TCK 224 Kapsamında Sabit Platformların İşgali Suçu ve Deniz Yetki Alanlarında Yargılama Pratiği
Kamu Güvenliği ve Kamu Barışı SuçlarıYazar: EmsalDava Editör Ekibi

TCK 224 Kapsamında Sabit Platformların İşgali Suçu ve Deniz Yetki Alanlarında Yargılama Pratiği

Türk Ceza Kanunu m. 224 uyarınca kıta sahanlığı veya münhasır ekonomik bölgedeki sabit platformların cebir veya tehditle ele geçirilmesi fiili, beş yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ve gerçek içtima kurallarının uygulanmasını gerektiren ağır bir suç tipidir. Yargılama sürecinde teknik bilirkişi raporları ve uluslararası deniz hukuku normları ispat yükünün belirlenmesinde belirleyici rol oynamaktadır.

Türk Ceza Kanunu’nun "Ulaşım Araçlarına veya Sabit Platformlara Karşı Suçlar" başlıklı altıncı bölümünde düzenlenen 224. madde, Türkiye’nin egemenlik hakları ve yetki alanları dahilindeki stratejik tesislerin korunmasını amaçlar. 5237 sayılı TCK m. 224 uyarınca; kıt'a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgede kurulmuş sabit bir platformu cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla ele geçiren, zapteden veya kontrolü altına alan kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suç, sırf hareket suçu niteliğinde olmayıp, platformun kontrolünün fiilen veya hukuken ele geçirilmesiyle tamamlanır. Suçun işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiillerinin gerçekleşmesi durumunda gerçek içtima hükümleri uygulanarak faile her bir suçtan ayrı ayrı ceza verilmesi yasal zorunluluktur.

TCK 224 Maddesinin Koruduğu Hukuki Değer ve Tipiklik Analizi

TCK m. 224 ile korunan hukuki değer, öncelikle kamu güvenliği ve ulaşım-enerji arz güvenliğidir. Ancak suçun işlendiği yer olan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) dikkate alındığında, devletin uluslararası hukuktan doğan ekonomik haklarının ve egemenlik yetkilerinin korunması da ikincil bir amaç olarak öne çıkar. Maddi unsur bakımından suçun konusu, deniz yatağına veya toprak altına sabitlenmiş platformlardır. Bu platformların enerji üretimi (petrol, doğalgaz), bilimsel araştırma veya savunma amaçlı olması suçun oluşumu açısından fark yaratmaz.

Suçun oluşması için failin platformu "ele geçirmesi", "zaptetmesi" veya "kontrolü altına alması" gerekir. Bu seçimlik hareketlerden herhangi birinin cebir, tehdit veya hukuka aykırı başka bir yöntemle gerçekleştirilmesi tipikliğin gerçekleşmesi için yeterlidir. "Hukuka aykırı başka bir davranış" ibaresi, fiziksel şiddet içermeyen ancak sistemlere siber müdahale yoluyla erişimi engelleme veya platformun işleyişini ele geçirme gibi durumları da kapsayacak şekilde geniş yorumlanmaktadır.

"Kıt'a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgedeki sabit platformların işgali Madde 224 : (1) Kıt'a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgede kurulmuş sabit bir platformu cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla ele geçiren, zapteden veya kontrolü altına alan kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bu suçun işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi dolayısıyla ayrıca cezaya hükmolunur. (3) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır."

Kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 224

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

Kıt’a Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge Kavramlarının Maddi Unsur Bakımından Önemi

Suçun maddi unsurunun gerçekleşmesi için platformun kıta sahanlığı veya MEB sınırları içerisinde bulunması şarttır. Bu alanlar, kural olarak devletin tam egemenlik alanları (karasuları) dışında kalan ancak uluslararası hukuk uyarınca belirli ekonomik haklara sahip olduğu bölgelerdir. Dolayısıyla, suçun işlendiği yerin tespiti, mahkemenin yer bakımından yetkisini ve suçun vasfını doğrudan etkiler. Karasuları içinde işlenen benzer bir eylem, TCK m. 223 kapsamında değerlendirilebilirken, MEB ve kıta sahanlığında TCK m. 224 özel norm olarak uygulanır.

Kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırlarını gösteren teknik deniz haritası görseli.

Uygulamada, platformun koordinatlarının tespiti ve bu koordinatların Türkiye’nin ilan ettiği veya uluslararası anlaşmalarla belirlenmiş deniz yetki alanları içinde kalıp kalmadığının tespiti için Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir, Hidrografi ve Şinografi Dairesi Başkanlığı'ndan rapor alınması gerekebilir. Sabit platformun tanımı ise; deniz yatağının altına veya üstüne, kaynakların araştırılması veya işletilmesi gibi amaçlarla kalıcı olarak yerleştirilmiş her türlü tesisatı kapsamaktadır.

Suçun İcrai Hareketleri: Ele Geçirme, Zapt Etme ve Kontrol Altına Alma

Maddede sayılan seçimlik hareketlerden "ele geçirme", platformun fiziksel olarak dış dünyayla bağlantısının kesilip failin egemenliğine geçmesini ifade eder. "Zapt etme", genellikle zor kullanarak bir yerin idaresini almayı; "kontrol altına alma" ise platformun işleyişine, personelin iradesine veya teknik sistemlere hakim olmayı betimler. Bu hareketlerin mutlaka fiziksel olması gerekmez; platformun uzaktan yönetim sistemlerine sızılması da kontrol altına alma olarak nitelendirilebilir.

Deniz yatağına sabitlenmiş devasa bir petrol platformunun endüstriyel fotoğrafı.

Özellik Ele Geçirme Zapt Etme Kontrol Altına Alma
Yöntem Fiziksel Hakimiyet Zorla İdareyi Alma Karar Mekanizmasına Müdahale
İrade Personelin Devre Dışı Kalması İdarenin Yer Değiştirmesi Sistemsel/Teknik Hakimiyet
Kapsam Tüm Platform Kritik Bölümler/Yönetim İşleyiş ve Operasyon
İspat Aracı Kamera Kayıtları, Tutanaklar Tanık Beyanları Siber Log Kayıtları, Teknik Rapor

Cebir ve Tehdit Unsurlarının İspatında Adli Kolluk Tutanaklarının Rolü

TCK m. 224’ün temel şekli, eylemin cebir veya tehdit kullanılarak işlenmesini öngörür. Adliye pratiğinde bu unsurların ispatı, genellikle Sahil Güvenlik Komutanlığı veya platform güvenlik birimleri tarafından tutulan ilk müdahale tutanaklarına dayanır. Tehdidin platform personeline yönelik silah sergileme veya platformu imha etme beyanı şeklinde tezahür etmesi durumunda, eylem kasten yaralama veya tehdit suçlarıyla erimez; zira TCK m. 224/3 kasten yaralamanın ağırlaşmış halleri için özel bir içtima kuralı getirmiştir.

Ancak basit tehdit veya basit yaralama (TCK m. 86/2) durumlarında, bu eylemlerin TCK m. 224’ün unsurunu mu oluşturduğu yoksa ayrıca mı cezalandırılacağı hususu doktrinde tartışmalıdır. Yargıtay’ın genel eğilimi, suçun temel unsurunu oluşturan basit cebir ve tehdidin ana suçun içinde eriyeceği yönündedir. Nitekim Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin bir kararında, tehdit içeren sözlerin yaralama eyleminin irade açıklaması niteliğinde olması durumunda tek bir suçtan hüküm kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

"Sanığın, tartışma sırasında mağdur ...'un boğazına bıçağı dayayıp seni öldürürüm diyerek yaraladığının anlaşılması karşısında, tehdit içeren sözlerin yaralama eyleminin irade açıklaması niteliğinde olduğu, eyleminin bir bütün halinde silahla kasten yaralama suçunu oluşturduğu gözetilmeden tehdit ve mağdur ...'a yönelik kasten yaralama suçlarından ayrı ayrı hükümler kurulması... Bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/224 - Karar No: 2022/6801

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2020/224 E. , 2022/6801 K.

TCK m. 224/2 ve m. 224/3 Uyarınca Gerçek İçtima Kurallarının Uygulanması

Kanun koyucu, sabit platformların işgali suçunda içtima kurallarını genel hükümlerden (TCK m. 42-44) farklı olarak "gerçek içtima" esaslarına göre düzenlemiştir. Bu, suçun işlenmesi sırasında kişilerin hürriyetinin tahdit edilmesi veya ağır yaralanması halinde faile üç ayrı suçtan ceza verilmesi anlamına gelir. Örneğin, bir petrol platformunu silahla ele geçiren ve personeli bir odaya kilitleyerek hürriyetlerinden yoksun bırakan fail; hem işgal suçundan (m. 224/1), hem hürriyeti tahdit suçundan (m. 109), hem de eğer bir personeli ağır yaralamışsa kasten yaralama suçundan (m. 86-87) cezalandırılacaktır.

Bu düzenleme, platform güvenliğinin stratejik önemine binaen getirilmiş bir "caydırıcılık" mekanizmasıdır. Uygulamada, özellikle hürriyeti tahdit suçunun platform işgalinin doğal bir sonucu olup olmadığı savunma tarafınca ileri sürülse de, kanun maddesinin açık lafzı (m. 224/2) bu tartışmayı bertaraf etmektedir.

"Hürriyeti tahdit suçundan hükümlü ... hakkında 5237 sayılı TCK.nın uygulanıp uygulanmayacağı ile ilgili olarak ... Ağır Ceza Mahkemesinden bozma üzerine verilen 24.05.2010 gün ve 2002/179 Esas, 2002/224 sayılı Kararın... Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkeminin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine... cezasının yeniden belirlenmesine dair karar usul ve kanuna uygun olduğundan ONANMASINA..."

Kaynak: Yargıtay 14. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/15720 - Karar No: 2012/6618

Belgeyi Gör: (Kapatılan)14. Ceza Dairesi 2011/15720 E. , 2012/6618 K.

Deniz Yetki Alanlarında İşlenen Suçlarda Yetki ve Yargılama Usulü

TCK m. 224 kapsamındaki suçlar, 5271 sayılı CMK m. 12 ve devamı maddeleri uyarınca özel yetki kurallarına tabidir. Deniz yetki alanlarında işlenen suçlarda, platformun kayıtlı olduğu liman veya suçun işlenmesinden sonra failin Türkiye'de ilk getirildiği yer mahkemesi yetkilidir. Cezanın üst sınırı (15 yıl) dikkate alındığında, bu suçlarda yargılama yapma görevi Ağır Ceza Mahkemelerine aittir.

Soruşturma aşamasında, açık deniz alanlarındaki delillerin kaybolma riski nedeniyle ivedi olarak "olay yeri inceleme" prosedürlerinin platform üzerinde gerçekleştirilmesi gerekir. Sahil Güvenlik komutanlığına bağlı adli kolluk görevlilerinin jurnaller, kamera kayıtları ve şüphelilerin üzerindeki dijital materyaller üzerinde yapacağı tespitler yargılamanın seyrini belirler.

Editörün Notu: Görevli Mahkeme Karışıklığı

Uygulamada, eylemin niteliğine göre Asliye Ceza ile Ağır Ceza arasında görev uyuşmazlığı çıkabilmektedir. Eğer eylem sadece platformun hareketini engelleme (m. 223) boyutunda kalmışsa Asliye Ceza; ancak m. 224 kapsamında bir "ele geçirme/zapt etme" söz konusuysa mutlaka Ağır Ceza mahkemesi görevlidir.

Sabit Platform Kavramı: Petrol Kuyuları ve Araştırma İstasyonları

"Sabit platform" terimi, teknik ve hukuki bir tanımdır. 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) ile uyumlu olarak, deniz tabanına kalıcı olarak monte edilmiş yapılar bu kapsama girer. Yüzer durumda olan ancak faaliyet sırasında demirlenmiş gemiler (örneğin sondaj gemileri) bazen m. 223 (deniz ulaşım aracı) bazen de m. 224 kapsamında değerlendirilebilir. Burada belirleyici olan, yapının deniz yatağına olan fiziksel bağlılığı ve hareket kabiliyetidir.

Petrol çıkarma kuleleri, doğalgaz depolama terminalleri ve açık deniz rüzgar türbinleri bu suçun tipik konusunu oluşturur. Bu tesislerin korunması sadece ulusal mevzuatla değil, "Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasa Dışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme" (SUA Sözleşmesi) ve bu sözleşmeye ek 2005 Protokolü ile de uluslararası güvence altına alınmıştır.

Soruşturma Aşamasında Delil Toplama: Gemi Jurnalleri ve Uydu Kayıtları

TCK 224 kapsamında yürütülen soruşturmalarda, klasik tanık beyanlarının ötesinde teknik deliller ön plandadır. Platformun "kontrol altına alındığı" iddiası, sistem logları ve operasyonel verilerle desteklenmelidir. 1. AIS ve Radar Kayıtları: Failin platforma yaklaşma rotası ve hızı, suç kastının (ani gelişen bir olay mı yoksa planlı bir işgal mi olduğu) tespiti için kritiktir. 2. Telsiz Haberleşme Kayıtları: Cebir veya tehdit unsurunun sözlü tezahürü bu kayıtlarla ispatlanır. 3. VDR (Gemi Veri Kaydedici): Eğer platformun yönetim merkezi bir gemi üzerinden sağlanıyorsa, VDR kayıtları olay anındaki tüm teknik parametreleri sunar.

Gemi jurnali, pusula ve radar ekranından oluşan teknik adli delil kompozisyonu.

"Suçun konusunun deniz veya demiryolu ulaşım aracı olması halinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (3) Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar... (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçların işlenmesi amacıyla veya sırasında başka bir suçun işlenmesi halinde ayrıca bu suçtan dolayı ceza verilir."

Kaynak: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Madde 223

Belgeyi Gör: TÜRK CEZA KANUNU

Tekerrür ve Hak Yoksunlukları: AYM İptal Kararları Işığında İnfaz Analizi

TCK 224 gibi ağır hapis cezası öngören suçlarda, sanığın geçmiş mahkumiyetleri TCK m. 58 uyarınca tekerrür hükümlerinin uygulanmasını tetikleyebilir. Ancak infaz aşamasında dikkat edilmesi gereken en kritik husus, Anayasa Mahkemesi'nin TCK m. 53/1-b fıkrasına yönelik iptal kararıdır. Bu iptal kararı uyarınca, seçme ve seçilme ehliyeti ile diğer siyasi hakların kısıtlanması hususu infazda yeniden değerlendirilmelidir.

Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında belirttiği üzere, mahkumiyet hükmünde TCK m. 53 uygulamasının iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında gözetilmesi mümkündür ve bu durum tek başına bir bozma nedeni yapılmamaktadır. Ancak adli sicil kaydında yer alan ve kesin nitelikte olan (örneğin 3000 TL altı adli para cezaları) ilamların tekerrüre esas alınamayacağı kuralı, TCK 224 yargılamalarında da sanık lehine titizlikle incelenmelidir.

"Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının TCK'nin 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür... Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle... usul ve yasaya uygun bulunan kararın ONANMASINA..."

Kaynak: Yargıtay 6. Ceza Dairesi - Esas No: 2016/224 - Karar No: 2018/7708

Belgeyi Gör: 6. Ceza Dairesi 2016/224 E. , 2018/7708 K.

Hukuka Aykırı Başka Bir Davranış Kriteri ve Siber Müdahaleler

TCK m. 224/1’de geçen "hukuka aykırı başka bir davranış" ibaresi, kanun koyucunun suçun işleniş biçimlerini sınırlamak istemediğini gösterir. Gelişen teknoloji ile birlikte, bir petrol platformuna fiziki saldırı düzenlemek yerine, platformun SCADA (Merkezi Denetleme ve Veri Toplama) sistemlerine sızarak vanaların kapatılması veya acil durum protokollerinin devreye sokulması yoluyla platformun kontrolünün ele geçirilmesi bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu tür durumlarda, TCK m. 244 (Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme) ile TCK m. 224 arasındaki ilişki "fikri içtima" değil, "özel normun önceliği" ilkesi üzerinden çözülmelidir. Platformun işleyişini durdurup kontrolü ele geçirme kastı varsa, daha ağır cezayı gerektiren TCK m. 224 uygulanacaktır.

Savunma Stratejileri: Meşru Savunma ve Zorunluluk Hali İddiaları

Açık denizde veya MEB alanında gerçekleşen platform müdahalelerinde sanık müdafileri sıklıkla "zorunluluk hali" (TCK m. 25/2) veya "meşru savunma" (TCK m. 25/1) iddialarını gündeme getirmektedir. Örneğin, fırtına nedeniyle batma tehlikesi geçiren bir teknedeki kişilerin canlarını kurtarmak için bir platforma zorla çıkmaları durumunda, "hukuka aykırı başka davranış" veya "ele geçirme" kastının bulunmadığı, eylemin can güvenliğini koruma amacı taşıdığı ileri sürülebilir.

Ancak yargılama pratiğinde, bu iddiaların kabul görmesi için "tehlikenin ağırlığı ile kullanılan vasıta arasındaki orantı" sıkı bir denetime tabi tutulur. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin meşru savunma konusundaki yaklaşımı, saldırı ve savunma arasındaki dengenin bozulması durumunda haksız tahrik veya sınırın aşılması hükümlerinin tartışılabileceği yönündedir.

"Sanık ...'ın kasten yaralama eylemini meşru savunma sınırları içinde işlediği gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde düzeltme ve bozma sebepleri dışında bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan... ONANMASINA..."

Kaynak: Yargıtay 1. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/224 - Karar No: 2013/8008

Belgeyi Gör: 1. Ceza Dairesi 2012/224 E. , 2013/8008 K.

Adliye Pratiğinde Yol Haritası ve Risk Analizi

TCK 224 kapsamında bir soruşturma ile karşılaşıldığında, müdafi veya müştekiler için izlenmesi gereken adımlar şunlardır: * Koordinat Teyidi: Eylemin gerçekleştiği yerin karasuları mı yoksa MEB/Kıta sahanlığı mı olduğu netleştirilmelidir. Bu, suçun TCK 223 mü yoksa 224 mü olduğu noktasında temel ayrımı oluşturur. * İçtima Analizi: Hürriyeti tahdit veya yaralama fiilleri varsa, bunların m. 224 kapsamındaki gerçek içtima kuralına göre ayrı ayrı cezalandırılacağı riski göz önünde bulundurulmalıdır. * Teknik Bilirkişi İncelemesi: Platformun "kontrol altına alınıp alınmadığı", sistemlerin failin eline geçip geçmediği bilişim ve denizcilik uzmanlarından oluşan bir heyetçe raporlanmalıdır. * Mücbir Sebep Araştırması: Deniz kazası, hava muhalefeti gibi sanığın platforma çıkışını zorunlu kılan unsurların varlığı jurnal kayıtlarıyla ispatlanmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Platformun işgali sırasında personelin rehin alınması durumunda ceza nasıl belirlenir? TCK m. 224/2 uyarınca, işgal suçuna ek olarak her bir mağdur için ayrı ayrı hürriyeti tahdit (TCK m. 109) suçundan ceza verilir. Bu durumda cezalar toplanır ve gerçek içtima kuralları uygulanır.

2. Siber saldırı yoluyla bir platformun durdurulması TCK 224 kapsamına girer mi? Eğer siber saldırı, platformun kontrolünü ele geçirme veya zapt etme amacı taşıyorsa ve bu sonuç gerçekleşmişse "hukuka aykırı başka bir davranış" unsuru üzerinden m. 224 kapsamında değerlendirilir. Sadece zarar verme amacı varsa bilişim suçları (TCK m. 244) gündeme gelir.

3. Kıt’a sahanlığı sınırlarının belirsiz olduğu bir bölgede işlenen suçta yetki kimdedir? Türkiye'nin ilan ettiği sınırlara dayanarak adli işlem başlatılır. Koordinatların tartışmalı olması durumunda Dışişleri Bakanlığı ve Deniz Kuvvetleri'nden görüş alınarak "suçun işlendiği yerin Türk yargı yetkisinde olup olmadığı" öncelikle karara bağlanır.

4. Suçun teşebbüs aşamasında kalması durumunda indirim oranı nedir? TCK m. 35 uyarınca, platformu ele geçirmek için cebir kullanılmış ancak kontrol tam olarak sağlanamamışsa, cezada dörtte birden dörtte üçe kadar indirim yapılabilir. Ancak icrai hareketlerin ağırlığı (örneğin platforma sızılmış ancak yönetim merkezi ele geçirilememişse) cezanın üst sınıra yakın belirlenmesine neden olabilir.

Kaynakça

  • 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
  • Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Esas No: 2012/224, Karar No: 2013/8008.
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi, Esas No: 2020/224, Karar No: 2022/6801.
  • Yargıtay 6. Ceza Dairesi, Esas No: 2016/224, Karar No: 2018/7708.
  • Yargıtay 14. Ceza Dairesi, Esas No: 2011/15720, Karar No: 2012/6618.
  • Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS).

Yasal Uyarı: Bu makale genel bilgilendirme amaçlı olup, somut olayın özelliklerine göre hukuki sonuçlar farklılık gösterebilir. İçerik, profesyonel hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez. Deniz ceza hukuku kapsamındaki uyuşmazlıklarda profesyonel yardım alınması önerilir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: