
CMK Madde 199 Uyarınca Sanığın Zorla Getirilmesi ve Yakalama Kararlarının Hukuki Rejimi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 199, kovuşturma aşamasında sanığın hazır bulundurulmasını temin etmek amacıyla mahkemeye tanınan zorlayıcı yetkileri düzenlemektedir. Bu makale, zorla getirme kararlarının doğrudan doğruyalık ilkesiyle ilişkisini, 24 saatlik süre sınırını ve SEGBİS kullanımının savunma hakkına etkisini Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ekseninde analiz etmektedir.
CMK 199 Kapsamında Mahkemenin Sanığı Hazır Bulundurma Yetkisi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 199. maddesi, mahkemeye sanığın duruşmada hazır bulunmasını sağlama noktasında geniş ve her zaman kullanılabilir bir takdir yetkisi tanımaktadır. Bu yetki, sanığın duruşmada hazır bulunmasının hem bir ödev hem de savunma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğine dayanır. Mahkeme, yargılamanın her aşamasında sanığın fiziken huzurda bulunması gerektiğine kanaat getirdiği an, zorla getirme kararı veya yakalama emri düzenleyebilir.
Sanığın duruşmada hazır bulunması, sadece usuli bir şekil şartı değil, aynı zamanda "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama" ilkelerinin hayata geçirilmesi için zorunluluktur. CMK m. 193/1 uyarınca, kanunun ayrık tuttuğu haller dışında, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz. Bu kuralın bir yansıması olarak m. 199, mahkemenin bu zorunluluğu yerine getirebilmesi için gerekli olan icra vasıtalarını belirlemektedir.
"5271 sayılı CMK’nın 199. maddesi uyarınca 'Mahkeme, sanığın hazır bulunmasına ve zorla getirme kararı veya yakalama emriyle getirilmesine her zaman karar verebilir' şeklindedir. Sanığın CMK 196/1. maddesi uyarınca duruşmalardan bağışık tutulmasına ilişkin bir karar verilmemiş olup sanığın duruşmalara katılması zorunlu olup (CMK 193/1) mahkemece gerek görüldüğünde sanığın beyanı alınmak üzere hazır bulundurulmasına ve bu kapsamda yakalama emri düzenlenmesine karar verilebilir."
Kaynak: Anayasa Mahkemesi - Esas No: 2023/163 - Karar No: 2024/57
Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2023/163, K. 2024/57
Editörün Notu: Mahkemeler uygulamada genellikle "zorla getirme" kararını (ihzaren celp) sanığın usulüne uygun davetiye ile çağrılmasına rağmen mazeretsiz gelmemesi durumunda bir ara aşama olarak kullanmakta; sanığa ulaşılamaması veya kaçma şüphesinin varlığı halinde ise doğrudan CMK 199 ve 98 (gıyabi tutuklama yerine yakalama) kapsamında işlem yapmaktadır.
Zorla Getirme Kararı ile Yakalama Emri Arasındaki Usuli Farklar
Uygulamada sıkça karıştırılan "zorla getirme" (ihzar) ve "yakalama emri" (tevkif müzekkeresi öncesi aşama), mahiyetleri ve sonuçları itibarıyla farklı hukuki rejimlere tabidir. Zorla getirme kararı, kural olarak sanığın özgürlüğünü kısıtlayan geçici bir kolluk refakati olup; yakalama emri, sanığın ele geçirilmesini ve en kısa sürede yargı merci önüne çıkarılmasını amaçlayan daha ağır bir koruma tedbiridir.
