ictihat

2. Ceza Dairesi 2022/7366 E. , 2022/19277 K.

# 2. Ceza Dairesi 2022/7366 E. , 2022/19277 K. 2. Ceza Dairesi 2022/7366 E. , 2022/19277 K. "İçtihat Metni" Mala zarar verme suçundan sanıklar ..., ... ve ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 151/1 ve 62/1. maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezaları ile cezalandırılmalarına dair ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/02/2010 tarihli ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı kararının, sanık ... yönünden Yargıtay 22. Ceza Dairesinin 18/11/2015 tarihli ve 2015/6282 esas, 2015/7333 karar sayılı ilamı ile onanarak, diğer sanıklar yönünden ise temyiz edilmeden kesinleşmesini müteakip, Oltu Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosunun 02/12/2016 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinde yapılan değişiklik doğrultusunda uyarlama yapılması talebi üzerine, Mahkemelerinin 11/02/2010 tarihli kararının mala zarar verme suçu ile ilgili hükümlerinin infazlarının durdurulmasına, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine ilişkin ... (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/01/2017 tarihli ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı ek kararını takiben, taraflar arasında uzlaşma sağlandığından bahisle sanıklar haklarındaki mala zarar verme suçu yönünden kamu davasının düşürülmesine dair ... (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/06/2017 tarihli ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı kararı aleyhine kanun yararına bozma talebinde bulunulması üzerine Dairemizce yapılan inceleme sonunda; 11/04/2022 tarihli ve 2022/1208 Esas - 2022/7058 Karar sayılı ilam ile “19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesine eklenen 4. fıkra gereğince “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” Bu nedenle 19.12.2006 tarihinden itibaren hırsızlık suçu ile birlikte işlenen mala zarar verme suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden, inceleme konusu olayda 27.03.2007 olan suç tarihi itibariyle mala zarar verme suçunun uzlaşmaya tabi olmadığı gözetilmeyerek, infaz aşamasında uyarlama yapılması talebi üzerine yeniden ele alınan dosyada “taraflar arasında uzlaşma sağlanması nedeniyle” şeklindeki gerekçeyle hükümlüler ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmasına ve açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (...-Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22.06.2017 tarihli ve 2007/335 E., 2010/86 K. sayılı ek kararın, belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA,” şeklinde verilen karara karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/09/2022 tarihli ve 2021/146494 sayılı ve “Yüksek Daire ile Başsavcılığımız arasında itirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık, uyarlama yargılaması sonucu verilen hükümlerin kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı, bu hükümlerin kanun yararına bozulması halinde “aleyhe sonuç doğurmamak üzere” karar verilip verilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 27.12.2005 tarihli ve 162-173 sayılı kararında belirtildiği üzere, sonradan yürürlüğe giren kanunun, suçun unsurlarını değiştirmesi, suça etkili hâlleri yeniden düzenlemesi, ceza miktarlarını öncekinden farklı alt ve üst sınırlar arasında belirlemesi gibi durumlarda, kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bakımından doğuracağı sonucun bir mahkeme kararı ile saptanması gerekir. Bu durumda “mahkûmiyet hükmünde değişiklik yargılaması” veya kısaca “uyarlama yargılaması” denilebilecek bir yargılama faaliyetine ihtiyaç vardır. Her yargılama faaliyeti gibi bu da bir davanın varlığını gerektirir. Bu yargılama gerçekleştirilirken, herhangi bir inceleme ve araştırma yapılması, kanıt toplanması veya takdir hakkının öncekinden farklı biçimde ve kanunda öngörülen alt sınırın üzerinde ceza tayin edilerek kullanılması söz konusu ise ya da cezanın kişiselleştirilmesine ilişkin bir hükmün uygulanması olanağı sonraki kanun ile doğmuşsa, kanun koyucunun “derhal uygulanabilirlik” kavramıyla amaçladığının dışında kalan bu gibi hâllerde yargılamanın duruşmalı yapılması zorunludur. Bunun dışındaki hâllerde ise evrak üzerinde inceleme yapılarak karar vermek olanaklı hâle gelebilecektir. Ancak duruşma açılarak yargılama yapılsa da, bu yargılama, sonraki kanunun lehe hükümlerinin saptanması ve uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ile sınırlı ve kendine özgü talî bir yargılama olup uyarlama yargılamasında önceki karar dışına çıkılamayacak, kesinleşen karardaki suça konu sabit eyleme uygulanma olanağı bulunan yeni kanundaki hükümler bütünüyle tatbik olunduktan sonra yeni kanunun lehe sonuç doğurduğunun saptanması hâlinde, hükümlünün bu sonuçtan faydalanması için infaza konu olabilecek nitelikte bir hüküm kurulmasıyla yetinilecektir. Uyarlama yargılaması, ister 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine, isterse 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesine göre yapılsın, yargılama sonucunda verilen karar esas itibarıyla infazı ilgilendiren ve etkileyen bir karar niteliğindedir. Uyarlama yargılamasının 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi uyarınca yapıldığı hâllerde verilen karar aynı Kanun'un 101. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna; 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre yapıldığı hâllerde ise, bu Kanun'da açık bir hüküm bulunmaması nedeniyle genel hükümler uygulanmak suretiyle temyiz yasa yoluna tabi olacaktır. 5252 sayılı Kanun'un 9. maddesinin uygulandığı hâllerde hükmün temyiz yasa yoluna tabi olması, verilen kararın infaza ilişkin bir karar olma niteliğini değiştirmeyecektir. Bu belirlemeler ışığında, infaza ilişkin olan bu kararın kazanılmış hak kavramına konu olup olamayacağı sorununa gelince; 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “aleyhe değiştirmeme yasağı” 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin son fıkrasında; “Hüküm yalnız hükümlü tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291. maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” biçiminde düzenlenmiş, ceza usul hukukumuzda kazanılmış hakkı düzenleyen başka bir hükme yer verilmemiştir. Görüldüğü üzere, anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi “hükümlüler” yönünden kabul edilmiştir. hükümlü, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle uyarlama yargılamasında kazanılmış hak sadece kesinleşen ceza miktarıyla sınırlı olup hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler karşısında mümkün görünmemektedir. Nitekim, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 23.09.2003 tarihli, 160-216 sayılı ve 08.10.2002 tarihli, 179-354 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere yerleşmiş uygulamada, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Ceza Genel Kurulunun 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararında; istinaf ve temyiz kanun yolları bakımından pozitif hukukumuzda yer alan “cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin, ceza muhakemesinin mutlak ve vazgeçilemez değerleri arasında yer alan ve evrensel hukukun benimsediği bir ilke olmadığı, kanunun düzenleniş biçimi ve amacı itibarıyla, ceza yargılamasında verilen kararlara karşı kesin hükme kadar masumiyet karinesinden yararlanma hakkı bulunan sanığın temyiz kanun yoluna başvurudan çekinmemesini temine yönelik bir prensip olduğu açıklanmıştır. Kanundaki açık düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; yaptırımı ve sonuçlarını aleyhe değiştirme yasağının kapsamı yalnızca ceza miktarı ile sınırlı olup, sanık veya onun lehine ilgililer tarafından temyiz davası açıldığında, lehe bozma üzerine yeniden kurulan hükümle belirlenen ceza ve sonuç, önceki hükümle belirlenen ceza ve sonuçtan daha ağır olamayacaktır. Belirtildiği üzere