceza Dairesi, iddianamede belirtilmeyen bir ağırlaştırıcı nedenin (örneğin gece vakti artırımı) ek savunma verilmeden uygulanmasını bozma nedeni saymaktadır. Aynı hassasiyet, lehe hükümlerin (TCK m. 145 gibi) uygulanmaması durumunda da sergilenmelidir; zira sanık, savunmasını iddianamedeki sevk maddelerine ve oradaki indirim beklentisine göre kurgulamaktadır.

"Suça sürüklenen çocuk hakkında iddianamede 5237 sayılı TCK'nın 143. maddesinin uygulanması istenmediği halde 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı verilmeden anılan madde uygulanarak savunma hakkının kısıtlanması... Bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: 17. Ceza Dairesi - Esas No: 2018/1324 - Karar No: 2018/7274

Belgeyi Gör: 17. Ceza Dairesi 2018/1324 E. , 2018/7274 K.

Hükmün Gerekçeli Olma Zorunluluğu: CMK m. 230 ve Anayasal Denetim

Yargılamanın sonunda verilen hükmün, hem maddi hukuk hem de usul hukuku açısından denetlenebilir olması için gerekçeli olması şarttır. CMK m. 230, bir mahkumiyet hükmünün gerekçesinde nelerin bulunması gerektiğini açıkça listeler: İddia ve savunmanın özeti, delillerin tartışılması, reddedilen ve kabul edilen delillerin belirtilmesi ve ulaşılan kanaatin mantıksal silsilesi.

Özellikle uyuşturucu madde bulundurma veya hırsızlık gibi suçlarda, mahkemenin "değer azlığı" veya "tedavi ve denetimli serbestlik" gibi spesifik kurumları neden uygulayıp neden uygulamadığını tartışmaması, hükmün gerekçesiz olduğu anlamına gelir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, gerekçesiz hüküm kurmayı "hak ihlali" olarak nitelendirmekte ve kararı esastan incelemeden bozmaktadır.

"Anayasası'nın 141/3. CMK'nın 34. ve 230. maddeleri uyarınca mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması, hükmün gerekçesinde iddia ve savunmada ileri sürülen görüşlerin yazılması, kanıtların tartışılarak değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi ile mahkemece ulaşılan kanaatin... belirtilmesi gerekirken, gerekçesiz olarak hüküm kurulması... Bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: 10. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/9534 - Karar No: 2022/7556

Belgeyi Gör: 10. Ceza Dairesi 2020/9534 E. , 2022/7556 K.

Usul Ekonomisi ve Tahkikat Aşaması: HMK m. 145 ile CMK m. 145 Arasındaki Farklar

Hukuk muhakemesi (HMK) ile ceza muhakemesi (CMK) arasındaki benzer madde numaraları (Madde 145 gibi) sıklıkla kavram kargaşasına yol açmaktadır. HMK m. 145, tarafların süresinden sonra delil gösterme yasağını ve bu yasağın istisnalarını düzenlerken; CMK m. 145 tamamen şüphelinin çağrılmasına ilişkindir.

Hukuk yargılamasında "sonradan delil sunma", ancak yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya tarafın kusuru yoksa mahkemenin iznine tabidir. Ceza yargılamasında ise delil serbestisi ve resen araştırma ilkesi hakim olduğundan, delil sunma kısıtlamaları hukuk yargılamasındaki kadar katı değildir. Ancak her iki usulde de amaç, davanın gereksiz yere uzatılmasını önlemek ve maddi gerçeğe ulaşmaktır.

"Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir."

Kaynak: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU - Madde 145

Belgeyi Gör: HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU

Vergi Usul Hukukunda Bilgi Verme ve Zorla Getirme Yasağı (VUK m. 148 Analizi)

İdari ve mali yargılama usulünde, ceza muhakemesindeki zorla getirme kurumuna çok önemli bir istisna getirilmiştir. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 148 uyarınca, vergi incelemesi yapan yetkililer veya vergi daireleri, mükelleflerden bilgi isteyebilir; ancak bu bilgileri vermeyen kişiler hakkında ceza muhakemesindeki anlamda bir "zorla getirme" işlemi yapılamaz.

VUK m. 148'in son fıkrası açıkça: "Bilgi istenmek üzere ilgililer vergi dairesine zorla getirilemez" hükmünü içermektedir. Bu düzenleme, mükellefin haklarını korumak ve vergi dairesi ile vatandaş arasındaki ilişkinin cebri değil, idari bir prosedür olduğunu vurgulamak amacı taşır. Bilgi vermemenin yaptırımı özel usulsüzlük cezaları veya diğer idari yaptırımlar olup, hürriyeti bağlayıcı bir zorla getirme kararı söz konusu olamaz.

"Kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişiler... istiyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar. Bilgiler yazı veya sözle istenilir... Bilgi istenmek üzere ilgililer vergi dairesine zorla getirilemez."

Kaynak: VERGİ USUL KANUNU - Madde 148

Belgeyi Gör: VERGİ USUL KANUNU

Uygulama Notu: Müdafi Tarafından İfade ve Sorgu Sürecinde İzlenecek Stratejik Adımlar

Bir şüphelinin ifadeye çağrılması veya hakkında zorla getirme kararı verilmesi aşamasında, müdafiin dosyaya müdahale hızı sonucun seyrini değiştirebilir. İlk adım olarak, çağrı kağıdının (CMK 145) müvekkile tebliğ edilip edilmediği, tebliğ edilmişse usulüne uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır. Tebligat usulsüz ise, zorla getirme kararının geri alınması talep edilmelidir.

Adliye pratiğinde ifade ve sorgu sürecinde izlenecek stratejik adımlar.

Eğer müvekkil hakkında yakalama emri çıkarılmışsa (CMK 98), CMK m. 94/3 uyarınca Cumhuriyet savcısından "taahhüt ile serbest bırakma" talebinde bulunulmalıdır. Bu talebin kabulü için müvekkilin sabit bir ikametgahının bulunması, kaçma şüphesinin bulunmadığını kanıtlayan belgelerin (kira sözleşmesi, sigorta kaydı vb.) sunulması elzemdir. Ayrıca, yargılama sonunda TCK m. 145 gibi lehe hükümlerin uygulanması muhtemelse, bu hususların daha soruşturma aşamasında tutanağa geçirilmesi, ileride oluşabilecek "ek savunma hakkı" ihlallerinin önüne geçecektir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. İfade için davetiye gelmeden doğrudan zorla getirme kararı çıkarılabilir mi? Kural olarak hayır. CMK m. 145 uyarınca önce davetiye çıkarılmalıdır. Ancak CMK m. 146/2'de belirtilen istisnai durumlarda; şüphelinin kaçacağına dair somut deliller varsa veya kimliği tespit edilemiyorsa, çağrı kağıdı çıkarılmadan da doğrudan zorla getirme kararı verilebilir.

2. Zorla getirme kararı verilen sanık, kolluk tarafından ne kadar süre tutulabilir? Zorla getirme kararı bir tutuklama kararı değildir. Kolluk, sanığı ele geçirdiğinde en kısa sürede ve gecikmeksizin yargı mercii önüne çıkarmalıdır. Kararda belirtilen duruşma saati geçtiğinde ve sanık hazır edilemediğinde, kararın infazı sona erer; yeni bir karar alınması gerekir.

3. İddianamede TCK m. 145 (değer azlığı) istenmişse ancak mahkeme uygulamazsa ne olur? Bu durumda sanığa CMK m. 226 uyarınca ek savunma hakkı verilmelidir. Eğer savcı esas hakkındaki mütalaasında bu maddeyi talep etmekten vazgeçmişse ve sanık/müdafi bu mütalaaya karşı savunma yapmışsa, ek savunma hakkının kullanıldığı kabul edilir. Aksi halde savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle hüküm bozulur.

4. Vergi dairesinden gelen bilgi talebine gidilmezse polis zoruyla götürülmek mümkün müdür? Hayır. Vergi Usul Kanunu m. 148 açıkça ilgililerin vergi dairesine zorla getirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bilgi vermemenin yaptırımı hürriyeti bağlayıcı işlem değil, kanunda öngörülen idari ve mali yaptırımlardır.

Kaynakça

  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 145, 146, 226, 230.
  • 5235 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 145.
  • Anayasa Mahkemesi - Esas No: 2023/163 - Karar No: 2024/57.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2008/6-38 - Karar No: 2008/102.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2011/2-281 - Karar No: 2011/285.
  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/9534 - Karar No: 2022/7556.
  • Yargıtay 17. Ceza Dairesi - Esas No: 2018/1324 - Karar No: 2018/7274.
  • 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 148.

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Her somut olay kendi özel şartları içinde değerlendirilmelidir. Hak kaybına uğramamak için profesyonel hukuki danışmanlık almanız önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: