CMK 110 ve 110/A Kapsamında Adli Kontrol Kararları, Süre Yönetimi ve Merci Yetkisi
Koruma TedbirleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

CMK 110 ve 110/A Kapsamında Adli Kontrol Kararları, Süre Yönetimi ve Merci Yetkisi

Adli kontrol tedbirleri, tutuklama nedenlerinin varlığına rağmen ölçülülük ilkesi uyarınca uygulanan ve CMK 110/4 gereği en geç dört aylık periyotlarla denetlenmesi zorunlu olan koruma tedbirleridir. Konutu terk etmeme yükümlülüğü dışındaki sürelerin mahsup edilememesi ve hükmün kesinleşmesiyle tedbirin kendiliğinden sona ermesi, sürecin temel usul eksenlerini oluşturur.

Adli Kontrol Tedbirlerinin Hukuki Niteliği ve Uygulama Şartları

Adli kontrol, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 109. maddesi ve devamında düzenlenen, tutuklama yasağı olan hallerde veya tutuklama tedbirinin ölçüsüz kaçacağı durumlarda başvurulan bir koruma tedbiridir. Temel amacı, şüpheli veya sanığın kaçmasını, delilleri karartmasını önlemek ve yargılamanın selametini sağlamaktır. Adli kontrol kararı verilebilmesi için CMK 100. maddede belirtilen tutuklama nedenlerinin (kuvvetli suç şüphesi, kaçma şüphesi, delilleri yok etme veya gizleme tehlikesi) varlığı şarttır. Ancak bu nedenler bulunsa dahi, işin önemi ve beklenen ceza ile orantılı olmayan durumlarda tutuklama yerine adli kontrole hükmedilmesi bir zorunluluktur.

Adli kontrol tedbirlerinin uygulanabilmesi için şüphelinin/sanığın üzerine atılı suçun cezasının üst sınırı kural olarak önem arz etmez; zira tutuklama yasağı olan suçlarda dahi adli kontrol kararı verilebilir. Bu durum, adli kontrolün "tutuklamaya alternatif" olma niteliğini aşan, bağımsız bir koruma tedbiri olarak genişlediğini göstermektedir.

"5271 sayılı Kanun'un 'Adli kontrol' başlıklı 109. maddesinde 'Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.' şeklindeki düzenleme ve aynı Kanun'un 'Tutuklama nedenleri' başlıklı 100. maddesinde 'Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez...' şeklindeki düzenlemeler uyarınca adli kontrol koruma tedbirine kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunması halinde karar verilebilir."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2014/1494 - Karar No: 2014/2310

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2014/1494 E. , 2014/2310 K.

Uygulama Notu: Ölçülülük Denetimi

Adliye pratiğinde, özellikle "yurt dışına çıkış yasağı" gibi tedbirlerin rutin bir işleme dönüştüğü gözlemlenmektedir. Ancak Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları, kişinin mesleki durumu, sosyal konumu ve seyahat özgürlüğü ile suç şüphesi arasındaki dengenin her somut olayda ayrı ayrı tartılmasını gerektirir. Örneğin, bir milletvekilinin yasama faaliyetleri kapsamında yurt dışı görevlerinin bulunması, kaçma şüphesinin bulunmadığı durumlarda tedbirin kaldırılması için güçlü bir gerekçedir.

CMK 110/4 Uyarınca Periyodik Gözden Geçirme Usulü

8/7/2021 tarihli ve 7331 sayılı Kanun ile CMK 110. maddesine eklenen 4. fıkra, adli kontrol sürelerinin denetimi açısından kritik bir yenilik getirmiştir. Bu hükme göre, şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla bir karar verilmesi zorunludur. Bu denetim, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde ise mahkeme tarafından resen yapılır.

Adli kontrol 4 aylık gözden geçirme takvimini temsil eden görsel.

Dört aylık periyodik gözden geçirme, adli kontrolün bir "sessiz tutuklamaya" dönüşmesini engellemeyi amaçlar. Eğer bu süre zarfında bir karar verilmezse, bu durum usulü bir eksiklik teşkil eder ve itiraz mekanizmalarını tetikler. Pratik uygulamada, kalem işlemlerinin bu süreyi takip etmesi ve hâkime hatırlatması gerekse de müdafilerin bu süreyi bizzat takip ederek "tedbirin kaldırılması" talebinde bulunması hak kayıplarını önleyecektir.

"Şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise resen mahkeme tarafından 109 uncu madde hükümleri göz önünde bulundurularak karar verilir."

Kaynak: 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu - Madde 110/4

Belgeyi Gör: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

Soruşturma ve Kovuşturma Evrelerinde Karar Vermeye Yetkili Merciler

Adli kontrol kararının tesis edilmesi ve kaldırılması süreçlerinde yetkili merciler, yargılamanın hangi aşamada olduğuna göre değişkenlik gösterir. Soruşturma aşamasında mutlak yetki sulh ceza hâkimliğindedir. Cumhuriyet savcısı, adli kontrolün artık gereksiz olduğu kanısına varırsa, CMK 103/2 uyarınca şüpheliyi re’sen serbest bırakabilir; ancak yeni bir yükümlülük koyma veya mevcut yükümlülüğü değiştirme yetkisi sulh ceza hâkimine aittir.

Adli kontrol mercilerini simgeleyen modern adliye koridoru görseli.

Kovuşturma aşamasında ise dosyanın bulunduğu mahkeme (Asliye veya Ağır Ceza Mahkemesi) yetkilidir. İstinaf veya temyiz sürecinde, dosya kendisinde derdest olan Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesi veya Yargıtay ilgili dairesi adli kontrol hakkında karar verebilir. Ancak uygulamada, dosya üst mahkemede olsa dahi ilk derece mahkemesinin UYAP üzerinden kayıtları inceleyerek adli kontrol kararı verebileceğine dair Anayasa Mahkemesi görüşleri mevcuttur.

Yargılama Aşaması Talep Makamı Karar Makamı Periyodik Denetim
Soruşturma Cumhuriyet Savcısı Sulh Ceza Hâkimliği 4 Ayda Bir (Savcı İstemiyle)
Kovuşturma (Yerel) Savcı / Re'sen / Sanık Mahkeme (Asliye/Ağır) 4 Ayda Bir (Re'sen)
İstinaf / Temyiz Savcı / Re'sen / Sanık BAM / Yargıtay Karar Aşamalarında

CMK 110/A Kapsamında Adli Kontrolün İzlenmesi ve Teknik Yöntemler

Adli kontrol yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin takibi, CMK 110/A maddesi uyarınca Denetimli Serbestlik Müdürlükleri tarafından yürütülür. Modern ceza adalet sisteminde bu izleme, fiziksel imza atma yönteminden teknik cihazlarla izlemeye (elektronik kelepçe gibi) doğru evrilmiştir. 110/A maddesi, adli kontrol yükümlülüklerinin teknik araçlarla takip edilmesine imkan tanır.

Özellikle "konutu terk etmeme" veya "belirli bir yerleşim bölgesini terk etmeme" gibi ağır yükümlülüklerde elektronik izleme cihazlarının kullanımı esastır. Bu cihazlar aracılığıyla yapılan ihlaller anlık olarak merkeze düşmekte ve denetimli serbestlik personeli tarafından tutanak altına alınmaktadır. Bu tutanaklar, adli kontrolün ihlali nedeniyle tutuklama kararı verilmesine (CMK 112/1) doğrudan dayanak teşkil eder.

Adli Kontrol Kararının Değiştirilmesi ve Kaldırılması Talepleri

Şüpheli veya sanık, adli kontrol kararının içeriğini oluşturan yükümlülüklerin kaldırılmasını, değiştirilmesini veya geçici olarak bunlardan muaf tutulmasını her zaman talep edebilir. CMK 110/2 maddesi, hâkime Cumhuriyet savcısının istemiyle (soruşturmada) veya re’sen/talep üzerine (kovuşturmada) bu yetkiyi vermiştir.

Buradaki kritik husus, adli kontrol kararına karşı yapılan "itiraz" ile adli kontrolün "kaldırılması/değiştirilmesi" talebi arasındaki farktır. Karar ilk verildiğinde 7 günlük itiraz süresi vardır. Ancak bu süre geçse dahi, şartların değiştiği iddiasıyla her zaman tedbirin kaldırılması istenebilir. Mahkemenin bu talebi reddetmesi durumunda, bu red kararına karşı da yeni bir itiraz yolu açılır.

"Sanık müdafiince mahkemeye sunulmuş 23.09.2013 tarihli dilekçe içeriğinin esas itibariyle 05.08.2013 tarihli adli kontrol kararına itiraz mahiyetinde olmadığı ve adli kontrol kararının kaldırılması veya değiştirilmesi talebini içerdiği, Mahkemesince kovuşturma evresinin her aşamasında ileri sürülebilecek nitelikteki bu talep hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmesi gerektiği ve bu karardan sonra yasal süresine bağlı yeni bir itiraz yasa yolunun başlayacağı gözetilmelidir."

Kaynak: Yargıtay 9. Ceza Dairesi - Esas No: 2014/1494 - Karar No: 2014/2310

Belgeyi Gör: 9. Ceza Dairesi 2014/1494 E. , 2014/2310 K.

Editörün Notu: Talep Stratejisi

Müvekkil hakkında verilen bir adli kontrol kararı (örneğin imza yükümlülüğü) zamanla iş ve aile hayatını çekilmez hale getirebilir. Bu durumda doğrudan "kaldırma" yerine, "yükümlülüğün hafifletilmesi" (haftada 3 imza yerine haftada 1 imza) veya "yükümlülüğün değiştirilmesi" (imza yerine belirli bir miktarda güvence/teminat gösterilmesi) talepleri adliye pratiğinde daha kabul edilebilir bulunmaktadır.

Adli Kontrol Altında Geçen Sürelerin Cezadan Mahsubu Meselesi

Genel kural olarak, adli kontrol altında geçen süreler şahsi hürriyeti sınırlama sebebi sayılmaz ve cezadan mahsup edilemez (CMK 109/6). Ancak bu kuralın çok önemli bir istisnası 8/7/2021 tarihinde yapılan değişiklikle netleşmiştir. CMK 109/3-j bendinde yer alan "konutunu terk etmeme" (ev hapsi) yükümlülüğü altında geçen süreler, hapis cezasından mahsup edilir.

Adli kontrolde mahsup ve dengeyi temsil eden hukuki görsel.

Mahsup oranında ise hakkaniyet gereği 1/1 oranı değil, 2/1 oranı benimsenmiştir. Yani konutu terk etmeme yükümlülüğü altında geçen her iki gün, hapis cezasından bir gün olarak düşülür. Bunun dışındaki adli kontrol türleri (yurt dışı yasağı, imza, silah teslimi vb.) ne kadar uzun sürerse sürsün mahsuba konu edilemez. Bu durum, özellikle uzun süren yargılamalarda yurt dışı yasağının bir "hak ihlaline" dönüşmesine neden olabilmektedir.

"Adlî kontrol altında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsup edilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hallerde uygulanmaz. Ancak, (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır."

Kaynak: 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu - Madde 109/6

Belgeyi Gör: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

Kovuşturmanın Sona Ermesi ve Adli Kontrolün Akıbeti

Adli kontrol, doğası gereği bir koruma tedbiridir ve asıl davanın akıbetine bağlıdır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, kovuşturma aşaması beraat, mahkumiyet, düşme gibi bir kararla sona erdiğinde adli kontrol tedbiri de kendiliğinden sona ermelidir. Ancak mahkumiyet durumunda mahkeme, hükümle birlikte tedbirin devamına karar verebilir.

Buradaki riskli nokta, mahkemenin hükümle birlikte adli kontrolün devamına karar vermesi ancak bu kararın hüküm kesinleşinceye kadar unutulmasıdır. Hüküm kesinleşip infaz aşamasına geçildiğinde, adli kontrol (özellikle yurt dışı yasağı) infazı engelleyici bir unsur olarak sistemde kalmaya devam edebilir. Bu durumda infaz hâkimliğinden veya hükmü veren mahkemeden tedbirin kaldırılması talep edilmelidir.

"Kovuşturmanın beraat, mahkumiyet, düşme vb. bir kararla sona ermesi halinde de adli kontrol tedbirinin kendiliğinden sona ereceğinin kabulünün zorunlu olması karşısında, somut dava dosyasına konu sanık hakkındaki kovuşturma aşamasının hükmün Yargıtay 10. Ceza Dairesinin onanmasına karar verilerek kesinleşmesi suretiyle sona erdiği ve böylece sanık hakkındaki yurtdışına çıkamama adli kontrol tedbirinin kendiliğinden nihayete erdiği anlaşılmaktadır."

Kaynak: Yargıtay 10. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/781 - Karar No: 2016/1133

Belgeyi Gör: 10. Ceza Dairesi 2016/781 E. , 2016/1133 K.

Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Makul Süre ve İhlal Riskleri

"Ev hapsi" olarak da bilinen konutu terk etmeme yükümlülüğü, hürriyeti kısıtlama yoğunluğu bakımından tutuklamaya en yakın tedbirdir. Anayasa Mahkemesi, bu tedbirin çok uzun süre uygulanmasını "kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının" ihlali olarak değerlendirmektedir. Özellikle delillerin toplandığı, sanığın kaçma şüphesinin somut verilere dayanmadığı dosyalarda, ev hapsinin yıllarca sürdürülmesi tazminat sorumluluğu doğurur.

AYM'nin Sinan Aydın Aygün başvurusunda da görüleceği üzere, tedbirin yasama dokunulmazlığı veya siyasal katılım hakkı gibi diğer anayasal haklarla çatışması durumunda, mahkemelerin "gerekçelendirme" yükümlülüğü daha da ağırlaşır. Sadece "suçun vasıf ve mahiyeti" gibi şablon cümlelerle ev hapsinin devamına karar verilmesi, 2026 yargı pratiğinde ağır bir usul hatası olarak kabul edilmektedir.

"Konutu terk etmeme şeklindeki adli kontrol tedbirinin makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm - Karar Tarihi: 19/01/2022

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM

Adli Kontrol Yükümlülüğünün İhlali ve Sonuçları: CMK 112 Analizi

Adli kontrol yükümlülüklerine bilerek ve isteyerek uymayan şüpheli veya sanık hakkında, CMK 112/1 maddesi uyarınca derhal tutuklama kararı verilebilir. Bu durumda, atılı suçun tutuklamaya elverişli olup olmadığına bakılmaz; sadece "ihlal" olgusu tutuklama için yeterli bir gerekçedir. Ancak bu tutuklama kararı verilirken de "ölçülülük" ilkesi göz ardı edilmemelidir.

Örneğin, bir kez imza atmanın unutulması, mücbir sebep (hastalık, kaza vb.) ile açıklanabiliyorsa, doğrudan tutuklama kararı verilmesi hukuka aykırı olacaktır. Denetimli Serbestlik Müdürlüğü ihlali ilgili mahkemeye bildirdiğinde, mahkeme sanığın savunmasını almalı ve ihlalin "kasti" olup olmadığını değerlendirmelidir.

Risk Analizi: İhlalin Geri Dönüşsüzlüğü

Adli kontrolün ihlali nedeniyle verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yolu açık olsa da, uygulamada mahkemeler "yargı otoritesine itaatsizlik" olarak gördükleri bu durumda tahliye taleplerine karşı oldukça dirençli davranmaktadır. Bu nedenle, teknik bir arıza veya sağlık sorunu nedeniyle yükümlülük yerine getirilemediğinde, durumun derhal kolluğa veya denetimli serbestliğe raporla bildirilmesi hayati önemdedir.

İstinaf ve Temyiz Aşamasında Adli Kontrol Kararı Verme Yetkisi

Dosya ilk derece mahkemesinden çıktıktan sonra (hüküm verildikten sonra) ancak henüz kesinleşmeden önce, adli kontrolün akıbeti hakkında kimin karar vereceği tartışmalıdır. CMK 110/3 maddesi, bu yetkinin "görevli ve yetkili diğer yargı mercileri" tarafından da kullanılabileceğini belirtir. Bu merci, kural olarak dosyanın bulunduğu Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay dairesidir.

Ancak Anayasa Mahkemesi'nin 2018/108 sayılı kararı ile netleşen görüşe göre, dosya üst mahkemede olsa dahi ilk derece mahkemeleri, UYAP üzerinden dosyanın durumunu kontrol ederek adli kontrol kararı verebilirler. Bu, özellikle gecikmesinde sakınca bulunan hallerde veya sanığın tahliyesi ile birlikte uygulanacak tedbirlerde pratik bir çözüm sunar.

"Hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş ve bu hükümle ilgili olarak istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulmuş olması hâlinde, UYAP kayıtlarını incelemek suretiyle hükmü veren ilk derece mahkemesi de adlî kontrol kararı verebilir... 5271 sayılı Kanun’un 110. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili yargı mercileri tarafından kovuşturma evresinin her aşamasında adli kontrol tedbirine ilişkin 109. ve 110. maddeler uygulanacaktır."

Kaynak: Anayasa Mahkemesi - Esas No: 2016/159 - Karar No: 2018/108

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2016/159, K. 2018/108

Adli Kontrol Nedeniyle Tazminat Hakları ve Başvuru Süresi

Haksız tutuklama durumunda olduğu gibi, haksız adli kontrol uygulamaları da tazminat hakkı doğurabilir (CMK 141). Özellikle konutu terk etmeme (ev hapsi) tedbirine maruz kalan ve yargılama sonunda beraat eden kişiler, maddi ve manevi zararlarının tazmini için dava açabilirler. Ancak Yargıtay, "yurt dışına çıkış yasağı" veya "imza" gibi tedbirlerin tek başına tazminat hakkı doğurmayabileceği, bu tedbirlerin ancak "makul süreyi aşması" halinde hak ihlali teşkil edeceği yönünde daha kısıtlayıcı bir eğilim sergilemektedir.

Tazminat davası açma süresi, hükmün kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde hükmün kesinleşme tarihinden itibaren bir yıldır (CMK 142/1). Kesinleşen beraat hükmü üzerine açılacak davada, adli kontrol altında geçen sürenin hürriyeti ne derece kısıtladığı, kişinin iş kaybı ve sosyal prestij kaybı bilirkişi marifetiyle hesaplanmaktadır.

"İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin haksız gözaltı ve adli kontrol nedeniyle 80.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine ilişkin talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının konutunu terk etmeme şeklinde adli kontrol tedbirine maruz kaldığı, yargılama sonunda beraat ettiği ve beraat hükmünün kesinleştiği anlaşılmakla tazminat şartlarının oluştuğu saptanmıştır."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2022/8038 - Karar No: 2024/7011

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2022/8038 E. , 2024/7011 K.

Uygulama Pratiğinde Adli Kontrol İçin Kontrol Listesi

Hukuk profesyonelleri için adli kontrol sürecini yönetirken dikkat edilmesi gereken temel adımlar şunlardır:

  1. Gözden Geçirme Süresi: Müvekkilin adli kontrol kararı üzerinden 4 ay geçmiş mi? Eğer geçmemişse, mahkemenin re’sen veya savcının talebiyle periyodik denetim yapıp yapmadığını UYAP üzerinden kontrol edin.
  2. Mahsup Hesabı: Müvekkil "konutu terk etmeme" yükümlülüğü altındaysa, bu sürenin 2/1 oranında cezadan mahsup edileceğini unutmayın ve olası bir mahkumiyette mahsup talebini dilekçenize ekleyin.
  3. Hüküm Sonrası Durum: Beraat kararı verildiğinde, duruşma zaptında adli kontrolün kaldırıldığına dair açık bir hüküm olup olmadığını kontrol edin. Eğer yoksa, derhal ek karar talep edin.
  4. İtiraz Stratejisi: Kararın tebliğinden/tefhiminden itibaren 7 gün içinde itiraz edin. İtiraz reddedilirse, 110/2 kapsamında "kaldırma/değiştirme" talebiyle süreci tazeleyin.
  5. Teknik Arızalar: Elektronik kelepçe uygulamalarında yaşanan sinyal kesintilerini, müvekkilden bağımsız gelişen teknik sorunları anında Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne yazılı olarak bildirin.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Adli kontrol kararı verilen bir kişi, yurt dışına çıkış yasağı varken özel izinle yurt dışına çıkabilir mi? CMK 110/2 maddesi uyarınca, hâkim veya mahkeme şüpheliyi bazı yükümlülüklerden "geçici olarak muaf tutabilir". Örneğin, çok acil bir sağlık operasyonu veya devlet nezdinde resmi bir temsil görevi (milletvekilleri için) söz konusu olduğunda, mahkemeye gerekçeli bir talep sunularak sadece o seyahat için geçici izin alınması hukuken mümkündür. Ancak bu tamamen mahkemenin takdirindedir.

2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildiğinde adli kontrol devam eder mi? HAGB kararı ile birlikte dava teknik olarak derdest kalmaya devam etse de, adli kontrolün amacı yargılamayı güvence altına almaktır. Karar verildiği anda yargılama "durma" veya "bekleme" aşamasına geçtiğinden, adli kontrol tedbirinin de kaldırılması gerekir. Yargıtay yaklaşımı, HAGB durumunda denetim süresi boyunca adli kontrolün devam etmesinin ölçüsüz olduğu yönündedir.

3. Adli kontrol süresi için bir üst sınır var mıdır? CMK'da adli kontrol için açık bir azami süre belirtilmemiştir. Ancak 110/4 maddesindeki 4 aylık periyodik denetim zorunluluğu, tedbirin sonsuza kadar süremeyeceğinin bir göstergesidir. Tutuklulukta olduğu gibi, "makul süre" ilkesi burada da geçerlidir. Uzun süren ve cezalandırma amacına dönen adli kontroller AYM tarafından hak ihlali sayılmaktadır.

4. İstinaf aşamasında adli kontrol kararına kim itiraz eder? Eğer adli kontrol kararı Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) tarafından verilmişse, itiraz yine BAM'ın bir sonraki numaralı dairesine yapılır. Eğer o yerde tek daire varsa en yakın yerdeki BAM ceza dairesine başvurulur. Karar yerel mahkemece verilmiş ve dosya istinaftaysa, itiraz yine yerel mahkemenin bulunduğu yerdeki bir üst numaralı mahkemeye (Sulh Ceza ise Asliye Ceza, Ağır Ceza ise bir sonraki Ağır Ceza) yapılır.

Kaynakça

  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
  • Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, Başvuru No: 2019/352, Karar Tarihi: 19/01/2022
  • Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, Esas No: 2016/159, Karar No: 2018/108
  • Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 2014/1494, Karar No: 2014/2310
  • Yargıtay 10. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/781, Karar No: 2016/1133
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Esas No: 2022/8038, Karar No: 2024/7011

Yasal Uyarı: Bu makale, CMK adli kontrol hükümleri üzerine genel bir hukuki analiz sunmakta olup, profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez. Her somut olayın kendine özgü şartları ve delil durumu farklılık gösterebileceğinden, hak kaybına uğramamak adına bir hukuk profesyoneline başvurulması önerilir. Metinde yer alan anonimleştirilmiş vakalar (Örn: A Şirketi) ve örnekler sadece öğretici amaçlıdır.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: