Ceza Muhakemesinde Savunma Hakkının Kısıtlanması ve Mutlak Bozma Nedenleri: CMK 289 Ekseninde Usuli Güvenceler
Kovuşturma ve Duruşma UsulüYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Ceza Muhakemesinde Savunma Hakkının Kısıtlanması ve Mutlak Bozma Nedenleri: CMK 289 Ekseninde Usuli Güvenceler

Ceza muhakemesinde savunma hakkı, maddi gerçeğe ulaşma gayesi ile usul ekonomisi arasındaki dengede sanığa tanınan en üst düzey güvencedir. Savunmanın mahkeme kararıyla kısıtlanması, CMK m. 289/1-h uyarınca hükmün mutlak surette bozulmasını gerektiren ağır bir hukuka aykırılık halidir.

Savunma Hakkının Ceza Muhakemesindeki Doktrinel ve Uygulamalı Temeli

Ceza muhakemesi hukukunda savunma hakkı, sanığın üzerine atılı suç isnadına karşı kendisini korumasını sağlayan, adil yargılanma hakkının kurucu unsuru olan ve kamu düzenini ilgilendiren emredici bir usul kuralıdır. Uygulamada savunma hakkı, yalnızca sanığın lehine olan bir hak değil, aynı zamanda maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yargılama makamına yüklenen bir ödev niteliğindedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) sistematiğinde savunma hakkının kısıtlanması, hükmün esasına etki edip etmediğine bakılmaksızın mutlak bozma nedeni kabul edilmektedir.

Hukuki uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler, usul ekonomisi ve yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkeleri ile savunma hakkının dokunulmazlığı arasında bir denge kurmak zorundadır. Ancak bu denge kurulurken savunma hakkının özüne dokunulması, Anayasa m. 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) m. 6 uyarınca hak ihlali teşkil eder. Yargıtay içtihatları, savunmanın "hükmü etkileyecek nitelik taşıması" ve "yargılaması yapılan fiile ilişkin olması" şartıyla kısıtlanmasını bozma nedeni saymaktadır.

"Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine getirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir usul kuralıdır. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun başka bir mağduriyete sebebiyet vermemek, yargılamanın uzamasını engellemek, usul ekonomisi, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak açısından bazı tahditi sınırlamalara gittiği de bir gerçektir."

Kaynak: Ceza Genel Kurulu - Esas No: 2021/164 - Karar No: 2021/433

Belgeyi Gör: Ceza Genel Kurulu 2021/164 E. , 2021/433 K.

Anayasal ve Uluslararası Mevzuat Hiyerarşisinde Adil Yargılanma Güvencesi

Savunma hakkı, hiyerarşik olarak kanunların üzerinde yer alan Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır. Anayasa'nın 90. maddesi uyarınca, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi durumunda antlaşma hükümleri esas alınır. Bu bağlamda AİHS m. 6'da düzenlenen asgari haklar, Türk ceza yargılamasının her aşamasında (yakalama anından infaza kadar) uygulanmak zorundadır.

AİHS Madde 6 Kapsamında Asgari Savunma Hakları

Adil yargılanma hakkı, silahların eşitliği ilkesi gereği iddia makamı ile savunma makamının eşit imkanlara sahip olmasını gerektirir. AİHS m. 6/3 uyarınca sanık; suçlamanın niteliğinden haberdar edilme, savunma için gerekli zamana sahip olma, kendi seçtiği veya resen atanan müdafi yardımından yararlanma ve tanık sorgulama haklarına sahiptir. Bu hakların teorik değil, etkili ve pratik şekilde uygulanması esastır.

Anayasa Madde 36 ve Hak Arama Özgürlüğü

Anayasa m. 36, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde iddia ve savunma yapma hakkına sahip olduğunu hüküm altına almıştır. Hak arama özgürlüğü, diğer tüm temel hakların korunmasını sağlayan bir şemsiye haktır. Savunma hakkının kısıtlanması, doğrudan bu özgürlüğün ihlali anlamına gelir ve devletin adil yargılanma borcunu yerine getirmediğini gösterir.

CMK 289/1-h Maddesi Uyarınca Mutlak Bozma Sebebi Olarak Savunma Hakkı

Hükmün verilmesi aşamasında hayati önem taşıyan hususlarda savunma hakkının mahkeme kararı ile sınırlandırılmış olması, ceza yargılamasında en ağır usuli hatalardan biri olarak kabul edilir. CMK m. 289, hukuka aykırılığın "kesin" olduğu halleri listelerken (h) bendinde savunma kısıtlamasına özel bir yer ayırmıştır. Bu durumda Yargıtay veya Bölge Adliye Mahkemesi, kısıtlamanın hükmü değiştirip değiştirmeyeceğini tartışmaksızın kararı bozmakla yükümlüdür.

Hukuk terazisi ve CMK mevzuatını temsil eden nesneler.

Hüküm İçin Önemli Hususlarda Kısıtlama Kavramı

Yargıtay uygulamasında "hüküm için önemli husus", davanın esasına ilişkin olan, suçun nitelendirilmesini veya ceza miktarını doğrudan etkileyebilecek her türlü delil ve beyanı ifade eder. Sanığın sorgusunun yapılmaması, son sözünün sorulmaması veya ek savunma hakkının tanınmaması bu kapsamda değerlendirilir.

Mahkeme Kararı ile Kısıtlama Şartı

Mutlak bozma nedeninin oluşması için kısıtlamanın bizzat mahkemenin bir ara kararı veya nihai kararıyla (veya bu yöndeki bir tutumuyla) gerçekleşmiş olması gerekir. Örneğin, müdafinin esas hakkındaki savunmasını yapmasına izin verilmemesi veya sanığın bizzat hazır bulunma talebinin hukuki gerekçe olmaksızın reddedilmesi "mahkeme kararı ile kısıtlama" teşkil eder.

"Adil yargılanma hakkı, taraflar arasında (hukuk davasında davacı ve davalı, ceza yargılamasında sanık ve iddia makamı) bir fark gözetilmeksizin, karşılıklı olarak iddia ve savunmanın eşit ölçülerde yapılabilmesi anlamına gelir. Hakkı düzenleyen 6. madde pek çok hak ve ilkeyi içeren genel bir madde olup, yargılamanın hakkaniyete uygun, adil bir biçimde yerine getirilmesini amaçlar."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/32039 - Karar No: 2022/24642

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2021/32039 E. , 2022/24642 K.

Suçun Niteliğinin Değişmesi ve Ek Savunma Hakkı (CMK 226)

Ceza muhakemesinde sanık, sadece iddianamede belirtilen kanun maddeleri üzerinden savunma yapar. Ancak yargılama sırasında suçun hukuki niteliğinin değişmesi veya cezanın artırılmasını gerektiren yeni hallerin ortaya çıkması durumunda, sanığa mutlaka ek savunma hakkı verilmelidir. CMK m. 226 uyarınca ek savunma verilmeden kurulan mahkumiyet hükümleri usule aykırıdır.

Ek Savunma Verilmesini Gerektiren Haller

Ek savunma, yalnızca sevk maddesinin değişmesi durumunda değil, aynı zamanda temel cezanın tayininde dikkate alınacak ağırlaştırıcı nedenlerin (örneğin suçun zincirleme şekilde işlendiğinin anlaşılması) ilk defa duruşmada fark edilmesi durumunda da zorunludur. Sanığa veya varsa müdafine bu değişiklikler bildirilmeden ve hazırlık için gerekirse süre tanınmadan mahkumiyet kararı verilmesi, savunma hakkının mutlak kısıtlanmasıdır.

Ek Savunmada Usul ve Süre

Mahkeme, suçun niteliğinin değiştiğini sanığa bizzat tefhim etmeli veya yokluğunda tebliğ etmelidir. Sanık veya müdafi süre talep ederse, savunmanın hazırlanması için makul bir süre verilmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu usule uyulmaması, 1412 sayılı CMUK m. 308/8 (5320 s. K. m. 8/1 uyarınca uygulanmaya devam eden) uyarınca da mutlak bozma nedenidir.