Zorla getirme kararında sanık, belirli bir duruşma gün ve saatinde mahkemede hazır bulundurulmak üzere kolluk tarafından refakat edilir. Yakalama emrinde ise sanık yakalandığı an itibarıyla CMK m. 94’teki 24 saatlik süre rejimi devreye girer. Yargıtay uygulamalarında, sanığın duruşmaya katılımını sağlamak için öncelikle daha hafif olan zorla getirme tedbirinin uygulanması, sonuç alınamazsa yakalama emrine başvurulması "ölçülülük ilkesi" gereği tercih edilmektedir.
| İşlem Türü | Dayanak Madde | Uygulama Koşulu | Süre Sınırı (CMK 94) |
|---|---|---|---|
| Zorla Getirme | CMK m. 199 | Usulüne uygun tebligata rağmen gelmeme | Belirli duruşma saatine kadar |
| Yakalama Emri | CMK m. 98, 199 | Kaçma şüphesi veya ulaşılamama | Maksimum 24 Saat |
| SEGBİS ile Sorgu | CMK m. 196/4 | Zorunlu hallerde ve görüntülü teknikle | Teknik kurulum süresi |
| Yol Tutuklaması | CMK m. 94/1 | Yetkili mahkemeye ulaştırılamama hali | En kısa sürede sevk |
Yakalanan Sanığın Mahkemeye Çıkarılma Süreci ve 24 Saat Kuralı
CMK m. 199 uyarınca verilen bir yakalama emri infaz edildiğinde, kolluğun ve yargı mercilerinin uyması gereken katı süre sınırları bulunmaktadır. CMK m. 94/1, yakalanan kişinin en geç yirmi dört saat içinde yetkili hâkim veya mahkeme önüne çıkarılmasını emreder. Eğer bu süre içinde yetkili mahkemeye (kararı veren mahkeme) ulaştırılamıyorsa, en yakın sulh ceza hâkimi önüne çıkarılarak "yol tutuklaması" (sevk tutuklaması) yapılması gerekir.
Bu aşamada yapılan en büyük usul hatası, sanığın yakalanmasına rağmen mahkemeye çıkarılmadan nezarethanede veya cezaevinde makul olmayan süreler boyunca bekletilmesidir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, bu tür durumlarda devletin tazminat sorumluluğunun doğacağını açıkça vurgulamaktadır. Sanığın yakalandıktan sonra 12 gün boyunca hakim karşısına çıkarılmaması, "en kısa süre" ilkesinin ihlali olarak değerlendirilmiştir.
"Açık yasal düzenlemeler ile yasadaki emredici hükümler karşısında; gerektirici hiçbir neden bulunmamasına ve bir saatlik mesafeye rağmen sanığın cezaevinde tutulduğu 12 günlük süreyi en kısa süre ya da makul süre olarak kabule imkan bulunmadığı gözetilmelidir. ... Davacı en kısa sürede hakim huzuruna çıkarılmadığı iddiasıyla tazminat talebinde bulunmuştur. Bu talep konusunda bir karar verilebilmesi için, yapılacak araştırma yakalanan sanığın hangi sürede hakim huzuruna çıkarıldığını saptamaktan ibaret olup, talebin dava sonucuyla veya verilecek hükümle bir ilgisi bulunmamaktadır."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/20114 - Karar No: 2012/12183
Sorgusu Yapılmayan Sanık Hakkında Mahkumiyet Hükmü Kurulamaz
Türk Ceza Muhakemesi hukukunda "hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamayacağı" kuralı (CMK m. 193/1), doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkelerinin bir gereğidir. Mahkeme, sanığın savunmasını almadan (sorgu işlemi gerçekleşmeden) kesinlikle mahkumiyet hükmü kuramaz. Bu kural, suçun niteliğine bakılmaksızın savunma hakkının kısıtlanamayacağı ilkesine dayanır.
Sanığın zorla getirilmesine veya yakalanmasına karar verilmiş olmasına rağmen bu kararlar infaz edilememişse, yargılama durdurulmalı ve yakalama sonucunun beklenmesi gerekir. Sanığın gıyabında mahkumiyet kurulması, Yargıtay tarafından "mutlak bozma" nedeni olarak kabul edilmektedir. Sadece adli para cezasını gerektiren suçlarda (CMK m. 195) belirli şartlarla gıyapta yargılama mümkünse de, hapis cezası öngörülen suçlarda sanığın sorgusu vazgeçilmez bir unsurdur.
"İncelenen somut olayda; hakaret suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sırasında, savunmasının alınması için, İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi’ne yazılan talimatın iade edilmesi üzerine, hakkında yakalama kararı çıkarılmasına karşın, yakalama kararının infazı beklenmeksizin, 03/12/2007 tarihli oturumda yargılamaya devam edilerek CMK’nın 193/1. maddesinde yazılı olup, savunma hakkı yanında yargılama yönteminin temel ilkelerinden olan 'doğrudan doğruyalık/vasıtasızlık ve yüzyüzelik' ilkelerinin gerçekleştirilmesi amaçlarına da yönelik bulunan; 'hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılamaz' hükmüne uyulmayarak, mahkumiyet hükmü kurulması, hukuka uygun bulunmamıştır."
Kaynak: Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/32522 - Karar No: 2013/3671
CMK 193/2 Kapsamında "Beraat Kararı" İçin Sorgu Şartı Tartışması
CMK m. 193/2, toplanan delillere göre sanık hakkında "mahkumiyet dışında bir karar" (beraat, düşme, ceza verilmesine yer olmadığı) verilmesi gerektiği anlaşıldığında, sorgusu yapılmamış olsa dahi davanın bitirilebileceğini düzenlemektedir. Ancak bu hükmün uygulama alanı Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından oldukça daraltılmıştır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, m. 193/2'nin uygulanabilmesi için beraat kararının "delil takdiri" gerektirmeyen, "derhal beraat" (eylemin suç oluşturmadığının ilk bakışta anlaşılması) niteliğinde olması gerekir. Eğer beraat kararı vermek için tanık dinlemek, bilirkişi raporu almak veya herhangi bir delili tartışmak gerekiyorsa, sanığın sorgusu yapılmadan dava bitirilemez.
"Ceza Yargılama Kanunumuzda mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak görülen CMK'nun 193/2 maddesinin beraat kararı yönünden 'dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hali' ile sınırlı olarak uygulanabileceği, sanığın sorgusu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı gözetilmelidir."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2017/529 - Karar No: 2017/297
Delil Takdiri Gereken Hallerde Sorgunun Zorunluluğu
Mahkeme, sanığa ulaşamadığı için yargılamayı hızlandırmak adına m. 193/2’ye dayanarak beraat kararı vermeye meyilli olabilir. Ancak dosya kapsamında bir tanık beyanı veya kriminal rapor varsa, bu delillerin sanığın sorgusuyla (çelişmeli yargılama) birlikte değerlendirilmesi esastır. Aksi takdirde, üst mahkeme (Bölge Adliye Mahkemesi veya Yargıtay) tarafından "savunma hakkının kısıtlandığı" gerekçesiyle karar bozulacaktır.
Fiilin Suç Oluşturmadığının İlk Bakışta Anlaşılması
İstisnai olarak, iddianamede anlatılan fiilin kanunda açıkça suç olarak tanımlanmadığı veya zamanaşımının dolduğu (bazı görüşlere göre) net bir şekilde görülüyorsa, mahkeme sanığı zorla getirme yoluna gitmeden dosyayı karara bağlayabilir. Burada amaç, sanığın beraat edeceği bir dosyada yakalama veya zorla getirme gibi kısıtlayıcı tedbirlerle mağdur edilmemesidir.
SEGBİS ile Savunma Alınmasında Zorunluluk ve Rıza Kriteri
Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS), sanığın mahkeme salonunda fiziken bulunamadığı durumlarda kullanılan teknolojik bir imkandır. Ancak CMK m. 196/4 uyarınca SEGBİS kullanımı, hakim veya mahkemenin "zorunlu gördüğü" durumlarla sınırlandırılmıştır. Sanığın mahkemede bizzat bulunma hakkı, adil yargılanma hakkının çekirdeğini oluşturur.
Özellikle ağır cezalık suçlarda, sanığın SEGBİS ile dinlenmesi için somut bir zorunluluğun (hastalık, güvenlik riski, nakil imkansızlığı vb.) varlığı ve bu zorunluluğun ara kararda gerekçelendirilmesi gerekir. Sanığın fiziken mahkemede bulunmak istemesine rağmen, geçerli bir sebep olmaksızın SEGBİS ile savunmasının alınması savunma hakkının kısıtlanması niteliğindedir.
"Duruşmada hazır bulunma hakkını sınırlayan video konferans yöntemi ile duruşmalara katılımın zorunlu/gerekli olduğunun ortaya konulması halinde ise sanığın duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediği ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından gözönüne alınmalıdır. ... Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan sanığın, hüküm celsesinde mahkeme salonunda hazır bulundurulmaksızın SEGBİS yöntemiyle savunması alınıp son sözü sorulmak suretiyle yargılamanın tamamlanıp ... savunma hakkının kısıtlanması hukuka aykırıdır."
Kaynak: Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/6940 - Karar No: 2024/4896
Bölge Adliye Mahkemesi’nde (BAM) Sanığın Hazır Bulunma Zorunluluğu
İstinaf kanun yolu aşamasında duruşma açılmasına karar verildiğinde, sanığın hazır bulunma zorunluluğu CMK m. 282/1-f uyarınca özel bir kurala bağlanmıştır. Eğer ilk derece mahkemesinin verdiği ceza artırılacaksa (aleyhe hüküm kurulacaksa), sanığın mutlaka dinlenmesi gerekir. BAM’ın sanığı dinlemeden veya zorla getirme/yakalama imkanlarını kullanmadan gıyabında cezayı artırması usule aykırıdır.
BAM uygulamasında, sanık davetiyeye rağmen gelmezse ve cezanın artırılması ihtimali varsa, CMK 199 uyarınca yakalama emri çıkarılmalı ve sanığın savunması bizzat veya SEGBİS ile (koşulları varsa) alınmalıdır. İlk derecedeki sorgusunun varlığı, aleyhe değişen ceza durumunda yeterli kabul edilmez.
"5371 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin bir numaralı bendinin (f) fıkrası uyarınca 'sanık hakkında verilecek ceza, İlk Derece Mahkemesinin verdiği cezadan daha ağır ise, her hâlde sanığın dinlenmesi gerekir.' hükmü uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden yapılan yargılamada sanığın savunması alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 282/1-f. maddesine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır."
Kaynak: Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/16192 - Karar No: 2023/2694
Hukuka Aykırı Yakalama ve Zorla Getirme Tedbirlerine Karşı Tazminat Hakkı
CMK m. 141, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kanuna aykırı olarak yakalanan, tutuklanan veya haklarında diğer koruma tedbirleri uygulanan kişilerin maddi ve manevi tazminat isteme hakkını düzenlemektedir. CMK 199 uyarınca verilen zorla getirme veya yakalama kararlarının usule aykırı uygulanması da bu kapsamdadır.
Özellikle zamanaşımına uğramış bir suç için yakalama emri çıkarılması veya yakalanan sanığın 24 saatlik süre içinde hakim önüne çıkarılmaması durumlarında, sanık beraat etse de etmese de tazminat hakkı doğar. Tazminat davası için asıl davanın sonuçlanması şartı, sadece yakalamanın kendisinin değil, yakalamaya esas teşkil eden beraat kararının beklendiği durumlar için geçerlidir.
"11.03.2014 tarihinde zamanaşımına uğramış bir suç dolayısıyla davacı hakkında 22.01.2015 ve 12.09.2015 tarihinde uygulanan yakalama işleminin hukuka aykırı olduğu ve CMK’nın 141/1-a maddesi gereğince davacının tazminata hak kazandığı ve davacı hakkında makul bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, Kanuna aykırı olup..."
Kaynak: Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/1654 - Karar No: 2021/4600
Sanığın Hazır Bulunmamasının Müdafi Üzerindeki Etkisi ve Savunma Kısıtlılığı
Sanığın duruşmada hazır edilememesi, sadece sanığın bizzat yapacağı savunmayı değil, müdafiin (avukatın) sunacağı hukuki yardımı da doğrudan etkiler. Müdafi, sanığın nerede olduğunu veya duruşmaya neden gelmediğini bilmediğinde, etkili bir savunma yapamaz. Bu durum, özellikle zorunlu müdafilik gerektiren suçlarda savunma hakkının özüne dokunan bir ihlal yaratır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, sanığın başka bir suçtan tutuklu olduğunu bilmeyen mahkemenin, sanığı hazır etmeden sadece baro tarafından atanan müdafi huzurunda hüküm kurmasını ağır bir hak ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu durum, sanığın kendi seçtiği avukatın yardımından yararlanma hakkını da ortadan kaldırmaktadır.
"Somut olaydaki beyanına göre sanık başka bir suçtan tutuklu olduğu için duruşmadan haberdar olamamıştır. ... Mahkemece sanığın bilgisi ve istemi dışında CMK.nun 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen müdafii huzuru ile dava görülüp sonuçlandırılması da sanığın savunma hakkını kısıtladığı gibi kendi seçtiği bir Avukatın hukuki yardımını almaktan da yoksun bırakmış, görevlendirilen müdafii bakımından ise sanığın duruşmada bulunmama nedenini bilmediğinden... sanığın da pratik ve etkili bir savunmadan yoksun bırakılmasına neden olmuştur."
Kaynak: Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2008/1-90 - Karar No: 2008/100
Uygulama Notu: Yakalama Kararının Kaldırılması ve İtiraz Usulü
Kovuşturma aşamasında CMK 199 uyarınca verilen yakalama emri bir "ara karar" niteliğindedir. Ancak sanığın özgürlüğünü kısıtladığı için, bu karara karşı CMK m. 267 vd. uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulabilir. Uygulamada, sanık müdafileri genellikle yakalama emrinin kaldırılması için "savunma verme taahhüdü" veya "adres bildirme" dilekçeleri sunmaktadır.
- Gerekçeli İtiraz: Yakalama emrinin ölçüsüz olduğu (örneğin sanığın sabit ikametgah sahibi olduğu, kaçma şüphesinin bulunmadığı) belgelerle kanıtlanmalıdır.
- Yol Tutuklaması Riski: Sanık başka bir şehirde yakalanırsa, doğrudan yetkili mahkemeye sevki talep edilmelidir. SEGBİS ile sorgunun 24 saat içinde yapılması için kalemle irtibat kurulması kritiktir.
- İnfaz Takibi: Yakalama emri infaz edildiğinde, CMK m. 94 uyarınca 24 saatlik süre titizlikle takip edilmeli; ihlal durumunda derhal tahliye talebi ve sonrasında tazminat davası düşünülmelidir.
- BAM Aşaması: İstinaf duruşmalarında, ceza artırımı söz konusuysa sanığın bizzat hazır edilmesi için mahkemeye hatırlatma yapılmalı; gıyabi kararlar bozulmak üzere temyiz edilmelidir.
CMK 199 Kararlarının Adliye Pratiğindeki Görünümü ve Risk Analizi
Adliye pratiğinde CMK 199 yetkisi, genellikle davanın sürüncemede kalmasını engellemek amacıyla "dosyayı tekemmül ettirme" aracı olarak görülmektedir. Ancak bu hız tutkusu, bazen temel hakların önüne geçebilmektedir. Sanığın yakalanması için çıkartılan müzekkerelerin kolluk tarafından "adresinde bulunamadı" şeklinde matbu tutanaklarla iade edilmesi, mahkemelerin doğrudan yakalama kararı çıkarmasına yol açan en büyük risk faktörüdür.
Hukuki risk analizi açısından, sanığın duruşmaya katılımı sağlanmadan yapılan her işlem, ileride "mutlak bozma" ve "yargılamanın yenilenmesi" riskini barındırır. Bu nedenle, kalem işlemlerinde sanığın varsa güncel UYAP adresi, MERNİS adresi ve sosyal güvenlik kayıtlarının titizlikle taranması, zorla getirme kararının bu araştırmalardan sonra verilmesi yargılamanın sıhhati açısından elzemdir.
Sıkça Sorulan Sorular
Sanık hakkında zorla getirme kararı verildiğinde kolluk eve girip arama yapabilir mi? Zorla getirme kararı (CMK m. 199), konutta arama yapma yetkisi vermez. Kolluk, sanığı rızasıyla veya kapı önünde teslim almalıdır. Konuta girilmesi için ayrıca CMK m. 116-119 uyarınca hakim kararıyla verilmiş bir "arama kararı" bulunması şarttır. Ancak sanık "kaçak" durumundaysa ve hakkında yakalama emri varsa, yakalanması amacıyla konuta girilmesi belirli şartlarda (sıcak takip vb.) mümkündür.
Başka suçtan tutuklu olan sanık için CMK 199 uyarınca yakalama kararı çıkarılabilir mi? Hukuken mümkündür ancak usulen hatalıdır. Sanık zaten bir cezaevinde bulunuyorsa, mahkeme "yakalama emri" çıkarmak yerine CMK m. 196/5 uyarınca ya SEGBİS ile sorgu yapmalı ya da sanığı duruşma günü cezaevinden getirtmek üzere müzekkere yazmalıdır. Tutuklu sanık hakkında yakalama kararı çıkarılması, sanığın "firari" olarak görünmesine ve infaz rejiminin bozulmasına yol açabilir.
Zorla getirme kararı ile getirilen sanık, o gün hakim yoksa nezarette bekletilebilir mi? Hayır. Zorla getirme kararı sadece o günkü duruşma saati ile sınırlıdır. Hakim yoksa veya duruşma yapılamayacaksa, sanığın kimlik bilgileri ve yeni duruşma günü tebliğ edilerek serbest bırakılması gerekir. Sanığın hakim huzuruna çıkarılmadan alıkonulması, "hürriyeti tahdit" suçunu oluşturabileceği gibi tazminat sorumluluğu da doğurur.
Sanık müdafii hazırsa sanığın zorla getirilmesine engel olunabilir mi? Kural olarak hayır. CMK m. 197 uyarınca müdafiin duruşmada hazır bulunma yetkisi, sanığın sorgu verme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Sanığın şahsen dinlenmesi (istatistiksel veri veya delil değeri olarak) zorunlu görüldüğü sürece, avukatın varlığı mahkemenin CMK 199 yetkisini kullanmasına mani değildir. Ancak sanık önceden sorgu vermişse, avukat duruşmaya katılarak müvekkilinin bağışık tutulmasını talep edebilir.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
- Anayasa Mahkemesi - Esas No: 2023/163 - Karar No: 2024/57.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2008/1-90 - Karar No: 2008/100.
- Yargıtay Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2017/529 - Karar No: 2017/297.
- Yargıtay 3. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/6940 - Karar No: 2024/4896.
- Yargıtay 12. Ceza Dairesi - Esas No: 2011/20114 - Karar No: 2012/12183.
- Yargıtay 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2012/32522 - Karar No: 2013/3671.
- Yargıtay 10. Ceza Dairesi - Esas No: 2020/17407 - Karar No: 2022/14125.
Yasal Uyarı: Bu makale, CMK Madde 199 ve ilgili yargı kararları çerçevesinde profesyonel hukukçulara yönelik genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut uyuşmazlığın kendine özgü koşulları bulunduğu unutulmamalıdır. Bu içerik, profesyonel bir hukuki danışmanlık veya avukatlık hizmeti yerine geçmez ve bu amaçla kullanılamaz. Metinde yer alan görüşlerin somut olaylara uygulanması nedeniyle doğabilecek risklerden yayıncı sorumlu değildir.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.