
TCK 298 Kapsamında Hak Kullanımını ve Beslenmeyi Engelleme Suçu: Adliye Pratiğinde Usul ve İspat Rejimi
Türk Ceza Kanunu 298. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin temel haklarının yanı sıra beslenme ihtiyaçlarının engellenmesini, açlık grevine teşvik ve ölüm orucuna ikna eylemlerini suç sayarak koruma altına alır. Bu suçun kovuşturulmasında CMK 301 ve 302 uyarınca temyiz denetimi ve gerekçeli karar ilkesi, adliye pratiğinde ispat yükünün belirlenmesinde ve mahkumiyet hükümlerinin hukuka uygunluk denetiminde temel ekseni oluşturur.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 298. maddesi, devletin gözetimi altındaki bireylerin (tutuklu, hükümlü veya kurum bakımındaki kişiler) haklarını kullanmalarının engellenmesini ve hayati bir ihtiyaç olan beslenmeden mahrum bırakılmalarını yaptırıma bağlar. Bu düzenleme, yalnızca fiziksel bir engellemeyi değil, aynı zamanda açlık grevi veya ölüm orucu gibi bireyin kendi bedenine yönelik eylemlere "teşvik" veya "ikna" edilmesini de cezalandırarak yaşam hakkını ve vücut bütünlüğünü kamusal bir denetim alanı olarak belirler. Adliye pratiğinde bu suç tipi, genellikle kamu görevlilerinin ihmali veya kasti davranışları ya da ceza infaz kurumlarındaki hiyerarşik yapı içerisindeki baskı araçları üzerinden tartışılmaktadır.
TCK 298 Kapsamında Hak Kullanımını ve Beslenmeyi Engelleme Suçunun Maddi Unsurları
TCK 298/1 uyarınca, tutuklu veya hükümlülerin kanun veya diğer mevzuatla tanınan haklarını kullanmalarının engellenmesi, suçun temel şeklini oluşturur. Bu fıkrada korunan hukuki değer, infaz rejiminin öngördüğü yasal statünün dokunulmazlığıdır. Maddenin ikinci fıkrası ise, "beslenmenin engellenmesi" fiilini müstakil bir suç tipi olarak ele alır. Burada dikkat edilmesi gereken husus, beslenmenin fiziksel olarak imkansız hale getirilmesi ile bireyin beslenmeme kararı almasına yönelik manevi cebir uygulanması arasındaki ince çizgidir.
Beslenmenin engellenmesi fiili, failin mağdura gıda maddesi ulaştırmaması, ulaştırılan gıdanın tüketilmesini fiziksel güç kullanarak engellemesi veya mağduru beslenmekten vazgeçirecek nitelikte hukuka aykırı emirler vermesi şeklinde tezahür edebilir. Yargıtay uygulamalarında, bu suçun oluşabilmesi için engelleme fiilinin mağdurun iradesi dışında gerçekleşmesi şartı aranmaktadır. Eğer kişi kendi iradesiyle beslenmeyi reddediyorsa, suçun bu fıkrası değil, varsa teşvik veya ikna hükümleri gündeme gelecektir.
Uygulamada, beslenmenin engellenmesi nedeniyle ortaya çıkan zararların boyutu, suçun niteliğini değiştirebilir. 5237 sayılı TCK m. 298/3 uyarınca, bu engelleme fiili sonucunda kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmişse, fail hakkında ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümler uygulanacaktır. Bu durum, suçun fikri içtima değil, gerçek içtima veya özel bir ağırlaştırıcı neden olarak kurgulandığını göstermektedir.
Açlık Grevi ve Ölüm Orucu Süreçlerinde İkna ve Teşvik Fiillerinin Hukuki Niteliği
TCK m. 298/2, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlüleri açlık grevine teşvik eden veya ölüm orucuna ikna eden kişilerin cezalandırılacağını hükme bağlamaktadır. Kanun koyucu burada, bireyin kendi sağlığını tehlikeye atma serbestisini, kurum düzeni ve yaşam hakkının korunması amacıyla sınırlandırmıştır. "Teşvik" ve "ikna" terimleri, suçun manevi cebir veya telkin yoluyla işlenebileceğini gösteren anahtar kavramlardır.
