CMK 109 ve Adli Kontrol Rejiminde Ölçülülük Denetimi: İçtihatlar Işığında Tazminat ve Mahsup Analizi
Koruma TedbirleriYazar: EmsalDava Editör Ekibi

CMK 109 ve Adli Kontrol Rejiminde Ölçülülük Denetimi: İçtihatlar Işığında Tazminat ve Mahsup Analizi

Adli kontrol tedbirleri, tutuklama yasağı bulunan hallerde ikame edilen bir koruma yöntemi olmasının ötesinde, konutunu terk etmemek gibi yükümlülükler üzerinden kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına doğrudan müdahale teşkil eder. Bu analizde, adli kontrolün mahsup rejimi, ölçülülük denetimi ve haksız uygulama kaynaklı tazminat taleplerindeki içtihat aykırılıkları teknik derinlikle incelenmektedir.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 109 uyarınca düzenlenen adli kontrol kurumu, tutuklamanın subjektif ve objektif şartlarının varlığı halinde, şüpheli veya sanığın hürriyetini en az düzeyde kısıtlayarak yargılamanın selametini sağlamayı amaçlayan subsidiarite (ikincillik) ilkesine dayalı bir koruma tedbiridir. Modern ceza muhakemesinde adli kontrol, yalnızca bir "serbest bırakma formu" değil, aynı zamanda m. 100/4 gereğince tutuklama yasağı öngörülen suçlarda başvurulması zorunlu bir denetim mekanizmasıdır.

CMK 109 Kapsamında Adli Kontrolün Hukuki Niteliği ve Uygulama Şartları

Adli kontrol, tutuklama sebeplerinin (kaçma şüphesi, delilleri karartma teşebbüsü vb.) varlığına rağmen, ölçülülük ilkesi gereği kişinin tutuklanması yerine belirli yükümlülüklere tabi tutularak serbest bırakılmasını ifade eder. CMK m. 109/1 uyarınca, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilir. Bu durum, hakimin takdir yetkisini "hürriyet lehine" kullanması gerektiğini gösteren bir normatif yönlendirmedir.

Uygulamada adli kontrolün tesisi için kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin varlığı ve bir tutuklama nedeninin bulunması şarttır. Ancak CMK m. 101/1'deki "tutuklama yerine adli kontrolün neden yetersiz kalacağı"na dair gerekçe gösterme zorunluluğu, adli kontrolün öncelikli olarak değerlendirilmesi gereken bir kurum olduğunu teyit etmektedir. Doktrinde ve yargı pratiğinde "subsidiarite" olarak adlandırılan bu ilke, devletin temel haklara en az müdahale eden araçla amacına ulaşmasını emreder.

"Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir. ... Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabi tutulmasını içerir: a) Yurt dışına çıkamamak. ... (7) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir."

Kaynak: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109/1, 3, 7

Belgeyi Gör: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU

Tutuklama Yasağı Hallerinde Adli Kontrolün Zorunlu Uygulanması

CMK m. 100/4 uyarınca, sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez. Bu hallerde, yargılamanın devamlılığını sağlamak adına adli kontrol tedbirleri tek yasal seçenek olarak ortaya çıkar. Ancak bu durum, adli kontrolün otomatik olarak uygulanacağı anlamına gelmez; tedbirin mutlaka somut olayın özellikleriyle orantılı olması gerekir.

Adliye pratiğinde, tutuklama yasağı olan dosyalarda dahi "yurt dışına çıkış yasağı" veya "imza yükümlülüğü" gibi tedbirlerin maktu bir şekilde uygulandığı gözlemlenmektedir. Oysa koruma tedbirlerinin tamamı geçici niteliktedir ve her aşamada kaldırılmaları mümkündür. 2026 yargı perspektifinde, tutuklama yasağı olan suçlarda uygulanan adli kontrolün süresinin, makul süreyi aşması durumunda "ölçüsüzlük" iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) bireysel başvuru yolu açılmaktadır.

Konutunu Terk Etmemek Tedbirinin "Hürriyeti Tahdit" Niteliği

CMK m. 109/3-j bendinde düzenlenen "konutunu terk etmemek" yükümlülüğü, doktrinde "ev hapsi" olarak da adlandırılmakta olup, klasik adli kontrol tedbirlerinden mahiyeti itibarıyla ayrılır. Diğer yükümlülükler (yurt dışı yasağı, imza vb.) hareket serbestisini kısmen kısıtlarken, konutu terk etmemek tedbiri kişiyi belirli bir mekana hapseder. Bu nedenle, bu tedbirin uygulanmasında tutuklama şartlarına çok daha yakın bir titizlik gösterilmelidir.

Elektronik kelepçe ve konutunu terk etmeme tedbirini simgeleyen hukuki kompozisyon.

Yargıtay ve Danıştay içtihatları ile 7331 sayılı Kanunla yapılan değişiklikler, bu tedbirin kişi hürriyeti üzerindeki ağır etkisini kabul etmiştir. Özellikle bu tedbir altında geçen sürenin cezadan mahsup edilmesi kuralı, tedbirin fiilen bir "özgürlük kısıtlaması" olduğunu tescil etmektedir. Ancak tazminat hukuku bakımından Yargıtay daireleri arasında hala tam bir görüş birliği sağlanamamıştır.

Adli Kontrol Yükümlülüğü Hukuki Niteliği Mahsup Durumu Tazminat İmkânı
Yurt Dışına Çıkış Yasağı Seyahat Özgürlüğü Kısıtlaması Mahsup Edilemez İstisnai (Ölçüsüzlük halinde)
İmza Atma Yükümlülüğü Denetim Altında Tutma Mahsup Edilemez Genellikle Reddedilir
Konutunu Terk Etmemek Kişi Hürriyeti Kısıtlaması 2 Güne 1 Gün Mahsup Tartışmalı (Yargıtay CGK bekleniyor)
Güvence (Kefalet) Yatırma Mali Yükümlülük Nemalandırma / Faiz Faiz Zararı Tazmin Edilir

Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Mahsup Rejimi

7331 sayılı Kanun ile CMK m. 109/6'ya eklenen hüküm uyarınca, konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır. Bu düzenleme, ceza adaleti sisteminin bu tedbiri "yarı-tutukluluk" statüsünde gördüğünün kanıtıdır. 2021 öncesi dönemde mahsup imkanı bulunmazken, güncel uygulamada mahsup zorunludur.

Mahsup ve Tazminat İlişkisindeki İçtihat Çatışması

Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin bazı kararlarında, konutunu terk etmeme tedbirinin CMK m. 141'deki tahdidi (sayılı) haller arasında yer almadığı gerekçesiyle tazminat talepleri reddedilmektedir. Buna karşın, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itirazları ve AYM'nin "Esra Özkan Özakça" kararı, bu tedbirin de haksız uygulanması halinde tazminat gerektirdiğini savunmaktadır.

"Tutuklama durumuunda tazminat ödenmesi mümkün kabul edilirken, aynı şekilde kişinin özgürlüğünü ve serbestçe hareket edebilme hakkını ortadan kaldıran 'konutu terk etmemek' koruma tedbirinde tazminat ödenmemesini kabul etmek evrensel hukuk değerleri ve yasanın amacı ile uygun düşmemektedir. ... (j) bendinde belirtilen konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır hükmünü getirmek suretiyle sanığın ceza alması halinde ev hapsinin verilen cezadan mahsubuna cevaz vermiştir."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/6400 - Karar No: 2023/5416

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2023/6400 E. , 2023/5416 K.

Yurt Dışına Çıkış Yasağı ve Seyahat Özgürlüğü Analizi

Yurt dışına çıkış yasağı (CMK m. 109/3-a), en sık uygulanan adli kontrol tedbiridir. Anayasa m. 23 uyarınca vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hakim kararıyla sınırlanabilir. Ancak bu sınırlamanın süresiz bir "hak mahrumiyeti"ne dönüşmemesi esastır. AYM, Sinan Aydın Aygün başvurusunda, tedbirin yargılama sürecinde kaldırılmış olması nedeniyle düşme kararı vermiş olsa da, doktrinde bu yasağın makul süreyi aşmasının tazminat doğuracağı kabul edilmektedir.

Milletvekilleri ve Kamu Görevlileri Bakımından Özel Durum

Yasama faaliyeti yürüten milletvekilleri veya uluslararası görevleri bulunan kamu görevlileri hakkında verilen yurt dışına çıkış yasakları, "siyasal katılım hakkı" ve "görev icrası" ekseninde daha sıkı bir ölçülülük denetimine tabidir. AYM'nin yerleşik pratiği, bu tür tedbirlerin kişinin mesleki ve siyasi hayatını felç etmemesi gerektiğini vurgular.

Ölçüsüz Uzun Süreli Yasaklar ve Manevi Tazminat

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uzun süreli (örneğin 3331 gün veya 1541 gün) uygulanan yurt dışı çıkış yasaklarında, CMK m. 141/1'de bu tedbir açıkça sayılmasa dahi, m. 141/3'teki "hakimlerin ve savcıların haksız işlemleri" ve Anayasa'nın "ölçülülük" ilkesi üzerinden manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

"Davacı hakkında uygulanan adli kontrolün Anayasanın 13. maddesinde öngörülen temel hakların sınırlandırılmasında geçerli olan ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği anlaşılmaktadır. ... Davacıya uygulanan tedbirin seyahat özgürlüğünü kısıtlama tedbirini aştığı ve davacıyı özgürlükten yoksun bıraktığı, oranlılık ilkesinin ihlal edildiği, kanun ile belirlenen amacın dışına çıkıldığı ve uygulanan tedbirin ölçüsüz hale geldiğinin anlaşılması karşısında ... makul oranda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/2510 - Karar No: 2025/1440

Belgeyi Gör: 12. Ceza Dairesi 2023/2510 E. , 2025/1440 K.

Adli Kontrol Tedbirlerinin Periyodik Denetimi ve Usulü

CMK m. 110/4 uyarınca (7331 sayılı Kanun değişikliği ile), şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüğünün devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda en geç dört aylık aralıklarla karar verilmesi zorunludur. Soruşturma evresinde savcının istemiyle sulh ceza hakimi, kovuşturma evresinde ise mahkeme resen bu incelemeyi yapmalıdır. Bu "otomatik gözden geçirme" mekanizması, tedbirin unutulmasını ve gereksiz yere uzamasını engellemeyi amaçlar.

Adli kontrol periyodik gözden geçirme sürelerini temsil eden takvim ve mevzuat.

Editörün Notu: Uygulamada adli kontrolün kaldırılması talepleri reddedildiğinde, CMK m. 111/2 uyarınca itiraz yolu açıktır. İtiraz mercileri genellikle "delil durumu değişmediğinden" şeklinde maktu gerekçeler kullansa da, AYM içtihatları "tedbirin devamını gerektiren somut olguların" her kararda ayrı ayrı tartışılmasını şart koşmaktadır.

Haksız Adli Kontrol Nedeniyle Tazminat Davalarında Yetki ve Süre

Adli kontrol nedeniyle tazminat davası, kararın kesinleştiğinin (beraat, KYOK vb.) ilgiliye tebliğinden itibaren 3 ay ve her halde kararın kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır (CMK m. 142/1). Yetkili mahkeme, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesidir. Eğer zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilgiliyse, dava en yakın yer ağır ceza mahkemesinde görülür.

Uygulamada, adli kontrolün kaldırılmasına rağmen sistemsel hatalar (UYAP veya GBT kaydının silinmemesi) nedeniyle yurt dışına çıkamayan kişilerin açtığı davalarda, Uyuşmazlık Mahkemesi bu davaların "adli yargı" yerinde görülmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bu, idari bir işlemden ziyade yargısal bir faaliyetin devamı niteliğindedir.

"Hakkındaki kovuşturmada uygulanan yurt dışına çıkmama şeklindeki koruma tedbirinin kovuşturmayı yürüten mahkemece kaldırılmasına rağmen, bilgisayar sisteminde gözükmesinden dolayı yurt dışına çıkamaması nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığından bahisle ve belirtilen zararın tazmini istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE görülmesi gerektiği..."

Kaynak: Uyuşmazlık Mahkemesi - Esas No: 2019/892 - Karar No: 2020/556

Belgeyi Gör: UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ , Esas No: 2019/892 , Karar No: 2020/556 , Karar Tarihi: 28.9.2020

Güvence (Kefalet) Bedeli ve Mali Hakların Korunması

CMK m. 109/3-f uyarınca hükmedilen güvence bedeli, bir adli kontrol yükümlülüğüdür. Bu bedel, CMK m. 113 uyarınca ya usul işlemlerinde hazır bulunma ya da mağdurun haklarını güvence altına alma amacıyla alınır. Kararda, paranın hangi amaçla alındığı açıkça belirtilmelidir. Aksi halde, 4. Ceza Dairesi'nin 2013/6581 sayılı kararında vurgulandığı üzere, güvence bedelinin hazineye irat kaydı hukuka aykırı olacaktır.

Yargıtay 12. Ceza Dairesi, haksız yere yatırılan ve beraat sonrası iade edilen kefalet bedelleri için, paranın yattığı tarih ile iade edildiği tarih arasındaki "nemalandırılmama" zararının maddi tazminat olarak talep edilebileceğini kabul etmektedir. Bu noktada yasal faiz işletilmesi bir hakkaniyet gereğidir.

Askeri Yargı ve Sivil Kişiler Üzerindeki Adli Kontrol Etkisi

Anayasa Mahkemesi'nin 2013/63 sayılı kararında tartışıldığı üzere, suç tarihinde asker kişi olan ancak yargılama sırasında sivil sıfata bürünen kişiler hakkında adli kontrol uygulanıp uygulanamayacağı usuli bir sorundur. AYM, askeri mahkemelerin sivil kişiler üzerinde adli kontrol uygulama yetkisinin bulunmadığına ilişkin itirazları incelerken, bu durumun kanuni hakim ilkesi ve kişi güvenliği ile ilişkisini değerlendirmiştir. Güncel hukuk düzenimizde askeri mahkemelerin kaldırılmasıyla bu sorun büyük ölçüde aşılmış olsa da, görevsizlik kararı verilen dosyalarda adli kontrolün akıbeti titizlikle takip edilmelidir.

Adli Kontrolün İhlali ve Tutuklama Kararına Dönüşme Riski

CMK m. 112/1 uyarınca, adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir. Burada dikkat edilmesi gereken husus "isteyerek yerine getirmeme" (ısrar) şartıdır.

Uygulama Notu: Denetimli serbestlik müdürlüğünün çağrısına bir kez uymayan veya imza ihlalini mücbir sebeple (hastalık, kaza vb.) gerçekleştiren kişi hakkında hemen tutuklama kararı verilmesi "ölçülülük" ilkesine aykırıdır. Yargıtay 10. Ceza Dairesi, denetimli serbestlik ihlallerinde "ikinci bir uyarı yapılmaksızın" veya "ısrar şartı oluşmaksızın" verilen mahkumiyet/tutuklama kararlarını bozmaktadır.

Adliye Pratiğinde Adli Kontrol Dosyasının Takibi ve Kalem İşlemleri

Adli kontrol kararı verildikten sonra dosya, Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesindeki Denetimli Serbestlik Müdürlüğü'ne gönderilir. Şüphelinin karar tebliğinden itibaren 10 gün içinde müdürlüğe başvurması zorunludur. Başvurunun gecikmesi, CMK m. 112 anlamında bir ihlal sayılabilir.

Adliye kalemi ve UYAP sistemi üzerinden adli kontrol dosya takibi.

Kalem İşlemleri Kontrol Listesi: 1. Karar Tebliği: Adli kontrol kararının şüpheliye/sanığa ve müdafiine usulüne uygun tebliğ edilip edilmediği kontrol edilmelidir. 2. Yurt Dışı Yasağı Şerhi: Kararın ilgili emniyet birimlerine (Pasaport Şube) UYAP üzerinden anlık düşüp düşmediği sorgulanmalıdır. 3. İmza Çizelgesi: İmza yükümlülüğü varsa, karakoldaki imza föylerinin düzenli işlendiği ve sistemde "ihlal" görünmediği periyodik olarak teyit edilmelidir. 4. Kaldırma Kararı: Beraat veya KYOK sonrası "adli kontrolün kaldırılmasına" dair ayrıca bir müzekkere yazılması gerekip gerekmediği kalemden sorgulanmalıdır; zira bazen beraat kararı verilse de yasak sistemde kalabilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Beraat ettim, adli kontrol altında geçen sürem için tazminat alabilir miyim? CMK m. 141'de adli kontrol doğrudan bir tazminat nedeni olarak sayılmamıştır. Ancak "konutunu terk etmemek" tedbiri uygulandıysa veya "yurt dışına çıkış yasağı" ölçüsüz derecede uzun sürdüyse (Yargıtay 12. CD kriterleri uyarınca), manevi tazminat davası açılması mümkündür.

2. Adli kontrol kararına kaç gün içinde itiraz edebilirim? Adli kontrol kararı, bir hakim kararı veya mahkeme kararıdır. Bu kararlara karşı, tefhim veya tebliğden itibaren 7 gün içinde itiraz yoluna başvurulabilir (CMK m. 267-271).

3. Adli kontrol süresi ne kadardır, bir üst sınır var mıdır? Kanunda adli kontrol için spesifik bir üst sınır belirlenmemiştir. Ancak tutukluluk sürelerine ilişkin azami süreler (CMK m. 102) adli kontrol bakımından bir kıyas noktası oluşturur. Tedbirin "cezaya dönüşmemesi" ve her 4 ayda bir incelenmesi zorunludur.

4. İmza atmayı bir kez unuttum, hemen tutuklanır mıyım? CMK m. 112 "isteyerek yerine getirmeme" şartını arar. Geçerli bir mazeretiniz varsa ve bu durum süreklilik arz etmiyorsa, mahkemenin doğrudan tutuklama kararı vermesi ölçülülük ilkesine aykırı olur. Ancak durumu derhal mahkemeye veya denetimli serbestlik müdürlüğüne bildirmeniz risk analizi açısından kritiktir.

Kaynakça

  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109, 110, 111, 112, 113, 141, 142.
  • Anayasa Mahkemesi - Sinan Aydın Aygün Başvurusu, Karar Tarihi: 16/7/2014.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/6400, Karar No: 2023/5416.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/7006, Karar No: 2024/172.
  • Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2023/2510, Karar No: 2025/1440.
  • Uyuşmazlık Mahkemesi - Esas No: 2019/892, Karar No: 2020/556.

Yasal Uyarı: Bu metin, CMK 109 ve adli kontrol uygulamaları hakkında profesyonel hukukçulara yönelik teknik bir analiz olup, genel bilgilendirme amaçlıdır. Her somut olayın kendine özgü koşulları (delil durumu, suç tipi, süreler) farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu içerik profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez ve herhangi bir davanın sonucuna dair garanti vaat etmez.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: