ictihat
10. Hukuk Dairesi 2022/13040 E. , 2024/1141 K.
# 10. Hukuk Dairesi 2022/13040 E. , 2024/1141 K.
10. Hukuk Dairesi 2022/13040 E. , 2024/1141 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
SAYISI : 2018/315 Esas, 2021/115 Karar
HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul
Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemce bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı taraf vekilleri vekili tarafından temyiz edilmek ve de davalılar Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş. ile... ... vekilleri tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma taleplerinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 08.03.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş. adına Av. ... ile davacılar adına Av. .... geldiler. Diğer duruşmalı temyiz eden ... adına ve diğer davalılar adlarına gelen olmadı. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek bırakılan günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemiz’e gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı anne .... vekili 2012 yılında asıl davayı açarak 15.488,87 TL maddi tazminatın davalılar Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş., ..., ... ve.... ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacılar anne ..., baba ... ve kardeşler ..., ... ve ... vekili 2014 yılında birinci birleşen davayı açarak anne ve baba için 60.000,00'er TL, kardeşler için 40.000,00'er TL manevi tazminatın davalılar Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş., ... ve... ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davacı baba ... vekili bozma kararından sonra 2019 yılında ikinci birleşen davayı açarak dava dilekçesinde 100,00 TL maddi tazminatın davalılar Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş., ..., ... ve... ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ettikten sonra bu maddi tazminat istemini davalı ... dışındaki diğer davalılar yönünden 118.128,90 TL’ye arttırmıştır.
II. CEVAP
Davalılar vekilleri özetle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 17.12.2015 tarih ve 2012/184 Esas, 2015/311 Karar sayılı kararıyla; iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %20, davalı şirketin %20, davalı...'in %40, davalı ...'ın %20, bu %20 kusurun içinde olmak kaydıyla %5'lik kısmın davalı şantiye şefi ...'e ait olduğu kabulünden hareketle asıl dava dosyasında davacı annenin maddi tazminat isteminin kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında davacılar anne ve babanın manevi tazminat istemlerinin kabulüne, kardeşler lehine 20.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine, tazminatların davalılar Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş., ..., ... ve... ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
Mahkemenin 17.12.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi'nin 02.07.2018 tarih ve 2016/19801 Esas, 2018/5912 Karar sayılı kararı ile tarafların sair temyiz itirazları incelenmeksizin aynı olaya ilişkin ceza dava dosyasının celp edilerek bu ceza dava dosyasında alınan bilirkişi kusur raporları ve özellikle davalı ...'in kaza tarihinde izinli olup olmadığı konusu üzerinde durulup, işçi sağlığı-iş güvenliği konularında uzman farklı bir bilirkişi kuruluna konunun yeniden incelettirilmesi, tüm bu hususları ve delilleri değerlendiren, 28.10.2012 tarihli ve 16.10.2014 tarihli kusur raporları arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde yeni bir bilirkişi kusur raporu aldıktan sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği, kabul ve uygulamaya göre de, davalı ...'in yalnızca asıl dava dosyasında davalı durumda olduğu, manevi tazminat istemlerine ilişkin birinci birleşen dava dosyasında davalı olmadığı dikkate alındığında, karar başlığında hangi davalıların asıl dosyanın davalısı, hangilerinin birleşen dosya davalısı oldukları konusunda bir ayrım yapılmadığından dolayı, birleşen dava dosyası ile ilgili karar verilirken hüküm altına alınan manevi tazminatların davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmek suretiyle, davalı ...'in de manevi tazminatlardan sorumlu tutulması sonucunu doğrurur şekilde talebin aşılmasının isabetsiz olduğu gerekçeleri ile mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra verilen temyiz incelemesine konu 28.05.2021 tarihli kararda iş kazasının meydana gelişinde ... sigortalının %20, asıl işveren olarak nitelendirilen davalı şirketin %40, bu %40 kusurun içinde olmak kaydıyla %2’lik kısmın davalı ...'a ait olduğu, alt işveren olarak nitelendirilen davalı...'in %40 oranında kusurlu olduğu, davalı ...’in şantiye şefi olarak kaba inşaat işine ara verildiğinden ve üzerini kapattığı asansör boşluğu izinliyken dikkatsizlik sonucu açılarak bilgisi dışında çalışma yapıldığından bu olayın meydana gelmesinde bir kusurunun olmadığı kabulünden hareketle asıl dava dosyasında davacı annenin maddi tazminat isteminin tüm davalılar yönünden kabulüne, birinci birleşen dava dosyasında tüm davalılar yönünden davacılar anne ve babanın manevi tazminat taleplerinin kabulüne, davacı kardeşler lehine 20.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine, ikinci birleşen dava dosyasında tüm davalılar yönünden davalı ... 100,00 TL ile sınırlı olarak sorumlu tutulmak üzere davacı babanın maddi tazminat isteminin kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin temyiz incelemesine konu 28.05.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan manevi tazminatların az olduğunu, davacılar anne ve babanın manevi tazminat talepleri kabul edilmiş olmasına karşın manevi tazminat red vekalet ücretinden bu davacıların da sorumlu tutulmalarının hatalı olduğunu, bakiye ömrün TRH-2010 tablosu yerine PMF-1931 yaşam tablosuna göre belirlenmesinin isabetsiz olduğunu, asıl ve birleşen davalarda başvuru harcı, peşin harç ve ıslah harçlarının yargılama giderlerine dahil edilip kabul red oranında paylaştırılmasının hatalı olduğunu, ikinci birleşen davada davalı ... yönünden talepleri kabul edilmiş olmasına karşın yargılama giderinden bu davalının yalnızca 0,63 TL’den sorumlu tutulmasının doğru olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı... vekili temyiz dilekçesinde özetle, bozma ilamının mahkemece yanlış değerlendirildiğini, bozma gereğinin yerine getirilmediğini, ceza dava dosyasının değerlendirilmediğini, hüküm altına alınan manevi tazminatların fazla olduğunu, müvekkilinin ödediği 5.000,00 TL'nin tenzil edilmediğini, ceza dava dosyasının Yargıtay tarafından bozulması sonucunda inşaatın şantiye şefi davalı ... Yöndem'in talimatla Edirne 7. Asliye Ceza Mahkemesi 2019/323 talimat sayılı dosyasında mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde “ben bu inşaatın şantiye şefi değilim, bir mühendis arkadaşımın ricası üzerine sözleşmeye imza attım, ne fabrika müdürünü ne de diğer kişileri tanımam, Uzunköprü ilçesine hiç gitmedim” şeklinde beyanda bulunduğu halde; kusur durumunu değiştirebilecek bu beyanın dikkate alınmadığını, ... sigortalının tam kusurlu olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalılar ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, bilirkişi raporunda bir kez hataya düşülerek davalı şirket yetkilisinin adının ... olmasına rağmen kusurlu olarak sehven müvekkili ...'in adının yazılmasının sürekli şekilde bu hatanın tekrarlanmasına yol açtığını, her ne kadar düzeltilmesini talep ettilerse de düzeltilmeyen bu yanlışlığın müvekkilinin mağduriyetine ve kendisine kusur atfedilmesine sebebiyet verdiğini, müvekkili ...'in 28.11.2011 tarihinde inşaatta herhangi bir faaliyet olmadığından izine ayrıldığını, 15.12.2011 tarihine kadar da izin kullandığını, inşaatta o sırada faaliyet olmadığının şantiye yapı denetim defterinden de anlaşıldığını, her türlü güvenlik tedbirleri alındıktan sonra makine montaj işlemleri nedeniyle inşaat faaliyetlerine ara verildiğini, dosyada tanık olarak dinlenen ... ’in de dosyada beyan ettiği üzere; inşaatta makine montaj işlemlerini gerçekleştiren kişilerin malzemeleri yukarı çekmek için kazanın olduğu asansör boşluğundaki güvenlik tedbiri olan kapatma malzemelerini kaldırdıklarını ve tanığın kendisinin bunu yapanları uyardığını belirttiğini, inşaat faaliyetlerine ara verildiği dönemde müvekkilleri ... ve ...'in olayın olduğu tarihte orada olmadıklarından inşaatı kontrol etmelerinin mümkün olmadığını, müvekkillerine böyle bir misyon yüklenmesinin hem kanuna hem de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kusur raporunda müvekkili ...'in kusursuz bulunmasına rağmen müvekkili hakkında da davanın kabul edilmesinin kabul edilebilir nitelikte olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkilinin asıl işveren olmadığını, işin anahtar teslim olarak verildiğini, müvekkilinin kusursuz olduğunu, kazanın müteveffanın ağır kusurundan kaynaklandığını, hakkaniyet indirimi uygulanmasını talep ettiklerini, müteveffanın vefatı nedeniyle davacılara SGK veya başkaca bir kurumdan yapılan ödemeler, bağlanan gelirler ve peşin sermaye değerinin hesaplanacak olan tazminattan mahsup edilmesi gerektiğini, her ne kadar hükme esas alınan 03.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacı ... bakımından mahsup işlemi gerçekleşmiş olsa da yargılama aşamasında geçen süre içerisinde davacı ...'e bağlanan ek bir gelir veya gelirde meydana gelen bir artış sebebi ile peşin sermaye değerinde bir değişiklik olabileceğinden güncel peşin sermaye değeri tespit edilmeksizin 2014 tarihli peşin sermaye değeri üzerinden mahsup işlemi yapıldığını, yapılan bu mahsup işleminin eksik ve hatalı olduğunu, bunun yanında hükme esas alınan 03.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda davacı baba ... bakımından yapılan hesaplamada, SGK tarafından gelir bağlanıp bağlanmadığı ve gelir bağlandı ise bağlanan gelirin peşin sermaye değerine ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmadığı hususunun irdelenmediğini ve mahsup işlemi yapılamadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 439 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
Anayasamızın 141 inci maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bu kapsamda yargılamanın açık olarak yapılması ve yargılamanın sonunda verilen kararın da açıkça belirtilmesi esastır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 28 inci maddesinde de bu husus belirtilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 294 üncü maddesinde hüküm, hükmün verilmesi ve tefhimi; "(1) Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. (2) Hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada verilir ve tefhim olunur. (3) Hükmün tefhimi, her hâlde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. (4) Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hâllerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. (5) Hükmün tefhimini, duruşmada bulunanlar ayakta dinler. (6) Hükme ilişkin hususlar, niteliğine aykırı düşmedikçe, usule ilişkin nihai kararlar hakkında da uygulanır." şeklinde açıklanmıştır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 nci maddesinde de bir Mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği "(1) Hüküm "Türk Milleti Adına" verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar. a)Hükmü veren Mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Buna göre bir Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir.
Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini kendiliğinden araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst Mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472).
Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.
Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Yukarıda vurgulanan hususlar, Hukuk Genel Kurulu'nun 19.04.2006 gün ve E:2006/4-142, K:229; 05.12.2007 gün ve E:2007/3-981, K:936; 23.01.2008 gün ve E:2008/14-29, K:4; 19.03.2008 gün ve E:2008/15-278, K:254; 18.06.2008 gün ve E:2008/3-462, K:432; 21.10.2009 gün ve E:2009/9-397, K:453; 24.02.2010 gün ve E:2010/1-86, K:108; 28.04.2010 gün ve E:2010/11-195, K:238; 22.06.2011 gün ve E:2011/11-344, K:436; 08.02.2012 gün 2011/10-726 E, 2012/57 K;28.09.2012 gün 2012/3-444 E ,2012/638 K.; 16.03.2012 gün 2012/2-97 E,2012/203 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Yine 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yer alan "Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği Kanun koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir." şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa’nın 141/3 üncü maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nun 297 nci maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir.
Öte yandan, Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir.
Ayrıca 6100 sayılı HMK'nun 166 ncı (Mülga HUMK. nun 45 inci) maddesine göre ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları halinde birleştirilerek bakılabilmesi mümkün olup, davaların birleştirilmesi sadece birleştirilen davaların yargılama safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla, birleştirmeye konu davalar bağımsız kimliklerini korurlar.
Somut olayda, bozmadan sonra alınan ve itibar edilen bilirkişi kusur raporlarında aynı olaya ilişkin ceza dava dosyasının ve o dosyada alınan kusur raporlarının değerlendirilmediği açık olduğuna göre mahkemece bozma gereğinin yerine getirildiğinden bahsedilebilmesi mümkün değildir. Yine uyulmasına karar verilen bozma ilamında davalı ...'in manevi tazminat istemlerine ilişkin (birinci) birleşen dava dosyasında davalı olmadığı dikkate alındığında, adı geçen davalının da sorumluluğuna neden olacak şekilde hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu belirtilmesine karşın temyiz incelemesine konu eldeki kararın gerekçeli karar başlığında asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden bir ayrıma gidilmemiş olmasından dolayı davalı ...'in hüküm altına alınan manevi tazminat tutarlarından da sorumluluğu sonucunu doğuracak şekildeki aynı hatalı neticenin ortaya çıkması da bozma gereğinin yerine getirilmemesi sonucunu doğurmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verildiğine göre bozma gereği yerine getirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Kabul ve uygulamaya göre de;
1-Hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporlarında asıl dava dosyasının ve ikinci birleşen dava dosyasının davalısı....'e kusur verilmemiş olmasına rağmen adı geçen davalının hüküm altına alınan tazminatlardan hangi gerekçe ile sorumlu tutulduğunun gerekçede açıklanmamış olması,
2-Bozmadan sonra alınan 17.12.2018 tarihli bilirkişi kusur raporunda kaba inşaat işini yapan davalı ...’e kusur verilmediği, devam eden aşamada alınan 27.05.2019 tarihli son bilirkişi kusur raporunda davalı şirketin dava dışı işletme şefi ...’e kusur verilmek istenirken isim karıştırılarak davalı ...’in isminin yazılması şeklindeki hatanın mahkemece farkedilmeyerek gerekçede davalı ...’e kusur verildiğinin yazılması ve bu davalının tazminatlardan sorumlu tutulması nedeniyle gerekçe ile dosya içeriği arasında çelişki meydana getirilmesi,
3-Mahkemece bozulan kararın gerekçesi aynen kopyalanıp sonuna eklemeler yapıldığı için birbiri ile çelişen gerekçe paragraflarının ortaya çıkarılması, diğer bir deyişle 10.01.2021 tarihli bilirkişi hesap raporunda davacı annenin maddi zararının 15.488,87 TL olarak değil 117.696,53 TL olarak hesaplandığı dikkate alındığında gerekçede “Mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdi edilmek üzere Ankara Nöb. İş Mahkemesine gönderilmiştir. Bilirkişi Av..... 11.08.2015 havale tarihli bilirkişi raporunda; davacı hak sahibi ...'in SGK tarafından karşılanmayan gerçek zararının 15.488,87 TL olduğu, kaza tarihinden itibaren yasal faiz talep edebileceği yönünde görüş bildirmiştir. Mahkememizce gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporuna itibar edilmiştir.” açıklaması yapıldıktan sonra gerekçenin devamında “Mahkememizce maddi tazminat hesabı yönünden aldırılan 10.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacı hak sahibi ...'in SGK tarafından karşılanmayan gerçek zararının 15.488,87-TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, mahkememizce gerekçeli ve denetime açık bilirkişi raporu hükme dayanak yapılarak 15.488,87 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e verilmesine karar vermek gerekmiştir. Mahkememizin 2018/315 Esas sayılı dosyası üzerinde birleşen 2019/22 Esas sayılı dosyasındaki maddi tazminat talebi yönünden; davacı hak sahibi ...'in SGK tarafından karşılanmayan gerçek zararının 118.128,90 TL olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, Mahkememizce gerekçeli ve denetime açık 10.01.2021 tarihli bilirkişi raporu hükme dayanak yapılarak 118.128,87 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı ...'e verilmesine karar vermek gerekmiştir.” şeklinde gerekçe yazılmak suretiyle gerekçenin hem kendi içindeki açıklamalarla hem de dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerle çelişkili hale getirilmesi,
4-Tüm mirasçıları zaten davada taraf ise de davacı anne ...'nin 16.04.2021 tarihinde İlk Derece Mahkemesi kararından kısa bir süre önce vefat ettiği dikkate alındığında hükümde bu husus gözetilmeksizin ölü davacı anne ... lehine asıl ve birinci birleşen dava dosyasında lehine ve aleyhine hükümler kurulması,
5-Asıl dava dosyasında alınması gereken karar ve ilam harcından 21,15 TL başvuru harcı ve 42,65 TL ıslah harcı mahsup edilmesi gerekirken ikinci birleşen dosyanda yatırılan 404,00 TL tutarındaki ıslah harcının da asıl dava dosyasında alınması gereken harçtan mahsup edilmesi hatalıdır.
Mahkemece yapılacak iş; 02.07.2018 tarihli bozma ilamının gereklerini yerine getirmek noktasında aynı olaya ilişkin ceza dava dosyası ve o dosyada alınan bilirkişi kusur raporları ve özellikle davalı ...'in kazanın meydana gelen iş yerinde gerçekten çalışıp çalışmadığı, çalışıyor ise kaza tarihinde izinli olup olmadığı konuları üzerinde durulup işçi sağlığı-iş güvenliği konularında uzman farklı bir bilirkişi kuruluna konuyu yeniden incelettirmek, tüm bu hususları ve delilleri değerlendiren, 28.10.2012 tarihli, 16.10.2014, 17.12.2018 ve 27.05.2019 tarihli kusur raporları arasındaki çelişkileri gideren yeni bir bilirkişi kusur raporu alarak kusurun oran ve aidiyetini tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit etmek, gerekçeli karar başlığında asıl ve birleşen dava dosyalarının davacıları ve davalılarının ayrı ayrı gösterilmesi gerektiğini, hüküm altına alınan tazminatlardan sorumlu tutulan davalıların hangi nedenlerle sorumlu tutulduklarının açık ve anlaşılır gerekçelerle açıklanması gerektiğini, gerekçede yapılan açıklamaların dosya içeriği ve gerekçede yapılan diğer açıklamalarla çelişmemesi gerektiğini göz önünde bulundurmak, davacı anne ...'nin 16.04.2021 tarihinde İlk Derece Mahkemesi kararından kısa bir süre önce vefat ettiğini dikkate alarak davacı anne lehine hüküm altına alınacak tazminatlar, lehine ve aleyhine hüküm altına alınacak harç, yargılama gideri ve vekalet ücretleri ile ilgili hükümler kurulurken bu hususu gözetmek ve usuli kazanılmış hakları da dikkate alarak çıkacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre temyiz eden tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililerine iadesine,
Davacılar yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık parasının davalılara yükletilmesine, davalılardan Tarım Kredi Gıda San. ve Tic. A.Ş. avukatı yararına takdir edilen 17.100,00 TL duruşma avukatlık parasının davacılara yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.