Elbirliği Mülkiyeti ve Miras Ortaklığında Tasarruf Yetkisi: Adliye Pratiğinde Dava ve Taraf Teşkili Rehberi
Tereke Tespiti ve PaylaşımıYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Elbirliği Mülkiyeti ve Miras Ortaklığında Tasarruf Yetkisi: Adliye Pratiğinde Dava ve Taraf Teşkili Rehberi

Elbirliği mülkiyetinde ortakların oybirliğiyle hareket etme zorunluluğu, dava açma aşamasında 11.10.1982 tarihli İBK ile esnetilerek muvafakat veya tereke temsilcisi atama yoluyla taraf teşkilinin tamamlanmasına imkan tanır.

Elbirliği mülkiyeti, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 701-703 arasında düzenlenen, ortakların belirli bir paya sahip olmadığı, mülkiyet hakkının eşyanın tamamına yayıldığı ve tasarruf yetkisinin kural olarak oybirliğiyle kullanıldığı bir mülkiyet türüdür. Adliye pratiğinde miras ortaklığı (tereke) olarak karşımıza çıkan bu yapıda, bir ortağın tek başına dava açması mümkün olsa da yargılamanın sürdürülebilmesi için diğer ortakların muvafakatinin alınması veya terekeye temsilci atanması zorunludur. Tasarruf işlemlerinde ve davanın yürütülmesinde oybirliği sağlanamadığı takdirde, davanın görülebilirlik koşulu olan taraf teşkilinin sağlanması usul ekonomisi ve hak arama hürriyeti dengesi gözetilerek özel prosedürlere tabidir.

Elbirliği Mülkiyetinde Tasarruf Yetkisi ve Oybirliği Kuralının Sınırları

Elbirliği mülkiyetinde tasarruf yetkisi, kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, tüm ortakların oybirliği ile hareket etmesini gerektirir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 702. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ortaklık adına yapılacak işlemlerin geçerliliği tüm paydaşların katılımına bağlıdır. Bu kural, elbirliği mülkiyetinin tüzel kişiliğinin bulunmamasının ve mülkiyet hakkının paylara ayrılmamış olmasının doğal bir sonucudur.

Elbirliği mülkiyetinde oybirliği ile alınan tasarruf kararını simgeleyen imzalı belge.

Ancak bu katı oybirliği kuralının istisnaları mevcuttur. TMK m. 702/4 hükmü, "Ortaklardan her biri, topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabilir. Bu korumadan bütün ortaklar yararlanır." ifadesiyle, koruyucu önlemler (muhafazaya yönelik işlemler) noktasında her ortağa tek başına hareket etme yetkisi tanımıştır. Uygulamada, taşınmazın sicilindeki hatalı bir şerhin terkini veya mülkiyeti korumaya yönelik ihtiyati tedbir talepleri bu kapsamda değerlendirilebilir.

"Elbirliği mülkiyetinde malikler mülkiyet payını ayırmadığından eşya üzerinde paydaş değil, ortaktır. Yine bu tür mülkiyette işin özelliği gereği ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. Şayet davalı olacaklarsa davanın ortakların tümü aleyhine açılması gerekir. Medeni Kanunumuzda bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki; açtığı bu davanın devam edebilmesi için öteki ortakların açılan davaya olur vermeleri ya da davanın miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile sürdürülebileceği kural olarak benimsenmiştir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2006/5183 - Karar No: 2006/6277

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2006/5183 E., 2006/6277 K.

Ortaklığın Tasfiyesini İsteme Hakkı

Elbirliği mülkiyetinin devamı sırasında hiçbir ortak, kendi başına payı üzerinde tasarruf edemez. Tasarruf yetkisinin tek istisnası, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkıdır. Her ortak, kanunda öngörülen hallerde mülkiyetin paylı mülkiyete dönüştürülmesini veya ortaklığın giderilmesini (izale-i şüyu) dava etme hakkına sahiptir. Bu dava, niteliği gereği oybirliği kuralının dışında tutulmuştur.

Yönetim ve Temsil Yetkisinin Devri

Ortaklık sözleşmesiyle veya tüm ortakların kararıyla yönetim yetkisi bir ortağa veya üçüncü bir kişiye bırakılabilir. Bu durumda, tayin edilen yönetici TMK m. 702/2 sınırları içerisinde ortaklık adına tasarrufta bulunabilir. Ancak bu yetki devri, mülkiyeti sona erdirecek nitelikteki ağır tasarrufları (satış, ipotek tesisi vb.) kapsamaz; bu işlemler için yine oybirliği şarttır.

Miras Ortaklığında Zorunlu Dava Arkadaşlığı ve Taraf Teşkili Usulü

Mirasın açılmasıyla birlikte mirasçılar arasında tereke üzerinde elbirliği mülkiyeti kurulur ve bu yapı mirasın taksimine kadar devam eder. Bu süreçte açılacak davalarda mirasçılar arasında "maddi bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı" söz konusudur. Maddi hukuktan kaynaklanan bu zorunluluk, mahkemenin tüm ortaklar hakkında tek bir karar vermesi gerekliliğini doğurur.

Zorunlu dava arkadaşlığı söz konusu olduğunda, mahkeme dava arkadaşlarından biri veya birkaçı hakkında farklı karar veremez. Örneğin, bir taşınmazın terekeye iadesi davasında, mirasçıların bir kısmı yönünden davanın kabulü, diğerleri yönünden reddi mümkün değildir. Bu durum, yargılama usulü açısından "taraf teşkilinin sağlanması"nı davanın görülebilirlik koşulu haline getirir.

"El birliği mülkiyetinin bu özelliğinden dolayı esas itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı vardır. TMK’nın 702/2. maddesi uyarınca kural olarak Kanun veya el birliği (iştirak) hâlinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu bulunmaktadır."

Kaynak: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - Esas No: 2020/633 - Karar No: 2022/1579

Belgeyi Gör: Hukuk Genel Kurulu 2020/633 E. , 2022/1579 K.

Uygulama Notu: Adliye pratiğinde, davacı tarafın eksik mirasçıları davaya dahil etme (dahili dava) yetkisi sınırlıdır. HMK sistematiğinde dahili dava yoluyla taraf sıfatı kazandırma istisnai bir durumdur. Ancak miras ortaklığında taraf teşkilinin sağlanması bir usuli eksiklik olarak görülür ve mahkemece davacıya diğer ortakların muvafakatini alması veya terekeye temsilci atatması için süre verilir.

11.10.1982 Tarihli İBK Çerçevesinde Tek Ortağın Dava Açma Yetkisi

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 11.10.1982 tarihli ve 1982/3 E., 1982/2 K. sayılı kararı, elbirliği mülkiyetindeki davanın açılma aşaması ile yürütülme aşamasını birbirinden ayırmıştır. Bu karar uyarınca, mirasçılardan herhangi biri tek başına tereke adına dava açabilir. Davanın açılması anında tüm ortakların katılımı şart değildir; ancak davanın esasına girilebilmesi için "dava ehliyetinin" ve "taraf teşkilinin" tamamlanması gerekir.

Bu içtihat, mirasçıların hak arama hürriyetini korumayı amaçlar. Özellikle zamanaşımı veya hak düşürücü sürelerin dolmak üzere olduğu hallerde, bir mirasçının diğerlerinden muvafakat beklemeden dava açabilmesi hayati öneme sahiptir. İBK ile getirilen bu çözüm, davanın "tereke adına" açıldığının kabul edilmesini sağlar.

"Bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için öteki ortakların olurlarının alınmasının veya miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesinin gerektiği kabul edilmiştir."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2006/11124 - Karar No: 2006/13021

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2006/11124 E. , 2006/13021 K.

Editörün Notu: İBK’nın sağladığı bu kolaylık, davanın tek başına sonuçlandırılabileceği anlamına gelmez. Davacı mirasçı, mahkemenin vereceği kesin süre içerisinde diğer mirasçıları sürece dahil etmek zorundadır. Aksi takdirde dava, "aktif husumet ehliyeti yokluğu" nedeniyle değil, "dava şartı noksanlığı" veya "görülebilirlik koşulunun oluşmaması" nedeniyle usulden reddedilecektir.

Dava Devam Ederken Diğer Ortakların Muvafakatinin Alınması Usulü

Davanın tek bir mirasçı tarafından açılmasından sonra, mahkeme taraf teşkilini sağlamak üzere davacıya süre verir. Muvafakat alma süreci, adliye pratiğinde üç farklı yöntemle gerçekleştirilebilir: 1. Duruşmaya Katılım: Diğer ortakların bizzat duruşmaya gelerek davaya muvafakat ettiklerini tutanağa geçirmeleri. 2. Noter Onaylı Belge: Ortakların imzası noter tarafından onaylanmış bir muvafakatnameyi mahkemeye sunmaları. 3. Vekaletname İbrazı: Ortakların, davayı açan avukata kendilerini temsil etmesi için vekaletname vermeleri.

Bu yöntemlerden birinin gerçekleşmesiyle, muvafakat veren ortaklar "zorunlu dava arkadaşı" sıfatıyla davanın tarafı haline gelirler. Ancak, bir ortağın muvafakat vermesi, davanın kabulü veya reddi noktasında kendi başına bir hüküm doğurmaz; dava yine tereke adına yürütülür.

"Davaya muvafakat, duruşmaya gelip bu konuda beyanda bulunmakla veya imzası noterce onaylı muvafakat belgesi ibraz edilmesi suretiyle yahut davacı adına davayı takip eden avukata vekâlet verilmesiyle sağlanabilir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/3506 - Karar No: 2018/9364

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2016/3506 E. , 2018/9364 K.

Muvafakatin Hukuki Niteliği

Muvafakat, bir "yetki devri" değil, davanın tereke adına yürütülmesine verilen bir "olur"dur. Muvafakat veren mirasçı, davadaki iddiaları kabul etmiş sayılmaz; sadece davanın esasına girilmesine engel teşkil etmediğini beyan eder. Bu ayrım, ileride doğabilecek vekalet ücreti ve yargılama gideri sorumlulukları açısından kritiktir.

Muvafakat Vermeyen Ortağın Durumu

Eğer mirasçılardan biri muvafakat vermezse veya kendisine ulaşılamazsa, davacı mirasçı için muvafakat yolu tıkanmış olur. Bu aşamada mahkeme, uyuşmazlığı çözmek için davacıya TMK m. 640 uyarınca terekeye temsilci atanması için yetki ve süre vermelidir.

TMK 640 Uyarınca Terekeye Temsilci Atanması ve Davanın Yürütülmesi

Ortakların tamamının muvafakati sağlanamadığı takdirde, miras ortaklığını temsil etmek üzere bir "tereke temsilcisi" (mümessil) atanması zorunludur. TMK m. 640/3 hükmü gereğince mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına taksimin sonuna kadar görev yapmak üzere bir temsilci atayabilir.

Miras ortaklığına tereke temsilcisi atanmasına dair mahkeme ilamı görseli.

Temsilci atandıktan sonra, davayı açan mirasçının dava takip yetkisi (sıfatı) sona erer. Davayı artık sadece tayin edilen tereke temsilcisi yürütebilir. Temsilci, mirasçıların tamamını temsil ettiğinden, taraf teşkilindeki eksiklik bu şekilde hukuken giderilmiş olur.

"Bu yolda ortakların tümünün muvafakati sağlanamazsa Türk Medeni Kanununun 640. maddesi hükmü uyarınca murisin terekesine görevli mahkemede temsilci atanması için davacıya süre verilir. Temsilci davacı dışında biri olursa davacının sıfatı sona ereceğinden davayı temsilci takip eder."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2018/1157 - Karar No: 2018/9243

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2018/1157 E. , 2018/9243 K.

İşlem Türü Yetkili Mercii Gerekli Koşul Hukuki Sonuç
Muvafakat Alınması Esas Mahkemesi Oybirliği (veya katılanlar) Taraf teşkilinin sağlanması
Temsilci Atanması Sulh Hukuk Mahkemesi Muvafakat yokluğu / Uyuşmazlık Davacı sıfatının temsilciye geçmesi
Paylı Mülkiyete Geçiş Sulh Hukuk Mahkemesi TMK m. 644 şartları Elbirliği mülkiyetinin sona ermesi

Muris Muvazaası Davalarında Elbirliği Mülkiyeti ve Tescil İstemi

Muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davalarında, davacı mirasçı iki farklı talepte bulunabilir: Kendi miras payı oranında tescil veya taşınmazın terekeye iadesi (tüm mirasçılar adına tescil). Eğer davacı, taşınmazın terekeye iadesini istiyorsa, dava konusu taşınmaz elbirliği mülkiyetine tabi olacağından tüm mirasçıların davada yer alması veya muvafakatlerinin alınması şarttır.

Uygulamada, davacı mirasçı sadece kendi payı için dava açmışsa (01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İBK uyarınca), diğer mirasçıların muvafakatine gerek duyulmaz. Ancak talep "tereke adına" ise, taraf teşkilinin sağlanması davanın görülebilirlik koşuludur.

"Davacılar, çekişmeli taşınmazların tapularının iptalini ve miras bırakan adına tescilini, bir başka deyişle terekeye döndürülmesini istediklerine göre, davanın tereke adına açıldığı ve olayda elbirliği halinde mülkiyet hükümlerinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır... davaya katılmayan ortağın olurunun alınması yada miras şirketine Medeni Kanunun 640. maddesi uyarınca atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2008/1907 - Karar No: 2008/4180

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2008/1907 E. , 2008/4180 K.

Yargıtay Yaklaşımı: Yargıtay, terekeye iade talepli davalarda taraf teşkilinin tamamlanmamasını bir bozma nedeni olarak kabul etmektedir. Hatta davanın reddine dair verilen kararlarda dahi, taraf teşkili sağlanmadan işin esasına girilmesini usul hatası olarak görmekte ve kararı "görülebilirlik koşulu" yönünden bozmaktadır.

Önalım Hakkının (Şufa) Elbirliği Mülkiyetine Konu Paylarda Kullanılması

Önalım hakkı, paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda bir paydaşın payını üçüncü kişiye satması halinde diğer paydaşlara tanınan bir haktır. Eğer önalım hakkına dayanan pay, bir elbirliği mülkiyetine (terekeye) dahilse, bu hakkın kullanımı yine oybirliği veya temsilci aracılığıyla mümkündür.

Mirasçılardan biri tek başına, terekeye dahil olan paya dayanarak önalım davası açamaz. Açtığı takdirde, davanın tereke adına açıldığının kabulü ile diğer mirasçıların muvafakatinin sağlanması veya tereke temsilcisinin katılımı aranır.

"Önalım hakkının kullanılmasında, davacının dayandığı pay elbirliği mülkiyetine konu ise tüm ortakların birlikte dava açması veya birinin açtığı davaya diğerlerinin muvafakat etmesi gerekir. Çünkü bu gibi hallerde 11.10.1982 tarihli ve 3/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın tereke adına açıldığının kabulü gerekir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/3506 - Karar No: 2018/9364

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2016/3506 E. , 2018/9364 K.

Satın Alan Mirasçıya Karşı Önalım

Önalım hakkı kural olarak üçüncü kişilere karşı kullanılır. Mirasçılardan birinin, tereke dışındaki bir payı satın alması durumunda, diğer mirasçıların bu pay üzerinde önalım hakkı kullanıp kullanamayacağı doktrinde tartışmalı olsa da, Yargıtay elbirliği mülkiyetinin bütünlüğünü koruma eğilimindedir.

Önalım Bedelinin Deposu

Dava tereke adına açılmışsa, önalım bedelinin depo edilmesi sorumluluğu da miras ortaklığına aittir. Mirasçılardan birinin bedeli depo etmesi, davanın tereke adına tescille sonuçlanmasına engel teşkil etmez.

Tapu İptal ve Tescil Davalarında Ölü Kişi Adına Tescil Yasağı

Adliye pratiğinde en sık yapılan hatalardan biri, elbirliği mülkiyetine konu davalarda taşınmazın ölü olan muris adına tescilinin talep edilmesidir. Türk Medeni Kanunu m. 28 uyarınca, kişilik ölümle sona erer. Hak ehliyeti bulunmayan ölü bir kişi adına tapu sicilinde tescil yapılması hukuken mümkün değildir.

Bu gibi durumlarda mahkeme, taşınmazın "muris A'nın veraset ilamındaki mirasçıları adına elbirliği mülkiyeti şeklinde tesciline" karar vermelidir. Muris adına tescil kararı verilmesi, Yargıtay tarafından "yolsuz tescil" ve "sicilin sıhhati ilkesine aykırılık" gerekçeleriyle bozulmaktadır.

"Kabul tarzı itibarı ile de, Türk Medeni Kanununun 28. maddesi hükmü gereğince ölümle şahsiyeti son bulan kişi adına tescil kararı verilmeside doğru değildir."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2008/1219 - Karar No: 2008/3623

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2008/1219 E. , 2008/3623 K.

Dikkat Edilmesi Gerekenler: Davacı vekili, dava dilekçesinde talebini "muris adına tescil" olarak formüle etmişse, hakim HMK m. 31 uyarınca aydınlatma ödevini kullanarak bu talebin "mirasçılar adına elbirliği mülkiyeti şeklinde tescil" olarak düzeltilmesini sağlamalıdır. Sadece iptal kararı verilip tescil kararı verilmemesi ise taşınmazın sicil dışı kalmasına yol açacağından kabul edilemez.

Elbirliği Mülkiyetinin Paylı Mülkiyete Dönüştürülmesinin Dava Sürecine Etkisi

Dava devam ederken elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi (TMK m. 644), taraf teşkili sorununu kendiliğinden çözer. Paylı mülkiyete geçildiği andan itibaren, her mirasçı kendi payı üzerinde bağımsız tasarruf yetkisi kazanır ve davayı tek başına sürdürebilir hale gelir.

Elbirliği mülkiyetinin paylı mülkiyete dönüştürülmesi sürecini temsil eden görsel.

Bu dönüşüm gerçekleştikten sonra, diğer ortakların muvafakatine veya tereke temsilcisinin katılımına gerek kalmaz. Mahkeme, bu durumda davanın görülebilirlik koşulunun sağlandığını kabul ederek işin esasına girmelidir.

"Yargılama sırasında dava konusu 148 parsel sayılı taşınmazda elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürüldüğünden ve davacının açtığı davayı tek başına sürdürebilmesi için önünde herhangi bir engel kalmadığı anlaşıldığından, mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir."

Kaynak: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi - Esas No: 2016/3506 - Karar No: 2018/9364

Belgeyi Gör: 14. Hukuk Dairesi 2016/3506 E. , 2018/9364 K.

Dönüşümün Usulü

Paylı mülkiyete geçiş, ya tüm mirasçıların tapu müdürlüğüne başvurusuyla ya da bir mirasçının sulh hukuk mahkemesinde açacağı dava ile gerçekleşir. Mahkeme kararı kesinleştiği an, elbirliği mülkiyeti sona erer. Bu durumun bekletici mesele yapılması, derdest davalarda taraf teşkili krizini aşmak için etkili bir stratejidir.

Paylı Mülkiyete Geçişin Geriye Etkisi

Paylı mülkiyete geçiş, davanın açıldığı tarihteki eksikliği geriye dönük olarak iyileştirir. "Aktif husumet ehliyeti yoktu" diyerek davanın reddi yerine, dönüşüm belgesinin dosyaya sunulmasıyla yargılamaya kalındığı yerden devam edilir.

Elbirliği Ortaklığında Feragat ve Kabul İşlemlerinin Geçerlilik Şartları

Elbirliği mülkiyetinde "birlikte hareket etme" kuralı, davadan feragat ve davayı kabul işlemleri için de geçerlidir. Bir ortağın tek başına davadan feragat etmesi, mülkiyetin bütünlüğü nedeniyle diğer ortakları bağlamaz ve davanın reddine tek başına dayanak oluşturmaz.

Aynı şekilde, mirasçılardan birinin davayı kabul etmesi de tüm terekeyi bağlayıcı bir sonuç doğurmaz. Feragat veya kabulün geçerli olabilmesi için ya tüm ortakların bu yönde irade beyan etmesi ya da tereke temsilcisinin bu yönde yetkilendirilmiş olması gerekir.

"Elbirliği ortaklardan birinin tek başına bir pay ve hakkı olmadığından tek başına feragati de hüküm doğurmayacaktır."

Kaynak: İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi - Karar Tarihi: 04.01.2023 (Kesinleşmiş)

Belgeyi Gör: T.C. İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Risk Analizi: Davalı tarafın, mirasçılardan birini ikna ederek "feragat" alması, davanın usulden reddini sağlamaya yetmeyecektir. Ancak feragat eden mirasçının payı yönünden, ortaklığın paylı mülkiyete dönüşmesi durumunda bu beyan şahsi bir engel oluşturabilir. Elbirliği devam ettiği sürece mülkiyet bölünemez bir bütündür.

Adliye Pratiğinde Tereke Temsilcisi Atanması İçin Süre Verilmesi (Mehil)

Mahkemeler, taraf teşkilindeki eksikliği fark ettiklerinde davacı tarafa "muvafakat sağlaması veya temsilci atatması" için kesin süre verirler. Bu süre genellikle 2 ila 3 ay arasında değişir. Davacı, bu süre zarfında sulh hukuk mahkemesinde dava açtığını belgeleyen tevzi formunu dosyaya sunmalıdır.

Eğer temsilci atanması davası açılmışsa, asıl mahkeme bu davanın sonucunu "bekletici mesele" yapmak zorundadır. Temsilci atandığına dair karar kesinleşmeden asıl davada karar verilemez.

"Hal böyle olunca, öncelikle Türk Medeni Kanununun 640.maddesinde öngörülen davanın görülebilirlik koşulu yönünden usuli işlemin tamamlanması ondan sonra tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda delillerin toplanarak gerekli araştırma ve incelemenin yapılması... gerekir."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2007/4321 - Karar No: 2007/5308

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2007/4321 E. , 2007/5308 K.

Mehil Talebinin Reddi Halinde İstinaf

Mahkemenin temsilci atanması için süre vermeden davayı reddetmesi, açık bir bozma nedenidir. Mirasçıya bu imkan tanınmadan "aktif husumet yokluğu" tespiti yapılamaz. Bu durum, anayasal bir hak olan "mahkemeye erişim hakkı"nın da bir gereğidir.

Temsilcinin Ücreti ve Giderleri

Tereke temsilcisinin ücreti ve yargılama giderleri, kural olarak terekeden karşılanır. Ancak davanın açılmasına sadece bir mirasçı sebebiyet vermişse, sulh mahkemesi giderlerin bu mirasçı tarafından avans olarak yatırılmasına karar verebilir.

Elbirliği Mülkiyetinde Hak ve Borçların Yönetimi: Pratik Risk Analizi

Elbirliği mülkiyeti, sadece hakları değil, borçları da kapsar. TMK m. 641 uyarınca mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Dava süreçlerinde ortaya çıkan yargılama giderleri ve vekalet ücretleri de bu müteselsil sorumluluk kapsamındadır.

Hukuki Risk Tablosu: 1. Gecikme Riski: Taraf teşkilinin sağlanması süreci davanın karara bağlanmasını ortalama 1-2 yıl uzatabilir. 2. Temsilci Masrafı: Tereke temsilcisi atanması ek bir maliyet ve idari yük getirir. 3. Hakkın Kaybı: Diğer ortakların muvafakat vermemesi ve temsilci atanmasının gecikmesi durumunda, asıl davadaki delillerin karartılması veya zamanaşımı riskleri doğabilir. 4. Uyuşmazlık Riski: Temsilcinin davanın yürütülmesinde mirasçılarla ters düşmesi, stratejik hatalara yol açabilir.

"Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır."

Kaynak: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi - Esas No: 2011/7746 - Karar No: 2011/11580

Belgeyi Gör: 1. Hukuk Dairesi 2011/7746 E. , 2011/11580 K.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Mirasçılardan biri yurt dışındaysa ve muvafakatine ulaşılamıyorsa ne yapılmalıdır? Bu durumda tebligatın gecikmesi veya imkansızlığı söz konusu olacağından, vakit kaybetmeden Sulh Hukuk Mahkemesi'nden TMK m. 640 uyarınca terekeye temsilci atanması istenmelidir. Temsilci atandığında, yurt dışındaki mirasçının muvafakatine gerek kalmadan dava yürütülebilir.

2. Tereke temsilcisi davanın açılmasına karşı çıkarsa dava reddedilir mi? Hayır. Temsilci atanmasının amacı davanın tereke adına yürütülmesini sağlamaktır. Temsilci, mirasçıların ortak menfaatini gözetmekle yükümlüdür. Davanın açılması terekenin yararınaysa (örneğin yolsuz tescilin iptali), temsilci davayı takip etmek zorundadır. Aksi takdirde temsilcinin şahsi sorumluluğu doğar.

3. Elbirliği mülkiyetindeki bir taşınmaz için tek bir mirasçı kira alacağı davası açabilir mi? Kira alacağı davası "muhafazaya yönelik işlem" kapsamına girmediğinden, kural olarak oybirliği veya temsilci katılımı gerekir. Ancak, davanın "pay oranında" açılması mümkün değildir; tereke adına açılmalı ve diğer ortakların muvafakati sağlanmalıdır.

4. Dava sırasında mirasçılardan biri ölürse ne olur? Mirasçının ölümüyle onun mirasçıları da elbirliği ortaklığına dahil olur. Mahkemenin, ölen mirasçının veraset ilamını getirtmesi ve yeni mirasçılar yönünden de taraf teşkilini (muvafakat veya temsilci yoluyla) yeniden sağlaması gerekir. Bu durum yargılamayı ciddi oranda uzatan bir "zincirleme taraf teşkil" sorunudur.

Kaynakça

  • 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 28, 640, 641, 644, 701, 702, 703, 732.
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 11.10.1982 T., 1982/3 E., 1982/2 K.
  • Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2020/633 E., 2022/1579 K.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2008/1907 E., 2008/4180 K.
  • Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 2011/7746 E., 2011/11580 K.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2016/3506 E., 2018/9364 K.
  • Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, 2018/1157 E., 2018/9243 K.

Yasal Uyarı: Bu makalede yer alan bilgiler genel bilgilendirme amaçlı olup, somut hukuki uyuşmazlıklara doğrudan uygulanması hak kaybına yol açabilir. Elbirliği mülkiyeti ve miras hukukuna ilişkin süreçler, her vakanın özel şartlarına (veraset ilamı içeriği, taşınmazın güncel sicil durumu vb.) göre değişkenlik gösterir. Bu içerik profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez; hak arama sürecinde yetkin bir hukukçudan destek alınması önerilir. Metinde kullanılan vaka analizleri KVKK kapsamında anonimleştirilmiştir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Miras Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: