Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı Soruşturma Yetkisi: Roma Statüsü m. 15 ve Tamamlayıcılık İlkesi Ekseninde Adli Pratik
Devlete Karşı Suçlar ve Askeri CezaYazar: EmsalDava Editör Ekibi

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı Soruşturma Yetkisi: Roma Statüsü m. 15 ve Tamamlayıcılık İlkesi Ekseninde Adli Pratik

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığı'nın resen soruşturma yetkisi, Roma Statüsü'ndeki tamamlayıcılık ilkesi ve yeterli şüphe eşiği çerçevesinde, ulusal yargı yetkisiyle kurulan hassas denge üzerinden analiz edilmektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Savcılığı’nın soruşturma başlatma yetkisi, Roma Statüsü’nün 15. maddesi uyarınca düzenlenen proprio motu yetkisi, taraf devlet başvurusu veya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) sevki ile tetiklenmektedir. Mahkemenin yargı yetkisi, kural olarak ulusal mahkemelerin görevini yerine getiremediği veya isteksiz olduğu hallerde devreye giren "tamamlayıcılık" (complementarity) ilkesine dayanır. Savcılık makamı, bir soruşturma açmadan önce "makul temel" (reasonable basis) kriterini, delillerin yeterliliği ve mahkûmiyet olasılığı ekseninde değerlendirmekle yükümlüdür.

UCM Savcısının Resen Soruşturma Başlatma Yetkisi ve Makul Temel Kriteri

Roma Statüsü m. 15 uyarınca UCM Savcısı, Mahkeme’nin yargı yetkisine giren suçların işlendiğine dair bilgiler temelinde resen (proprio motu) soruşturma başlatma yetkisine sahiptir. Bu süreçte Savcı, suç duyuruları (communications), devletlerden gelen bilgiler, hükümetler dışı kuruluşlar ve diğer güvenilir kaynaklardan yararlanır. Ancak savcının bu yetkisini kullanabilmesi için Ön Yargılama Dairesi’nden (Pre-Trial Chamber) yetki alması zorunludur.

Uluslararası ve ulusal yargı yetkisinin karşılaştırmalı görsel temsili.

Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Roma Statüsü sembolik görünümü.

Soruşturma açılması için aranan "makul temel", basit bir şüphenin ötesinde, suçun işlendiğine dair nesnel ve dayanaklı verilerin varlığını gerektirir. AİHM’in Armani Da Silva / Birleşik Krallık davasında vurguladığı üzere, kovuşturmanın başlatılması için yalnızca ilk bakışta haklı görülen (prima facie) bir davanın varlığı yeterli olmayıp, mahkûmiyet olasılığının da değerlendirilmesi esastır.

"Cezai suçun suçlu olduğu iddia edilen kişi tarafından işlendiğine dair kabul edilebilir, dayanaklı ve güvenilir delillerin mevcut olmaması halinde kovuşturma başlatılmamalı veya devam etmemelidir. Yalnızca ilk bakışta haklı görülen davanın varlığı, kovuşturmayı gerekçelendirmeye yeterli değildir. Yalnızca ilk bakışta haklı görülen davanın mevcudiyeti tespit edildiğinde, mahkumiyet olasılığını değerlendirmek gereklidir."

Kaynak: AİHM - Armani Da Silva / Birleşik Krallık davası - Dosya No: 5878/08

Belgeyi Gör: AİHM - Armani Da Silva / Birleşik Krallık davasında,, Dosya No : 5878/08, Tarih : 2016-03-30

Soruşturma Öncesi Değerlendirme Aşamaları

Savcılık, bir soruşturma başlatmadan önce şu üç ana kriteri kümülatif olarak inceler: 1. Konu Bakımından Yetki: İşlenen fiilin soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları veya saldırı suçu kapsamında olup olmadığı. 2. Kabul Edilebilirlik: Tamamlayıcılık ilkesi gereği ulusal bir yargılamanın olup olmadığı ve davanın yeterli ağırlığa (gravity) sahip olup olmadığı. 3. Adalet Menfaati: Suçun ağırlığı ve mağdurların çıkarları gözetildiğinde, soruşturma açılmasının adaletin hizmetine olup olmayacağı.

Ulusal Savcılık Makamları ile Karşılaştırmalı Görev Analizi

UCM Savcısı ile Türk hukukundaki Cumhuriyet savcısının görevleri, suçun araştırılması ve kamu davası açma mecburiyeti bakımından benzerlik gösterse de, UCM’de "takdir yetkisi" daha geniştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 160 uyarınca, Cumhuriyet savcısı bir suçun işlendiği izlenimini öğrenir öğrenmez "hemen" işin gerçeğini araştırmaya başlamak zorundadır. Anayasa Mahkemesi’nin 2018/91 Esas sayılı kararında vurgulandığı üzere, bu "araştırma mecburiyeti" etkin bir ceza muhakemesi faaliyetinin ilk ve en önemli koşuludur.

Roma Statüsü m. 17 Uyarınca Tamamlayıcılık İlkesinin Sınırları

Uluslararası Ceza Mahkemesi, ulusal yargı sistemlerinin yerine geçen bir üst mahkeme değil, onları tamamlayan bir mekanizmadır. Roma Statüsü m. 17 uyarınca, eğer bir devlet ilgili suçla ilgili soruşturma veya kovuşturma yürütüyorsa, UCM bu davayı "kabul edilemez" bulur. Ancak devletin yargılama yapma konusunda "isteksiz" (unwilling) veya "yetersiz" (unable) olduğu durumlarda UCM yetkisi devreye girer.

İsteksizlik kriteri, genellikle şüpheliyi cezai sorumluluktan kurtarma amacı güden, makul olmayan gecikmeler içeren veya bağımsız ve tarafsız yürütülmeyen yargılamalar için söz konusudur. Yetersizlik ise, ulusal yargı sisteminin tamamen veya kısmen çökmesi nedeniyle failin yakalanamaması veya gerekli delillerin toplanamaması durumunu ifade eder.

Milli Mahkemelerin Uluslararası Suçlardaki Önceliği

Eski Yugoslavya için kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (YUCM) örneğinde olduğu gibi, bazı durumlarda uluslararası mahkemelerin ulusal yargıya karşı "önceliği" söz konusu olabilir. 827 (1993) sayılı BMGK Kararına ekli Statü’de belirtilen suçlar için Türkiye’de kabul edilen 4706 Sayılı Kanun, uluslararası mahkemenin yetki yönünden ulusal yargıya önceliğini açıkça tanımıştır.

"Uluslararası Mahkemenin yargı yetkisine giren ve Statüde belirtilen bir suçu işleyen kimse, Türkiye'de bulunduğu takdirde, Türk Ceza Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca Türk mahkemelerinde yargılanır... Ancak, Uluslararası Mahkemenin yetki yönünden ulusal yargıya önceliği vardır."

Kaynak: Eski Yugoslavya'da İşlenen Bazı Suçların Kovuşturulması Hakkında Kanun - Madde 3

[Belgeyi Gör: ESKİ YUGOSLAVYADA İŞLENEN BAZI SUÇLARIN KOVUŞTURULMASI HAKKINDA KANUN](#source-00f61b28-9800-7d97-9a96-26b9e21814ad "Kaynağı aç: ESKİ YUGOSLAVYADA İŞLENEN BAZI SUÇLARIN KOVUŞTURULMASI HAKKINDA KANUN")

Çatışan Yetki ve Kovuşturmanın Nakli

UCM uygulamasında devletlerin egemenlik hakları ile uluslararası adalet arasındaki denge, kovuşturmanın nakli mekanizmasıyla yönetilir. Uluslararası bir mahkeme yargılama önceliğine dayanarak kovuşturmanın naklini istediğinde, ulusal makamlar dosyayı devretmekle yükümlüdür. Bu durum, yerleşik içtihatlarda "rakip yetkiler" (concurrent jurisdictions) arasında uluslararası olanın baskınlığı olarak nitelendirilir.

Suç Duyurusu (Communications) ve Savcılık Değerlendirme Süreci

Roma Statüsü uyarınca bireyler, UCM Savcılığı'na doğrudan suç duyurusunda bulunabilirler. Bu bildirimler Statü m. 15 kapsamında "bilgi" (information) mahiyetindedir. Savcı, kendisine ulaşan bu bildirimleri inceleyerek bir soruşturma açılması için "makul bir temel" olup olmadığını takdir eder. Bu süreç, ulusal hukuk sistemindeki şikâyet veya ihbar mekanizmasından farklı olarak, savcıya soruşturma açmama konusunda geniş bir filtreleme imkânı tanır.

UCM suç duyurusu belgelerinin hukuki hazırlık aşaması.

Savcı, bir suç duyurusunu değerlendirirken fiilin vahametini ve mahkemenin kaynaklarını gözetir. AİHM’in Jorgic/Almanya kararında belirtildiği üzere, uluslararası ceza mahkemelerinin ve milli mahkemelerin aynı anda yetkili olabildiği durumlarda, davanın hangi forumda görüleceği "etkililik" ve "adaletin tecellisi" ilkelerine göre belirlenir.

Değerlendirme Kriteri UCM Savcılığı Yaklaşımı Ulusal Cumhuriyet Savcılığı (CMK)
Soruşturma Eşiği Makul temel (Siyasi ve stratejik mülahazalar dahil) Basit şüphe / Başlangıç şüphesi (Mecburilik ilkesi)
Kabul Edilebilirlik Tamamlayıcılık ve ağırlık testi Yetki ve görev kuralları
Delil Toplama Devletlerle işbirliği ve sınırlı saha yetkisi Adli kolluk marifetiyle doğrudan yetki
Dava Açma Kararı Ön Yargılama Dairesi onayı şart İddianame düzenleme yetkisi (Resen)

Yeterli Şüphe Eşiği ve Mahkûmiyet Olasılığı Değerlendirmesi

UCM Savcılığı, soruşturma evresinden kovuşturma evresine geçişte "yeterli şüphe" (sufficient grounds) kriterini uygular. Bu eşik, CMK m. 170/2’de düzenlenen "toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması" kavramı ile paraleldir. Ancak uluslararası yargılamaların karmaşıklığı nedeniyle, savcılık sadece delil varlığına değil, bu delillerin mahkemede kabul edilebilirliğine ve mahkûmiyete götürme gücüne odaklanır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 2024/6112 Esas sayılı kararında vurgulandığı üzere, soruşturma aşamasındaki delil değerlendirmesi ile kovuşturma aşamasındaki değerlendirme farklıdır. Soruşturma aşamasında "yeterli şüphe" aranırken, kovuşturmada "mahkûmiyete yeter tam vicdani kanaat" aranır. UCM Savcısı, bu iki aşama arasındaki boşluğu "mahkûmiyet olasılığı" analizi ile doldurur.

"Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler... Soruşturma aşamasında Cumhuriyet savcısının delil değerlendirmesiyle, kovuşturma aşamasında hâkimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir."

Kaynak: Yargıtay 2. Ceza Dairesi - Esas No: 2024/6112 - Karar No: 2024/17595

Belgeyi Gör: 2. Ceza Dairesi 2024/6112 E. , 2024/17595 K.

Eksik Soruşturma ve Maddi Gerçeğin Araştırılması Yükümlülüğü

Gerek ulusal gerekse uluslararası savcılık makamları, şüphelinin hem lehine hem de aleyhine olan delilleri toplamakla yükümlüdür. Maddi gerçeğe ulaşma amacı, savunma haklarının korunmasını da içerir. Uygulamada, UCM Savcılığı’nın saha araştırması yapamadığı durumlarda, devletlerin sağladığı delillerle yetinmesi "eksik soruşturma" riskini doğurabilir. Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, somut olaydaki hukuki durumun tayini için gerekli tüm dosyaların celp edilmemesi veya yüzleştirme gibi işlemlerin yapılmaması bozma nedenidir.

Evrensel Yargı Yetkisi ve Milli Mahkemelerin Uluslararası Suçlardaki Konumu

Uluslararası ceza hukukunda bazı suçlar, fiilin nerede işlendiğine ve failin tabiiyetine bakılmaksızın tüm devletlerin yargılama yetkisine sahip olduğu jus cogens normları oluşturur. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar bu kapsamadadır. Türk Ceza Kanunu (TCK) m. 13, bu suçlar için "evrensel yargı yetkisini" kabul etmiş; ancak yargılamanın yapılmasını Adalet Bakanı'nın talebine bağlamıştır.

AİHM’in Jorgic/Almanya kararında teyit edildiği üzere, Soykırım Sözleşmesi, suçun işlendiği yer mahkemesi veya bir uluslararası ceza mahkemesi dışında, üçüncü devletlerin de (evrensel yargı yetkisiyle) yargılama yapmasını engellemez. Alman mahkemelerinin Bosna'da işlenen suçlar için kendisini yetkili görmesi, bu evrensel koruma ihtiyacının bir sonucudur.

"Alman mahkemelerinin başvurucuya karşı yöneltilen soykırım suçlaması konusunda kendilerini yetkili görmeleri ve Soykırım Üzerine Sözleşme’ye getirdikleri yorum, AİHS’ye üye birçok devletin yasa ve içtihatları ve TPIY’nin statüsü ve içtihatları tarafından çok geniş bir şekilde doğrulanmıştır."

Kaynak: AİHM - Jorgic/Almanya - Dosya No: 74613/01

Belgeyi Gör: AİHM - Jorgic/Almanya - 74613/01, Dosya No : 74613/01, Tarih : 2007-07-12

Evrensel Yargı Yetkisinin Sınırları: Aut Dedere Aut Judicare

Devletler, uluslararası suçları işleyenleri ya iade etmek (aut dedere) ya da bizzat yargılamak (aut judicare) yükümlülüğü altındadır. Hollanda Yüksek Mahkemesi'nin de kabul ettiği üzere, İşkenceye Karşı Sözleşme gibi metinler devletlere bu mutlak yükümlülüğü yükler. UCM’ye taraf olmayan devletler bile, bu teamül hukuku kuralı gereği uluslararası suçlarla mücadele etmek zorundadır.

Eski Yugoslavya Örneği ve Uluslararası Mahkemelerin Ulusal Yargıya Önceliği

Uluslararası ceza adaletinde "öncelik" (primacy) ve "tamamlayıcılık" (complementarity) iki farklı modeldir. Eski Yugoslavya (YUCM) ve Ruanda (RUCM) mahkemeleri, ulusal mahkemelere göre "öncelik" hakkına sahipti. Yani ulusal mahkeme yargılamaya başlasa bile, uluslararası mahkeme dosyayı her an devralabiliyordu. 4706 sayılı Kanun m. 4, bu durumu Türk hukukuna adapte etmiştir.

UCM modelinde ise tam tersine "tamamlayıcılık" esastır. Ulusal mahkemeler birinci derecede yetkilidir. UCM ancak ulusal sistem iflas ettiğinde devreye girer. Bu fark, devlet egemenliğine duyulan saygının bir yansımasıdır. Ancak YUCM gibi geçici mahkemelerle (ad hoc tribunals) yapılan işbirliği yasaları, Türkiye’nin uluslararası ceza hukukuna entegrasyonu bakımından önemli birer emsal teşkil eder.

Kovuşturmanın Naklinde Usulü İşlemler

Kovuşturmanın nakli sürecinde Cumhuriyet savcısı; kişinin kimliğini saptar, isnadın uluslararası mahkemenin yetkisine girip girmediğini tespit eder ve sanığın sorgusunu yaparak Sulh Ceza Hakimliğinden tutuklama talep edebilir. Bu süreçte adli yardım ve işbirliği talepleri Adalet Bakanlığı aracılığıyla yürütülür.

Türkiye’nin Uluslararası Ceza Hukuku Alanındaki İşbirliği Rejimi

Türkiye, Roma Statüsü’ne taraf olmamakla birlikte, uluslararası insancıl hukukun ağır ihlalleriyle mücadele kapsamında çeşitli ikili ve çok taraflı sözleşmelere taraftır. TCK m. 13 kapsamındaki suçlar (soykırım, insanlığa karşı suçlar, işkence) için yargılama yetkisi saklıdır. Ayrıca, 4706 sayılı Kanun gibi özel düzenlemeler, belirli kriz bölgeleri için kurulan uluslararası mahkemelerle tam işbirliğini öngörmüştür.

"Bu Kanun kapsamına giren suçlara ilişkin olarak Uluslararası Mahkemenin Statüsü uyarınca yapılacak işbirliği ve adlî yardım talepleri, bu Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uyarınca yetkili adlî makamlar tarafından incelenir ve gerekli karar alınır."

Kaynak: Eski Yugoslavya'da İşlenen Bazı Suçların Kovuşturulması Hakkında Kanun - Madde 6

[Belgeyi Gör: ESKİ YUGOSLAVYADA İŞLENEN BAZI SUÇLARIN KOVUŞTURULMASI HAKKINDA KANUN](#source-00f61b28-9800-7d97-9a96-26b9e21814ad "Kaynağı aç: ESKİ YUGOSLAVYADA İŞLENEN BAZI SUÇLARIN KOVUŞTURULMASI HAKKINDA KANUN")

Bilgi, Belge ve Delillerin Devri

İşbirliği rejiminin en kritik halkası, kamu kurumlarınca elde edilen delillerin uluslararası makamlara iletilmesidir. Bu süreçte gizlilik kuralları ve milli güvenlik çıkarları ile adaletin tecellisi arasındaki denge gözetilir. Türk adli makamları, uluslararası mahkemeden gelen tutuklama ve nakil taleplerini CMK hükümlerine göre yerine getirmekle yükümlüdür.

Devletlerin Soruşturma Yükümlülüğü ve AİHS m. 2 Usul Boyutu

Yaşam hakkını düzenleyen AİHS m. 2, devletlere sadece "öldürmeme" yükümlülüğü değil, aynı zamanda şüpheli ölümleri "etkin bir şekilde soruşturma" usuli yükümlülüğü yükler. AİHM'in Güzelyurtlu ve diğerleri / Kıbrıs ve Türkiye kararında vurguladığı üzere, suçun işlendiği yer veya failin bulunduğu yer makamları arasında "yargı yetkisi bağlantısı" (jurisdictional link) kurulduğunda, soruşturma yükümlülüğü doğar.

Bu yükümlülük, uluslararası suçlar söz konusu olduğunda daha da pekişir. Devletin soruşturma açmaması veya "incelemeye yer olmadığı" gibi kararlarla süreci kapatması, AİHS m. 2'nin usul yönünden ihlali anlamına gelebilir. CMK m. 159 uyarınca şüpheli ölümlerin derhal bildirilmesi ve savcının izni olmadan gömülme işleminin yapılamaması, bu uluslararası standardın iç hukuktaki yansımasıdır.

Etkili Araştırma Faaliyetinin Parametreleri

Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, etkili bir araştırma faaliyeti; makul bir hızda yürütülmeli, bağımsız olmalı, mağdurun sürece katılımını sağlamalı ve sorumluların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu parametrelerin eksikliği, uluslararası ceza hukukunda devletin "isteksiz" veya "yetersiz" kabul edilmesine giden yolu açabilir.

Soykırım Suçunun Tanımı ve Geniş Yorumlanması: Jorgic/Almanya Perspektifi

Soykırım suçu, Roma Statüsü m. 6 ve TCK m. 76'da benzer şekilde tanımlanmıştır: Bir ulusal, etnik, dini veya ırksal grubun tamamını veya bir kısmını yok etme kastı. Ancak "yok etme" kavramının sadece biyolojik/fiziksel imha mı olduğu, yoksa toplumsal bir ünite olarak varlığı sona erdirmeyi (kültürel/sosyal kırım) de kapsayıp kapsamadığı tartışmalıdır.

AİHM, Jorgic/Almanya davasında, Alman mahkemelerinin soykırım suçunu "toplumsal bir ünite olarak grubun yok edilmesini" de içerecek şekilde geniş yorumlamasını Sözleşme'ye aykırı bulmamıştır. Mahkeme, bu yorumun öngörülebilir olduğunu ve uluslararası hukukun evrimiyle uyumlu olduğunu belirtmiştir.

"Soykırım suçunun tanımıyla ilgili olarak ilk derece mahkemesi, Alman ceza kanununda kullanılan 'bir grubun yok edilmesi' tabirinin, ayrı toplumsal bir ünite olarak bir grubun yok edilmesini içerdiğine ve biyolojik ya da fiziksel anlamda bir imhanın olmasının şart olmadığına karar vermiştir."

Kaynak: AİHM - Jorgic/Almanya - Dosya No: 74613/01

Belgeyi Gör: AİHM - Jorgic/Almanya - 74613/01, Dosya No : 74613/01, Tarih : 2007-07-12

Öngörülebilirlik ve Yasallık İlkesi

Ceza yasalarının geriye yürümezliği (nullum crimen sine lege) ilkesi, uluslararası suçlar için de geçerlidir. Ancak Nürnberg prensipleri ve AİHS m. 7/2 uyarınca, işlendiği sırada uygar milletler tarafından kabul edilen genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan fiillerin cezalandırılması yasallık ilkesine aykırı görülmez. Bu durum, uluslararası ceza hukukunun dinamik yapısını korur.

UCM Savcılığının Delil Toplama Usulü ve Hukuka Aykırı Delil Yasakları

UCM Savcılığı delil toplarken Roma Statüsü m. 54 uyarınca hareket eder. Ancak toplanan delillerin ulusal mahkemelerde veya UCM nezdinde geçerli olabilmesi için "hukuka uygun yöntemlerle" elde edilmiş olması gerekir. Türk hukukunda CMK m. 217/2 uyarınca hukuka aykırı deliller hükme esas alınamaz.

Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin karşı oy gerekçesinde belirtildiği üzere, arama kararı olmaksızın yapılan işlemler veya suça teşvik (ajan provokatör kullanımı) yoluyla elde edilen deliller "yasak delil" niteliğindedir. UCM yargılamalarında da, işkence altında alınan ifadeler veya mülkiyet haklarının ağır ihlaliyle ele geçirilen belgeler, davanın kabul edilebilirliğini zedeleyebilir.

Tanıkları Muhafaza Altına Alma ve Güvenlik Tedbirleri

UCM, tanıkların katılımını sağlamak için onları nezarette tutma veya koruma altına alma yetkisine sahiptir. AİHM'in Djokaba Lambi Longa / Hollanda davasında belirttiği üzere, uluslararası bir ceza mahkemesinin tanıkları nezarette tutma yetkisi, onun yargılama faaliyetinin zorunlu bir sonucudur ve ev sahibi devletin bu tutukluluğun yasallığını denetleme yükümlülüğü sınırlıdır.

Kamu Görevlilerinin Soruşturulması ve Uluslararası Ceza Hukukundaki Bağışıklık Tartışmaları

Uluslararası ceza hukukunun en belirgin özelliklerinden biri, resmi sıfatın (cumhurbaşkanı, bakan vb.) sorumluluğu kaldırmamasıdır (Roma Statüsü m. 27). Ancak ulusal hukuk sistemlerinde kamu görevlileri için "soruşturma izni" mekanizması (4483 sayılı Kanun) mevcuttur.

UCM Savcısı, taraf bir devletin üst düzey yetkilisi hakkında soruşturma başlatırken ulusal bağışıklıkları tanımaz. Buna karşılık, Türk hukukunda Danıştay ve AYM içtihatları, memur soruşturmalarının izne tabi olmasının etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal etmemesi gerektiğini, idari mercilerin "şikayetin işleme konulmaması" kararlarının yargısal denetime tabi olması gerektiğini vurgular.

"4483 sayılı Kanun uyarınca... ciddi bulgu ve belgelere dayanan, kişi ve somut olay belirtilen şikayet hakkında soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesi yönünde bir karar tesis etmesi gerekmektedir... Cumhuriyet savcılarının soruşturma izni isteme taleplerini sonuçsuz bırakacak şekilde 'şikayetin işleme konulmaması' kararı verilmesi durumunda izin vermeye yetkili merciin cezai sorumluluğu söz konusu olacaktır."

Kaynak: Danıştay 1. Daire - Esas No: 2006/244 - Karar No: 2006/454

Belgeyi Gör: 1. Daire 2006/244 E. , 2006/454 K.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Kararlarının İnfazı ve Devletlerin Egemenlik Hakları

UCM tarafından verilen mahkûmiyet kararları, Statüye taraf olan ve infazı kabul eden devletlerde yerine getirilir. 4706 sayılı Kanun m. 11 uyarınca, uluslararası bir mahkemenin hükmünün Türkiye'de infazı istenirse, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından karar verilir. İnfaz süreci, devletin egemenlik yetkisinin uluslararası adaletle işbirliği içinde kullanılmasıdır.

İnfazda Mahsup ve Yeniden Yargılama Yasağı

Aynı suçtan dolayı hem ulusal hem de uluslararası mahkemede yargılama yapılması "ne bis in idem" (aynı suçtan iki kez yargılanmama) ilkesi gereği kısıtlanmıştır. Eğer kişi uluslararası mahkemede yargılanmışsa, Türkiye'de aynı fiilden dolayı tekrar yargılanamaz. Ulusal mahkemede verilen ceza, uluslararası mahkemenin hükmünden mahsup edilir.

Sıkça Sorulan Sorular

1. Roma Statüsü’ne taraf olmayan bir devletin vatandaşı UCM’de yargılanabilir mi? Evet, eğer suç taraf bir devletin topraklarında işlenmişse (territorial jurisdiction) veya BM Güvenlik Konseyi durumu UCM’ye sevk etmişse, failin devletinin taraf olup olmaması yargı yetkisini engellemez. Statü m. 12(2)(a) bu durumu açıkça düzenlemiştir.

2. UCM Savcısı soruşturma başlatmak için her zaman devletlerin rızasını mı almalıdır? Hayır. Savcı, proprio motu yetkisi kapsamında, devletlerin rızası olmasa dahi Ön Yargılama Dairesi'nin onayıyla resen soruşturma başlatabilir. Ancak devletlerin işbirliği yapmaması delil toplama ve tutuklama aşamalarında pratik zorluklar yaratır.

3. "Adalet Menfaati" (Interests of Justice) nedeniyle soruşturma açılmaması ne anlama gelir? Roma Statüsü m. 53(1)(c) uyarınca Savcı, tüm yasal şartlar oluşsa bile, suçun ağırlığı ve mağdurların çıkarlarını gözeterek soruşturma açmanın "adaletin hizmetine olmayacağı" kanaatine varırsa soruşturma açmayabilir. Ancak bu karar Ön Yargılama Dairesi tarafından denetlenebilir.

4. Uluslararası bir suçtan dolayı Türkiye'de verilen beraat kararı UCM yargılamasını engeller mi? Kural olarak evet (tamamlayıcılık ilkesi gereği). Ancak UCM, ulusal yargılamanın sadece şüpheliyi cezai sorumluluktan kurtarmak amacıyla yapıldığına veya bağımsız yürütülmediğine ("isteksizlik" kriteri) karar verirse, beraat kararına rağmen yargılama yetkisini kullanabilir.

Editörün Notu: Uygulama Pratiği Üzerine

Uluslararası ceza hukuku pratiğinde en büyük engel "yargı yetkisi" değil, "icra kabiliyeti"dir. UCM'nin kendi kolluk gücü bulunmadığından, şüphelilerin yakalanması ve delillerin muhafazası tamamen devletlerin işbirliğine (cooperation) bağlıdır. Profesyonel hukukçuların, müvekkillerinin uluslararası suç isnatlarıyla karşılaştığı durumlarda, ulusal mahkemelerin "etkin soruşturma" yürüttüğünü ispatlayarak UCM'nin yargı yetkisini "kabul edilemezlik" temelinde bertaraf etmeleri stratejik bir önem taşır.

Kaynakça

  • Anayasa Mahkemesi Kararı, E. 2018/91, K. 2020/10.
  • AİHM - Armani Da Silva / Birleşik Krallık, Dosya No: 5878/08, Tarih: 2016-03-30.
  • AİHM - Jorgic/Almanya, Dosya No: 74613/01, Tarih: 2007-07-12.
  • AİHM - Djokaba Lambi Longa - Hollanda (karar), Dosya No: 33917/12, Tarih: 2012-10-09.
  • AİHM - Güzelyurtlu ve diğerleri / Kıbrıs ve Türkiye, Dosya No: 36925/07, Tarih: 2019-01-29.
  • Danıştay 1. Daire, Esas No: 2006/244, Karar No: 2006/454.
  • Eski Yugoslavya'da İşlenen Bazı Suçların Kovuşturulması Hakkında Kanun (4706 Sayılı Kanun).
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi, Esas No: 2024/6112, Karar No: 2024/17595.
  • Yargıtay 2. Ceza Dairesi, Esas No: 2024/1030, Karar No: 2024/13109.
  • Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Esas No: 2019/386, Karar No: 2020/427.

Yasal Uyarı: Bu metin uluslararası ceza hukuku alanındaki güncel içtihat ve mevzuat verileri ışığında hazırlanan bir hukuk bültenidir. Genel bilgilendirme niteliğinde olup, somut uyuşmazlıklara doğrudan uygulanabilir bir hukuki mütalaa veya profesyonel danışmanlık teşkil etmez. Her uyuşmazlık kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir.

Ana Kategori Rehberi

Bu konunun genel çerçevesi için Ceza Hukuku Genel Rehberi sayfasına bakabilirsiniz.

Bu makaleyi paylaş: