
CMK 108 Kapsamında Tutukluluğun İncelenmesi ve Soruşturma Evresinde Periyodik Denetim Usulü
5271 sayılı CMK 108. maddesi uyarınca soruşturma evresinde en geç otuzar günlük sürelerle gerçekleştirilen tutukluluk incelemeleri, hürriyeti bağlayıcı ceza tehdidi altındaki şüphelinin durumunu yargısal denetime tabi tutan temel hak arama güvencesidir. Bu incelemelerde ölçülülük, gereklilik ve müdafi yardımıyla savunma hakkı, tedbirin cezaya dönüşmesini engelleyen emredici unsurlardır.
CMK 108 Uyarınca Soruşturma Evresinde Tutukluluk Halinin Periyodik Denetimi
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 108, soruşturma evresinde şüphelinin tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğinin en geç otuzar günlük süreler itibarıyla denetlenmesini emreder. Bu denetim, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, CMK m. 100’deki tutuklama nedenlerinin varlığı ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde gerçekleştirilir. Kanun koyucu, bu mekanizma ile tutuklamanın bir ceza infazına dönüşmesini engellemeyi ve kişi hürriyeti üzerindeki kısıtlamanın güncelliğini yargısal bir filtreye tabi tutmayı amaçlamıştır.
Soruşturma evresinde tutukluluğun incelenmesi usulü, şüpheli veya müdafiinin dinlenilmesi zorunluluğunu içerir. 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında, tutukluluğun devamına ilişkin kararların dosya üzerinden değil, şüpheli veya müdafiinin beyanları alınarak verilmesi kuralı getirilmiştir. Bu kuralın ihlali, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olup, itiraz merciince kararın kaldırılmasını gerektiren bir usul hukuku hatasıdır.
"CMK’nun yasal gerekçesinde ise; tutuklama kararında, tutuklamanın hukuki ve fiili nedenlerinin gösterileceği, tutuklamanın yasada gösterilen koşullarının bir kısmının hukuki (maddedeki ön koşullar), bir kısmının ise fiili (failin işlediği suçun sonuç ve olası sonuca etkileri) olduğu, dengelilik ve orantılılık ilkelerinin çağdaş ceza yargılamasında egemen ilkeler olarak nazara alınması gerektiği, bu hükümlerin amacının, davaların gecikmesinde etkin neden oluşturan bir hâli gidermeye yönelik bulunduğu; tutuklamanın ceza değil, delillerin karartılması veya şüpheli veya sanığın kaçmasını önlemek üzere zorunlu nedenle uygulanabilen bir tedbir olması nedeniyle zorunluluğun gerektiği ölçüde kullanılması gerektiği, bunun insancıl yaklaşımın sonucu olarak kabul edildiği..."
Kaynak: Hukuk Genel Kurulu 2010/4-554 E. , 2010/600 K.
Soruşturma ve Kovuşturma Evrelerinde İnceleme Usulü Arasındaki Farklar
CMK m. 108’in fıkra yapıları incelendiğinde, soruşturma ve kovuşturma evreleri için farklı usul ve yetki kuralları ihdas edildiği görülmektedir. Soruşturma evresinde yetki münhasıran sulh ceza hâkiminde iken, kovuşturma evresinde bu yetki davanın görüldüğü mahkemeye aittir. Aşağıdaki tablo, her iki evre arasındaki temel farklılıkları ve uygulama esaslarını karşılaştırmalı olarak sunmaktadır:
| Parametre | Soruşturma Evresi (m. 108/1) | Kovuşturma Evresi (m. 108/3) |
|---|---|---|
| İnceleme Makamı | Sulh Ceza Hâkimliği | Esas Hakkında Yargılamayı Yapan Mahkeme |
| Başlatıcı İşlem | Cumhuriyet Savcısının İstemi | Re'sen veya Talep Üzerine |
| İnceleme Periyodu | En geç 30 günde bir (Zorunlu) | Her oturumda veya oturum arası 30 günde bir |
| Dinleme Şartı | Şüpheli veya Müdafi dinlenilmelidir | Sanık veya Müdafi (Duruşmalı incelemede) |
| Karar Esasları | CMK m. 100 ve m. 101 kriterleri | CMK m. 100 ve m. 102 kriterleri |
Editörün Notu: Soruşturma aşamasında 30 günlük sürenin savcılık tarafından atlanması durumunda, şüphelinin CMK m. 108/2 uyarınca re'sen inceleme yapılmasını isteme hakkı saklıdır. Uygulamada, kalem işlemlerindeki yoğunluk nedeniyle bazen 31. veya 32. güne sarkan incelemelerin hak ihlali oluşturup oluşturmadığı tartışılsa da, Yargıtay’ın genel eğilimi bu sürelerin hak düşürücü değil, koruyucu nitelikte olduğu yönündedir.
Tutukluluğun Devamı Kararlarında Gerekçe ve Ölçülülük Denetimi
Tutukluluğun incelenmesi aşamasında hâkimin "tutukluluk halinin devamına" karar verebilmesi için sadece başlangıçtaki tutuklama nedenlerini tekrar etmesi yeterli değildir. İnceleme anı itibarıyla mevcut delil durumu, adli kontrolün yetersiz kalacağı iddiası ve şüphelinin kaçma veya delilleri karartma şüphesindeki somut değişimler tartışılmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında vurgulandığı üzere, tutuklama bir ceza değil, bir emniyet tedbiridir.
Tedbirin devamı için "somut olgulara dayalı kuvvetli suç şüphesi" varlığını sürdürmelidir. Eğer soruşturma sürecinde toplanan yeni deliller şüpheyi zayıflatmışsa veya suç vasfının değişme ihtimali doğmuşsa (Örn: Kasten öldürmeye teşebbüsten, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamaya dönüşme ihtimali), sulh ceza hâkimi CMK m. 109 uyarınca adli kontrol seçeneklerini öncelikle değerlendirmelidir.
"Tutuklamanın yasada gösterilen koşullarının bir kısmının hukuki (maddedeki ön koşullar), bir kısmının ise fiili (failin işlediği suçun sonuç ve olası sonuca etkileri) olduğu, dengelilik ve orantılılık ilkelerinin çağdaş ceza yargılamasında egemen ilkeler olarak nazara alınması gerektiği... hürriyeti bağlayıcı ceza uygulanırken kabul edilen bu tür bir uygulamanın tutuklamada geçerli olmamasının kabul edilemeyeceği; böyle bir kararın, elbette ki, gündelik, alışılmış uygulama durumuna getirilmemesi ve ancak istisnaî olarak gerektiği zaman uygulanması gerektiği..."
Kaynak: Hukuk Genel Kurulu 2010/4-558 E. , 2010/604 K.
Tutukluluk İncelemesinde Zorunlu Müdafilik Tartışması ve İçtihat Farklılıkları
CMK m. 101/3 gereğince tutuklama talebiyle sorguya sevk edilen şüpheliye müdafi atanması zorunludur. Ancak CMK m. 108 kapsamındaki periyodik incelemelerde müdafi zorunluluğunun devam edip etmediği hususu, Yargıtay daireleri arasında farklı yorumlara konu olmuştur. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin (güncel Yargıtay 3. Ceza Dairesi görev alanına giren konular kapsamında) ağırlıklı görüşü, tutukluluk incelemesinin hürriyet üzerindeki baskısı nedeniyle müdafi yardımının bu aşamada da zorunlu olduğu yönündedir.
Buna karşın, bazı karşı oylarda ve kararlarda, CMK m. 101/3'teki zorunluluğun sadece "ilk tutuklama" anına özgü olduğu, tutukluluğun devamı kararlarında ise eğer suçun alt sınırı 5 yıldan fazla değilse (CMK m. 150/3) zorunlu müdafilik şartının aranmayacağı ileri sürülmüştür. Ancak "silahların eşitliği" ilkesi ve adil yargılanma hakkı kapsamında, tutuklu bir kişinin müdafi yardımından yoksun olarak periyodik incelemeye tabi tutulması, savunma hakkının kısıtlanması riski taşımaktadır.
"...soruşturma ve kovuşturma evresinde tutuklama talep edilmesi halinde müdafiilik zorunludur... Zira gözlem altına alınma ve tutuklamaya sevk gibi özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması tehlikesinin doğduğu anlarda müdafi zorunluluğuna işaret eden kanun koyucunun, tehlike gerçekleşip şüpheli veya sanığın tutuklanmasından sonra müdafi gerekmez düşüncesiyle hareket ettiğinin kabulüne olanak yoktur."
Kaynak: 16. Ceza Dairesi 2018/2730 E. , 2018/3308 K.
SEGBİS Aracılığıyla Tutukluluk İncelemesi ve Yüz Yüzelik İlkesi
Gelişen teknoloji ile birlikte CMK m. 108 incelemeleri, özellikle şüphelinin farklı bir yargı çevresindeki ceza infaz kurumunda bulunması durumunda Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden gerçekleştirilmektedir. "Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik" hükümleri uyarınca, SEGBİS üzerinden yapılan görüşmelerin teknik kalitesinin, şüphelinin yüz ifadelerini ve duygularını aktarabilecek nitelikte olması şarttır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, SEGBİS vasıtasıyla yapılan sorgu ve incelemelerde "yüz yüzelik" ilkesinin sağlandığını kabul etmektedir. Ancak tutukluluk incelemesi sırasında şüphelinin yanında müdafii bulunması hakkı saklıdır. Eğer şüpheli SEGBİS odasında yalnız ise ve müdafii mahkeme salonunda ise, aradaki iletişimin gizliliği ve etkinliği korunmalıdır.
SEGBİS Kullanımında Teknik Standartlar ve Hak Kayıpları
Yönetmeliğin 4. maddesi uyarınca görüntü ile sesin aynı anda güvenli bir şekilde iletilmesi ve kaydedilmesi zorunludur. Uygulamada, ses kesilmesi veya görüntünün donması durumunda incelemenin ertelenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde şüphelinin beyanının tam olarak alınamadığı gerekçesiyle usuli bir sakatlık doğacaktır.
SEGBİS Tutanaklarının Onaylanması
SEGBİS ile elde edilen kayıtlar, CMK m. 147/1-h gereği teknik imkanlardan yararlanılarak tutanağa dönüştürülür. Bu kayıtların dökümü yapıldıktan sonra mahkemece onaylanması ve dosya arasına alınması şarttır. 2026 yargı pratiğinde, bu dökümlerin yapay zeka destekli yazılımlarla anlık olarak yapıldığı görülse de, denetim yetkisi münhasıran yargıdadır.
"Görüntü, ilgilinin yüz ifadelerini, vücut hareketlerini, tavır ve davranışlarını gözlemlemeye; ses, ilgilinin duygularını anlamaya ve söylediklerini anlaşılır şekilde dinlemeye imkân verecek nitelikte olur... SEGBİS ile elde edilen kayıtlar, nitelikli elektronik imza ile imzalanarak güvenli bir şekilde talep eden makam tarafından saklanır."
Kaynak: CEZA MUHAKEMESİNDE SES VE GÖRÜNTÜ BİLİŞİM SİSTEMİNİN KULLANILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK m. 4-6
Belgeyi Gör: CEZA MUHAKEMESİNDE SES VE GÖRÜNTÜ BİLİŞİM SİSTEMİNİN KULLANILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK
Savcılık Makamının Tutukluluğun Devamı İstemi ve İspat Yükü
Soruşturma evresinde CMK m. 108 incelemesi Cumhuriyet savcısının yazılı istemi ile tetiklenir. Savcılık makamı, sadece "tutukluluk halinin devamına" şeklinde genel bir talep yerine, o 30 günlük süreçte hangi delillerin toplandığını, hangi işlemlerin henüz tamamlanmadığını (Örn: Kriminal rapor beklenmesi, dijital materyal incelemesi) ve şüphelinin serbest kalması halinde bu işlemlerin nasıl sekteye uğrayacağını somutlaştırmakla yükümlüdür.
İspat yükü iddia makamındadır. Şüpheli, neden serbest bırakılması gerektiğini ispatlamak zorunda değildir; aksine savcılık neden tutukluluğun devam etmesi gerektiğini ispatlamalıdır. Uygulama Notu olarak belirtilmelidir ki; sulh ceza hâkimlikleri, savcılık talebinde belirtilen gerekçelerin dosyayla uyumunu denetlerken, CMK m. 101/2’deki "adli kontrolün neden yetersiz kalacağı" hususunu da kararda ayrıca tartışmalıdır.
Şüphelinin Tutukluluk Durumunun İncelenmesini Talep Etme Hakkı
CMK m. 108/2 uyarınca tutukluluğun incelenmesi, sadece savcının istemine veya 30 günlük periyoda bağlı değildir. Şüpheli veya müdafii, bu süre içinde her zaman tutukluluk halinin sona erdirilmesi veya adli kontrole çevrilmesi talebinde bulunabilir. Bu talep üzerine sulh ceza hâkimi, 30 günlük sürenin dolmasını beklemeksizin bir karar vermelidir.
Uygulamada, yeni bir delil ortaya çıktığında (Örn: Kamera kayıtlarının lehe sonuç doğurması veya tanık beyanının değişmesi) yapılan tahliye talepleri, 108 incelemesi beklenmeksizin ivedilikle karara bağlanır. Eğer hâkim talebi reddederse, bu ret kararına karşı CMK m. 267 ve devamı uyarınca itiraz kanun yolu açıktır.
Kovuşturma Evresinde Re'sen Tutukluluk İncelemesi (m. 108/3)
Dava açıldıktan sonra, tutukluluk denetimi farklı bir rejime tabi olur. Mahkeme, her oturumda tutukluluğu değerlendirmek zorundadır. Ancak duruşma aralarının 30 günü aşması durumunda, mahkeme "duruşma hazırlığı" veya "ara karar" usulüyle dosya üzerinden veya SEGBİS/müdafi dinleme yoluyla inceleme yapar.
Kovuşturma evresindeki incelemelerde "tutuklulukta geçen süre" (CMK m. 102) ve "suçun vasıf ve mahiyeti" daha belirleyici hale gelir. Sanığın duruşmalardaki tavrı, delillerin büyük oranda toplanmış olması ve kaçma şüphesinin azalması, mahkemenin tutukluluğu sonlandırması yönünde hukuki baskı oluşturur.
"Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar verir."
Kaynak: CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 108/3
Tutukluluğun İncelenmesinde Adli Kontrolün Önceliği
CMK m. 109, tutuklama sebeplerinin varlığı halinde bile şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınabileceğini düzenler. 108. madde incelemesi yapılırken hâkimin önündeki en temel soru "Tutuklama hala zorunlu mu?" sorusudur. Eğer yurt dışına çıkış yasağı, belirli yerlere başvurma veya elektronik kelepçe gibi yöntemler kamu düzenini ve yargılamanın selametini korumaya yetiyorsa, tutukluluğun devamı kararı ölçüsüzlük teşkil edecektir.
Özellikle 2026 yılı itibarıyla adli kontrol mekanizmalarının teknolojik imkanlarla (Biyometrik doğrulama, GPS takibi) güçlendirilmiş olması, sulh ceza hâkimliklerinin "tutuklama alternatifi" olarak bu tedbirlere daha sık başvurmasını gerektirmektedir. Adli kontrol, sadece tutuklama yasağı olan hallerde değil, tutuklama sebepleri mevcutken bile "oranlılık" gereği tercih edilmelidir.
CMK 108 Kararlarına Karşı İtiraz Usulü ve Süreler
CMK m. 108 uyarınca verilen "tutukluluk halinin devamına" dair kararlar, teknik olarak birer ara karar mahiyetinde olsa da hürriyeti kısıtladığı için itiraza tabidir. İtiraz süresi, kararın tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gündür (CMK m. 268). Soruşturma aşamasında itiraz, kararı veren sulh ceza hâkimliğinin yargı çevresi içerisindeki numara olarak takip eden sulh ceza hâkimliğine, yoksa en yakın asliye ceza mahkemesine yapılır.
İtiraz mercii, sadece şekli bir denetim yapmaz; esas bakımından da dosyayı inceleyerek tutukluluğun devamı gerekçelerini denetler. Mercii, itirazı yerinde görürse şüphelinin tahliyesine veya adli kontrolle serbest bırakılmasına karar verebilir. Bu karar kesindir.
Uygulama Notu: Müdafi Yardımı Olmaksızın Yapılan İncelemelerin Hukuki Akıbeti
Adliye pratiğinde karşılaşılan en büyük risklerden biri, şüphelinin cezaevinden SEGBİS’e bağlanması ancak baro tarafından atanan müdafiinin o an sistemde olmamasıdır. Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/3308 K. sayılı ilamı, bu tür durumların "savunma hakkının kısıtlanması" olduğunu ve bozma nedeni sayılacağını net bir şekilde ortaya koymuştur.
Avukatların, CMK 108 inceleme günlerini UYAP üzerinden takip etmeleri ve inceleme anında şüphelinin yanında veya SEGBİS’in diğer ucunda hazır bulunmaları, müvekkilin hürriyeti açısından kritik öneme sahiptir. Savunma stratejisi kurgulanırken, sadece "tahliyemi talep ederim" demek yerine, 30 günlük süreçte dosya kapsamına giren ve tutuklama nedenlerini çürüten somut olgulara işaret edilmelidir.
Sıkça Sorulan Sorular
1. Soruşturma evresinde 30 günlük inceleme süresi dolmasına rağmen karar verilmezse ne olur? Sürenin aşılması şüphelinin kendiliğinden tahliye olacağı anlamına gelmez. Ancak bu durum, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru konusu edilebilir. Uygulamada, gecikme fark edildiği anda şüpheli müdafii tarafından "ivedi inceleme" talebi yapılmalıdır.
2. Cumhuriyet savcısı tutukluluk incelemesi istemezse hâkim re'sen inceleme yapabilir mi? CMK m. 108/1 metni "Cumhuriyet savcısının istemi üzerine" ifadesini kullanmaktadır. Soruşturma aşamasında savcılık talebi bir usul şartıdır. Ancak şüphelinin m. 108/2 uyarınca yaptığı başvuru, savcılık isteminden bağımsız olarak hâkimi karar vermeye zorlar.
3. SEGBİS ile yapılan incelemede şüphelinin müdafi ile baş başa görüşme hakkı var mıdır? Evet, CMK m. 154 ve ilgili SEGBİS yönetmeliği uyarınca şüpheli, müdafii ile başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşme hakkına sahiptir. İnceleme öncesinde veya sonrasında teknik altyapı bu gizli görüşmeyi sağlayacak şekilde organize edilmelidir.
4. Tutukluluğun devamı kararı sadece "dosya kapsamı" denilerek verilebilir mi? Hayır, bu tür kararlar "matbu gerekçe" olarak adlandırılır ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları ile AYM kararlarına aykırıdır. Hâkim, her şüpheli için kişiselleştirilmiş, dosyadaki somut gelişmeleri içeren bir gerekçe yazmak zorundadır.
Kaynakça
- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 100, 101, 108, 109, 147, 150.
- Ceza Muhakemesinde Ses ve Görüntü Bilişim Sisteminin Kullanılması Hakkında Yönetmelik.
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Esas No: 2010/4-554, Karar No: 2010/600.
- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/2730, Karar No: 2018/3308.
- Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Esas No: 2018/116, Karar No: 2018/1174 (Muhalefet Şerhi İçeren Görüş).
- AİHM - Mehmet Hasan Altan / Türkiye, Başvuru No: 13237/17.
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (Atıf Yapılan Usul Hükümleri).
- 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 114.
Yasal Uyarı: Bu makale, 2026 yılı güncel mevzuat ve içtihatları çerçevesinde profesyonel hukukçulara yönelik genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Her somut olayın kendine özgü koşulları (delil durumu, suç vasfı, şahsi haller) farklı hukuki sonuçlar doğurabileceğinden, metindeki bilgilerin doğrudan dava veya soruşturma dosyalarına uygulanması profesyonel hukuki danışmanlık yerine geçmez.
Ana Kategori Rehberi
Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.