ictihat
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI E. 2024/143, K. 2024/137
# Norm Kararı
```html
“TBK. m. 347 düzenlemesine bakıldığında düzenlemeyle konut ve
çatılı işyeri kira sözleşmelerinin bildirim yoluyla sona erdirilmesinin
düzenlendiği görülmektedir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinin bildirim
yoluyla sona erdirilmesinin m. 347/2’de, belirli süreli kira sözleşmelerinin
bildirim yoluyla sona erdirilmesi hususu ise m. 347/1’de düzenlenmiştir.
T.C. Anayasa’sı m. 5 düzenlemesi ile devlet, kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamakla yükümlü
kılınmıştır. Anayasa m. 48/1 düzenlemesiyle de herkesin “sözleşme hürriyeti”ne
sahip olduğu öngörülmüştür. Anayasa m. 48/2 düzenlemesiyle de devlete, özel
teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini,
güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alma görevi
verilmiştir. Bu nedenle kanun koyucu tarafından sosyal amaçlar gözetilerek
güçsüz kesimler lehine pozitif ayrımcılık öngören hükümlerin getirilmesi
suretiyle sözleşme hürriyetinin kısıtlanması mümkündür. Pozitif ayrımcılık,
tarafların sahip olduğu maddi imkan ve kabiliyet eşit olmadığı için, zayıf
tarafın, karşı tarafla eşit bir şekilde mücadele ederek kendini korumak
amacıyla kendi hukukunu oluşturma hak ve imkanına sahip olmayan (kadın, çocuk,
işçi ve kiracı gibi) güçsüz kesimleri korumak amacıyla geliştirilmiştir.
Böylece sosyal ihtiyaçların karşılanarak, eşitlik sağlanmaya, kamu düzeni
korunmaya, hakkın suiistimali önlenmeye ve en nihayetinde adalet sağlanmaya
çalışılmaktadır. (bkz. Prof. Dr. Adnan Güriz (2009) Hukuk Başlangıcı,
Ankara:Siyasal Kitapevi, 12. baskı s.20-25) Ancak pozitif ayrımcılık öngören düzenlemelerin
Anayasada öngörülmüş olan haklara ölçüsüz bir şekilde müdahaleye niteliğinde
olmaması gerekmektedir.
Aslında Anayasa m. 48 düzenlemesiyle güvence altına alınmış olan
“sözleşme hürriyeti” Türk Borçlar Kanununa bakımından da temel ilkelerdedir. Bu
hak, yasaklayıcı bir hüküm olmadığı sürece, kişinin akit yapma, yapmama, akdin
içeriğini belirleme ve yaptığı akdi sona erdirme hakkını kapsayan bir haktır.
(Prof. DR. Hatemi/Gökyayla (2011) Borçlar Hukuk Genel Bölüm, İstanbul:Vedat
Kitapçılık, s. 26) Bu amaçla TBK’da sözleşmelerin kurulmasına, içeriğine, ifa
edilmesine ve sona ermesine yönelik bir çok hükme yer verilmiştir. Bu
hükümlerin bir kısmı nitelik olarak emredici olduğu halde bir kısmı
düzenleyicidir. Emredici hükümler sözleşmenin zayıf tarafını korumayı amaçlayan
hükümlerdir. (Prof Dr. Fikret Eren (2014) Borçlar Hukuku Özel hükümler, Ankara:
Yetkin yayınları, s.6-10) Ancak emredici hükümlerin de normlara hiyerarşisi
kapsamında anayasal düzenlemelere uygun olması gerekmektedir.
Genel olarak kiracı, kiraya verene göre daha güçsüzdür. Bu
nedenle TBK’nun kira akdine ilişkin bazı düzenlemeleriyle kiracının korunması
amaçlanmaktadır. TBK tasarısı m.347 Adalet Komisyonunda görüşülürken kiracının
zayıf konumu Adalet Komisyonu Raporunda; “Kiracıların yasayla korunması, sosyal
devlet ilkesinin zorunlu bir gereğidir. Bu gereklilik, kiracıların malike
nazaran zayıf konumda olmaları gerçekliğine dayalıdır. Ne var ki kira
sözleşmesi, zayıf konumda olmayan kiracıların da kurabilecekleri ve kimi zaman
ticari alanla ilgili akitlerdir. Esnaf olmayanların (gerçek kişi tacirlerin) ve
tüzelkişi tacirlerin kurduğu işyeri kiralarında durum böyledir. Ayrıca
şirketlerin, kamu dâhil diğer tüzel kişilerin kendi özel hukukları dışında
genel hükümlerle korunma ihtiyaçları yoktur. Önerge, belirtilen somut ihtiyacı,
gerçekliğe uygun şekilde düzenleme amacı taşımaktadır.” şeklinde dile
getirilmiştir. Bu ifadeden kanun koyucunun kira ilişkisinde kiracıyı, kural
olarak kiraya verene karşı zayıf kabul ettiği ve bu nedenle kiracıyı korumak
istediği açıktır. Ancak bundan kiracının her zaman zayıf olduğu sonucu
çıkarılamaz. Bu bakış açısıyla m.347 düzenlemesine bakıldığında emredici bir
şekilde kiracının belli bir süre için koruma altına alındığı görülmektedir.
TBK. m. 347/2 düzenlemesiyle belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde, kiracının her zaman, kiraya verenin ise kiranın başlangıcından
on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere göre fesih bildiriminde bulunmak
suretiyle kira sözleşmesini sona erdirebileceği öngörülmüştür. Bu durumda
belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya veren, başlangıç tarihi üzerinden
10 yıllık süre geçtikten sonra 11. yıl içinde genel hükümlere göre fesih
bildiriminde bulunmak suretiyle kira sözleşmesini sona erdirme hakkına sahip
olmaktadır.
TBK m. 347/1 düzenlemesiyle belirli süreli kira sözleşmelerinde
ise kiracının, belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az on beş
gün önce bildirimde bulunmak suretiyle kira sözleşmesini ona erdirebileceği
aksi halde sözleşmenin aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılacağı
öngörülmüştür. Kiraya verenin ise sözleşme süresinin bitimine dayanarak
sözleşmeyi sona erdiremeyeceği ve ancak on yıllık uzama süresi sonunda kiraya
verenin, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce
bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son
erdirebileceği öngörülmüştür. Bu durumda belirli süreli kira sözleşmelerinde
kiraya veren, belirli süre ve 10 yıllık uzama süresi dolduktan sonra genel
hükümlere göre fesih bildiriminde bulunmak suretiyle kira sözleşmesini sona
erdirme hakkına sahip olmaktadır.
TBK m. 347 hükmü bir bütün olarak ele alındığında belirsiz
süreli kira sözleşmelerinde, kiracının, en fazla 10 yıl süre ile koruma altına
alındığı, belirli süreli kira sözleşmelerinde ise kiracının, belirli süre + 10
yıl süre ile koruma altına alınmış olduğu görülmektedir. Başka bir deyişle
belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiralayanın fesih bildirimi yolu ile kira
sözleşmesini sona erdirme hakkı 10 yıl süre ile askıya alındığı halde, belirli
süreli kira sözleşmelerinde, kiralayanın fesih bildirimi yolu ile kira
sözleşmesini sona erdirme hakkının belirli süre + 10 yıl uzama süresi olmak
üzere daha uzun bir süre için askıya alınmış olunmaktadır. Belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde kiralayan, 10 yılı takip eden yıl içinde kira sözleşmesini
devam eden dönem için yenilenmeyeceğini bildirmek suretiyle kira sözleşmesini
sona erdirme hakkına sahip olduğu halde; belirli süreli kira sözleşmelerinde
belirli süre ve 10 yıllık uzama süresini takip eden yıl içinde bu hakka sahip
olmaktadır. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiraya veren 10 yıl dolduktan
sonra, 11. Yıl içinde, fesih bildiriminde bulunmak suretiyle, kira akdini sona
erdirme hakkına sahip olduğu halde, belirli süreli kira sözleşmelerinde,
belirlenmiş sürenin 3 yıl olduğunu var saydığımızda, kiraya veren, kira
sözleşmesini 3+10=13. yılı takip eden 14. yılda, belirlenmiş sürenin 10 yıl
olduğunu var saydığımızda, kiraya veren, kira sözleşmesini 10+10=20. yılı takip
eden 21. yılda, belirlenmiş sürenin 15 yıl olduğunu var saydığımızda, kiraya
veren, kira sözleşmesini 15+10=25. yılı takip eden 26. yılda bu hakka sahip
olmaktadır.
Dolayısıyla kiracı, belirli süreli kira sözleşmelerinde,
belirsiz süreli kira sözleşmelerine göre daha uzun bir süre koruma altına
alınmış olunmaktadır. Oysa belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiracı daha
zayıftır. Zayıf olduğu için de kira sözleşmesinde süreye ilişkin bir şart
koyabilmiş değildir. Buna karşılık belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracı
süre şartını sözleşmeye ekletecek kadar güçlüdür. En azından belirsiz süreli
kira sözleşmelerine göre kira sözleşmesine süre şartını ekletecek kadar daha
güçlüdür. Dolayısıyla belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracının süre
yönünden kendi hukukunu yaratacak kadar güçlü olduğu söylenebilir. Bu nedenle
belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracı, belirsiz süreli kira sözleşmesinde olduğu
gibi süre yönünden bütünüyle korumasız değildir. Aksine belirli süreli kira
sözleşmelerinde öngörülmüş olan süre kadar güçlüdür. Kanun koyucunun kiracıya
sağlayacağı pozitif destek ve koruma kiracının zayıflığıyla doğru orantılı
olduğuna göre, kanun koyucunun belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracıya
sağlayacağı korumanın daha fazla olması gerekir. Bu nedenle belirli süreli kira
sözleşmelerinde kiracıya sağlanacak desteğin de en fazla belirsiz süreli kira
sözleşmelerinde kiracıya sağlanan destek kadar olması gerekir. Aksi halde güçlü
kiracı, zayıf kiracıya göre daha fazla korunmuş olur ki bu durum desteğin
zayıflıkla doğru orantılı olması ilkesine aykırı olacağı gibi kiracılar
arasında eşitsizlik yaratılması anlamına da gelecektir. Bu nedenle belirsiz
süreli kira sözleşmelerinde kiraya verenin sözleşmeyi fesih ihbarla sona
erdirme hakkı 10 yıl süreyle askıya alındığına göre doğal olarak belirli süreli
sözleşmelerinde de kiraya verinin sözleşmeyi fesih ihbarla sona erdirme
hakkının (kiraya verenin kendi rızasıyla daha uzun süreli bir sözleşme yapma
hakkı saklı kalmak kaydıyla) en fazla 10 yıl süreyle askıya alınabilmesi
gerekir. Ki bu süre 10 yıldır. Ancak 10 yıllık sürenin bir kısmı kiracının
kendisi tarafından sözleşmeye hüküm konmak suretiyle sağlanabildiğine göre
kanun koyucuya düşen görev bu süreyi on yıla tamamlamaktır. Eğer kiracı zaten
10 yıl süreli bir sözleşme yapabilmiş ise bu durumda kiracının kanun koyucunun
himayesine ihtiyacı olmayacaktır. Bu mantık gereği kanun koyucunun belirli
süreli kira sözleşmelerinde süre yönünden emredici hükümler vazederek kiracıyı
koruyabileceği maksimum süre belirsiz süreli kira sözleşmesi için öngörülen
süre kadar olmak zorundadır sonucu çıkmaktadır. Bu anlayış doğrultusunda olması
gereken hukuk bakımından belirli süreli kira sözleşmelerinde kiracıya
sağlanması gereken koruma süresinin (Belirli süre + x =10 yıl) şeklindeki
formüle edilmesi gerekmektedir. Böyle olması gerektiği halde, emredici
nitelikteki m. 347/2 düzenlemesiyle belirsiz süreli kira sözleşmelerinde kiraya
verinin fesih bildiriminde bulunmak suretiyle kira sözleşmesini sona erdirme
hakkı 10 yıl askıya alınmış olduğu halde, belirli süreli kira sözleşmelerinde
kiraya verinin fesih bildiriminde bulunmak suretiyle kira sözleşmesini sona
erdirme hakkı belirli süre + 10 yıl olmak üzere daha uzun bir süre için askıya
alınmıştır. Bu nedenle m. 347/1 düzenlemesiyle, Anayasa m. 10’da öngörülmüş
olan eşitlik ilkesine aykırı bir şekilde, belirli süreli kira sözleşmeleri ile
belirsiz süreli kira sözleşmeleri arasında eşitsizlik yaratılmış olunmaktadır.
Yukarıda izah edildiği üzere TBK m. 347/1-c.3’te yer alan
“Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her
uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi
bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.” şeklindeki düzenleme gereği
belirli süreli kira özleşmelerinde sözleşme, belirli süreye 10 yıl eklendikten
sonra sona erdirilebilinmektedir. Ancak belirli süre uzun ise bu şekilde
uygulama yapılması Anayasanın 35. maddesinde öngörülmüş olan "mülkiyet
hakkı"na ve 48. maddesinde öngörülmüş olan "sözleşme hürriyeti
hakkı"na ölçüsüz müdahaleye dönüşebilmektedir. Belirli sürenin 3 yıl
olduğunu var saydığımızda, kiraya veren, kira sözleşmesini 3+10=13. yılı takip
eden 14. yılda, belirli sürenin 10 yıl olduğunu var saydığımızda, kiraya veren,
kira sözleşmesini 10+10=20. yılı takip eden 21. yılda, belirli sürenin 15 yıl
olduğunu var saydığımızda, kiraya veren, kira sözleşmesini 15+10=25. yılı takip
eden 26. Yılda sona erdirme hakına sahip olmaktadır. Davamıza konu somut olayda
taraflar arasında 10 yıllık kira sözleşmesi akdetmiş olduğundan belirli süre
03.03.2024 tarihinde sona ermektedir. Ancak TBK. m. 347/1 gereği kiraya
veren,10 yıllık uzama süresi dolduktan sonra yani 03.03.2034 tarihinden sonraki
yıl içinde genel hükümlere göre bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi sona
erdirme hakkına sahip olacaktır. Dolayısıyla kira sözleşmesini 2034-2035 kira
dönemi içinde fesih ihbarla sona erdirme hakkına sahip olacaktır. Bu nedenle m.
347/1'de yer alan "“Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu
süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde
bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.”
şeklindeki düzenleme Anayasanın 35. maddesinde öngörülmüş olan "mülkiyet
hakkı"na ve m. 48'de öngörülmüş olan "sözleşme hürriyeti
hakkı"na m. 13 kapsamında ölçüsüz bir şekilde müdahale eden bir düzenleme
niteliğinde olmaktadır.
Esasen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun Tasarısının 347. maddesi
Adalet Komisyonunda görüşülürken tasarıdaki uzama süresi 15 yıl olarak
öngörülmüştür. Ancak madde komisyonda görüşülürken tasarıdaki 15 yıllık süre
“Tasarının 346. madde metninde yer alan “onbeş yıllık” ve “onbeş yıl” ibareleri
maddede geçen sürelerin, mülkiyet hakkının ölçüsüz şekilde sınırlandırmayacağı
temelinde makul bir seviyeye indirilmesi amacıyla “on yıllık” ve “on yıl”
şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 347. madde olarak kabul
edilmiştir.” şeklindeki gerekçe ile süre 10 yıla düşürülmüştür. Dolayısıyla
kanun koyucu tarafından kiracının korunması korunması gereken makul süre 10
yıllık belirlenmiştir. Aslında Adalet Komisyonu'nda dile getirilen düşünceler
ve varılan sonuç mahkememizce varılan sonucu doğrular niteliktedir. Ancak m.
347 fıkra 1 cümle 3 düzenlemesinin lafzından çıkan mana kanun koyucununu bu
takdirini de aşar niteliktedir. Bu mana belirli süreli kira sözleşmelerinde
kiraya verinin fesih ihbar hakkını 10 yıldan daha uzun bir süre için askıya alınmasına
neden olmaktadır.
Tüm bu sebeplerden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m 347, fıkra
1, cümle 3’te yer alan “Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu
süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde
bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son
verebilir.” şeklindeki düzenleme, Anayasanın 10. maddesinde öngörülen kanun
önünde "eşitlik" ilkesine aykırı olmak dışında Anayasa’nın 35.
maddesinde öngörülen “mülkiyet hakkına” ve 48. maddesinde öngörülen “sözleşme
hürriyetine” Anayasanın 13. maddesinde ifadesini bulan ölçüsüz şekilde müdahale
niteliğinde olduğundan düzenlemeni itiraz yoluyla iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurmak gerekmiştir.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : Gerekçesi açıklandığı üzere;
1-İşbu davada uygulanacak olan 4/2/2011 tarih ve 27836 sayılı
Resmi Gazetede yayınlanan 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m
347, fıkra 1, cümle 3’te yer alan “Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya
veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce
bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son
verebilir.” şeklindeki düzenlemenin Anayasanın 10. maddesinde öngörülen kanun
önünde "eşitlik" ilkesine aykırı olması dışında Anayasa’nın 35.
maddesinde öngörülen “mülkiyet hakkına” ve 48. maddesinde öngörülen “sözleşme
hürriyetine” Anayasanın 13. maddesinde ifadesini bulan ölçüsüz şekilde müdahale
niteliğinde olduğundan kanun hükmünün itiraz yolu ile iptali için Anayasa
Mahkemesine başvuru yapılmasına,
2-Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar iş bu
davadaki yargılamanın geri bırakılmasına,
3-Anayasaya aykırılığın giderilmesi için işbu dosya içinde yer
alan evrakların onaylı örneklerinin dizi pusulasına bağlanarak başvuru kararı ekinde
Anayasa Mahkemesine gönderilmesine,
Davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı karar verilmiştir.”
ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Esas Sayısı : 2024/143
Karar Sayısı : 2024/137
Karar Tarihi : 23/7/2024
R.G. Tarih - Sayı : Tebliğ
edildi.
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Kandıra Sulh Hukuk Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 11/1/2011
tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 347. maddesinin birinci
fıkrasının üçüncü cümlesinin Anayasa’nın 10., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırılığı
ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY: Kiralananın
tahliyesine ilişkin davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 347. maddesi
şöyledir:
“1. Genel olarak
MADDE 347- Konut
ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli süreli sözleşmelerin süresinin
bitiminden en az onbeş gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı
koşullarla bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin
bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi
sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç
ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin
sözleşmeye son verebilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman,
kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten sonra, genel hükümlere
göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.
Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği
durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca yapılan
ilk inceleme toplantısında başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hilal YAZICI
tarafından hazırlanan ilk inceleme raporu ve itiraz konusu kanun hükmü okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
2. Anayasa’nın “Anayasaya aykırılığın diğer
mahkemelerde ileri sürülmesi” başlıklı 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “Anayasa
Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği red kararının Resmî Gazetede
yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı
iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz.” denilmiştir. 30/3/2011 tarihli ve
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un “Başvuruya engel durumlar” başlığını taşıyan 41. maddesinin (1)
numaralı fıkrasında da “Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret
kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun
hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.” hükmüne
yer verilmiştir.
3. 6098 sayılı Kanun’un 347. maddesinin birinci
fıkrasının itiraz konusu üçüncü cümlesi, başka bir itiraz başvurusunun konusu
olarak esastan incelenmiş ve anılan cümleye yönelik iptal talebi Anayasa
Mahkemesinin 7/9/2016 tarihli ve E.2015/102, K.2016/151 sayılı kararıyla
reddedilmiştir. Söz konusu karar 18/10/2016 tarihli ve 29861 sayılı Resmî Gazete’de
yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince işin esasına girilerek reddedilen itiraz
konusu kural hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın
Resmî Gazete’de yayımlandığı 18/10/2016 tarihinden başlayarak geçmesi gereken
on yıllık süre henüz dolmamıştır.
4. Açıklanan nedenle başvurunun Anayasa’nın 152.
maddesinin dördüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı
fıkrası gereğince reddi gerekir.
III. HÜKÜM
11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun
347. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesine yönelik itiraz başvurusunun
Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE 23/7/2024 tarihinde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
Basri BAĞCI
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
Üye
Ömer ÇINAR
```