aleyhe değiştirme yasağı münhasıran “cezalar” ile ilgili ve sınırlı olup, fiilin nitelendirilmesinde ve suç adının belirlenmesinde geçerli değildir. Cezalar 5237 sayılı TCK'nun 45. maddesinde; hapis ve adli para cezaları olarak sayıldığından, cezalar arasında sayılmayan güvenlik tedbirleri ile diğer müesseselerin bu yasak kapsamda değerlendirilemeyeceği Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegelmiştir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulunca; 14.01.2014 gün ve 13-5 sayılı kararda; aleyhe değiştirme yasağının 5237 sayılı TCK’nun 191. maddesinde öngörülen tedavi ve denetimli serbestliktedbirini kapsamadığı, 18.06.2013 gün ve 1432-323 sayılı kararda; mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına hükmolunurken tekerrüre esas alınan ilamın kararda gösterilmesinin zorunlu olmadığı, ancak adli sicil kaydında tekerrüre esas hükümlülüğü bulunan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünde cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre infazına karar verilmemiş olması halinde, aleyhe yönelen temyizin bulunmaması durumunda hükmün tekerrür hükümlerinin uygulanmaması isabetsizliğinden bozulamayacağı, 20.12.2011 gün ve 219-280 sayılı kararda; bir güvenlik tedbiri olan “zoralımla” ilgili olarak, “ceza” ile sınırlı tutulan aleyhe değiştirmeme yasağının uygulanamayacağı, 05.07.2011 gün 119-162 sayılı kararda; 5237 sayılı TCK'nun 55. maddesinde düzenlenen "kazanç müsaderesine" yer verilmemesinin hüküm yalnızca sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş olsa dahi “aleyhe değiştirmeme yasağına” konu olamayacağı, 11.05.2010 gün ve 87-112 sayılı kararda; ertelemenin kanuni sonucu olmasından ötürü zorunlu olarak hükmedilmesi gereken “denetim süresi”ne ilişkin hataların 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca infaz aşamasında düzeltilmesi mümkün olduğundan, bu hususun “aleyhe değiştirme yasağına” konu olmayacağı, 10.03.2009 gün ve 241-57 sayılı kararda; 5271 sayılı CMK'nun 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesine ilişkin olarak belirlenen “denetim süresi” cezaya ilişkin olmadığından kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı, 12.12.2006 gün ve 301-296 sayılı kararda; 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin güvenlik tedbirleri arasında sayılması nedeniyle bu konudaki hataların kazanılmış hakka konu teşkil etmeyeceği, 20.06.2006 gün ve 124-165 sayılı kararda; “lehe temyiz davasında cezanın aleyhe değiştirilmemesi” ilkesinin uyarlama yargılamasında verilen kararlar bakımından geçerli olmadığı, 20.01.2004 gün ve 278-1 sayılı kararda ise; hükümde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında buna ilişkin verilen kararlar kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulduğu, bu kapsamda cezaların toplanmasına ilişkin kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı, Sonuçlarına ulaşılmıştır. Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarında, hükümlerde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında bu konuda verilen kararlar, kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulmuştur. Bu husus 23.09.2003 gün ve 160-216 ve 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararlarda vurgulandığı gibi; 24.4.1950 gün ve 324-124 sayılı kararda; “Ceza Muhakemeleri Usulü Yasamızın 403. maddesine göre verilen içtima kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı”, 21.3.1977 gün ve 103-126 sayılı kararda; “infaza ilişkin bulunan hususların kazanılmış hakka konu olamayacağı” belirtilmekte, 28.3.1988 gün ve 40-137 sayılı kararda da: “Yerel Mahkemenin 11.6.1980 gün ve 9-103 sayılı kararında, iki ayrı adam öldürme suçuna ilişkin olarak sanığa verilen cezalardan Türk Ceza Kanununun 59. maddesi ile indirim yapılmış ve re’sen temyiz incelemesine tabi olan bu hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir. Sanığa bu eylemlerinden dolayı tayin olunan müebbet ağır hapis cezaları Türk Ceza Kanununun “Birinci Kitap”ının “Suç ve Cezaların İçtimaı” başlıklı “Yedinci Bap”ında yer alan 70. maddesiyle içtima ettirilmesi sonucu sanığa “idam” cezası verilmişse de; infaza ilişkin olması nedeniyle, bu maddenin uygulanması suretiyle verilen kararlar, CMUK’nun 326/son maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Başka bir deyişle, kazanılmış hakka (aleyhe bozma yasağı) konu olamaz.” denilmektedir. Görüldüğü gibi yerleşmiş yargısal kararlarda, infaza ilişkin verilen kararların, “aleyhe sonucu değiştirmeme” ya da “kazanılmış hak” ilkesine konu olamayacağı kabul edilmektedir. Öte yandan aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesinin yer aldığı yasal düzenleme incelenirse; Aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi, CYUY.nın 326. maddesinin 4. fıkrasında, “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 291’inci maddede gösterilen kimseler tarafından temyiz edilmişse yeniden verilen hüküm, evvelki hükümle tâyin edilmiş olan cezadan daha ağır olamaz” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan maddede aleyhe sonucu değiştirmeme ilkesi görüldüğü üzere “sanıklar” yönünden kabul edilmiştir. Sanık ise, hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan kişidir. Halbuki uyarlama yargılaması, hakkında kesinleşmiş ve infaz yeteneği bulunan bir hüküm verilmiş kişiler için söz konusudur. Bu nedenle hükümlüler hakkında aleyhe sonucu değiştirmeme ya da uygulamadaki adıyla kazanılmış hak ilkesinin uygulanması yasal düzenlemeler yönünden de söz konusu olamaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2006 gün ve 2006/10-124-165, 04/072006 gün ve 2006/10-128-177 sayılı kararlarında, kesin hükümde değişiklik yargılaması (uyarlama yargılaması) sonucu verilen hükümler ile tayin olunan cezaların kazanılmış hak oluşturmayacağı, bu hükümler yönünden cezanın aleyhe değiştirme ilkesinin uygulanamayacağı kabul edilmiştir. ...Kesin hükümde değişiklik yargılaması sonucu verilen yeni hükümler, infaz aşamasında ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle "aleyhe sonuç doğurmama ilkesi" bu hükümler yönünden geçerli değildir. Bu itibarla, uyarlama kararlarına karşı hükümlü aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulması halinde verilen kanun yararına bozma kararı hükümlüler açısından aleyhe sonuç doğurur. Bu durumda, ilgili dairece hükmün kanun yararına bozulmasına karar verilmesi ile yetinilmesi, bozma sonrasında ilk kesinleşmiş hükümdeki cezayı aşmamak koşuluyla daha ağır cezanın hükmü veren ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilmesi gerekmektedir. Bozma sonrası Yargıtay ilgili dairesinin işin esasına hükmetme hak ve yetkisinin kaldırılması veya daha hafif bir ceza verilmesi ile sınırlı olmasından dolayı, Yargıtay özel dairesinin daha ağır bir cezayı hükmetme yetkisi bulunmamaktadır. Bu durumda, ilgili dairece hükmün bozulmasına karar verilmesi ile yetinilmesi, bozma sonrasında daha ağır bir cezanın hükmü veren ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda verilmesi gerekmektedir. Uygulama da bu doğrultudadır. (Ceza Yargılaması Hukukunda Kanun Yararına Bozma, A. Aydın Kuyucu, Sayfa 103) Somut olay değerlendirildiğinde, sanıklar ..., ... ve ... hakkında ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 11/02/2010 gün ve 2007/335 esas, 2010/86 sayılı kararıyla TCK nın 151/1, 62. maddeleri uyarınca verilen 3 ay 10 gün hapis cezası kesinleştikten sonra, 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle yapılan değişiklikle ilgili kesinleşen hükmün infazı durdurulup dosya uzlaştırma bürosuna gönderilmiş, uzlaşma sağlandığından bahisle de ... 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/06/2017 tarihli kararıyla mala zarar verme suçu yönünden kamu davasının düşürülmesine karar verilmiş, “uzlaştırma kapsamına girmeyen nitelikli hırsızlık suçuyla birlikte işlenmiş mala zarar verme suçu için uzlaştırma hükümlerinin uygulanamayacağı nazara alınmadan talebin reddine karar verilmesi gerekirken mala zarar verme suçu yönünden yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmediği” gerekçesiyle kanun yararına bozma yoluna başvurulmuş, Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 11/04/2022 gün ve 2022/1208 esas, 2022/7058 karar sayılı ilamıyla, ... (Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/06/2017 gün ve 2007/335 esas, 2020/86 karar sayılı ek kararının CMK nın 309. Maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere bozulmasına karar verilmiş ise de, Kanun yararına bozma istemine konu karar, gerçekleşen yasa değişikliği nedeniyle kesin hükümde değişiklik oluşturan yeni hüküm, bir başka deyişle uyarlama sonucu verilen "düşme" kararıdır. İnfaz aşamasında verilen bu hüküm yönünden “aleyhe sonuç doğurmama ilkesi”nin geçerli olamayacağı gözetilmeden, Özel Dairece, hükmün "aleyhe sonuç doğurmamak üzere" yasa yararına bozulmasına karar verilmesinin isabetli olmadığı değerlendirilerek, 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesi uyarınca olağanüstü itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.” şeklindeki gerekçeyle İTİRAZ KANUN yoluna başvurulması üzerine, dosya Dairemize gönderilmekle, 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin, 6352 sayılı Kanun’un 99. maddesi ile eklenen 3. fıkrası uyarınca yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20/06/2006 gün ve 2006/10-124 Esas-2006/165 Karar, 30/01/2007 gün ve 2006/4-348 Esas - 2007/16 Karar, 25/12/2007 gün ve 2007/3-272 Esas - 2007/279 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, mahkumiyet hükmünde değişiklik yargılaması sonucunda verilen yeni hükümlerin, infaz aşamasında verilen ve infaza ilişkin hükümlerden olması nedeniyle, “aleyhe sonuç doğurmama ilkesi” bu hükümler bakımından geçerli olamayacağından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/09/2022 tarihli ve KD - 2021/146494 sayılı itirazının KABULÜNE, Dairemizin 11/04/2022 tarihli ve 2022/1208 Esas - 2022/7058 Karar sayılı ilamıyla hükümlüler ..., ... ve ... hakkında “taraflar arasında uzlaşma sağlanması nedeniyle” şeklindeki gerekçeyle mala zarar verme suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmasına ve açılan kamu davasının düşürülmesine dair (...-Kapatılan-) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22/06/2017 tarihli ve 2007/335 E., 2010/86 K. sayılı ek kararın belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere BOZULMASINA ilişkin kararın KALDIRILMASINA karar verilerek yapılan incelemede; Dosya incelenerek gereği düşünüldü: 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 6. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesine eklenen 4. fıkra gereğince “Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlali veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.” Bu nedenle 19.12.2006 tarihinden itibaren hırsızlık suçu ile birlikte işlenen mala zarar verme suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğinden, inceleme konusu olayda 27.03.2007 olan suç tarihi itibariyle mala zarar verme suçunun uzlaşmaya tabi olmadığı gözetilmeyerek, infaz aşamasında uyarlama yapılması talebi üzerine yeniden ele alınan dosyada “taraflar arasında uzlaşma sağlanması nedeniyle” şeklindeki gerekçeyle hükümlüler ..., ... ve ... hakkında mala zarar verme suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin ortadan kaldırılmasına ve açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi nedeniyle kanun yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, (...-Kapatılan) 8. Asliye Ceza Mahkemesinden verilip kesinleşen 22.06.2017 tarihli ve 2007/335 E., 2010/86 K. sayılı ek kararın, belirtilen nedenle 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca yasa yararına BOZULMASINA, sonraki işlemlerin yerel mahkemece yerine getirilmesine, 21/11/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.