"Dosya kapsamına göre, sanık hakkında hakaret suçunu zincirleme şekilde işlediğinden bahisle iddianame tanzim edildiği, ancak sanığa hakaret suçundan dolayı ayrı ayrı cezaya hükmedildiği... sanığa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 226/3. maddesi gereğince ek savunma için süre vermesi ve bu sürede sanığın ek savunması alındıktan sonra karar verilmesi gerekirken savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir."

Kaynak: 18. Ceza Dairesi - Esas No: 2015/11478 - Karar No: 2016/2057

Belgeyi Gör: 18. Ceza Dairesi 2015/11478 E. , 2016/2057 K.

Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) Aşamasında Savunma Hakkının Korunması

İstinaf yargılamasında Bölge Adliye Mahkemelerinin (BAM) yerel mahkeme kararını düzelterek veya yeniden yargılama yaparak sanığın aleyhine hüküm kurması durumunda, savunma hakkına ilişkin hassasiyet iki katına çıkmaktadır. Özellikle beraat kararının kaldırılıp mahkumiyet kararı verilmesi veya cezanın artırılması hallerinde sanığın sorgusunun yapılması zorunludur.

Beraat Kararının Kaldırılmasında Sorgu Zorunluluğu

BAM, ilk derece mahkemesinin beraat kararını kaldırıp sanığı mahkum etmek niyetindeyse, CMK m. 280/1-g ve ilgili fıkralar uyarınca duruşma açmalı ve sanığı usulüne uygun şekilde sorgulamalıdır. Sanık sorgulanmadan gıyabında mahkumiyet kurulması, Yargıtay tarafından istikrarlı bir şekilde "savunma hakkının kısıtlanması" olarak nitelendirilmekte ve bozulmaktadır.

Duruşmalı İncelemede Müdafi ve Sanığın Hazır Bulunması

Temyiz veya istinaf aşamasında duruşmalı inceleme talep edilmişse ve mahkemece bu talep kabul edilmişse, müdafinin duruşmaya kabul edilmemesi veya sanığın (eğer zorunlu ise) hazır bulundurulmaması adil yargılanma hakkına aykırıdır. Bu durum, sanığın kendini savunma ve delillere karşı beyanda bulunma imkanını elinden alır.

"Bölge Adliye Mahkemesince, cezası artırılan sanığın anılan madde hükmüne aykırı olarak, usulüne uygun şekilde sorgusu yapılmadan ve müdafisine duruşma günü tebliğ edilmeden karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması... BOZULMASINA..."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/31709 - Karar No: 2022/24560

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2021/31709 E. , 2022/24560 K.

SEGBİS ile Yargılamada Hazır Bulunma Hakkı ve Sınırları

Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS), yargılamanın hızlandırılması için önemli bir araç olmakla birlikte, sanığın mahkeme salonunda bizzat bulunma hakkını ortadan kaldırmaz. Sanığın mahkemede bizzat hazır bulunma talebi varsa ve bu talep makul bir gerekçe olmaksızın reddedilerek SEGBİS ile yetinilirse, bu durum savunma hakkının ihlali olarak kabul edilebilir.

Sanığın Bizzat Hazır Bulunma Talebi

Özellikle esasa ilişkin sorgunun yapıldığı veya delillerin tartışıldığı oturumlarda sanığın mahkeme huzuruna gelmek istemesi durumunda, SEGBİS kullanımı ancak zorunlu hallerde (örneğin güvenlik riski veya ulaşım imkansızlığı) ve gerekçelendirilerek uygulanmalıdır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay, sanığın açık itirazına rağmen SEGBİS ile sorgu yapılmasını savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirmektedir.

SEGBİS Kullanımında Teknik Kalite ve Savunma Bütünlüğü

SEGBİS ile yapılan bağlantıda ses veya görüntü kalitesinin savunma yapmaya engel teşkil edecek düzeyde olması veya sanığın müdafi ile mahrem şekilde görüşme imkanının sağlanmaması, yargılamayı usulsüz kılar. Teknolojik imkanlar, asgari savunma güvencelerinin altına düşmemelidir.

"Bozma sonrası yapılan yargılamada SEGBİS sistemiyle kendisine bağlanan sanığın, savunma yapmak istemediğini ve mahkemede hazır bulunarak savunma yapmak istediğini beyan etmesine rağmen duruşmalarda hazır bulundurulmayıp SEGBİS sistemi aracılığıyla yargılaması yapılarak mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, bozmayı gerektirmiştir."

Kaynak: Yargıtay 17. Ceza Dairesi - Esas No: 2019/8212 - Karar No: 2019/12041

Belgeyi Gör: ANAYASA MAHKEMESİ GENEL KURUL

Zorunlu Müdafilik ve Müdafi Yardımından Yararlanma Hakkı

Savunma hakkının etkin kullanımı, çoğu zaman teknik bilgi gerektiren hukuk kuralları nedeniyle bir müdafi yardımını zorunlu kılar. CMK m. 150 uyarınca, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda veya sanığın çocuk, sağır-dilsiz veya malul olması durumunda müdafi atanması zorunludur.

Adliye koridorunda dosya taşıyan hukukçu figürü.

Müdafi Yokluğunda Hüküm Kurulması

Zorunlu müdafilik kapsamında olan bir davada, müdafi hazır bulunmadan sanığın sorgusunun yapılması veya esas hakkında beyanının alınması mutlak bozma nedenidir. Kanun koyucu, sanık istemese dahi adaletin selameti ve savunma dengesinin sağlanması adına bu hallerde müdafi yardımını emretmiştir.

Müdafinin İstifası veya Çekilmesi Durumunda Savunma Süresi

Müdafinin yargılama aşamasında çekilmesi durumunda sanığa yeni bir müdafi seçmesi veya kendisine müdafi atanması için süre verilmelidir. Savunma makamı boş bırakılarak yargılamaya devam edilmesi, silahların eşitliği ilkesini zedeler.

Savunma Hakkı Türü Dayanak Madde (CMK) İhlal Sonucu
Sanığın Sorgulanması m. 147, 191 Mutlak Bozma (Kesin Hukuka Aykırılık)
Ek Savunma Hakkı m. 226 Mutlak Bozma
Zorunlu Müdafilik m. 150 Mutlak Bozma
Son Söz Hakkı m. 216/3 Mutlak Bozma
Tercüman Yardımı m. 202 Usuli Bozma

Askeri Disiplin Hukukunda Savunma Hakkının Özel Rejimi

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) Disiplin Kanunu ve ilgili yönetmelikler, disiplin cezası verilebilmesi için savunma alınmasını emredici bir şart olarak belirlemiştir. Disiplin hukukunda savunma hakkı, sadece bir usul kuralı değil, personelin özlük haklarını ve mesleki geleceğini etkileyen idari bir güvencedir.

Savunma Süreleri ve Hak Düşürücü Etkiler

TSK Disiplin Kanunu m. 40 uyarınca, disiplin amirleri veya kurulları tarafından savunma alınmadan ceza verilemez. Yüksek disiplin kurullarında savunma süresi 3 iş gününden az, 5 iş gününden fazla olamaz. Personel bu süre içinde savunma yapmazsa hakkından vazgeçmiş sayılır. Ancak bu sürelerin tebliği ve personelin fiilen savunma yapabilme imkanına sahip olması şarttır.

Sözlü İfade ve Ek Süre Talebi

Yüksek disiplin kurullarında yazılı savunmaya ek olarak, personelin talebi veya kurulun lüzum görmesi üzerine sözlü ifade de alınabilir. Personelin istirahat veya izin gibi nedenlerle görevde olmaması durumunda tebligatların 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılması zorunludur. Usulüne uygun tebligat yapılmadan verilen disiplin cezaları idari yargı denetiminde iptal sebebidir.

"Yüksek disiplin kurulunun görevine giren disiplinsizliklerde verilecek savunma süresi üç iş gününden az ve her hâlde beş iş gününden fazla olamaz. Savunması istenen kişinin talebi hâlinde ilave savunma süresi verilebilir... Verilen süre içinde savunmasını yapmayan personel savunma hakkından vazgeçmiş sayılır."

Kaynak: TSK Yüksek Disiplin Kurulları Yönetmeliği - Madde 22/4

Belgeyi Gör: TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ YÜKSEK DİSİPLİN KURULLARI YÖNETMELİĞİ

Maddi Gerçek ve Usul Ekonomisi Arasındaki Çatışma

Ceza muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Ancak bu amaca ulaşırken her yol mubah değildir; insan onuruna ve sanığın temel haklarına saygı gösterilmesi gerekir. Usul ekonomisi (davanın hızlı ve az giderle bitirilmesi), savunma hakkının kısıtlanması için tek başına bir gerekçe olamaz.

Usul Ekonomisinin Sınırları

Yargılamanın uzamasını engellemek amacıyla sanığın bazı taleplerinin reddedilmesi mümkündür (örneğin davanın esasına etkisi olmayan tanıkların dinlenmesi talebi). Ancak bu sınırlamalar istisnai olup, sanığın suç isnadına karşı koyma gücünü ortadan kaldırmamalıdır. Yargıtay, usul ekonomisi uğruna savunmanın özüne dokunulmasını hukuka aykırı bulmaktadır.

Hukuki Dinlenilme Hakkı

Hukuki dinlenilme hakkı, yargılama makamlarının tarafların beyanlarını dikkate alma ve bu beyanları kararın gerekçesinde tartışma yükümlülüğünü kapsar. Sanığın sunduğu delillerin veya ileri sürdüğü iddiaların mahkemece hiç tartışılmaması, savunma hakkının zımnen kısıtlanması anlamına gelir.

"Maddi gerçeğe ulaşılması amacı mutlak değildir. Maddi gerçeğe ulaşılamamasına neden olsa bile, korunması gereken yüksek menfaatler vardır. Gerçek, hukuki yollara başvurularak ortaya çıkarılmalıdır... sanığın müdafi vasıtasıyla kovuşturma aşamasında kendini savunması, adil bir yargılamaya ve bu yargılama sonucunda verilecek hükmün maddi gerçekle örtüşmesine aracılık eder."

Kaynak: 4. Ceza Dairesi - Esas No: 2021/30448 - Karar No: 2022/23670

Belgeyi Gör: 4. Ceza Dairesi 2021/30448 E. , 2022/23670 K.

Makul Sürede Yargılanma İlkesi ve Savunma Dengesi

Anayasa m. 141/son uyarınca davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir. Ancak "hızlı yargılama", "haksız mahkumiyet" riskini artırmamalıdır. Savunma hakkı ile makul süre ilkesi çatıştığında, öncelik her zaman savunma hakkının özünün korunmasındadır.

Yargılamayı Uzatan Kötüniyetli Tutumlar

Sanığın veya müdafinin yargılamayı açıkça uzatmaya yönelik, hakkın kötüye kullanılması niteliğindeki talepleri mahkemece reddedilebilir. Ancak bu ret kararı verilirken sanığın gerçekten savunma ihtiyacı olup olmadığı titizlikle analiz edilmelidir. Bir tanığın dinlenmesinin maddi gerçeğe katkısı "olasılık" dahilindeyse dahi, savunma lehine yorum yapılmalıdır.

Gecikmelerin Devlete Yüklenebilirliği

AİHM içtihatlarına göre, davanın karmaşıklığı veya sanığın tutumu dışında, sadece yargı organlarının organizasyonel eksikliklerinden kaynaklanan gecikmeler devletin sorumluluğundadır. Bu gecikmeleri telafi etmek için sanığın usuli haklarından feragat etmesi beklenemez.

Ceza Muhakemesi Pratiğinde Savunma Stratejisi İçin Yol Haritası

Profesyonel bir ceza savunması, usul kurallarının sağladığı güvencelerin her aşamada denetlenmesini gerektirir. Savunma makamı için kilit öneme sahip uygulama adımları şunlardır:

Duruşma salonunda savunma kürsüsü ve açık dosya görünümü.

  1. Sorgu ve Beyan Denetimi: Sanığın sorgusunun iddianame okunmadan veya hakları hatırlatılmadan yapılıp yapılmadığı tutanaklardan kontrol edilmelidir.
  2. Ek Savunma Talebi: İddianamedeki suç vasfından farklı bir ceza maddesiyle mahkumiyet ihtimali doğduğunda, mahkemeden ek savunma için süre talep edilmelidir.
  3. SEGBİS İtirazı: Kritik celselerde sanığın mahkeme huzurunda bulunması talep edilmeli, bu talep reddedilirse gerekçesi itiraza konu edilmelidir.
  4. BAM Denetimi: İstinaf aşamasında aleyhe değişen durumlarda duruşma açılmaması ve sanığın dinlenmemesi mutlak bozma nedeni olarak temyiz dilekçesine taşınmalıdır.
  5. Müdafi Yardımı: Zorunlu müdafilik hallerinde, müdafinin yetersizliği veya yokluğu durumunda yapılan işlemlerin hükümsüzlüğü ileri sürülmelidir.

Editörün Notu: Savunma hakkının kısıtlandığına dair iddiaların temyiz aşamasında kabul görmesi için, kısıtlanan hususun "hükmü etkileyecek nitelikte" olduğu ve "maddi gerçekle ilişkisi" net bir şekilde argümante edilmelidir. Yalnızca şekli bir usul hatasından bahsetmek yerine, bu hatanın sanığın suçsuzluğunu ispat etme imkanını nasıl elinden aldığı açıklanmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Sanığın duruşmada son sözünün sorulmaması her zaman mutlak bozma nedeni midir? Evet, CMK m. 216/3 uyarınca hükümden önce son sözün mutlaka sanığa verilmesi gerekir. Bu emredici bir kuraldır ve sanığın müdafi dahi olsa son sözün bizzat sanığa ait olması savunma hakkının bir parçasıdır. Bu kuralın ihlali, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre mutlak bozma sebebidir.

2. Ek savunma hakkı verilmeden ceza artırımı yapılırsa ne olur? CMK m. 226 uyarınca, sanığa iddianamede yer almayan bir ağırlaştırıcı neden veya değişen suç vasfı bildirilmeden mahkumiyet kurulamaz. Bu usule uyulmaması durumunda verilen karar, savunma hakkının mahkeme kararı ile kısıtlanması (CMK m. 289/1-h) kapsamında kesin hukuka aykırılık teşkil eder ve bozulur.

3. İstinaf mahkemesi yerel mahkemenin beraat kararını duruşma açmadan bozup doğrudan mahkumiyet verebilir mi? Hayır, sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün kaldırılarak mahkumiyet kararı verilmesi durumunda, Bölge Adliye Mahkemesi duruşma açmak ve sanığın sorgusunu yapmak zorundadır. Sanık dinlenmeden gıyabında beraatın mahkumiyete çevrilmesi ağır bir hak ihlalidir.

4. Sanık SEGBİS ile savunma yapmaya zorlanabilir mi? Genel kural sanığın duruşmada hazır bulundurulmasıdır. Hakim veya mahkeme zorunlu gördüğü durumlarda SEGBİS kararı verebilir. Ancak sanık mahkemede bizzat bulunmak istediğini beyan ederse ve bu talep makul bir gerekçe (güvenlik, imkansızlık vb.) olmadan reddedilirse, bu durum savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilebilir.

Kaynakça

  • T.C. Anayasası (2709 Sayılı Kanun).
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.
  • 6413 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/164, K. 2021/433.
  • Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/32039, K. 2022/24642.
  • Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2015/11478, K. 2016/2057.
  • Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS).

Yasal Uyarı: Bu metin, 04/03/2026 tarihi itibarıyla mevcut mevzuat ve içtihatlar ışığında akademik ve mesleki bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. İçerik, hukuki tavsiye veya danışmanlık niteliği taşımamakta olup; her somut olay kendi özel şartları, delil durumu ve güncel yargı pratikleri çerçevesinde bir hukuk profesyoneli tarafından ayrıca değerlendirilmelidir. Metne dayanılarak yapılan işlemlerden doğabilecek sorumluluk kabul edilmez.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Muhakemesi Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: