
TCK 181 ve 182 Uyarınca Çevrenin Kasten ve Taksirle Kirletilmesi Suçlarında Teknik Usul ve Kusur Analizi
Çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi suçları, 5237 sayılı TCK uyarınca somut zarar şartı aranmaksızın tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Teknik usullere aykırılık ve kusur derecesinin tespiti, yargılama sürecinde ispat yükünün ve hapis cezası riskinin belirlenmesinde birincil ekseni oluşturur.
TCK 181 ve 182 Kapsamında Çevrenin Kirletilmesi Suçlarında Hukuki Sorumluluk Rejimi
Çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi suçları, Türk Ceza Kanunu’nun "Topluma Karşı Suçlar" kısmında, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını koruma amacıyla müstakil olarak düzenlenmiştir. TCK m. 181’de tanımlanan kasten kirletme ve m. 182’de tanımlanan taksirle kirletme suçları, "tehlike suçu" mahiyetinde olup; suçun oluşması için alıcı ortamda (toprak, su, hava) somut bir zararın meydana gelmiş olması şart değildir. Yargıtay içtihatları uyarınca, atık veya artığın teknik usullere aykırı olarak alıcı ortama bir kez dahi verilmesi, suçun tamamlanması için yeterli kabul edilmektedir.
Hukuki sorumluluğun tayininde, fiilin "ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırı" olması temel bir ön şarttır. Bu atıf, ceza hukukunun "beyaz hüküm" niteliğindeki düzenlemelerinden birini oluşturur; zira suçun unsurlarını tamamlamak için 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili yönetmeliklere başvurulması zorunludur. Adliye pratiğinde, kirliliğin boyutu, sürekliliği ve alıcı ortam üzerindeki potansiyel etkisi, kastın varlığı veya taksirin derecesini belirleyen ana parametrelerdir.
"Türk Ceza Kanununun 181. maddesinin birinci fıkrasında suç olarak düzenlenen atık veya artıklarla çevrenin kasten kirletilmesi fiili, kanunlarda belirtilen teknik usullere aykırı olarak, çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortamlar olan toprak, su ve havaya kasten verilmesidir. Buna göre suç, atık veya artıkların teknik usullere aykırı olarak bir defa alıcı ortama verilmesiyle oluşacaktır."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/4592 - Karar No: 2018/4699
Kast ve Taksir Ayrımında "Teknik Usullere Aykırılık" Kriteri
Çevreyi kirletme eylemlerinde failin manevi unsurunun belirlenmesi, 5237 sayılı TCK m. 181 ve m. 182 arasındaki ceza makasının genişliği nedeniyle kritik önem arz eder. Kasten kirletme suçunda fail, teknik usullere aykırı hareket ettiğini ve bu hareketin çevreye zarar verme ihtimalini bilerek ve isteyerek hareket etmektedir. Taksirde ise fail, suçun neticesini istememekle birlikte, hukuk düzeninin ve teknik yönetmeliklerin öngördüğü dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak kirliliğe sebebiyet vermektedir.
Teknik Usullerin Kaynakları ve Uygulama Alanı
Teknik usullere aykırılık kavramı, sadece kanun metinlerini değil, bu kanunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikleri de kapsar. Özellikle Sanayi Kaynaklı Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ve Atık Yönetimi Yönetmeliği gibi düzenleyici işlemler, ceza mahkemelerince "maddi ceza hukuku normu" gibi değerlendirilir. Bir sanayi tesisinin deşarj standartlarına uymaması veya filtre sistemlerini devre dışı bırakması, doğrudan kasten kirletme suçunun manevi unsuruna delalet edebilir.
Taksirin Hukuki Mahiyeti ve Sınırları
Çevrenin taksirle kirletilmesi suçunda (TCK m. 182), failin eylemi gerçekleştirirken sonucun meydana gelmesini öngörebilir olması ancak bunu istememesi esastır. Hukuk düzeninin gereklerine aldırmama hali, taksirli sorumluluğun temelini oluşturur. Bilinçli taksir halinde ise fail, kirliliğin oluşabileceğini öngörmesine rağmen, teknik becerisine veya şansına güvenerek hareket etmektedir.
"Türk Ceza Kanunun 182. maddesinde suç olarak düzenlenen çevrenin taksirle kirletilmesi eylemi ise çevreye zarar verecek şekilde atık veya artıkların alıcı ortama taksirle verilmesidir. Bu kapsamda bir kusurluluk türü olan taksir, hukuki anlamda failin suç işlemek istememesi, buna rağmen hukuk düzeninin gereklerine de aldırmaması halini ifade eder."
Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/34297 - Karar No: 2014/36811
Çevre Suçlarında "Tehlike Suçu" Niteliği ve Zarar Unsurunun Değerlendirilmesi
TCK 181 ve 182. maddeleri kapsamındaki suçlar, korunan hukuki değerin önemine binaen "tehlike suçları" olarak kurgulanmıştır. Bu durum, doktrinde ve yargısal uygulamada ispat yükü açısından fail aleyhine bir durum yaratsa da, hukuk devleti ilkesi gereği "zarar vermeye elverişlilik" kriterinin titizlikle incelenmesi gerekir.
Zarar İhtimali ve Elverişlilik Denetimi
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, suçun oluşması için somut bir ekolojik yıkım veya canlı ölümü aranmaz. Ancak, alıcı ortama bırakılan maddenin "zarar vermeye elverişli" olması zorunludur. Örneğin, tamamen zararsız bir sıvının toprağa dökülmesi, teknik usullere aykırı olsa dahi, çevreye zarar verme elverişliliği taşımıyorsa suç oluşturmayabilir. Bu noktada bilirkişi heyetlerinin; atığın kimyasal kompozisyonunu, konsantrasyon miktarını ve deşarj edildiği ortamın hassasiyetini raporlaması elzemdir.
Tehlike Suçu ve Cezalandırma Koşulları
Zararın gerçekleşmesi bir cezalandırma şartı değildir. Tehlikenin varlığı, teknik standartların ihlali ile karine olarak kabul edilir. Ancak atık veya artığın toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi, suçun basit halinden çıkıp nitelikli hallerin (TCK m. 181/3) uygulanmasını gerektirir. Bu ayrım, davanın zamanaşımı ve görevli mahkeme tayininde belirleyicidir.
"Çevrenin kasten veya taksirle kirletilmesi, kanunda tehlike suçları olarak düzenlenmiştir. Zararın gerçekleşmesi, bu suçlarda unsur olmadığı gibi cezalandırma şartı da değildir. Öte yandan atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi hali TCK'nın 181. maddesinin 3. fıkrası ile 182/1. maddesinin ikinci cümlesinde... cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli haller olarak düzenlenmiştir."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/13060 - Karar No: 2016/8837
Atık ve Artık Kavramlarının Mevzuat Çerçevesinde Teknik Analizi
Suçun maddi konusunu teşkil eden "atık" ve "artık" terimleri, her ne kadar günlük dilde eş anlamlı kullanılsa da ceza yargılamasında teknik tanımlara sahiptir. Atık, herhangi bir faaliyet sonucunda oluşan ve çevreye bırakılan her türlü maddeyi ifade ederken; artık, bir maddenin tüketimi veya kullanımı sonrası geriye kalan kısmı temsil eder.
| Kavram | Hukuki Tanım Kaynağı | Ceza Hukuku Bakımından Etkisi |
|---|---|---|
| Atık | 2872 Sayılı Kanun m. 2 | Her türlü endüstriyel, evsel veya tehlikeli maddeyi kapsar. |
| Artık | Doktrin ve Yargısal Yorum | Maddenin kullanımı sonrası kalan, ekonomik değeri düşük kısımdır. |
| Alıcı Ortam | TCK m. 181 / Çevre Kanunu | Hava, su ve toprak ile bu ortamlarla ilişkili ekosistemlerdir. |
| Teknik Usul | İlgili Yönetmelikler | Suçun "hukuka aykırılık" unsurunu somutlaştıran normlardır. |
Editörün Notu: Uygulamada, işletmelerin "biz bunu geri dönüşüm için bekletiyorduk" savunması, maddenin alıcı ortamla temas edip etmediği ve depolama usullerinin yönetmeliğe uygunluğu ile denetlenir. Sadece depolama dahi, sızdırmazlık şartlarına uyulmaması halinde "alıcı ortama verme" olarak yorumlanabilmektedir.
Toprak, Su ve Hava Ortamlarına Göre Değişen İspat Standartları
Çevre suçlarında ispat, fiziksel delillerin bilimsel yöntemlerle analizine dayanır. Her alıcı ortam için uygulanan teknik usul ve eşik değerler farklılık gösterir. Adliye pratiğinde en sık karşılaşılan sorun, numune alma işlemlerinin usulüne uygun yapılmaması nedeniyle delillerin geçersiz sayılmasıdır.
Toprak Kirliliğinde Noktasal Kaynaklı İspat
Toprak kirliliği söz konusu olduğunda, 2010 tarihli "Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik" hükümleri esas alınır. Yargıtay, toprak kirliliğinde sadece maddenin mevcudiyetini yeterli görmemekte; maddenin jenerik kirletici sınır değerlerini aşıp aşmadığını veya tehlikeli madde sınıfına girip girmediğini araştırmaktadır. Örneğin, mermer işleme tesislerinden çıkan taş tozlarının toprağa verilmesi durumunda, bu çamurun "katı atık" statüsünde değerlendirilmesi ve 1991 tarihli Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği uyarınca yasaklı bir eylem olup olmadığının tespiti gerekir.
Su ve Hava Kirliliğinde Süreklilik ve Konsantrasyon
Su kirliliğinde deşarj noktasından alınan numunelerin analizi, hava kirliliğinde ise emisyon ölçümleri suçun sübutu için birincil delildir. Ancak tek bir ölçümün her zaman yeterli olmayabileceği, kirliliğin tesisten mi kaynaklandığı yoksa dışsal bir etki mi olduğu (illiyet bağı) savunma stratejilerinde öncelikli olarak sorgulanmalıdır.
"Farklı tarihlerde farklı atık listeleri benimsenmiş olması karşısında, zaman bakımından uygulama ilkesinin zorunlu sonucu olarak suç tarihinde yürürlükte bulunan yönetmelikte toprağı kirlettiği yahut kirletme ihtimali taşıdığı kabul edilen atığa, sonradan yürürlüğe giren yönetmelikte de yer verilmiş olmalıdır. Bu itibarla, yargılama sırasında öncelikle suça konu atığın cinsi ve alıcı ortam olan toprağa bırakıldığı tarihe göre tabi olduğu yönetmelik belirlenerek... kararda açıkça gösterilmelidir."
Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/35295 - Karar No: 2014/34688
TCK 181/3 ve 181/4 Maddelerindeki Nitelikli Haller ve Cezayı Artıran Sebepler
Çevrenin kasten kirletilmesi suçunda ceza miktarını önemli ölçüde artıran nitelikli haller, fiilin yarattığı sonucun vahametine göre düzenlenmiştir. Bu fıkraların uygulanması için basit "tehlike" halinin ötesinde, spesifik biyolojik veya ekolojik sonuçların varlığı aranır.
Kalıcı Özellik Gösterme ve Ekosisteme Etki
TCK 181/3 uyarınca, atık veya artıkların toprakta, suda veya havada kalıcı özellik göstermesi bir artırım sebebidir. "Kalıcılık" kavramı; maddenin doğada kendiliğinden yok olmaması, biyolojik birikim yapması veya uzun süre alıcı ortamın niteliğini bozmaya devam etmesi olarak anlaşılmalıdır. Ağır metaller veya radyoaktif atıklar bu kapsama giren tipik örneklerdir.
Sağlık Üzerindeki Telafisi Güç Zararlar
TCK 181/4, kirletici faaliyetin insan veya hayvanlarda tedavisi zor hastalıkların ortaya çıkmasına, üreme yeteneğinin körelmesine veya bitkilerin doğal özelliklerinin değişmesine neden olması halini yaptırıma bağlar. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, kirlilik ile meydana gelen patolojik sonuç arasında "kesin bir illiyet bağı" kurulmalıdır. Uygulamada, bu illiyet bağının ispatı için Adli Tıp Kurumu ve uzman akademik heyetlerden rapor alınması zorunludur.
Çevrenin Taksirle Kirletilmesi Suçunda Bilinçli Taksir ve İlliyet Bağı
TCK 182, çevrenin taksirle kirletilmesini düzenlerken, kasten kirletmeye göre daha hafif yaptırımlar öngörmüştür. Ancak, eylemin kalıcı bir hasara yol açması durumunda (m. 182/1-2. cümle), taksirli suçlarda da ceza artırımı öngörülmüştür.
Bilinçsiz Taksir ile Bilinçli Taksir Ayrımı
Bilinçsiz taksirde fail, özen yükümlülüğüne aykırı davranarak sonucu öngöremez. Bilinçli taksirde ise fail, teknik usullere aykırılığı ve kirlilik ihtimalini öngörür ancak bu sonucun gerçekleşmeyeceğine dair subjektif bir inanca sahiptir. Sanayi kazalarında genellikle bilinçli taksir tartışması yürütülür; zira tesisin periyodik bakımının yapılmaması veya uyarı sistemlerinin ihmal edilmesi, "öngörülebilirlik" kriterini karşılar.
İlliyet Bağının Kesilmesi ve Üçüncü Kişi Kusuru
Taksirli suçlarda ceza sorumluluğu için eylem ile netice arasında doğrudan illiyet bağı bulunmalıdır. Eğer kirlilik, failin kontrolü dışındaki bir dış etkenden veya mücbir sebepten (örneğin aşırı yağışlar sonucu arıtma tesisinin taşması) kaynaklanmışsa, failin özen yükümlülüğünü yerine getirdiği ispatlanarak sorumluluktan kurtulması mümkündür.
2872 Sayılı Çevre Kanunu ile TCK Hükümleri Arasındaki Normlar Hiyerarşisi
Çevre hukukunda aynı fiil hem idari yaptırıma (idari para cezası) hem de cezai yaptırıma (hapis cezası) konu olabilir. Bu durum "ne bis in idem" (aynı fiilden dolayı iki kez yargılanmama) ilkesi çerçevesinde tartışılsa da, Türk hukuk sisteminde idari ceza ile adli cezanın farklı amaçlara hizmet ettiği kabul edilmektedir.
İdari Yaptırımın Adli Sürece Etkisi
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından kesilen idari para cezası, ceza mahkemesi için bir "ihbar" niteliğindedir ancak mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme, idari işlemin iptal edilip edilmediğine bakmaksızın, fiilin TCK 181 veya 182 kapsamındaki unsurları taşıyıp taşımadığını bağımsız olarak takdir eder. Ancak idari tahkikat dosyasındaki teknik ölçümler ve tutanaklar, ceza davasının en önemli ispat araçlarıdır.
Düzenleyici İşlemlerin Dinamik Yapısı
Çevre mevzuatı sürekli güncellenen bir yapıya sahiptir. "Beyaz hüküm" mantığı gereği, suç tarihinde yürürlükte olan yönetmelikteki standartlar esas alınır. Eğer suç tarihinden sonra yönetmelikte fail lehine bir değişiklik yapılmışsa (örneğin deşarj limitlerinin genişletilmesi), TCK m. 7 uyarınca "lehe kanun" uygulaması kapsamında sanığın hukuki durumu yeniden değerlendirilmelidir.
Şirket Yöneticilerinin Cezai Sorumluluğu ve Görev Dağılımı İlkesi
Çevre kirliliği genellikle tüzel kişilerin (fabrikalar, maden işletmeleri) faaliyetleri sırasında meydana gelir. Türk Ceza Hukuku'nda tüzel kişilere doğrudan hapis cezası verilemeyeceği için (TCK m. 20), sorumluluk gerçek kişilere yöneltilir.
Sorumlu Müdür ve Teknik Personelin Durumu
Bir işletmede çevresel uyumdan sorumlu bir "Çevre Görevlisi" veya "Sorumlu Müdür" atanmışsa, kusur öncelikle bu kişilere atfedilir. Ancak genel müdür veya yönetim kurulu üyelerinin, çevre yatırımları için gerekli bütçeyi onaylamaması veya arıtma tesisinin kapatılması yönünde talimat vermesi durumunda, üst yönetimin de "iştirak" veya "ihmal" sorumluluğu doğabilir.
Görev Tanımı ve Yetki Devri
Yargıtay, sorumluluğun belirlenmesinde "yetki devri" sözleşmelerine ve görev tanımlarına büyük önem verir. Eğer bir yönetici, teknik konularda tam yetkili bir uzman atamış ve denetim görevini makul düzeyde yapmışsa, meydana gelen kirlilikten ötürü doğrudan kasten sorumlu tutulması "kusursuz sorumluluk" yasağına aykırı düşebilir.
Yargılama Usulünde Bilirkişi Raporlarının Bağlayıcılığı ve Teknik Denetim
Çevre suçları davaları, teknik karmaşıklığı nedeniyle "bilirkişi davası" olarak adlandırılabilir. Mahkeme hakiminin genel hukuk bilgisi ile çözemeyeceği kimyasal, biyolojik ve mühendislik detaylar bilirkişi raporları ile aydınlatılır.
Bilirkişi Heyetinin Oluşumu
İdeal bir heyette; çevre mühendisi, biyolog veya kimyager ve mümkünse ilgili sanayi dalında uzman bir teknik bilirkişi bulunmalıdır. Raporlar; atığın kaynağını, miktarını, alıcı ortama verilme şeklini ve "zarar verme elverişliliğini" net bir şekilde ortaya koymalıdır. Yüzeysel ifadelerle hazırlanan, sadece idari tutanakları tekrar eden raporlar, hükme esas alınamaz.
Raporlara İtiraz ve Çelişkilerin Giderilmesi
Savunma veya katılan tarafın teknik itirazları doğrultusunda raporlar arasındaki çelişkiler, üniversitelerin ilgili bölümlerinden alınacak "üst kurul" raporları ile giderilmelidir. Özellikle numune alımındaki teknik hatalar (örneğin numune kabının steril olmaması, şahit numune bırakılmaması), tüm davanın seyrini değiştirebilir.
Hak Yoksunlukları (TCK 53) ve AYM İptal Kararlarının Uygulama Pratiği
Çevreyi kirletme suçundan mahkum olan kişiler hakkında, hapis cezasının yanı sıra TCK m. 53 uyarınca belirli haklardan yoksun bırakılma kararı verilir. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin bu maddedeki bazı ibareleri iptal etmesi, uygulama birliğini sarsmıştır.
İnfaz Aşamasındaki Değerlendirmeler
Güncel Yargıtay pratiğinde, TCK m. 53'teki hak yoksunluklarının (velayet, vesayet, kayyımlık, kamu görevi icrası vb.) uygulanması, hapis cezasının doğal bir sonucu olarak görülür. Ancak AYM'nin iptal kararları doğrultusunda, özellikle "seçme ve seçilme hakkı" ile "kendi altsoyu üzerindeki velayet hakları" bakımından mahkemelerin daha titiz bir formülasyon kullanması gerekir.
Vekalet Ücreti ve Yargılama Giderleri
Davaya katılan kamu kurumları (Örn: Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü) lehine hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, sanığın mali yükümlülükleri arasındadır. Ancak suçtan doğrudan zarar görmeyen kurumların (Örn: Gümrük İdaresi veya alakasız bakanlıklar) davaya katılması ve lehlerine vekalet ücreti hükmedilmesi, bozma nedenidir.
"TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması... yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir."
Kaynak: Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/43554 - Karar No: 2017/14671
Çevre Suçlarında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Sürelerin Takibi
TCK 181/1 kapsamındaki kasten kirletme suçunun ceza üst sınırı dikkate alındığında, olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Taksirle kirletme suçunda (m. 182) ise süreler daha kısadır. Ancak kirliliğin "kesintisiz" bir şekilde devam etmesi durumunda, suçun tamamlanma tarihi son deşarj tarihi olarak kabul edildiğinden zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz.
Zincirleme Suç ve Tekerrür
Aynı tesisin farklı zamanlarda birden fazla kez kirliliğe yol açması durumunda TCK m. 43 (zincirleme suç) hükümleri uygulanabilir. Daha önce aynı suçtan mahkumiyeti bulunan failler hakkında tekerrür hükümleri uygulanarak ceza ağırlaştırılır ve mükerrirlere özgü infaz rejimi devreye girer.
Uygulama Notu: Pratik Savunma Stratejisi
Müdafi veya müşavir olarak dosyayı incelerken şu adımlar izlenmelidir: 1. Numune Usulü: Numunelerin 21015 sayılı "Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği Numune Alma ve Analiz Metotları Tebliği"ne uygun alınıp alınmadığı kontrol edilmelidir. 2. Mücbir Sebep: Kirliliğin olduğu gün bölgedeki meteorolojik veriler (aşırı yağış, sel vb.) incelenerek illiyet bağının kesilip kesilmediği araştırılmalıdır. 3. Lehe Yönetmelik: Suç tarihinden bugüne yönetmeliklerdeki eşik değer değişimleri taranmalıdır. 4. Kusur Aidiyeti: Şirket içindeki imza sirküleri ve görev dağılım şemaları ile sorumluluğun kime ait olduğu netleştirilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Bir kerelik deşarj suçun oluşması için yeterli midir? Evet, TCK m. 181/1 uyarınca atık veya artığın teknik usullere aykırı olarak alıcı ortama "bir defa" verilmesi suçun oluşması için yeterlidir; kirliliğin süreklilik arz etmesi şart değildir.
2. İdari para cezasını ödemiş olmam ceza davasını düşürür mü? Hayır. Çevre Kanunu uyarınca kesilen idari para cezası idari bir yaptırımdır. TCK kapsamında açılan kamu davası ise adli bir süreçtir. İdari yaptırımın uygulanması, adli yargılamaya engel teşkil etmez.
3. "Kalıcı özellik gösterme" kriteri nasıl ispatlanır? Bu durum teknik bir tespittir. Bilirkişi incelemesiyle atığın toprağın veya suyun yapısında geri dönülemez bir bozulmaya yol açıp açmadığı, ekosistemin kendini yenileme kapasitesini aşıp aşmadığı laboratuvar verileriyle saptanır.
4. Arıtma tesisi arıza yaptığı için kirlilik oluştuysa kasten mi taksirle mi sorumlu olunur? Arıza öngörülemez ve engellenemez bir durumsa (ve gerekli önlemler alınmışsa) taksirden bahsedilebilir. Ancak arıza biliniyor ve buna rağmen üretim devam ediyorsa veya periyodik bakımlar ihmal edilmişse "bilinçli taksir" hatta duruma göre "olası kast" gündeme gelebilir.
Kaynakça
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (m. 181, 182, 184, 53).
- 2872 sayılı Çevre Kanunu (m. 2, 8, 20, ek 1).
- Toprak Kirliliğinin Kontrolü ve Noktasal Kaynaklı Kirlenmiş Sahalara Dair Yönetmelik (08.06.2010).
- Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği (14.03.1991).
- Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/4592 - Karar No: 2018/4699.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2013/35295 - Karar No: 2014/34688.
- Yargıtay 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/13060 - Karar No: 2016/8837.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/34297 - Karar No: 2014/36811.
Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Somut olaylardaki teknik detaylar ve mevzuat değişiklikleri sorumluluk rejimini kökten değiştirebilir. Profesyonel yardım alınması önerilir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.