Teşvik fiili, henüz açlık grevine başlamamış bir kişiyi bu yönde karar almaya sevk etmek veya bu kararı güçlendirmektir. İkna ise, özellikle ölüm orucu gibi geri dönülemez sonuçları olan eylemlerde, mağdurun tereddütlerini gidermek ve onu eylemi sürdürmeye razı etmek anlamına gelir. Adliye pratiğinde, bu suçun sübutu için failin mağdur üzerindeki nüfuzu, kullanılan propaganda materyalleri ve eylemin örgütsel bir talimat kapsamında olup olmadığı titizlikle incelenmektedir.
"Beslenmenin engellenmesi nedeniyle kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinden biri veya ölüm meydana gelmiş ise, ayrıca kasten yaralama veya kasten öldürme suçlarına ilişkin hükümlere göre cezaya hükmolunur."
Kaynak: Türk Ceza Kanunu - Madde 298/3
Bu suç tipinde, failin kamu görevlisi olması gerekmemektedir; diğer mahkumlar veya dışarıdan kuruma müdahale eden üçüncü kişiler de fail olabilir. Ancak eylemin "ikna" veya "teşvik" olarak nitelendirilebilmesi için, ifade özgürlüğü sınırlarının aşılması ve somut bir tehlikenin ortaya çıkması gerekmektedir. Yargıtay, salt siyasi bir eleştiri mahiyetindeki söylemleri bu suç kapsamında değerlendirmeme eğilimindedir.
Ceza İnfaz Kurumlarında Beslenmenin Engellenmesi ve İşkence/Kötü Muamele Sınırı
Hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme suçu, çoğu zaman TCK m. 94 (İşkence) veya TCK m. 96 (Eziyet) suçları ile karıştırılabilmektedir. Aradaki temel fark, fiilin saiki ve uygulanma biçimidir. Eğer beslenmenin engellenmesi, mağdura sistematik bir şekilde acı çektirmek, aşağılamak veya belli bir itirafta bulunmasını sağlamak amacıyla yapılıyorsa, TCK 298 yerine daha ağır yaptırım öngören işkence hükümleri uygulanmalıdır.
TCK 298, daha ziyade kurum içi disiplin mekanizmalarının kötüye kullanılması veya mahkumlar arasındaki baskı gruplarının faaliyetlerini hedef alır. Mahkeme kararlarında bu ayrımın net yapılabilmesi için, fiilin süresi, yoğunluğu ve mağdurun üzerinde bıraktığı fiziksel-psikolojik etkiler bilirkişi raporları (özellikle Adli Tıp Kurumu raporları) ile desteklenmelidir. Beslenmenin sistematik reddi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca da 3. madde (İşkence ve Kötü Muamele Yasağı) kapsamında değerlendirilmektedir.
| Suç Tipi | Fail | Mağdur | Temel Fiil |
|---|---|---|---|
| Hak Engelleme (298/1) | Herkes (Genelde Görevli) | Tutuklu/Hükümlü | Yasal hakları kullandırmama |
| Beslenmeyi Engelleme (298/2) | Herkes | Tutuklu/Hükümlü | Gıdaya erişimi fiziksel kesme |
| Teşvik/İkna (298/2-son) | Herkes | Tutuklu/Hükümlü | Açlık grevi/Ölüm orucuna sevk |
| Neticesi Sebebiyle Ağırlaşmış | Herkes | Tutuklu/Hükümlü | Ölüm veya ağır yaralanma |
CMK 301 ve 302 Uyarınca Temyiz İncelemesinde Hukuka Aykırılık Denetimi
TCK 298 kapsamındaki mahkumiyet veya beraat hükümlerinin temyiz aşamasında, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 301. maddesi uyarınca Yargıtay, yalnızca temyiz başvurusunda belirtilen hususları inceleme konusu yapar. Ancak bu kuralın istisnası, CMK 289'da belirtilen "hukuka kesin aykırılık" halleridir. TCK 298 gibi ispatı zor ve tanık beyanlarına dayanan suçlarda, hükmün gerekçeli olması hayati önem taşır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, mahkeme hükmünün "Türk Milleti Adına" verilmiş olması ve CMK 297/1-c maddesinde belirtilen; iddia, savunma, delillerin tartışılması ve hukuki nedenlerin gerekçede açıkça gösterilmesi zorunludur. TCK 298 maddesi uygulanırken, failin kasten hareket ettiğine dair somut verilerin gerekçede yer almaması, hükmün bozulmasına sebebiyet verecektir.
"Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar. ... Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar."
Kaynak: Ceza Muhakemesi Kanunu - Madde 301/1 - 302/2
Uygulama Notu: Temyiz dilekçesinde, mahkemenin hangi delili neden reddettiği veya hangi maddi vakıayı yanlış nitelendirdiği spesifik olarak belirtilmelidir. CMK 302/3 uyarınca, dilekçede açıklanmış olmasa bile saptanan diğer hukuka aykırılıklar da bozma ilamında gösterilebilir; ancak bu durum savunma stratejisini zayıflatmamalıdır.
Yargı Kararlarında Gerekçe İlkesi ve TCK 298 Uygulamalarındaki Yansımaları
Ceza mahkemeleri, TCK 298 kapsamındaki yargılamalarda genellikle "kurum raporları" ve "infaz koruma memuru tutanakları"na dayanmaktadır. Ancak, Anayasa'nın 141/3. maddesi ve HMK 297/1-c (ceza yargılamasında CMK 230/1-c) maddeleri uyarınca, bu belgelerin isabetle takdir edildiğini gösteren, geçerli ve yasal bir gerekçe oluşturulmalıdır. Salt tutanak tekrarı, Yargıtay tarafından "gerekçesiz karar" olarak nitelendirilmekte ve bozma nedeni sayılmaktadır.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/1141 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; gerekçe, hakimin tespit ettiği maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi görmelidir. TCK 298 suçunda, failin engelleme fiilini hangi saikle gerçekleştirdiği ve mağdurun bu engelleme karşısında hangi hakkından mahrum kaldığı gerekçede şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanmalıdır.
"Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir."
Kaynak: 10. Hukuk Dairesi - Esas No: 2022/13040 - Karar No: 2024/1141
Adliye pratiğinde, özellikle açlık grevine teşvik suçlamalarında, sanığın sadece insani yardım amaçlı eylemlerinin suç olarak nitelendirilmesi riski bulunmaktadır. Bu noktada mahkemenin, sanığın kastını (örgütsel mi, insani mi?) somut delillerle gerekçelendirmesi gerekir. Aksi takdirde, yukarıda zikredilen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca "keyfiliği önleme" amacı ihlal edilmiş olacaktır.
İspat Vasıtaları ve Delillerin Takdirinde Adliye Pratiği
TCK 298 suçunun ispatında en kritik delil, kurum içi kamera kayıtları (CCTV) ve iaşe çizelgeleridir. Failin beslenmeyi engellediği iddiası söz konusu olduğunda, mağdurun gıdaya erişiminin teknik olarak kesilip kesilmediği bu kayıtlarla sabitlenmelidir. İkna ve teşvik fiillerinde ise, koğuş aramalarında ele geçirilen mektuplar, örgütsel dokümanlar ve tanık beyanları (diğer mahkumlar veya görevliler) ön plana çıkar.
Tanık beyanlarının takdirinde, ceza infaz kurumunun kapalı yapısı göz önünde bulundurulmalıdır. Çoğu zaman mağdur ile fail arasında husumet bulunabilmekte veya görevliler kendi kusurlarını gizlemek için tutanak tanzim edebilmektedir. Mahkeme, CMK 217 maddesi uyarınca, huzurda dinlenmeyen tanığın beyanını tek başına hükme esas almamalı, beyanlar arasındaki çelişkileri gidermelidir.
Uygulama Notu: Müdafilerin, olay gününe ait tüm kamera kayıtlarının ham hallerini (kesintisiz) talep etmeleri ve iaşe listelerinin mağdurun sağlık durumuna (diyabet, tansiyon vb.) uygunluğunu diyetisyen bilirkişi raporuyla denetletmeleri ispat gücünü artıracaktır.
İdari Gözetim ve Tutukluluk Hallerinde Temel Hakların Korunması
TCK 298 yalnızca cezaevleri ile sınırlı değildir; Geri Gönderme Merkezleri (GGM), çocuk bakım evleri veya huzurevleri gibi kişilerin devlet gözetiminde bulunduğu tüm alanlarda uygulanabilir. Örneğin, 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu uyarınca koruma altında bulunan çocukların haklarının veya beslenmelerinin engellenmesi de bu suçun konusunu oluşturur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/5891 sayılı kararında belirttiği üzere, korunma kararlarının kaldırılması veya uygulanması süreçlerinde çocukların hak ve menfaatleri esastır. Eğer bir çocuk, kurumda haklarını kullanamıyor veya beslenmesi engelleniyorsa, sorumlu personel hakkında TCK 298 üzerinden soruşturma açılması gerekmektedir. Kamu düzenine ilişkin bu tür durumlarda yargı, "görev" ve "husumet" hususlarını re'sen dikkate almalıdır.
"Korunma kararının kaldırılmasına yönelik istek korunma altında bulunan çocuğun hak ve menfaatleriyle ilgilidir. ... Görev kamu düzenine ilişkin olup, her aşamada mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır."
Kaynak: 2. Hukuk Dairesi - Esas No: 2023/8339 - Karar No: 2023/5891
Bu bağlamda, idari gözetim altındaki yabancıların da GGM bünyesinde beslenme haklarının ihlali durumunda, TCK 298 suç duyurusuna konu edilebilir. Adliye pratiğinde bu suçlar genellikle "Görevi Kötüye Kullanma" (TCK 257) ile içtima ettirilmek istense de, TCK 298'in özel bir norm olduğu unutulmamalıdır.
Suçun Manevi Unsuru: Özel Kast ve Saik Tartışmaları
Hak kullanımını ve beslenmeyi engelleme suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Failin, mağdurun bir hakkını kullanmasını engelleme veya beslenmesini kesme iradesine sahip olması gerekir. TCK 298/2'deki "teşvik" ve "ikna" fiilleri ise doğası gereği özel bir saik ve yoğunlaşmış bir kast gerektirir. Failin amacı, mağdurun sağlığını veya yaşamını tehlikeye atacak bir eylemi gerçekleştirmesini sağlamaktır.
Hukuki tartışmalarda, failin "ihmali" davranışının TCK 298 kapsamında kalıp kalmayacağı sorusu önem kazanır. Kanun metni "engelleme" fiilini kullandığı için, genellikle aktif bir davranış (icrai hareket) aranmaktadır. Ancak, besleme yükümlülüğü altında olan bir kamu görevlisinin gıdayı kasten vermemesi, ihmali davranışla işlenen icrai bir suç niteliği taşıyabilir.
Editörün Notu: TCK 298/2 son cümlede yer alan teşvik suçunda, failin sadece eylemi övmesi yeterli görülmemeli; mağdurun iradesi üzerinde doğrudan bir etki oluşturup oluşturmadığı analiz edilmelidir. Siyasi bir söylem, somut bir teşvik boyutuna ulaşmadığı sürece cezalandırılamaz.
Koruma Tedbirleri ve Erişimin Engellenmesi Kararlarının Usulü
TCK 298 kapsamında açlık grevine teşvik veya ölüm orucuna ikna eylemleri bazen internet ortamında yapılan yayınlarla gerçekleştirilmektedir. Bu durumda, 5651 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca "erişimin engellenmesi" tedbiri gündeme gelebilir. Yönetmeliğin 13. maddesi uyarınca, soruşturma evresinde hakim, kovuşturma evresinde mahkeme bu kararı verebilir.
Erişimin engellenmesi kararında, suça ilişkin yeterli şüphe sebeplerinin neler olduğu ve hangi URL adresi üzerinden suçun işlendiği net bir şekilde belirtilmelidir. Özellikle ölüm orucuna davet niteliğindeki dijital içeriklerin "yaşam hakkına müdahale" teşkil etmesi nedeniyle, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kararların 24 saat içinde hakim onayına sunulması usulü işletilmelidir.
"Koruma tedbiri olarak verilen erişimin engellenmesine ilişkin karara, Başkanlıkça ve Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre ilgililer tarafından itiraz edilebilir. ... Kararda suça ilişkin yeterli şüphe sebeplerinin neler olduğu belirtilir."
Kaynak: İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Yönetmelik - Madde 13-15
Dijital delillerin toplanmasında, içeriğin sadece başlığı değil, içeriğin bütününün mağdur kitleyi açlık grevine veya ölüm orucuna sevk etme kapasitesi bilirkişilerce (sosyolog, psikolog ve bilişim uzmanı) değerlendirilmelidir. Erişim engelleme kararlarının ölçülülük ilkesine uygunluğu, ifade özgürlüğü dengesi gözetilerek denetlenmelidir.
Adliye Pratiğinde Şikayet ve Soruşturma Süreçlerinin Yönetimi
TCK 298 kapsamındaki suçlar re'sen soruşturulur; yani mağdurun şikayeti aranmaz. Ancak uygulamada, bu tür eylemler kurumun kapalı kapıları arkasında gerçekleştiği için, mağdur veya vekili tarafından yapılacak bir şikayet dilekçesi soruşturmanın fitilini ateşler. Şikayet dilekçesinde, engelleme fiilinin tarihi, yeri ve failin kimliği (mümkünse sicil numarası veya fiziksel tarifi) açıkça yazılmalıdır.
Cumhuriyet Savcılığı, suç duyurusu üzerine kurumdan olay anı görüntülerini ve nöbet listelerini talep etmelidir. Eğer fail bir kamu görevlisi ise, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca "soruşturma izni" alınması gerekebilir. Ancak TCK 298 suçunun "ağır cezalık suçüstü" hali veya "işkence" boyutuna varması durumunda izin prosedürü işletilmeden doğrudan soruşturmaya geçilmesi yönünde hukuki görüşler mevcuttur.
Kritik Risk Analizi: Soruşturma aşamasında delillerin karartılma riski yüksektir. Bu nedenle, suç duyurusu yapılır yapılmaz "delil tespiti" talebinde bulunulmalı ve kamera kayıtlarının üzerine yazılmadan (genellikle 30 günlük döngü) imajlarının alınması sağlanmalıdır.
Hak Düşürücü Süreler ve Kamu Malı Niteliğindeki Alanların Korunması
TCK 298 konusuyla doğrudan ilgili olmasa da, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki alanlarda (cezaevleri, kurumlar) gerçekleşen hak ihlallerinde zamanaşımı ve usul kuralları, mülkiyet hukukundaki "kamu malı" tartışmalarına benzer bir sertlikte uygulanır. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kamu malı iddiasıyla açılan davalarda 10 yıllık hak düşürücü süre uygulanmamaktadır.
Bu mantık ceza hukukuna uyarlandığında; devletin gözetimi altındaki bireylerin yaşam hakkının ihlali veya beslenmelerinin engellenmesi durumunda, idari sorumluluk ve rücu davaları açısından zamanaşımı süreleri, suçun niteliğine göre uzayabilir. Özellikle TCK 298/3 kapsamındaki ölüm veya ağır yaralanma durumlarında, ceza davası zamanaşımı dolmadan tazminat davası zamanaşımı da dolmayacaktır (Borçlar Kanunu m. 72/1 - Ceza Zamanaşımı Kuralı).
"Kamu Malı savıyla açılacak davalarda 3402 sayılı Kanun'un 12/3 maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmayacağı konusundaki Yargıtay kararları yerleşik içtihat halini almıştır. ... Hazine tarafından açılacak bu tür davaların (10) yıllık hak düşürücü süreye tabi olmadığı istikrarlı bir şekilde uygulanmaktadır."
Kaynak: 20. Hukuk Dairesi - Esas No: 2011/17660 - Karar No: 2012/5900
Bu içtihat, devlet kurumlarının işleyişindeki hukuka aykırılıkların zaman geçmesiyle "temizlenemeyeceği" ilkesini pekiştirmektedir. Ceza infaz kurumlarında yaşanan hak engellemeleri de bu perspektifle ele alınmalı; usul hatalarının esası zedelememesi sağlanmalıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Mahkumun kendi rızasıyla başladığı açlık grevinde gardiyanın müdahale etmemesi TCK 298 suçunu oluşturur mu?
Hayır, TCK 298/2'deki "engelleme" fiili aktif bir engel gerektirir. Ancak personelin, mahkumun sağlığı kritik aşamaya geldiğinde tıbbi müdahale için gerekli bildirimleri yapmaması "görevi ihmal" veya neticeye göre "ihmali davranışla kasten öldürme/yaralama" suçlarını oluşturabilir. TCK 298, daha ziyade beslenmek isteyen birinin engellenmesini veya beslenmeyenin buna teşvik edilmesini kapsar.
2. Açlık grevindeki bir mahkuma zorla gıda verilmesi "hak kullanımı engelleme" kapsamına girer mi?
AİHM ve yerleşik yargı pratiği uyarınca, kişinin bilinci açıkken rızası dışında yapılan tıbbi müdahale veya zorla besleme "işkence yasağı" kapsamında değerlendirilebilir. Ancak bilincin kapandığı ve hayati tehlikenin baş gösterdiği anlarda yapılan "yaşamı koruma amaçlı" müdahaleler genellikle hukuka uygunluk nedeni olarak görülmektedir. TCK 298/1'deki hak kullanımı engelleme, kanuni hakların kısıtlanmasını hedefler; tıbbi zorunluluk hali bu kapsamda değildir.
3. Bir avukatın müvekkiline "hak arama yolu olarak açlık grevi yapabilirsin" demesi teşvik suçunu oluşturur mu?
Hukuki danışmanlık sınırları içerisinde kalan, sadece bir yöntem olarak hatırlatılan ve ikna/cebir içermeyen söylemler ifade özgürlüğü ve savunma hakkı kapsamındadır. Ancak avukatın, müvekkilini ölüm orucuna ikna etmek için manevi baskı kurması veya örgütsel bir talimatı iletmesi durumunda TCK 298/2 uygulama alanı bulabilir.
4. Beslenmeyi engelleme suçu nedeniyle açılan bir davada "gerekçesiz karar" ne anlama gelir?
Eğer mahkeme, sanığın gardiyan olduğunu ve mağdurun o gün yemek yemediğini tespit edip doğrudan mahkumiyet kurmuşsa; ancak gardiyanın yemek dağıtımını kasten mi yapmadığı, yoksa mağdurun mu reddettiği konusundaki delilleri tartışmamışsa bu karar gerekçesizdir. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin istikrarlı kararlarına göre, delillerin tartışılmadığı ve vakıalarla sonuç arasında mantıksal bağ kurulmadığı her hüküm bozulmalıdır.
Kaynakça
- Türk Ceza Kanunu (5237 Sayılı)
- Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 Sayılı)
- Yargıtay 10. Hukuk Dairesi Kararı, E: 2022/13040, K: 2024/1141
- Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Kararı, E: 2023/8339, K: 2023/5891
- Yargıtay 20. Hukuk Dairesi Kararı, E: 2011/17660, K: 2012/5900
- İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesine Dair Yönetmelik
Yasal Uyarı: Bu makale, 2026 yılı güncel hukuk pratiği ve sağlanan içtihatlar çerçevesinde profesyonel hukukçular için hazırlanmış akademik bir analizdir. İçerikte yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup, somut olayların kendine has özellikleri ve delil durumu nedeniyle doğrudan uygulanması hukuki risk doğurabilir. Herhangi bir hak kaybına uğramamak adına profesyonel hukuki danışmanlık alınması zorunludur. Metinde yer alan vaka analizleri KVKK kapsamında anonimleştirilmiştir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.